77732-cats.jpg

CIA’in çekilmesi sahaya nasıl yansır?

ABD Başkanı Donald Trump’ın fişini çektiği CIA’in gizli programı Suriyeli muhalifleri tatmin etmese de savaşın işleyiş biçimini belirliyordu. Karar, Türkiye’nin hesaplarını da etkileyecek.

28 Temmuz 2017 Cuma
ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriyeli muhaliflerin eğitilip donatılmasına yönelik gizli CIA programını bitirme kararı Türkiye bağlantılı kuzey cephesi için sonun başlangıcı senaryolarına yol açıyor.
 
Türkiye'nin Suriye'deki kontrol alanını İdlib'e kadar genişletme planlarının bu karardan etkilenmesi de muhtemel.
 
Rakka operasyonunda Pentagon'un ortağı Kürtler bir kenara Amerikan yönetimi bir süredir güney cephesine ağırlık verse de CIA'in müttefik ülkelerin istihbarat servisleriyle birlikte Türkiye'den yürüttüğü operasyonlar belli açılardan önemliydi. Yetersiz kaldığı ya da cihatçı gruplara yaradığı eleştirilerine rağmen bu program sayesinde CIA hem ‘seçilmiş' muhaliflerin eğitilip donatılmasında hem de Körfez'in parasıyla temin edilen silah ve lojistik desteğin temininde söz sahibiydi.
 
Washington Post'a göre Trump, programı bitirme kararını Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Pulin'le 7 Temmuz'da Hamburg'da buluşmadan önce, CIA Başkanı Mike Pompeo ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Başkanı H.R. McMaster ile yaptığı değerlendirmenin ardından verdi.
 
ABD ve Rusya arasında Suriye'nin güneyinde çatışmasızlık bölgesi oluşturmaya yönelik müzakerelere son noktanın konulduğu Hamburg zirvesinin ardından ateşkes yürürlüğe girmişti. Güney cephesindeki bu gelişme, Pentagon ve CIA'in Esad yönetimini hedef alan Ürdün merkezli planlardan geri adım attığına işaretti.
 
Amman'daki operasyon odasının ikizleri sayılan Antakya Operasyon Odası ya da Gaziantep Operasyon Odası ise 2015'te İdlib'i ele geçiren Fetih Ordusu'nun kurulması ve Türkiye'nin Fırat Kalkanı Harekatı'ndan sonra gündemdeki yerini kaybetse de kuzeydeki birçok gelişme bu odalarla bağlantılıydı.
 
Suriye'deki operasyonlar üzerinde CIA'e koordinasyon, yönlendirme ve denetleme imkânı veren bu odalar, Türkiye'de daha çok “Müşterek Operasyon Merkezi” (MOM) olarak anılıyor.
 
Türkiye'deki operasyon odalarının fonksiyonları dikkate alındığında CIA'in gizli programının sonlandırılması kuzey cephesini yeni bir sürece sokacaktır. Birkaç ihtimal üzerinde durulabilir:
 
Evvela İdlib'in önemli bir bölümünü elinde tutan El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir El Şam'ın karşısında tutunmaya çalışan selefi İslamcı, İslamcı ve ılımlı grupların pozisyonu zayıflayabilir.
 
El Kaide çizgisinin İdlib'de baskın çıkması üzerine Müşterek Operasyon Merkezi'ndeki Amerikan, Türk ve Suudi istihbarat yetkilileri sahaya çekidüzen vermek üzere birkaç girişimde bulunmuştu. Önce CIA eylül 2016'da, 2013'te TOW füzesi vermeye başladığı Kuzey Fırkası, Dağ Şahinleri Tugayı ve Fırka 13 adlı üç örgütü Özgür İdlib Ordusu çatısı altında birleştirdi. Ancak sahada İslamcı örgütlerin sözü geçtiğinden “ılımlı” diye nitelenen bu ordu bir anlam kazanamadı. Daha sonra gecen şubatta Amerikan, Suudi ve Türk istihbarat servisleri önde gelen gruplardan beşinin komutanını çağırıp cihatçılara karşı ortak bir cephe kuruluncaya dek Müşterek Operasyon Merkezi üzerinden verilen yardımın kesileceğini bildirdi. Bu yardım savaşçıların maaşları, hafif silahlar, mühimmat ve tanksavar füzelerini içeriyordu. Bu uyarı üzerine bir ay boyunca yürütülen müzakerelerin ardından 17 örgüt, Kuzey Cephesi Operasyon Odası çatısı altında birleşti. Nisan başında ilan edilen bu merkezde El Cephe El Şamiyye, Feylak El Şam, Ceyş El Mücahidin, El Fevc El Evvel, Tecammu Festagim, Ceyş El İzze ve Ceyş El Nasır gibi örgütler yer aldı. Gelişme, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'ın 30 Mart'taki Ankara ziyaretinin ardından gerçekleşti.
 
Bu arada Türkiye paralel bir çabayla Fırat Kalkanı'nı İdlib'e taşımak için Ceyş El Vatani ya da Ceyş El Tahrir adıyla yeni bir ordu kurmak için Ankara'da örgüt liderleriyle toplantılar yaptı ama başaramadı. Kuzey cephesindeki bu devinim, “umutsuz vakıa” olarak kayda geçse de CIA'in gizli programının işlevi hakkında fikir veriyor. Yardımın kesilmesi bu grupları daha da anlamsız hala getirecektir.
 
Batı-Körfez destekli gruplara Rusya ve İran'ın Türkiye'yi yanlarına alarak yürüttüğü Astana sürecine katılmaları için yapılan baskı artabilir. Halihazırda Astana'nın böldüğü İdlib cephesinde Tahrir El Şam gücünü giderek pekiştiriyor. Son günlerde Heyet Tahrir El Şam, Ahrar El Şam ve müttefiklerine ağır darbeler vurdu. Heyet Tahrir El Şam, 19 Temmuz'da Salkin, Sarakib ve El Dana'yı; 20 Temmuz'da da Sahab, Barabo, Tel Havaş, El Hamirat, Tarmala ve El Toba'yı ele geçirdi. Örgüt halktan gelen tepkiler üzerine daha sonra Sarakip'ten çekildi.
 
Türkiye'nin kuzeyde aktif olan gruplara verdiği destek önemli ölçüde Körfez finansmanına bağlıydı. CIA'in çekilmesi bu finansman akışını etkileyebilir. ABD'nin yeni tutumundan bağımsız olarak Körfez ülkelerinin Katar'la yaşadığı krizin Suriye'nin kuzey cephesine yansımaları illaki olacaktır. Katar'a kalkan olmasından dolayı Ankara'ya kızgın olan Suudi Arabistan'ın Suriye'de Türkiye ile daha fazla iş birliği yapması da beklenmiyor. Özellikle 2015'te Halep ve İdlib'e yönelik “fetih hareketleri” Suudi Arabistan'ın bonkörce yardımları sayesinde mümkün olabilmişti.
 
Teröre destek olmakla suçlanan Katar'ın da etrafındaki cendere devam ederken Türkiye üzerinden Suriye'deki gruplara desteğini sürdürmesi kolay değil.
 
Trump'ın kararını eleştirenler CIA'in yokluğunda Türkiye ve Körfez ülkelerinin kontrolsüz şekilde radikal gruplara uçaksavar gibi gelişmiş silahlar gönderebileceğine dikkat çekiyor. Ancak CIA'in varlığı, uluslararası hukukta suç olan bu operasyonlara ortak olan ülkelere uluslararası alanda fiilen dokunulmazlık sağlıyordu. CIA'in çekilmesi bu operasyonları yürüten ülkeleri yarın başlarına ne geleceği konusunda iki kez düşünmek zorunda bırakacak.
 
CIA'in aradan çekilmesi İdlib cephesinde Türklerin operasyon planlamalarını da etkileyebilir. Türkiye burada Heyet Tahrir El Şam'a karşı Ahrar El Şam ve müttefiklerinin önünü açan bir ayarlamanın peşindeydi. Ankara'nın hesabı Azez-El Bab cebindeki Fırat Kalkanı güçlerini İdlib'e de taşımaktı. Fakat Astana görüşmelerine katılımın yarattığı çatlak, Türkiye'nin İdlib'teki grupları Fırat Kalkanı'na katma çabasıyla daha da derinleşti. Astana'ya gidenleri ya da Fırat Kalkanı'na katılanları devrime ihanet etmekle suçlayan Nusra Cephesi bu süreçten rahatsız olan grupları Heyet Tahrir El Şam etrafında toplamıştı. Ankara, Nusra'nın bölgedeki kontrolüne son verme konusunda Ahrar El Şam'a bel bağlarken son çatışmalar bu kanadın gücünün abartıldığını da ortaya koydu. İki kanat arasındaki çatışmalar sırasında yaşanan saf değiştirme olayları Ahrar El Şam'ın ideolojik üstünlüğünü kaybettiğini ve Heyet Tahrir El Şam'ın çekim merkezi olduğunu gösterdi. Ahrar El Şam son çatışmalarda çok sayıda yeri Heyet Tahrir El Şam'a kaptırınca Fırat Kalkanı'ndaki güçlerini İdlib'e yardıma çağırdı. Yaklaşık 150 kişi Bab El Havva kapısı üzerinden İdlip cephesine geçti. Bu gelişmeler vekiller üzerinden müdahale yerine Türkiye'yi doğrudan Tahrir El Şam'la savaşın içine çeken bir boyut arz ediyor.
 
 
Fehim Taştekin
Al-Monitor
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler