kurt-halkinin-bagimsizlik-referandumu-ve-etkileri.jpg

Kürdistan’ın referandum çıkmazı: Tarihi fırsat mı, oyun mu?

Kürdistan Bölgesel Hükümeti Başkanı Mesud Barzani, Kürdistan'ı 25 Eylül'de bağımsızlık referandumuna götürme kararını aldığından beri Kürtler ‘Evet', ‘Hayır' ve ‘Boykot' üçgenine sıkıştı. ... "Bağımsızlık referandumuna gidiyoruz ama kimse mutlu değil. Çoğu karşı, bir kısmı kararsız. Halbuki hepimizin çıkıp eğlenmesi gerekiyor."

5 Eylül 2017 Salı
Erbil Uluslararası Havaalanı'na inince inceden inceye hissettiğiniz neft kokusudur. Boru hattının başındaki için lütuf, geri kalanı için kara bir kaderdir. Çoğuna göre petrol siyasal ve toplumsal düzenin damarlarındaki kirli kandır; yolsuzluğun, çürümenin, çarpıklığın başladığı yerdir. Bugünlerde Kürdistan bağımsızlık referandumunu tartışıyor. Petrol kenti Kerkük ve Musul'un tartışmalı bölgeleri birçok şeyin düğüm noktası. Kürdistan Bölgesel Hükümeti Başkanı Mesud Barzani, Kürdistan'ı 25 Eylül'de bağımsızlık referandumuna götürme kararını aldığından beri Kürtler ‘Evet', ‘Hayır' ve ‘Boykot' üçgenine sıkıştı. Normalde ömrü 11 ay süren İran sınırlarındaki Mahabad Cumhuriyeti'nden beri Kürtlerin bağımsızlık mücadelesi yarıda kesilmiş bir rüyadır. Bütün Kürtlerin bir festival havasında bunun için seferber olması beklenir. Ama bir tarafta zamansız bulanlar, bunu Barzani yönetiminin başarısızlıklarını örtme çabası olarak görenler, “Referandum, Kürdistan'ı ikinci Kıbrıs yapmak isteyen Türkiye'nin oyunudur” senaryosuna inananlar ya da “Gerekli hazırlıklar olmadan Kürdistan'ı referanduma götürerek bağımsızlık projesini başarısızlığa uğratmak isteyen bölgesel aktörlerin oyunudur” diyenler, hukuki, diplomatik, siyasal, ekonomik ve güvenlik altyapısının hazır olmadığına işaret edenler. Diğer tarafta ‘evet'i “Kürdîlik” ve “vatanseverlik”, ‘hayır'ı “Kürdistan rüyasına ihanet” çemberine alanlar. Karşıt görüşte olsalar bile hepsi özünde bağımsızlıktan yana. Tek bir kişi çıkmaz bağımsızlığı reddeden.
 
Gözleriniz referandum kampanyasına dair afiş benzeri şeyler arıyorsa nafile. Çünkü siyaset bireyleri muhatap almıyor. Parti liderleri, aşiret ağaları ve etkili aileler üzerinden yürütülen pazarlıklar belirleyici. Ayrıca genel anlamda itirazın bedeli bazen ağır olabiliyor: Dışlanmak, tehdit edilmek, işinden atılmak, sürülmek, hapsedilmek ya da öldürülmek. O yüzden “Devlet ama nasıl bir devlet?” sorusu Kürtler arasındaki sorgulamayı dışa vuran bir istifhamdır.
 
 
KYB iki arada bir derede
 
Kürdistan Demokratik Parti (KDP) dışındaki partilerin tutumu koşullara bağlı. En temel sorun kapalı tutulan parlamentoda yasal sürecin işletilmemesi. Kürdistan'da yıllardır KDP ile iktidarı ve kaynakları paylaşan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) açıkça Kürdistan'ın bağımsızlığına yönelik kritik bir adımın karşısında duran bir parti olarak tarihe geçmek istemiyor. Ama net bir tutum da deklare edemiyor. KYB içinden önemli bir ismin verdiği bilgilere göre içerideki bölünmüşlük şöyle:
 
Eski Irak Cumhurbaşkanı ‘Mam' Celal Talabani'nin eşi Hero İbrahim Ahmed, oğulları Kubat ve Bafil Talabani, Berham Salih, Mele Bahtiyar ve Kusret Rasul gibi isimler KYB'nin ‘koşullu evet' cephesini oluşturuyor. Şanaz İbrahim Ahmet, Refat İbrahim ve Lahur Şêx Cengî ise ‘hayır' cephesinde yer alıyor. Tabanda önemli bir kesim referandumun kötü sonuçları olacağından korkuyor ve ‘hayır' cephesi de parti içi rekabette bu kesime oynuyor. Ayrıca bu kesim esasen Goran'ın tabanını eski yuvaya çekmeyi umuyor.
 
KYB içindeki bu dağınıklık nedeniyle parti yönetimi net olarak ‘evet' ya da ‘hayır' çağrısı yapamıyor. Barzani, geçen ay Avrupa'ya gittiğinde KYB'nin referanduma karşı çıktığına dair haberler üzerine KYB'de etkili bir ismi arayarak “Hero İbrahim Ahmed bizimle mi değil mi, ona göre davranacağım” diye sordu. Bunun üzerine Hero İbrahim “Kak Mesud'la birlikteyim” yanıtını gönderdi.
 
KYB'nin bir kanadı öteden beri Kürdistan'la 400 kilometrelik sınırı olan İran faktörünü dikkate alıyor. Partiyi fiilen kontrol eden Hero İbrahim, İran'la geleneksel ilişkilerin sürmesinden yana. Oğullarından Kubat ABD'nin, Bafil İngilizlerin adamı olarak biliniyor. Gücünü kendi peşmergesinden alan ve Hero Ahmed'in parti içindeki rakibi olan Kusret Rasul de İran faktörünü dikkate alan biri. Hero İbrahim'in karşısında duran Berham Salih de sırtını ABD'ye yaslayanlardan. Kerkük Valisi Necmeddin Kerim ise KYB kökenli olsa da daha fazla Barzani ile birlikte iş tutuyor. Onun için de uygun düşen sıfat ‘Tam Amerikalıların adamı'. Kerim, KDP ile anlaşıp Kerkük petrolünü Ceyhan'a pompaladığı için Hero İbrahim ile kavgalı.
 
KDP'liler kritik bir dönemeçte KYB'yi muğlak davranmak ya da ikili oynamakla eleştiriyor. Ancak meclisi açıp referandum yasasını çıkarmak suretiyle şekil şartının yerine getirilmesi halinde KYB'nin ‘Evet' çağrısı yapabileceği konuşuluyor. Meclis başkanlığını elinde bulunduran Goran Hareketi ise meclis açıldığında ilk gündem maddesinin başkanlık meselesi yani Barzani'nin durumuyla ilgili düzenleme olmasında ısrar ediyor. Goran'a göre tasarı meclisten geçse bile yasalaşamaz. Çünkü tasarıyı onaylayacak olan kişi yani Barzani iki yıl önce görev süresi dolduğundan meşru başkan değil. O yüzden önce başkanlık krizinin aşılması gerekiyor. Barzani zaten kendi konumuna ilişkin tartışmayı bitirmek ve başkanın meclis tarafından seçilmesini öngören tasarıyı engellemek için meclisi kapatmış, meclis başkanını da Erbil'den sürmüştü.
 
 
 
Sürgündeki başkan: Ölüm tehditleri aldım
 
Meclis Başkanı Yusuf Muhammed Sadık
 
Geçen hafta gazeteci dostlarım Muhammed İzeldin ve Hemin Hoşnav'ın yardımlarını esirgemediği Kürdistan seyahatimde referandum tartışmalarını yakından dinleme fırsatı buldum.
 
Süleymaniye'den Erbil'e dönmeye kalkışınca KDP peşmergesi tarafından kontrol noktasından geri çevrilen Meclis Başkanı Yusuf Muhammed Sadık'ı Süleymaniye'de bir apartman dairesinde ziyaret ettim. 1978 doğumlu genç bir siyasetçi. Goran'ın adayı olarak meclis başkanı olmuştu. “Demokratik bir sistem yok. Mesud bey kanuna göre artık başkan değil ama görevini sürdürüyor. Kanunen meclis kapatılamaz ama kapalı. Meclis başkanı görevden alıkonulamaz ama başkente gidemiyor. Beni ‘Erbil'e gelirsen seni öldürürüz' diye tehdit ettiler. Düşünün Avrupa'da çok sayıda ülkenin parlamentosunu ziyaret ettim ama başkanı olduğum parlamentonun bulunduğu Erbil'e gidemiyorum. Bırakın meclis başkanını her hangi bir vatandaşın Erbil'e gitmesi engellenemez” diye dert yandı. Yusuf Muhammed Sadık'a göre referandum dahil vatanla ilgili düzenlemeler parlamentodan geçmeli. Bu yüzden referandumun yasal çerçevesi yok:
 
“Kürtler yüzyıllardır bu hayali için direniyor. Binlerce insan şehit düştü. Bağımsızlık referandumuna gidiyoruz ama kimse mutlu değil. Çoğu karşı, bir kısmı kararsız. Halbuki hepimizin çıkıp eğlenmesi gerekiyor. Millet güvenmiyor çünkü işin başındakiler samimi değil. Her şeyden önce bağımsızlık için iki temel önemlidir: İçeride hukuki, ekonomik ve siyasal hazırlıklar. Dışarıda da bölge ülkelerini ve küresel güçleri ikna çabası. İkisi de yok. Bağdat bize karşı. İki yol var: Ya Bağdat'la anlaşıp ayrılacağız ya da güçlü bir altyapı ile tek taraflı bağımsızlık ilan edeceğiz. İkisine de uzağız.”
 
 
"Türkiye'nin kontrolünde bir Kürdistan istemiyoruz"
 
‘Hayır' cephesinde en net tavrı koyan KDP ile kanlı bıçaklı hale gelen Goran Hareketi. Dümdüz bir araziye kurulmuş Erbil'e göre daha inişli çıkışlı olan Süleymaniye'de bir tepe Goran'a tahsis edilmiş. Goran'ın kurucusu Newşêrwan Mustafa, 19 Mayıs'ta ölümünün ardından Gırdeke diye bilinen bu yerin tepesine gömüldü. Reform talebiyle KYB'den kopup Goran'ı kurmuş olan Mustafa'nın ardından Süleymaniyeliler “Babamızı kaybettik” diye gözyaşı dökmüştü. Gırdeke'deki büyükçe bir kütüphanede Goran Politbüro Üyesi Celal Cevher'in konuğu olduk.
 
 
 
Goran Politbüro Üyesi Celal Cevher
 
 
Goran neden referanduma karşı?
 
Biz Kürdistan'ın bağımsızlığını istiyoruz. Bunun için de referandum gerekiyor. Ancak zamanla ve yöntem nedeniyle KDP ile ayrı düştük. Şu an ne güvenlik açısından ne de siyasi açıdan istikrarlı bir ortam var.
 
İki yıldır DAİŞ ile savaşıyoruz. Hem Irak bizim için çok yorucuydu. Bu savaş büyük ekonomik sıkıntılar yarattı. Aynı zamanda petrol fiyatları düştü, bu da Kürdistan'ı çok etkiledi. Bunun yanı sıra Kürdistan'da hükümetin her alanında acayip bir yolsuzluk var. Bunları dikkate aldığımızda yeni bir adım atmak için ortamın müsait olmadığını gördük. Bizim için önemli bir şey daha var: Kürtlerin birliği. Kürtler masaya oturabilmeli. Beş önemli parti var. Referandum konusunda hepsi aynı fikirde değil.
 
Referandum için birlik içinde değiliz. Referandum için yasa gerekiyor ama iki yıldır parlamento kapalı.
 
2014'ten beri Bağdat'tan bütçe payı gelmiyor. Halkın maaşları tam ödenmiyor. Hükümetin zaaflarından dolayı halk kızgın; elektrik yok, su yok, güvenlik tam sağlanamıyor.
 
Tartışmalı bölgelerde Irak'la müzakerelere oturabilmiş değiliz. Sorunları Bağdat'la konuşarak halletmemiz gerekiyor. Hal böyleyken bazı partilerin referanduma gitmelerini oyun olarak görüyoruz. Kendi çıkarları için bunu yaptıklarını düşünüyoruz. Bu yöntemle devlet kurulamaz. Kanun lazım, siyasal birlik lazım, halkın arasında güçlü bir ‘evet' sesi olması lazım. Tabii devleti kendimiz için kurmak istiyorsak.
 
 
Kimin için kuruluyor bu devlet?
 
Sanki bölgedeki birkaç devletin baskısıyla bu işe girildi. Sakat bir devlet kurulsun böylece yüzyılların rüyası başarısızlığa uğrasın diye. Kürdistan'ın bağımsızlık hayalini bitirmek istiyorlar. Bizce bir oyundur.
 
 
Türkiye ve İran'ı mı kast ediyorsunuz? Bu iki ülke görünürde karşı çıkıyor. ABD de öyle.
 
ABD karşı çıkmıyor. Sadece zamanlamasını doğru bulmuyor. Zamanlamayı doğru bulmayan başka devletler de var. Türkiye'nin de tam karşı olmadığı ve zamanlama açısından doğru bulmadığına dair değerlendirmeler var.
 
Referandumun arkasında Türkiye var. Sözde karşı, perde arkasında destek veriyor. Türkiye'nin desteğiyle devlet kurarsak, Kıbrıs gibi oluruz, devlet olamayız. Kendi kontrolünde olması için perde arkasında destekliyor. DAİŞ'e (Irak Şam İslam Devleti) de sözde karşıydı ama destekliyordu. Hem perde önünde hem arkasında karşı çıkan tek devlet İran. İran çok hassas davranıyor, tecrübelidir, nerede ne yapacağını biliyor. İran buranın Türkiye'nin kontrolü altına girmesinden korkuyor. Türkler burayı kendi parçası olarak görüyor. İran da bu bölgede egemen oldu. Bu yüzden ikisi de bu bölgeye karışmayı kendilerinde bir hak olarak görüyor.
 
 
KYB ile birlikte Goran'ın da İran'ın etkisi altında hareket ettiği ve İran'ın yardımıyla kendi peşmergesini kuracağı iddiasına ne diyorsunuz?
 
2007'de Goran'ı kurduğumuzda İran ve Türkiye karşı çıktı. Irak'taki farklı partiler de karşı çıktı.
 
ABD ve çoğu Avrupa ülkesi de hoşlanmadı. Medeni bir hareketiz. Silahları dağda bıraktık. Bölge ülkelerin etkisinden kurtulmak istiyoruz. Bu yüzden İran, Türkiye ve Arap ülkelerinde temsilcilik açmamız yönündeki teklifleri reddettik.
 
 
Sözünü ettiğiniz zemin yok ama parlamento açılır da yasa çıkarsa referandumu destekler misiniz?
 
Şu ana kadar ‘hayır' ile ‘evet' arasında kaldık. Temel olarak bağımsızlık istiyoruz ve referandumun yanındayız. Altyapı hazır olursa evet diyeceğiz. Ama bunların yapıldığı konusunda bizi ikna etmeleri lazım.
 
Temeli sağlamsa ve zamanlama yerindeyse ‘evet' deriz. Şu ana kadar hayır mı diyeceğiz, boykot mu edeceğiz, henüz karar vermiş değiliz. Bu referandumu Barzani ve KDP'nin kendi yolsuzluk ve hırsızlıklarını kapatma çabası olarak görüyoruz. DAİŞ'le mücadeledeki hatalarını perdelemek istiyorlar.
 
Barzani'nin tavırları güvensizlik yarattı. Meclisi kapatan başkana nasıl güveneceğiz?
 
 
DAİŞ konusunda Barzani'yi suçlamanızın nedeni ne?
 
Şengal'de savaşmadan çekildiler. Ezidileri DAİŞ'in eline verdiler. Binlerce Ezidi kadının köle haline getirilmesi unutulmaz bir şeydir. KDP bunun sorumlusu olarak tarihe geçmiştir.
 
 
Size göre çekilme emrini kim verdi?
 
Barzani, Peşmerge'nin başkomutanıdır. Sorumlu olan odur.
 
 
Tartışmalı bölgelerle ilgili bir savaş riski görüyor musunuz?
 
Çok hassas bölgelerdir. Bölgedeki ülkeler de bu konuda hassas. İnşallah bu bölgeler için Bağdat'la savaşarak değil konuşarak hallederiz. Tabii Haşd el Şaabi ile savaş da çıkabilir. Ama bölgede rolü olan ülkeler bir şeyler yapabilirler. Hem savaşı önleyebilirler hem de teşvik edebilirler.
 
 
Newşêrwan Mustafa'nın ölümü Goran'da ciddi bir sarsılmaya yol açar mı?
 
Ufak tefek sorunlar var. Ama partinin durumu şu an daha iyi. Komiteler kurduk ve sistematik bir yapılanmaya gittik. Daha sağlam bir yapılanma ortaya çıkıyor.
 
Tepeyi gezerken “Mam Celal partiyi bölen rakibine çok cömert davranmış” diye düşündüm.
 
KYB'nin tarihi daha dikkatli okumanızı tavsiye ederim. Newşêrwan KYB'nin ikinci adamı değildi. Mam Celal defalarca dedi ki “Newşêrwan KYB'nin ikinci değil birinci adamıdır”. Dağda da aktif bir şekilde birinci adamdı. Sıradan biri değildi. Bütün Kürt liderlerinden bir farkı vardı. Mam Celal Newşêrwan'ı herkesten çok tanıyordu ve onun istediği herhangi bir şeye “hayır” demezdi. 2004'ten itibaren KYB'yi tekrar reforma sokmak istedik. Bu gerçekleşmediği için ayrıldık.
 
 
 
Sırça köykünden hayır kampanyası 
 
Kürdistan'da hayır kampanyasına önçülük eden Şasuwar Abdulvahid Kadir
 
 
“Hayır” demek genelde iş adamlarının harcı değildir. Hele ki ekonomi tümden muktedirlerin himmetindeyse. O cesaret çulsuzdan bilinir, çapulsuzdan!
 
Kürdistan'da hayır kampanyasına öncülük eden Şasuwar Abdulvahid Kadir 38 yaşında bir mühendis. NRT kanalının sahibi. Kendisini partilere yaslanmayan bir girişimci olarak görüyor. Ama KDP'lilerin gözünde o KYB'nin büyüttüğü bir emlakçı. Süleymaniye'yi dikizleyen yamaçlardan birinde kendi projesi olan Alman Köyü'ndeki şatafatlı saray yavrusunda sohbete oturduğumuzda “Hayır kampanyasına öncülük eden birinin bu kadar zengin olacağını ummuyordum” diye takıldım. Gülümseyerek yanıtladı: “Çocukken çalışmaya başladım, hem çalıştım hem okudum.”
 
 
Bu tür bir kampanya sizin için tehlikeli değil mi? Bir de yarın Kürdistan'ın bağımsızlığına karşı çıkan biri olarak anılmak gibi bir risk yok mu?”
 
Doğru söylüyorsun. İş adamı menfaatlerini korumak için bu tür kampanyalara kalkışmaz. Malını mülkünü korumak için halkın değil iktidarın yanında yer alır. Ben öldüğümde bu sarayı değil halkın arasında da konuşulan şeyler bırakmak istiyorum. Elbette benim için tehlike var. Hayatım pahasına bir şey yapıyorum. Ama Kürdistan açısından riskli olacağını düşünmüyorum. Bir kere bu referandum bağımsızlık için düzenlenmiyor, bu bir oyundur. Taban bilmiyor olabilir ama biz bunu göstereceğiz. Referandumdan sonra bu ortaya çıkacak ve halk bize teşekkür edecek. Şu anda kanuni bir boşluk içindeyiz. DAİŞ'le savaş bitiyor. Kahramanlık faslı da bitmek üzere. Ekonomik krizleri halka unutturmak için yeni bir oyun ortaya koydular.
 
 
Bu bir oyunsa dışarıyla da bağlantılı olması gerekmez mi?
 
Dışarıyla bağlantılı farklı tablolar var. İran tamamen karşı. Türkiye'nin tavrı net değil, açıktan hayır diyor fakat arkadan destek veriyor olabilir. Bize bir oyun gibi geliyor. Mesela tartışmalı bölgeler var, o nedenle Haşd el Şaabi ile savaş yapmak zorunda kalabiliriz. Tarihsel olarak Kürtler Türkiye ile anlaşıp İran'la savaştılar ya da İran'la anlaşıp Türkiye'yle savaştılar veya İran'la anlaşıp Irak'la savaştılar. Artık kimsenin aleti olmamalıyız. Ortadoğu'da hep Kürtler üzerinden kavgalar yaratıldı.
 
Bugünkü Kürdistan'ın temel sorunu iktidar ve kaynakları paylaşan iki ana partinin aşiret ya da liderlerin ailelerine ve kendi silahlı gücüne (peşmerge) dayanması. Goran bu döngüyü kırmak için üçüncü bir yol olarak çıktı ama iktidar ortağı olmanın ekonomik-siyasal çekiciliğine dayanamayıp kendini yıprattı. Sonra Barzani'ye kafa tutmanın bedeli olarak tüm koltuklardan oldu. Aşiret-siyaset döngüsünü kıracak gerçek partilere ihtiyaç olduğunu herkes söylüyor. Bu çerçevede henüz ortada güçlü bir harekete temel olacak kadro olmasa da Şasuwar Kadir alternatif olma hevesini gizlemiyor.
 
 
‘Hayır' hareketi bir partiye dönüşebilir mi?
 
Şu an değil, referanduma kadar partiye dönüşmeyi doğru bulmuyoruz ama gelecekte bu hareketi bir partiye dönüştürebiliriz.
 
Türkiye ve İran'ın pozisyonuna uygun bir tepkiyi organize ediyorsunuz.
 
Biz her hangi bir devlet için bu kampanyayı başlatmadık. Türkiye'nin perde arkasında başka şeyler söylediği düşünülüyor. Oyun oynandığını düşünenler iki noktaya dikkat çekiyor: Birincisi Barzani ile Tayyip Erdoğan'ın arası iyi, Türkiye'den habersiz bunu yapamaz. İkincisi Türkiye rahatlıkla KDP'ye baskı yapabilir. Petrolü satmaz, sınırı kapatır ve istediğini kabul ettirir. Erdoğan bağımsız Kürdistan'a destek vermiyor. Bu referandumun bağımsızlıkla ilgisi yok. Devlet kurmak için referandum da gerekmiyor.
 
 
Kampanya nedeniyle baskı ya da tehditle karşılaştınız mı?
 
Evet cephesi bizi korkutmaya çalışıyor. Erbil'de konferanslarımız engelleniyor. Bizi destekleyen vekiller baskı altında. KYB Milletvekili Ferhad Sengawi partiden ihraç edildi. Goran Milletvekili Rabul Maruf ihraç edilmedi ama partisi tarafından dışlandı. Bence KYB ve Goran'ın belirsizliği siyasi ticaretlerinden kaynaklanıyor. İki partinin basını da hayırcılara yer vermiyor. Bizi destekleyen cami imamları atıldı. Özgürce hareket edebilsek yüzde 70 hayır oyunu buluruz. Sosyal medyada yaptığımız ankete göre halkın yüzde 40'ı ‘hayır', yüzde 52'si ‘evet' diyor, geri kalanı kararsız.
 
***
 
Kürdistan'ın referandum çıkmazı: KDP cephesinden bir bakış: Kürdistan çaresiz değil
 
Kürdistan'da hepsi bağımsızlıktan yana olmakla birlikte referandum kararını eleştirenlerin “Zamansız ve zemini hazır değil” şeklindeki argümanlarına karşın Kürdistan Demokrat Partisi'nin (KDP) başını çektiği ‘Evet' cephesi, “Çaresiz değiliz ve adım atmak için tam zamanı” diyor.
 
Bir dönem KDP'den milletvekilliği yapan ve partiye bağlı gazetelerin sorumluluğunu yürüten Aso Kerim'e Erbil'deki Kürdistan Parlamenterler Birliği'nde kulak verdim. Kerim'e göre Kürdistan sanıldığı gibi çaresiz değil; Ortadoğu denkleminde Kürdistan'ın işgal ettiği yer İran ve Türkiye için de değerli; bunu görmek için felaket tellallığını bırakıp sadece bakış açısını biraz değiştirmek gerekiyor.
 
Zamanlamanın uygun olmadığı eleştirilerine ne diyorsunuz?
 
Aksine zamanlama çok uygun. Çünkü Haşd el Şaabi büyüyor ve tartışmalı bölgeleri geri almak için harekete geçebilir. İran burada etkili. Evet Mukteda el Sadr, Ammar el Hekim ve Haydar el İbadi İran'dan daha bağımsız olmaya çalışıyor. Nuri el Maliki gibi siyasi liderler ve Esaib el Ehl'ül Hak gibi milisler ise İran'la bağlantılı. Şiiler arasındaki bir takım farklılıklar seçim döneminde daha açık hale gelebilir… Kürtler DAİŞ'i yenmek için çok önemli roller üstlendi. Bölgemizde etnik ve mezhepsel çatışmaların bir daha yaşanmaması için bu referandumu yapıyoruz. Burada ortak yaşam modeli ortaya çıktı. Mülteciler buraya sığındı ve problemsiz yaşam sürme imkânı buldu. Başka etnik ve mezhepsel gruplarla barışçıl bir gelecek kurmak istiyoruz.
 
 
ABD de zamansız buluyor…
 
ABD, Kürdistan referandumunun seçimden sonraya ertelenmesini istiyor. Bana göre ABD, 2003'ten beri Irak'ı bütünleştirmeye yönelik siyasetinde sonuç alamıyor. Irak etnik ve dini olarak bölündü ve kesinlikte eski Irak olmayacak. Amerikan siyaseti şimdi Körfez'i Irak'la ilişkiler geliştirmeye teşvik ediyor; İran'ın Irak'taki nüfuzunu azaltmak istiyor. O yüzden referandumun 2018'deki seçimlerden sonraya ertelenmesini tercih ediyor.
 
 
Komşular ve uluslararası aktörlerle gerekli temaslar yürütülmeden kararın alındığı eleştirisi de var…
 
Kürdistan istikrarlı bir devlet olacak. Bu Türkiye için de iyi olacak. Türkiye için tampon bölge görevi görecek. Biz İslamcı teröristlerin Türkiye'ye geçmelerine engel oluyoruz. Türk basınına göre Türkiye bu yılın ilk beş ayında buraya 4 milyar dolar ihracat yaptı. Yıl sonuna kadar 10 milyar doları bulacak. Bakınız Türk malları her yerde. Burası Türkiye için çok kolay bir pazardır. Irak'tan Türkiye'ye giden turist sayısı Kürdistan'dan giden turistten daha az. Türkiye petrolden transfer, depolama ve komisyon parası alıyor. Halkbank'ta bu para tutuluyor. Ayrıca Türkiye'ye daha ucuz petrol veriliyor. Bu ilişkiler nedeniyle Kürdistan'ın bağımsız olması Türkiye'nin lehinedir. İran da Türkiye ile ilişkiler gelişirken kendisi kapılarını kapatmıyor. Yani iki ülke arasında rekabet var. Tabii her şey gül gülistanlık değil: Irak'la sınır, petrol, gaz ve su kaynaklarıyla ilgili problemler çıkabilir.
 
 
Bunlar basite indirgenecek sorunlar mı? Her biri savaş nedeni sayılıyor…
 
Bunları müzakereyle çözmek istiyoruz. Petrol ve doğalgaz ile ilgili paylaşıma dayalı çözümler geliştirebiliriz. Yüzde 40 Irak'ın olabilir mesela. 1925'te Musul Irak'a bırakılırken Türkiye ile petrol anlaşması yapılmadı mı? Türkiye petrolden 25 yıllığına yüzde 10 pay alarak Musul'dan vazgeçti.
 
Tam bağımsızlık olmazsa belli bir süreliğine konfederasyon gibi çözümlere de gidebiliriz. Belki o zaman İran ve Türkiye sesini çıkarmaz. Böylece onların dediği gibi Irak'ın birliği sağlanmış olur. Ekonomik açıdan da bu ülkeler yine çıkarlarını muhafaza etmiş olurlar.
 
 
Türkiye bir taraftan referanduma karşı çıkarken diğer taraftan da yaptırım tehdidinde bulunmuyor. İçerde de Kürtlere karşı çok sert bir politika izliyor. Türkiye'nin bu iki taraflı politikasını nasıl yorumluyorsunuz?
 
Erdoğan pragmatik bir lider. İki şeyi birbirinden ayırıyor; iktisat ve siyaseti birbirine karıştırmıyor. İç ve dış siyaseti ayırıyor. Kürdistan'ın kendisinin dostu olmasını istiyor çünkü buradaki liderlerle ilişkiler iyi. Neden yapıyor bunu? Dünyaya mesaj veriyor; ‘Kürtlerle ilişkilerim iyi ama PKK terör örgütüdür'… Irak'ta da Sünni bölgeler harap oldu. Türkiye yeniden yapılanmadan pay almak istiyor. Irak'a ulaşmak için Kürdistan'dan geçmesi gerekiyor. O yüzden hem Irak'ı hem Kürdistan'ı istiyor. Hatta Körfez için de Kürdistan bir kapıdır. Ayrıca İran'a karşı nüfuzunu artırmak istiyor. Erdoğan'ın İhvan gibi Sünni yapılarla ilişkileri var. Özellikle Ahmet Davutoğlu döneminde… Seçim dönemlerinde Sünnilerin aday listeleri Davutoğlu'nun evinde düzenleniyordu. Ama bağımsız Kürdistan kurulursa Erdoğan gerçekçi olmak ve realiteyi kabul etmek zorunda kalacaktır. Kürdistan devlet olduğunda ilişkiler devletlerarası seviyeye gelecektir. Eşit muamele yapmak, devlet gibi davranmak durumunda kalacaktır.
 
 
Bir başka hesaba göre de Türkiye kapıları kapattığında Kürdistan nefes alamaz. Senaryoya tersinden bakarsanız…
 
Abluka senaryosu yüzde 100 olmaz diyemem. Ama uzak ihtimal.
 
 
İran'ın oyun planı nedir sizce? İran'ın eli Bağdat'ta güçlü. Burada da Kürt partilerle ilişkileri var. İran bu kartlarını kullanmayacak mı?
 
İran'ın durumu maniple edebileceğini sanmıyorum. Tek istediği Irak içinde kalmamız, bunun dışında istediğimiz hiçbir hakka itirazı yok. Türkiye'den sonra Kürdistan'la ilişkilerden en fazla faydalanan İran'dır.
 
 
İran'ın kendi sınırlarının değişmesi konusundaki korkularını nereye koyuyorsunuz? Sonuçta Mahabad Cumhuriyeti İran'da kurulmuştu.
 
Bizim sınırlarla ilgili problemlerimiz ağırlıklı olarak Şiilerle değil Sünnilerle. Irak Anayasası'nın 140. maddesi uygulandığında Şiiler fazla bir şey kaybetmiyor. Irak'la ilişkiler kesildiğinde Şiiler Irak'ta mutlak egemen olacak. Biz Şiiler ya da Sünnilere özel vurgu yapmak istemiyoruz. Ama Irak eskisi gibi olmayacak. Suriye de eskisi gibi olmayacak. Türkiye Kürtlerle dost olursa kendi çıkarınadır. Bu Suriye'deki Kürtler için de geçerli.
 
 
Türkiye'nin Rojava'ya yönelik sert politikasını KDP de desteklemedi mi?
 
Nasıl yani?
 
 
Türkiye yukarıdan abluka uygularken KDP de burada Rojava etrafında hendek kazdı, sınırı kapattı.
 
Siyasette çok şey değişebilir. Barzani Okaz gazetesine verdiği röportajda PKK'yi terör örgütü olarak görmediğini söyledi. Rojava'dan bahsederken, ‘Diğer partileri dışladıkları için eleştirilerimiz var ama içerik olarak Kürtlerin güttüğü oluşuma karşı değiliz' dedi. PYD'nin (Demokratik Birlik Partisi) Araplar, Türkmenlerle, Çerkeslerle ve Çeçenlerle nasıl ki iyi ilişkileri var Kürtlerle de olmalı. PKK ile sorun siyasi ve ideolojik rekabetle ilgili. Barışamazlar diye bir şey yok.
 
 
İran'ın bir şekilde sürece müdahale etme olasılığı nedir?
 
İran Kürdistan'a saldırmayacak. İran bağımsız Kürdistan'ı istemiyor ama olursa da barışçıl ilişkiler kuracaktır. Ayrıca ABD de buna izin vermeyecektir. İran sorunların kendi sınırlarına ulaşmasını istemez. Çatışma sorunların sınırlara ulaşmasını sağlar. Giderek Yemen'de, Suriye'de, Lübnan'da oynuyor, yani sınırlarından uzakta. Fakat Haşd el Şaabi içindeki bazı gruplar Kürdistan'da bir şeyler yapmak isteyebilir. 50 kadar grup var, savaşçı sayısı 160 bini buluyor. Bazıları İran'dan para, silah ve eğitim desteği alıyor. Bazı komutanlar da Ayetullah Hamaney'e bağlı. Bunlar 2018'deki seçimde de etkili olacak. Bazıları Nuri el Maliki ile ittifak kurabilirler. İran'daki gibi çift ordu istiyorlar. Başbakan Haydar el İbadi ve (Büyük Ayetullah) Ali Sistani buna karşı.
 
 
Mesud Barzani ABD'den koruma ve güvence almadan referandum kararı alabilir mi?
 
Tam bilmiyorum ama ABD'den zımni bir destek olmadan Barzani'nin bunu yapabileceğine inanmıyorum. Bir seferinde (eski Başkan Yardımcısı) Joe Biden, Mesud Bey'e ‘Ben ve sen hayattayken Kürdistan'ı göreceğiz. Ama nasıl ve ne zaman? Bu başka bir mesele' demişti. Sadece ‘Zamanı değil' diyorlar. Başka problemler çıkmasından korkuyorlar.
 
Referanduma karşı çıkanlar Kürdistan'ın komşularının izleyeceği politikaların bağımsız bir devleti başarısızlığa uğratabileceğinden korkarken birçok kişi de Türkiye'nin Kürdistan realitesini tanımayıp güç ya da ambargo siyasetine yönelmesinin çıkmaz yol olduğuna inanıyor. “Kürt'ün elinde de kartlar var. Başur (Güney Kürdistan) ile Rojava (Batı Kürdistan) birleşirse, hatta bu coğrafi bütünlük Akdeniz'e kadar uzanırsa Türkiye ne yapar? Başur ve Rojava'da ABD'nin ondan fazla askeri üssü var. İsrail de bunu istiyor” diyenlere de rastlamak mümkün.
 
 
İslamcılar: Biri orta yolcu, diğeri protest
 
Kürdistan'da çok fazla üzerinde durulmayan bir faktör giderek güçlenen ve daha merkeze oynayan İslamcı kesimler. Selefi damardan gelen Kürdistan İslam Topluluğu (Komel) ve İhvan'ın Kürdistan yapılanması olarak görülen Kürdistan İslami Birliği (Yekgırtu) Kürdistan parlamentosunda temsil ediliyor.
 
2013'te Kürdistan'daki meclis seçimlerinde Yekgırtu 10, Komel 6 vekil çıkarmıştı. Her iki parti de seçim sonrası hükümette yer aldı. Asıl gücünü Halepçe'deki İslamcı tabandan alan Komel, Erbil'de de gücünü artırıyor. Komel'in lideri Ali Bapir, 2010'da Irak genel seçimlerinde Erbil'de 60 bin oy almıştı.
 
Komel daha protest bir çizgi izlerken Yekgırtu, KDP'ye yakın bir duruş sergiliyor. Referandum konusunda Komel, Goran gibi erteleme veya en azından seçimlerden sonra ya da seçimlerle birlikte yapılmasını talep ediyor. Bu konuda meclis kararı KYB, Goran ve Komel'in ortak şartı. Yekgırtu içinde de üç eğilim dikkat çekiyor: Dohuk'takiler KDP'ye yakın dururken Süleymaniye'dekiler muhalefete paralel tepki veriyor. Erbil kanadı ise ortada.
 
Yekgırtu'nün lideri Selahaddin Bahadin referandumla ilgili eleştirilere hak vermekle birlikte bu sürecin kaçınılmaz olduğuna inanıyor. Tarihsel süreci atlayarak referandum kararının değerlendirilemeyeceğini düşünüyor:
 
“Referandumu konuşabilmek için tarihe dönmemiz gerekiyor. Irak kurulurken Şeyh Mahmud Berzenci'nin liderliğinde direnen Kürtler haklarının verilmesi garantisiyle yeni devlete katıldı. Buranın durumu Kürdistan'ın diğer parçalarında farklı. İran ve Türkiye'deki Kürtlerle ilgili bir böyle bir durum yok. Haklar tanınmadığı için çatışmalar yaşandı. 1958'de Kürtlerle Arapların aynı haklara sahip olduğunu öngören anayasa yazıldı. Bir dönem durum biraz düzeldi. 1961'de Eylül Direnişi başladı. Özellikle 31 yıl boyunca Baas bu direnişi yok etmeye çalıştı. 1970'te tekrar anlaşma sağlandı. Kürtlerin haklarını tanıma sözü verildi. Sözler tutulmadı. Enfal operasyonlarıyla 180 bin Kürt öldürüldü. Köyler yıkıldı, onbinlerce Kürt göçe zorlandı. 1991'te 36'ncı paralel ile birlikte Saddam ile ilişkiler kesildi, coğrafya bölündü. Kürdistan tanınmayan devlet olarak hareket etti. 2003'te Saddam gidince ABD ve İran bizimle oturup konuştu. ‘Yeni bir dönem başlıyor, gelin Bağdat'ta hükümete katılın, bu sizin döneminizdir' dediler. Gittik, geçiş döneminde sırayla birer aylığına başkanlık yaptık. 2005'te Irak Anayasası yazıldı. Anayasada tartışmalı bölgelerle ilgili 140'inci maddenin 2007'ye kadar uygulanması gerekiyordu. Uygulanmadı. Bu arada Bağdat yönetimi yavaş yavaş güçlendi. Haklarımızı vermediler, önemli makamları geri aldılar. Bunlar Kürtlerle Bağdat arasında güvensizlik yarattı. 2014'ten itibaren Bağdat bütçeyi kesti, memur maaşları gönderilmedi. DAİŞ geldiğinde Irak hükümeti tartışmalı bölgeleri koruyamadı. Peşmerge buraları geri aldı. Şimdi Haşd el Şaabi gelip tartışmalı bölgelerde Peşmergelerin karşısına dikildi. Geri çekilirsek ödediğimiz bedeller boşuna gidecek. Çekilmezsek Haşd ile savaşmak zorunda kalacağız. DAİŞ'ten sonra bağımsızlık için yeni bir yol haritası ortaya çıktı. Birlikte tek bir devlet içinde yaşamıyorsak bari iyi bir komşu olalım.”
 
Yekgırtu lideri Selahaddin Bahadin, “Haşd el Şaabi gelip tartışmalı bölgelerde Peşmergelerin karşısına dikildi. Geri çekilirsek ödediğimiz bedeller boşuna gidecek” diyor.
 
Bahadin referanduma yönelik itirazların da aşılabileceğini düşünüyor:
 
“Bu eleştirilerin bir kısmı doğru. Fakat unutmayalım ki referandum kararından önce siyasal olarak birbiriyle kavgalı hale geldik. Meclis kapalı, Barzani'nin görev süresi dolmuş durumda. Barzani bütün bu kavgayı bitirmek için böyle bir karar verdi. Mecliste 111 koltuk var. Sadece 30 vekil hayır için çalışıyor.
 
Elbette meclis açık olsaydı daha demokratik olacaktı. Erteleme isteyen Komel ve Goran hariç diğer partiler başkanlık divanında konuşup karar alıyor. Referanduma yakın meclis açılabilir. Goran razı olmazsa başkanlığı Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) üstlenebilir ve böylece referandum kararı çıkartılabilir.”
 
Diğer partilere kıyasla Bahadin, Türkiye'nin vereceği tepki konusunda daha iyimser:
 
“Türkiye önemli stratejik faktördür. Referanduma karşı olmalarını anlıyoruz. Kürdistan için önemli bir kapıdır, ilişkileri iyi tutmaya çalışıyoruz. Referandumun bunu bozmayacağından eminiz.”
 
Yekgırtu'nün İslamcı kesimdeki rakibi Komel'in lideri Ali Bapir ise daha eleştirel bakıyor. Bapir partinin Erbil'deki merkezinde sorularımı yanıtladı:
 
Komel nasıl bir Kürdistan istiyor?
 
102 kitaba imza attım. 1984'te bir kitap yazdım, milletimiz için, vatanımız için ne istiyoruz diye. Bizim de bütün dünya milletleri gibi bir dilimiz ve kültürümüz var, bizim de devlet olma hakkımız var. 2002'de Komel'i kurduk. Yıllar önce açıkladığımız minval üzerinde çalışıyoruz.
 
 
 
Bu bakış açısıyla referanduma destek olmanız gerekmez mi?
 
Referandumu destekliyoruz. Lakin referandum bağımsızlık için yapılıyorsa bir şeydir, bir partinin propagandası için yapılıyorsa başka bir şeydir. Eğer bağımsızlık için yapılıyorsa bunun altyapısı yok.
 
 
Neden yok?
 
Siyasi olarak birbirimizle barış içinde değiliz. En önemli yer (yani meclis) kapalı. İktidar bir partinin tekelinde. Adaletin gücü partinin gücüne karşı çok güçsüz. Ekonomiye bakarsak; birkaç partili ve akrabaları çok zengin oldu, geri kalanlar çok fakir. Peşmerge ve asayiş güçleri iki parti arasında dağılmış durumda. İçerde hiçbir altyapı yok. Bölgede de ne Türkiye ne İran bunu kabul ediyor. Bağdat da kabul etmiyor. Bağdat kabul etmediğinde yasal bir format yok demektir. ABD ve Rusya razı değil. BM de razı değil. Yani bağımsızlık için ne içerde ne bölgede ne de uluslararası alanda bir altyapı yok. Ben demiyorum ki illa bağımsızlık için Tahran ve Ankara'nın ağzına bakalım. Eğer BM'yi razı edebiliyorsan, Türkiye ve İran kapıları kapattığında açlıktan ölmeyeceğinden emin isen bağımsızlığını ilan et.
 
İşin içinde, “Kürdistan'ın önündeki tarihi fırsatı reddettiler” diye bir suçlamayla karşı karşıya kalmak da var.
 
Ben ‘hayır' demiyorum. 25 Eylül'de yapılacağından emin olursam bir şey ilan edeceğim. O zaman, ‘Evet' diyeceğim ama altyapı olmadan yapıldığı için başarısız olursa bunun ‘sorumlusu Barzani'dir' diyeceğim.
 
 
Barzani zamanında yapılması konusunda kararlı gözüktüğüne göre şimdiden ‘evet' diyeceğiniz söylenebilir mi?
 
BM tarafından güvence verilirse 6 ay erteleme olacağını düşünüyorum.
 
 
Referandum konusunda bölge ülkelerinden sizinle temasa geçen oldu mu?
 
Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile bir araya geldim. İran Büyükelçisi ile görüştüm. BM temsilcisiyle bir araya geldim. Fikirlerimizi sordular, size anlattığım gibi onlara da anlattım.
 
 
Suudiler referandumla ilgileniyor mu? Onlarla bir temasınız var mı?
 
Duyduğum kadarıyla Barzani, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin desteğiyle bu işe girdi. Ama kesin bir bilgim yok. Okaz'a mülakatında ‘Suudilerle ilişkilerimiz en üst düzeydedir' dedi. Suudiler para göndermiş duyduğuma göre.
 
 
Bazı muhalifler “Türkiye'nin oyunu var” diyor?
 
Ben Türkiye'nin perde önünde de arkasında da aynı şeyi söylediğini düşünüyorum. İkili oynamıyor. Çünkü Türkiye için tuhaf bir şey olur; kendi Kürtlerinin haklarını tanımazken buradakilere destek veriyor olacak! Irak'taki Kürtlerle birlikte hareket ediyorsun devlet olsun diye ama kendi Kürtlerine özerklik bile vermiyorsun! Mantıksızdır, çelişkidir. O yüzden bana göre Türkiye ikiyüzlü oynamıyor. Bence desteklemiyor. Düşüncelerimi Çavuşoğlu'na da söyledim, pek hoşuna gitmedi.
 
 
Kerkük'teki durumu nasıl görüyorsunuz? Sizce de orası bir ateş parçası mı? Kürtlerle Türkmenler arasında, Kürtlerle Araplar arasında ya da Peşmerge ile Haşd el Şaabi arasında bir çatışma riski görüyor musunuz?
 
KDP ve KYB'nin orada yaptıkları ve yaklaşımları çok kötüydü. Onların yaptıkları sadece Türkmenleri ve Arapları değil Kürtleri de rahatsız etti. Bu davranışlarından dolayı gerilim yaşandı. Mesela Kerkük'teki güvenlik, idari ve ekonomik kararları kendi tekellerine aldılar. Hatta KDP ve KYB arasında da zaman zaman kavgalar yaşandı. Kürtler olarak Kerkük'ü Kürt değil Kürdistan şehri olarak görüyoruz. Çünkü Kerkük'te Kürt de var Türkmen, Arap ve Hıristiyan da var. Ateş topu tahmin ettiğiniz gibi çok uzak değil. Çünkü bu gruplar rahatsız. İşte referandum için altyapı yok derken bunu da kast ediyoruz. Tartışmalı bölgelerle ilgili çözüm üretilmedi, oralarda hayır çıkabilir. Oraları kaybedebiliriz. Oralarda referandum yapmazsan zaten kendiliğinden Kürdistan sınırlarının dışına çıkarmış oluyorsun. Ne zaman çatışma çıkar diye korkuyorum. ‘Siyah altın' Kerkük için beladır, baş belasıdır.
 
 
Sizin bölgenizde (Halepçe çevresi) radikal İslamcılar eskiden güçlüydü. Şimdi durum nasıl?
 
Eskisi gibi değil. Ensar oldular, sonra KYB ile savaştılar, 2003'te ABD vurdu, dağıldılar, bir kısmı İran'a kaçtı, bir kısmı DAİŞ'e katıldı, bir kısmı DAİŞ tarafından öldürüldü, bir kısmı da KDP ve KYB'nin zindanlarında. Onlara nasihat ettim. Beni dinlemediler. Radikal fikirlerin ömrü kısadır.
 
***
 
Kürdistan'ın referandum çıkmazı: Haşd el Şaabi Kerkük için savaşır mı?
 
‘Kerkük kimin şehri' tartışması çok yorucu. Kerkük Kalesi vakti zamanında herkesi bağrına sığdırmış. Kentin geleceğini tartışırken Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Kerkük Temsilcisi Dr. Muhammed Hurşid söze “Bir Kerküklü olarak iki-üç dil bilmem gerekiyor. O yüzden bize ‘Dört Dilli' derler. Bir diğer milletten akrabası olmayan çok az aile görürsün. Kerkük Kalesi'nde Kürtler ve Türkmenlerin evlerini de görürsün, Hıristiyan ve Yahudilerin evlerini de” diye başladı. Kürt ve Türkmenler aleyhine Araplaştırma siyasetine maruz kalmış Kerkük'ün demografik yapısı, 2003'ten sonra eski haline doğru epey değişti.
 
2014'te Irak Şam İslam Devleti'nin (IŞİD) Musul'u ele geçirmesine paralel olarak Irak ordusu dağılırken Kerkük'ün merkezinde kontrol tamamen Peşmerge güçlerinin eline geçti. Kırsalda durum karışık. Şii Türkmenlerin olduğu bölgelerde Haşd el Şaabi etkiliyken, Arap yoğunluklu Havice IŞİD'in elinde.
 
Kimi Türkmen kesimler Kürtleri etnik temizlikle suçluyor. Suçlamayı reddeden Kürtler ise süreci Kürtleştirme değil sürülenlerin dönüşü olarak okuyor.
 
KDP'nin Kerkük sorumlusu Muhammed Hurşid ile birlikte iki Peşmerge komutanının Mevlana'dan, Hafız'dan, Sadi'den, Firdevsi'den Farsça şiirler okuyup İran'daki sürgün günlerini yad ettiği bir dağ evinde Kerkük, Şengal ve referandum üzerine de uzun uzun sohbet etme imkânım oldu.
 
Özellikle Kerkük konusundaki soruları, KDP adına Türkmen ve Araplarla diyalog ve çözüm çalışmalarını yürüten biri olması nedeniyle Muhammed Hurşid'e yönlendirdim:
 
Kerkük'le ilgili herkes kendi tarihini yazıyor. Sizin gözünüzde Kerkük'ün hikâyesi nedir?
 
1930'dan sonra Nuri Sait Paşa ile birlikte su projesi başladı. Kerkük'ün güneyinde Havice'ye Bedevi Araplar yerleştirildi. 1963'te Haviceli Araplar Kürtlere saldırdı. 300 köyü yaktı. (Bu saldırılar Haras Kavmi Savaşı olarak biliniyor.) Havice, Kerkük için her zaman tehdit oldu. Bibani köyü 1963'ten bu yana 4 kez yakıldı. Türkmen köylerine de saldırdılar. Türkmenlerin arazileri Havice'deki Arapların elinde. Saddam döneminde, 1974'ten sonra Arapları yerleştirme projesi hızlandırıldı. 1988'de Kerkük'teki bütün Kürt köylerini yıktılar, insanları sürdüler. Yıkılan ya da Arapların yerleştirildiği köylerin sayısı 758. Kerkük'ten sürülenler Dohuk ve Erbil'e yerleşti.
 
 
Türkmenler bombalı saldırılarla ikisi lider düzeyinde çok sayıda insanlarını kaybettiklerini ve bu yüzden insanların Kerkük'ü terk ettiğini belirtip kasıtlı bir göç ettirme politikası güdüldüğünü söylüyor. Nedir bu olayların aslı astarı?
 
2003'ten beri Kerkük'teyim. Kürtlerden Türkmenlere yönelik planlı bir göç ettirme politikası yok. Suikast ya da patlama yok demiyorum. Fakat herhangi bir Kürt grubunun Türkmenleri yok sayan bir politikasından söz edilemez. Kentte 2003 öncesi bir tane Türkmen okulu yoktu. Türkmenler Kürt hükümeti sayesinde birkaç okul açtı. Hatta Latince alfabe ile okuyup yazıyorlar. Irak hükümeti bunu kabul etmiyor ama biz ediyoruz. Erbil'de ise 2003'ten önce de Türkmen okulu vardı. Irak'ta 2003 sonrası geçiş dönemine başkanlık edenlerden birinin Türkmen olmasını sağlayan bizdik. Ben Kerkük Üniversitesi'nde hocayım. 2003'te üniversite rektörü Kürt'tü. Türkmenlerle anlaşmıştık, herhangi bir koltuk kimdeyse onda kalsın diye. Ama rektörlük koltuğuna bir Türkmen atandı. Atamayı Bağdat yapıyor, Kürdistan hükümeti değil. Kürtler bundan rahatsız. Kerkük'te Milli Eğitim Müdürü Türkmen'di. Bir Arap atandı. Biz buna itiraz ettik, Türkmenlerde kalmasını istedik. Ama Türkmenler bu tür atamaları bir Kürt'ün suçu olarak görüyor.
 
 
2003'ten bu yana ne kadar Kürt ya da Türkmen Kerkük'e yerleşti? Veya ne kadar insan göç etti?
 
Doğru dürüst bir istatistik yok. Irak hükümeti köylerimizin tekrar canlandırılması için destekte bulunmadı. O yüzden insanlar köylerine değil şehir merkezlerine yerleşti. Türkmenler neden Kürtler şehir merkezine yerleşti diye şikâyet ediyor. (Türkmen kasabası) Beşir halkı da kendi bölgelerine değil şehir merkezine yerleşti.
 
 
Kürtler nerelere yerleşti?
 
Kürtler başkasının evlerine değil hükümetin tahsis ettiği topraklara yerleşti. Anayasanın 140. maddesine göre dönmek isteyen insanlara devletin yer göstermesi gerekiyor. Mam Celal (Talabani) Beşir içinde 1000 ev yapıp Türkmenlere hediye etti. Ama kimse bundan bahsetmez.
 
 
İl yönetiminin paylaşımı ile ilgili de tartışma sürüyor…
 
Türkmenlerle özel toplantılara katıldım. Burada bir sıkıntı var. Bize göre Kerkük hepimizindir. Tüm ırk ve dinlerin şehridir. Kim orada yaşıyorsa onlarındır. Bir ırk ya da dinin değildir. Türkmenler size diyor ki ‘Kerkük Türkmen şehirdir'. Kerkük üzerinde bir mutabakat sağlanması gerekiyor. O yüzden kısa süre önce Kürt liderlerin isteği üzerine yeni bir çözüm projesi hazırladım. Kürt liderlerine sundum ve kabul edildi. Bu projeyi Türkmen liderlere götürdüm. Perde arkasında bu öneriyi kabul ettiler ama televizyonlarda başka şeyler söylediler.
 
 
Projenin içeriği nedir?
 
Gelecekte nasıl birlikte yaşayabiliriz? Proje bunun üzerine. Herkesin nüfusuna göre şehir yönetiminde söz sahibi olmasını öneriyoruz. Yetkilerin nüfusa göre dağıtılmasını istiyoruz. Türkmenler nüfus olarak üçüncü sırada gelmekten yani Arapların gerisine düşmekten korkuyor. 30 Temmuz'da bir toplantı yaptık. KYB'nin üç politbüro üyesi, milletvekilleri, vali yardımcısı, Türkmenlerden Hasan Turan, Ali Mehdi ve Hacı Kasım Hamza, Araplardan Halid Mefraci ve Hıristiyanların bir temsilcisi katıldı. Yetki paylaşımı dahil birçok konu üzerinde konuştuk. Maalesef Hasan Turan toplantı bitmeden önce dışarı çıkıp bir telefon görüşmesi yaptı, geri döndüğünde pişman olmuştu.
 
 
Tam olarak ne önerdiniz ve neden reddedildi?
 
Paylaşıma konu olan dört yetki var: Vali, vali yardımcısı, meclis başkanı ve meclis başkan yardımcısı. Bizim önerimiz şuydu: Meclis seçimlerinde en fazla vekil çıkaran liste valilik, ikinci sırada gelen liste meclis başkanlığı, üçüncü sırada gelen liste vali yardımcılığı, dördüncü sırada gelen liste de meclis başkan yardımcılığını alsın. Nüfus oranlarına baktığımızda valinin Kürt, meclis başkanının Arap, vali yardımcısının Türkmen, meclis başkan yardımcısının Hıristiyan olması mümkün. Hıristiyanlar için kota söz konusu. Fakat Türkmenler üçüncü gelen listenin hem vali yardımcılığı hem de meclis başkan yardımcılığını talep ediyor. Biz de bu durumda Hıristiyanlar dışlanacağı için bunu kabul etmiyoruz.
 
 
Haşd el Şaabi'nin kontrolünde olan yerler de var. Tuz Hurmatu'da Peşmerge ile bir çatışma yaşanmıştı. Türkmenlerden de 10 binin üzerinde insan Haşd el Şaabi'ye katıldı. Haşd ile bir çatışma riski var mı sizce?
 
Bize karşı kampanyada sadece isim değişti; Haras Kavmi'ydi, sonra Baas oldu, sonra DAİŞ. Şimdi Haşd el Şaabi. Korkuyoruz, bu yüzden devlet olmak istiyoruz.
 
 
PKK'nin Kerkük'te zemin kazandığı ve Havice sonrası Kerkük'e olası saldırıda devreye girip boşluğu dolduracağı yönünde senaryolar var… PKK'nin Şengal'deki gibi Kerkük'te de güçleneceği ihtimali gerçekçi mi?
 
Hayır, kesinlikle böyle bir durum söz konusu değil. Bağdat PKK'nin uzantısı olan PÇDK'ye izin verdi ve bunlar seçime de katıldı. Bunlar Irak hükümetinden izinli çalışıyor. Kerkük'te yerleri var. Biz de PKK'nin orada olmasına razı değiliz. PKK, Irak Kürdistan'ın bir partisi değildir. DAİŞ savaşında Kerkük'ün güneyinde bazı yerlere PKK'yi getirdiler. KDP'nin sorumlu olduğu bölgelerde ya da sınırlarda PKK yok. İhtiyacımız da yok. Kerkük'ün batısından biz sorumluyuz ve hiç PKK yok. Türkmenlerin rahatsızlığını da anlıyorum. O kadar silahlı adamları da yok. Silahlı olanlar ve gönül verenler 300 civarındadır. PKK'nin felsefesi Kerkük halkına yabancıdır. Kerkük'ten Kandil'e çocukları götürüyorlar, bundan aileler rahatsız ve çocuklarını geri getirmeye çalışıyorlar.
 
 
Kerkük'ün güneyindeki bölgelerde KYB'li Peşmergelerle birlikte birçok yerde PKK'lileri bizzat gördüm…
 
Ben de Vahda, Halid ve Said köyleri ele geçirilince oralarda PKK'liler gördüm. Ama cephede etkili olduklarına tanık olmadım. Şu anda sadece Şengal'de PKK var. Nerede olurlarsa sıkıntı yaratıyorlar.
 
 
Şengal'de PKK çizgisindeki Ezidilerin öz yönetim ilanı için de ne diyorsunuz?
 
Türkiye'de de ilan ettiler. Bunun bir etkisi yok. Kürdistan hükümeti bunları kabul etmiyor. Bunlar sıkıntı yaratıyor. Seçimlerde hiçbir partiye rakip olamadılar. Buradaki halk onların fikrini kabul etmiyor.
 
 
‘HAŞD KORKUSU YERSİZ'
 
Haşd el Şaabi'yi IŞİD ile eş tutma konusunda Muhammed Hurşid yalnız değil. Kürtler arasında bu kıyası yapan çok. Musul'daki 16 tartışmalı bölgeden 12'sinde kontrolü sağlayan Haşd'ın özellikle Kerkük'ü geri almak için savaşacağına dair korku hakim. Goran'dan milletvekili olarak bir dönem Bağdat'ta, siyasetin tam merkezinde yer almış ve tartışmalı bölgelerle de ilgilenen Parlamento Bölgeler ve Vilayetler Komitesi Başkanlığı'nı yürütmüş olan Dr. Muhammed Kayani'nin de görüşlerine başvurdum.
 
Kayani, Haşd'ın Kürtleri katleden ve süren tarihsel düşmanlık zincirinin bir devamı olduğu tespitini yersiz buldu:
 
“Haşd el Şaabi yasal çerçevesi olan ve başbakana bağlı bir yapı. Ayrıca Haşd el Şaabi içerisinde farklı unsurlar var. Haşd'ın liderlerinden Hadi el Amiri'nin Mesud Barzani ile dostane ilişkileri var. (Irak Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı ve Haşd el Şaabi Komitesi Başkanı) Falih Feyyaz hem Barzani hem de KYB yönetimiyle iyi ilişkilere sahip. Amiri ve Feyyaz, Şia toplumu içinde Kürt yanlısı olarak bilinir. Haşd el Şaabi kendiliğinden Peşmerge'yle savaşa girişmez. Tartışmalı bölgeler müzakere yoluyla halledilecek mi halledilmeyecek mi, bütün mesele bu. Eğer müzakereyle çözülmezse o zaman her türlü araç kullanılabilir. Elbette Bağdat ile Kürdistan arasında savaş çıkarsa Haşd el Şaabi de Irak ordusuyla birlikte bu krizin bir parçası haline gelir. Bir kısmı İran'la bağlantılı diye Tahran'ın yönlendirmesiyle bunlar savaş açamaz. Irak ordusunun da İran'a boyun eğmesi lazım. Böyle bir şey olmaz. (Haşd bünyesindeki Asaib el Ehl el Hak lideri) Kays el Hazali İran'ın adamı, ama kendi politikasını bütün Irak yönetimine dayatamaz. Kendi kendine düşman yaratan saçma bir argüman bu. 2015'te Tuz Hurmatu'da olduğu gibi bazı akılsız adamlar çatışma çıkarabilirler. Fakat bu siyasi bir karara dönüşmediği sürece Kürtlerle bir savaş olmaz.”
 
Kayani tartışmalı bölgelerin çözümüyle ilgili de iğneyi Bağdat'a, çuvaldızını Kürdistan liderlerine batırdı:
 
“Hadi el Amiri ile defalarca görüşmüşümdür. Bir seferinde bana dedi ki tartışmalı bölgelerle ilgili problemin müzakere ile çözülmesini istiyorum. Ama Kürt liderleri buna hazır değildi. Gidin ister (eski Başbakan) Nuri el Maliki ister (eski Başbakan ve şu anki Dışişleri Bakanı) İbrahim el Caferi'ye sorun, ikisi de size ‘Hiçbir Kürt lider ya da hükümette yer alan bir Kürt bakan 140'ıncı maddenin uygulanması konusunda bir taleple gelmedi' diyecektir. (Eski Irak Dışişleri ve Maliye Bakanı) Hoşyar Zebari oradaydı, (Eski Başbakan Yardımcısı) Berham Salih de oradaydı. Celal Talabani Irak Cumhurbaşkanı'ydı, şimdi Fuat Masum onun koltuğunda.”
 
“(Neden istemediler?) Çünkü tartışmalı bölgeler Kürdistan'a dahil edildiğinde KDP ve KYB'nin oy oranı düşecekti. KYB de Kerkük'ü başkasıyla paylaşmak istemiyordu. Ben, Bölgeler ve Vilayetler Komitesi başkanıyken Talabani'ye orijinal sınırlara dönülmesiyle ilgili yasa tasarısını parlamentoya göndermesini istedim. O ne yaptı? Baas Partisi iktidara geldiğinden beri sınırları değiştiren bütün başkanlık emirleri ve yasaların iptal edilip sınırların eski haline getirilmesini öngören bir teklif sundu. Bu 250 kararın iptali demekti. 4 vilayet kuruldu ondan beri. Bütün bu sınırları tekrar değiştirmek uygulanabilir bir şey mi? Bu Selahaddin, Necef ve Dohuk gibi vilayetlerin kaldırılması demek. Siyasi amaçlarla sınırları değiştiren 9 kanun ya da kararname var. Bunlar Şii ya da Kürt bölgesinde demografiyi değiştirmiş kararlardır. Bu maddelerin kaldırılması lazımdı, bunu uygulamak kolaydı. (Peki neden şimdi istiyorlar?) Sanıyor musun Kerkük'te referandumu uygulayacak? Uygulansa da tartışmaları bölge sorunu devam edecek. Bu referandum tartışmalı bölgeler sorununun çözümü ile ilgili değil. Bu referandumun Kürdistan'ın bağımsızlığıyla ilgisi yok. Bu KDP ve KYB'nin başarısızlıklarını örtme çabasıdır. Halk iradesini ortaya koyduktan sonra sen bağımsızlığı ilan edebilecek misin? Hayır, referandum bağımsızlığa götürmeyecek. Çok faktör var. Türkiye, Kürdistan'da 23 yerde asker bulunduruyor. Bu kadar asker varsa nasıl bağımsızlık ilan edeceksin? Tek hayat damarı var, o da petrol. Boru hattını kapattıklarında ne yapacaksın? Bu koşullarda Türkiye onayı olmadan bağımsızlık mümkün mü? Kürt Kıbrıs'ı olmaktan başka bir şey olmaz. Bu bağımsızlık değil. Bu Türkiye'nin yeni bir vilayeti olmaktır. Musul DAİŞ'in eline geçince ‘Artık Irak'la değil başka bir entite ile komşuyuz' dediler. Böylece Kürdistan'ı kurduklarını düşünüyorlardı. Türkiye'nin desteğiyle ile mi kuruyorsunuz' diye sorduk. ‘Evet' dediler. Kıbrıs'ın durumuyla kıyaslıyorlardı kendilerini. Dedim ki ‘Türkiye Kıbrıs'ta kaybetti çünkü Kıbrıs sadece beş ülke tarafından tanınıyor. Ayrıca inanıyor musunuz ki Türk ordusu Hamrin'e gelecek ve Irak ordusuna karşı Kürdistan'a kalkan olacak?”
 
Referandumla ilgili tartışmalar bu minvalde. Bunların hiçbiri Kürtlerin onlarca yıl ağır bedeller ödediği bağımsız Kürdistan hayalinden vazgeçtiği ya da buna karşı çıktığı anlamına gelmiyor. Referandumu zamansız ve zeminsiz bulanların da ezici çoğunluğu sandık başına gittiklerinde muhtemel ‘Evet' oyu kullanacaktır.
 
 
Fehim Taştekin
GazeteR.
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler