69703-page.jpg

Suriye’de savaş sona ererken sırada daha büyüğü mü var?

Suriye Savaşı'nda sona doğru ilerlenmekte olduğuna dair işaretler artar ve İran ve Hizbullah'ın da savaşın kazananlarından olacağı giderek daha belirgin hale gelirken, Batı medyasında İran ve Hizbullah karşıtı büyük bir kampanya hız kazanmış durumda. Savaşın sona doğru yaklaşmakta olduğunun işaretleri aynı zamanda, daha büyük bir savaşın başlayabileceğini de gösteriyor.

1 Eylül 2017 Cuma
Suriye Savaşı'nda askeri ve politik gelişmeler hızlanır, savaşın sonuna doğru gelindiğine dair birtakım işaretler kendini göstermeye başlarken en fazla dikkat çekmeye başlayan unsur, İsrail'in İran, Lübnan ve Suriye üzerinde diplomatik baskıyı ve sonu gelmez tehditlerini giderek artırmasıdır.
 
İsrail'in İran, Suriye ve Lübnan üzerinde diplomatik baskıyı arttırma hamlelerinden biri Başbakan Netanyahu'nun gerçekleştirdiği Rusya ziyaretiydi. Netanyahu Putin'le yaptığı görüşme sonrası yaptığı açıklamalarda, “Putin'e yeni bir savaşı önlemek için, İran güçlerinin ve Hizbullah'ın Suriye'den çıkmak zorunda olduğunu söyledim. Putin'e İran'ın kendini Suriye'ye yerleştirmekte olduğunu ve bu durumun bölgenin istikrarına yarar getirmeyeceğini net olarak anlattım ve bunun gelecekteki sonuçları hakkında onu uyardım” dedi. (Barak Ravid, Netanyahu: I Told Putin Iranian Forces Must Be Removed From Syria, Haaretz, August 23)
 
İran'ın, İran'dan Akdeniz'e uzanan bir teritoryal süreklilik kazanmakta olduğunu ve Suriye'yi “Lübnanlaştırma” yolunda girişimlerde bulunduğunu Putin'e anlattığını aktaran Netanyahu, bu gelişmelerin en fazla kendilerini tehdit ettiğini ileri sürdü. Netanyahu, İsrail istihbarat ve güvenlik yetkililerinden oluşan Mossad Başkanı yönetimindeki bir heyetin birkaç gün önce ABD'ye gittiğini ve ABD'li partnerleriyle Suriye ve Ortadoğu'daki gelişmeleri değerlendirdiğini, bu ziyaretin esas nedeninin son haftalarda Suriye'de yaşanan hızlı gelişmeler ve IŞİD'in hızla çökmeye başlaması olduğunu ifade etti.
 
 
“IŞİD'in yenilgisine ağlayan kişi”
 
“IŞİD'in belirli bir zaman periyodu içinde Suriye'deki tutamak noktalarını kaybedeceğini düşünmek durumu abartmak değildir” diyen Netanyahu, “Eğer İran Suriye'yi terk ederse, bu durum cari iç savaşı bitirmek ve yeni bir savaşı engellemek için daha yüksek olasılık yaratacak” sözleriyle barış için temel koşulunu bir kez daha ifade etti. Bu koşul yerine getirilmediği takdirde, “Kırmızı çizgilerimizin nerede aşıldığını görürsek orada eyleme geçeceğiz” diyen Netanyahu, bunu geçmişte yaptıklarında kimseye sormadıklarını ve kendilerinin bir şeyi söylediğinde mutlaka yaptığını uluslararası toplumun çok iyi bildiğini de sözlerine ekledi.
 
Netanyahu açıklamalarında askeri müdahale ve savaş tehditlerini çok yüksek sesle dile getiriyor,  konuşmasında tüm dünyaya meydan okuyordu. Netanyahu'nun bu tehditlerine yanıt Hizbullah önderi Nasrallah'tan geldi. Nasrallah açıklamasında, “IŞİD'in yenilgisine ağlayan kişi Siyonist rejim Başbakanı Netanyahu'dur. IŞİD'in; Suriye'de, Kalemun'da ve Irak'ta yenilgisine ağlayanlar Siyonistlerdir. El Curd Savaşı İsrail'in projesinin yok edildiği savaştır” diyordu.
 
Netanyahu'nun IŞİD'in çöküşü karşısında yaşadığı panik gerek konuşmalarından gerekse yoğunlaşan diplomatik hamlelerinden anlaşılıyor, yüksek sesli tehditlerin nedeni de aynı gelişmeler. Nasrallah bu büyük rahatsızlığın nedenini şu şekilde ortaya koyuyor: “IŞİD'in Musul, el Badiye, Deyrezzor, Halep ve Rakka'nın güneyinde kalıcı olarak yenilgiye uğratılması Suriye-Lübnan sınırındaki unsurlarını da etkileyerek hayal kırıklığına uğrattı.”
 
Nasrallah'ın sözünü ettiği hayal kırıklığını değerlendiren Lübnan Ordusu ve Hizbullah 19 Ağustos'ta Lübnan Suriye sınırında bulunan IŞİD militanlarına karşı büyük bir operasyon başlattı, Suriye Ordusu bu operasyona sınırın diğer tarafından katıldı. Operasyonlar çok hızlı gelişti ve IŞİD bir anlaşma yaparak bölgeyi boşaltmak için görüşme talep etti. Görüşmeler gerçekleşti ve ateşkes ilan edilip bir anlaşmaya ulaşıldı. Bu gelişmeleri değerlendiren Nasrallah, “28 Ağustos 2017 günü bölge ve Lübnan tarihinde zafer günü olarak yazılacaktır. Zira şu anda Lübnan topraklarında hiçbir IŞİD'li terörist bulunmamaktadır” dedi.
 
 
Suriye'nin egemenliğini kim zedeledi?
 
Suriye Savaşı büyük yalanların, manipülasyonların gerçeğin yerine geçtiği çok özel bir deneyim olarak tarihe geçecek gibi görünüyor. Böyle olmasa, mesela, Suriye'deki ateşe senelerdir sürekli benzin döken, IŞİD ve El Kaide'nin bölgedeki en önemli destekçilerinden biri olduğu onlarca kez kayıt altına alınmış Birleşik Arap Emirlikleri'nin Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah Bir Zayed El-Nahyan yaptığı açıklamada, Türkiye ve İran'ın Suriye'deki faaliyetlerinin Suriye'nin “egemenliğini zedelediğini” söyleyebilir mi?
 
Sanki yıllar boyu, ABD ve İsrail'in liderliğinde yürütülen Suriye'yi yok etme savaşında en büyük çabayı harcayanlar Türkiye ile kendileri değilmiş; Suriye'de bir “egemenlik zedelenmesinden” gerçekten kaygı duyuluyorsa, bu konuda ilk suçlanması gereken Golan Tepeleri'ni onlarca yıldır işgal altında tutan İsrail ve Suriye'yi parça parça işgal etmekte olan senelerdir uşaklığını yaptığı efendisi ABD değilmiş gibi…
 
Temel karakteristiği uşaklık ve güç gördüğünde dalkavukluk yapmak olanlardan böyle şeyler beklemek tabii ki onlardan çok şey istemektir, bu örnek sadece Suriye Savaşı tiyatrosunun nasıl bir manipülasyon ve yalan sanatı ürettiğini gözler önüne sermektedir. Milyarlarca doları, onbinlerce Cihatçı katili, onca silahı Suriye'ye “demokrasi için” gönderirken anımsanmayan “Suriye'nin egemenliği” şimdi işlerin tam da istendiği gibi gitmediğine dair işaretlerin ve cephe içi çatışmaların çoğalmaya başladığı bir dönemde hızla anımsanmaya başlıyor…
 
 
Netanyahu'yu çileden çıkaran tablo
 
Suriye Savaşı'nda ABD, İsrail ve Körfez Krallıkları cephesinin en militan isimlerinden Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı El Cubeyr'in Suriyeli “muhaliflerle” yaptığı bir toplantıda onlardan “yeni bir yaklaşım geliştirmelerini istediği” yönünde yakınlarda düşen bir haber bu cephedeki dağılmayı gözler önüne seren başka bir işaretti. Aynı günlerde Suriye karşıtı cephenin eski militanlarından Katar'ın Dışişleri Bakanlığı, geçen yıl geri çekilen Katar'ın Tahran büyükelçisinin, diplomatik ilişkileri yeniden güçlendirmek üzere Tahran'a geri gönderileceğini açıkladı. Cephenin şahinlerinden AKP Türkiyesi zaten epeydir Suriye'de diğer hedeflerinden büyük ölçüde vazgeçmek zorunda kalmış ve tek hedefe odaklanmış durumda: Kürtleri sınırlamak…
 
İşte Netanyahu'yu çileden çıkaran, tehditler savurmaya iten ortaya çıkan bu tablodur…
 
Netanyahu'nun Rusya ziyaretini ve bölgede oluşan tabloyu yorumlayan İsrail'in Haaretz gazetesinin deneyimli Ortadoğu editörü Zvi Barel, Netanyahu'nun Moskova'dan eli boş ya da boş vaatlerle dönmüş olma olasılığının yüksek olduğunu iddia ediyordu. Barel'e göre bunun nedeni, Rusya İran ilişkisinin doğasında yatıyordu. Barel, bizim ABD ile olan ilişkimiz bir efendi bağımlı ilişkisidir, onlarınki böyle değildir diyor; Putin'in Farsi rakibinden pek de hoşlandığını sanmadığını, onunla farklı hedeflere sahip olduğunu, İran'ın Suriye'deki varlığının düşük seviyeye inmesinden muhtemelen memnun olacağını, ama Rusya'nın bunu yapmaya muktedir olmadığını, onların bölgede bir aşk ilişkisiyle değil, ortak menfaatlare dayalı bir gündemle bir araya geldiğini vurguluyor. (An Iranian, Russian and Israeli Walk Into Syria, Aug 27)
 
 
Rusya ve İran'ın beklentileri
 
Rusya'nın temel hedefinin Suriye Savaşı'nı bir an önce bitirip diplomatik sürece geçmek, kendi kazanımlarını garantiye alıp askerlerini Suriye'den çekmek ve ülkenin yeniden inşasından güçlü bir pay almak olduğunu ifade eden Barel'e göre, bu hedeflere yaklaşılan bir dönemde Rusya'nın İran'dan asıl beklentisi Suriye üzerinde İsraille bir savaştan kaçınmasıdır.
 
Barel, İran'ın Suriye'de sağlam tutamak noktalarına sahip olduğunu, Amerika'da yaşayan İran rejimi muhaliflerinin İran'ın Suriye'ye 70.000 savaşçı gönderdiğini ileri sürdüğü bilgisini veriyor, Barel bu bilgileri verdikten sonra, ama diyor, İran'ın amacı Suriye'de elde ettiği tutamak noktalarını füzelerle doldurup buradan İsrail'i vurmak değildir. Barel'e göre, İran'ın amacı uluslararası toplum içinde daha yerleşik bir pozisyon edinmek, Nükleer Anlaşma'dan çekilmek gibi bir gündemi de yok, tersine ABD bu yönde zorlamada bulunsa dahi o bundan vazgeçmeyecek.
 
Barel, İran'ın bölgesel nüfuzunu arttırmasıyla, saldırgan bir politika izlemesi arasında doğrudan bir ilişki bulunmadığını ileri sürüyor ve Katar'la yaşadığı ilişkinin gelişiminde bu durumun çok açık bir biçimde gözler önüne serildiğini söylüyor. Barel'e göre, tüm gelişmeler İsrail'in bundan sonra Suriye'de bir ileri üssü olan İran'la birlikte yaşayacağını gösteriyor…
 
 
İran ve Hizbullah karşıtı kampanya
 
Analizlerinde, Ortadoğu meselelerine hakimiyeti ve İsrail devletinin sesi olmama yönündeki hassasiyetiyle dikkat çeken Barel son gelişmeleri bu şekilde kavrıyor… Barel böyle kavrıyor, ama Suriye Savaşı'nda sona doğru ilerlenmekte olduğuna dair işaretler artar ve İran ve Hizbullah'ın da savaşın kazananlarından olacağı giderek daha belirgin hale gelirken, kendi gazetesi Haaretz de içinde olmak üzere ana akım Batı medyasında İran ve Hizbullah karşıtı büyük bir kampanya hız kazanmış durumda.
 
Kampanyanın merkezi, Amerika'nın ağır topu New York Times. New York Times'ın Ortadoğu yorumcularından Ben Hubbard bu kampanyaya çok geniş, belki de kampanyanın “başyazısı” olan bir yazıyla katıldı. İran'ın İsrail'i vurmak için Suriye'ye yerleştirmiş olduğuna inanılan füzeleri ve Hizbullah'ın Güney Lübnan'da sivillerin yaşadıkları alanlara konuşlandırdığı füze rampalarını gündeme getiren Hubbard, yazısında, olası bir savaşta İsral'in kendi insanlarını korumak için bu hedefleri çok sert vurmak zorunda kalacağını, bunun çok ciddi sivil kaybına ve Lübnan'ın yıkımına neden olacağını “derin bir üzüntüyle” belirtiyor.
 
Hubbard, değişik ülkelerden yetkililerle aylar süren görüşmeler, birçok farklı cepheden savaşçılar, komutanlar ve Hizbullah mensuplarıyla, dokuz ayrı ülkeden uzmanlarla yaptığı söyleşilerden sonra hazırladığı bu yazıyla, gücünün ve erişiminin çok arttığının farkına fazla varılmayan Hizbullah'a ışık tutmak istediğini söylüyor.
 
Geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres'le görüşen İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman yapılan ortak basın toplantısında, Hizbullah'ın İsrail sınırına yakın bölgelerde sivil yerleşim birimlerine silahlar yerleştirdiğini, olası bir yeni çatışmada buraları çok büyük bir güçle vuracaklarını söyledi. Guterres'le bir araya gelen Başbakan Netanyahu da İran'ın Suriye ve Lübnan'da güdümlü füzeler üretmek amacıyla tesisler kurduğunu, bunu asla kabul etmeyeceklerini, gerektiğinde bunları yok edeceklerini dile getirdi.
 
İsrail yetkililerinin konuşma metinleri ile Hubbard'ın “büyük emek ürünü” yazısı neredeyse “aynı elden” çıkmıştı. Anlaşıldığı kadarıyla, ABD'yi ziyaret eden üst düzey İsrail heyeti son derece “verimli” toplantılar gerçekleştirmiş ve Batı kamuoyunu etkilemeyi hedefleyen bu kampanyanın startını vermişti.
 
 
Hizbullah'ın en büyük savaşı
 
Hubbard, bir Arap güç olarak Hizbullah'ın, bir Fars gücü olan İran'a Araplar içinde gücünü arttırma, Araplara nüfuz etme olanağı yarattığını vurguluyor. Hubbard'ın görüştüğü Suriyeli “muhalifler”, Hizbullah'ın mezhepçiliğini ve acımasızlığını anlata anlata bitiremiyorlar, bir de ciddi eleştirileri var, nasıl olur da diyorlar, kendini Müslüman olarak tanımlayan bir güç en büyük savaşını Müslümanlar'a karşı verir. En büyük savaştan kasıtları tabii Suriye Savaşı…
 
Hep söylüyoruz ya bu tiyatroda yalan ve manipülasyon esas, Hizbullah'ın en büyük savaşını İsrail'e karşı verdiği ve Suriye'de ABD, İsrail, Körfez Krallıkları, Türkiye ve diğer Batılı emperyalistlerin dostu ve paralı askeri “Müslümanlarla” savaştığı altı yılın sonunda artık tüm kanıtlarıyla ortada. Amerikan emperyalizminin liberal yüzünün ağır topu olduğunuzda işte böylesi “derin” fikirler içeren yazıları yayımlamanız ve gerçekliğin bütünüyle çarpıtılmış halini sergilemeniz gerekiyor. Hubbard'ın görüşlerine yer verdiği Birleşik Arap Emirlikleri bakanlarından Enver Gargas, “Eğer üzerine gitmez ve İran'ın projesinin olgunlaşmasına izin verirseniz, söyleyebilirim ki, bu ayak takımı militanlar ideolojik bir önderliğe sahip yetenekli bir orduya dönüşecekler” diyor.
 
Ben Hubbard yazısında, Batı basınında bir sakız gibi çiğnenen Hizbullah'ın askeri varlığının Lübnan halkını rahatsız ettiği yönündeki söylemi de tekrarlamaktan geri kalmıyor. “Pek çok Lübnanlı onun sahip olduğu silahlardan rahatsız” diyor. Oysa henüz birkaç paragraf önce, Hizbullah'ın Lübnan'daki ve bölgedeki itibarının esas olarak Günay Lübnan'daki İsrail işgaline yürüttüğü gerilla savaşıyla son vermesi ve daha sonra 2006'daki İsrail saldırısında yine direnişin merkez gücü olarak ortaya çıkması olduğunu yazan da aynı Hubbard. Ülkelerini İsrail işgalinden kurtaran silahlar Lübnanlıları neden rahatsız etsin? Hariri ailesine Suudi Arabistan'dan aktarılan dolarlardan beslenen belirli kesimler ve belirli İsrail işbirlikçileri tabii rahatsız oluyordur…
 
Hubbard'ın aktardığı bir başka konuşma, Lübnan Parlamentosu'nda yer alan bir Hristiyan Lübnanlı Alain Aoun'dan. Aoun, Hizbullah'ın müttefiği Lübnan Devlet Başkanı'nın partisinden. Konuşmasında, Hizbullah'ı değerli bir politik partner olarak gördüğünü; Lübnan'dan Hizbullah'ı sınırlamasını istemenin gerçekçi olmadığını, Hizbullah'ın onlarca yıldır ABD ve İsrail'e karşı İran ve Suriye desteğiyle yürüttüğü mücadele ile büyüdüğünü ifade ediyor. Otuz yıl boyunca uyguladıkları politikalarla Hizbullah'ın büyümesine neden olan bu ülkelerin şimdi “Hadi Lübnan, bu işi çöz” dediklerini söyleyen Aoun, “bu bizi aşar” diyor.
 
 
Bir savaşın sonundan bir başka savaşa doğru
 
Amerika'nın önde gelen Ortadoğu ve Suriye uzmanlarından David W. Lesch de Suriye'de savaşın sonuna doğru yaklaşıldığı kanısında. Lesch, savaş öncesi Beşar Esad'la yaptığı uzun söyleşilerle tanınan, Ortadoğu ve Suriye üzerine çok sayıda kitabı ve çalışması olan bir akademisyen. Lesch, savaşın sonuna doğru yaklaşıldığını, ancak mevcut durumun daha tehlikeli bir İsrail Suriye savaşı görünümünde bir İsrail İran savaşına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. (Iran Is Taking Over Syria. Can Anyone Stop It?, New York Times, Aug 29)
 
İsrail'in yıllardır Suriye'de en tehlikeli Cihatçı gruplara bile güçlü bir destek verdiğini, çünkü Suriye'yi ve dolayısıyla İran'ı ve Hizbullah'ı olabildiğince zayıflatmak istediğini, ancak bugün ortaya çıkan tablonun İsrail için tolere edilemez olduğunu ileri süren Lesch, İran-Suriye ilişkisinin eskiye dayandığını, ancak geçmişte bunun dengeli bir ilişki olduğunu, Suriye'nin bağımlı bir ülke olarak kabul edilemeyeceğini, ortak çıkarların oluşturduğu bölgesel bir müttefiklik anlamına geldiğini belirtiyor. Lesch'e göre, bu yıkıcı savaşla beraber artık durum değişiyor, özellikle ABD'nin Suriye'ye ilgisizliği ve Rusya'nın meseleye sadece güvenlik eksenli bakması savaş sonrası yeniden kuruluş için de Suriye'yi İran'a bağımlı kılacak. Lesch, ABD ve Rusya'ya hızla barış sürecini geliştirme ve ülkenin savaş sonrası yeniden kuruluşuna güçlü bir katılım sağlama çağrısı yapıyor. Çağrısını genişeten Lesch, İran'ın Suriye'deki rolünü ancak tüm ülkelerin bu sürece güçlü katılımının sınırlayabileceğini, bu gerçekleşmediği takdirde felaketler getirecek yeni bir savaşın kaçınılmaz olduğunu ve bu savaşın sadece Suriye'yle sınırlı kalmayacağını savunuyor.
 
 
Yeni bir savaş olasılığı
 
Lesch'in öngörüsü, yaşanan gelişmelere bakıldığında güçlü bir olasılığa işaret ediyor. İsrail, Suriye'yi, İran'ı, Hizbullah'ı zayıflatmak için yıllarca El Nusra'ya güçlü bir destek sunmaktan bile geri durmadı. Trump yönetimiyle gelen taze bir umutla oluşturmak için hızla hamleler yaptığı “Sünni İttifak” yolun başında kendi içinde çatladı, “Sünni İttifak”ın unsurları birbirine girdi. Buna karşılık, Suriye yönetimi durumunu büyük ölçüde toparladı, Hizbullah'ın etki alanı ve faaliyetleri Lübnan'dan Suriye'ye, Irak'a uzanan bir yayılım kazandı. Suriye yönetiminin durumu toparlamasında Rusya'nın sağladığı ateş gücü ve İran'ın her cephedeki desteği büyük bir rol oynadı.
 
Politik merkezi senelerce Şam'da bulunan, İran ve Suriye'nin güçlü bir destek sunduğu Hamas, Suriye Savaşı'yla beraber merkezini Doha'ya taşımıştı. Geçtiğimiz günlerde Reuters'e  konuşan Hamas'ın üst düzey askeri kanat yetkilileri İran'ın kendilerine sunduğu desteği hiç kesmediğini, ancak son zamanlarda daha güçlü bir ilişkinin tesis edilmeye başladığını söylediler. Bunun anlamı: işaretlerin herkes tarafından görülmekte olduğudur.
 
Savaşın sona doğru yaklaşmakta olduğunun işaretleri aynı zamanda, daha büyük bir savaşın başlayabileceğini de gösteriyor. ABD yönetiminin güçlü bir destek sunması durumunda, Suriye ve Lübnan'a yönelik ani bir yıkıcı İsrail saldırısıyla bu savaşın başlaması mümkündür. Bu tip bir saldırının “gerekçeleri” sözünü ettiğimiz kampanyayla oluşturulmaya çalışılmaktadır. Böylesi bir savaş çok geçmeden bölgesel bir savaşa dönüşecektir, çünkü Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan bu savaşta İsrail'in arkasında duran en önemli aktörler olacaktır.
 
 
Cenk Ağcabay
sendika.org
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler