39480819_401.jpg

Kürtlerin referandum kararı bölgesel savaşa yol açar mı?

Kürtlerle Bağdat-Tahran ve Ankara arasında bir savaş çıkma olasılığı var mıdır? Ya da bu devletler Güney Kürdistan'a yönelik askeri bir operasyona girerler mi? Bağdat doğrudan Kerkük ve dolaylı olarak Erbil'e yönelik bir askeri operasyon yapabilir mi?

19 Eylül 2017 Salı
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin (IKBY) almış olduğu ‘bağımsızlık' referandumu kararının uluslararası ve bölgesel yansımaları belirginleşti. Bölge devletlerinde tehditler ön plana çıkarken, Avrupa Birliği ülkeleri ve ABD gibi küresel güçlerin diplomatik atakları yoğunlaştı.
 
ABD'nin IŞİD ile Mücadele Koalisyonu Özel Temsilcisi Brett McGurk, Birleşmiş Milletler (BM) Irak Temsilcisi Jan Kubis ve İngiltere Büyükelçisi Frank Baker'in aralarında bulunduğu yabancı heyet IKBY Başkanı Mesud Barzani ile yapılacak olan referandumunu görüştüklerini belirterek “Sayın Barzani'den 25 Eylül'de gerçekleştirilmesi kararı alınan Kürdistan'ın bağımsızlık referandumunun ertelenmesini talep ettik” açıklamasında bulundu.
 
McGurk, Güney Kürdistan bölgesinde yaşayan halkların ayrılmasına karşı olmadıklarına,  Kürtlerin referandum taleplerinin haklı olduğuna dikkat çekti. Sadece bugünkü koşullarda uygun görmediklerini ve aynı şekilde referandumun için uygun zaman önerilerinin olduğunu ancak onu şu an açıklayamayacaklarını, ABD, İngiltere ve Fransa'nın Erbil ile Bağdat arasındaki sorunların çözümünde arabuluculuk yapabileceklerini ve Bağdat ile Erbil arasında sorun olan Kerkük'ün güvenliğin için halen IŞİD'in kontrolünde olan Hawice'ye yönelik olarka Irak ordusu ile Peşmergenin birlikte operasyon yapmasına ihtiyaç olduğunu belirtti.
 
 
Referandum ertelenebilir
 
“Bağdat'ta Kürdistan halkına birçok söz verildi ama hiçbiri uygulanmadı. Bağdat hükümeti bugüne kadar ortaklığı, birliği kabul etmedi. Ayrılığı kabul etmeli. Diyalog yoluyla Irak'tan ayrılmak istiyoruz” diyen Barzani, şunları da söyledi: “Daha iyi bir alternatif karşılığında referandumu ertelemeyi düşünebiliriz. Daha iyi bir alternatif olmazsa, 25 Eylül'de sandığa gidip oy kullanacağız. Referandumun ertelenmesi için öneride bulundular. Kürdistan haklarının yanında olduklarını ancak zamanın doğru olmadığını söylediler. Biz de kendilerine sadece daha iyi bir alternatif sunulması halinde referandumu erteleyebileceğimizi söyledik.”
 
Şu noktanın altını çizmekte yarar var: Self-determination yani ‘ayrılma hakkı' için referanduma gitmek Irak Kürdistan Bölgesinde yaşayan halkların meşru bir hakkıdır. Bu konuda karar verecek olan bölgenin politik güçleri ve toplumsal dinamiklerdir. Hiçbir tehdit, tartışma ve diplomatik girişim bu gerçeği değiştirmez. Bölgesel ve uluslararası ilişkiler, ortaya çıkan politik dengelerin kısa ve orta vadede yaratacağı sonuçlar dikkate alınarak bu hakkın kullanılmasının süresi belirlenebilir. Bir başka ifadeyle Güney Kürdistan'da yaşayan halkların stratejik çıkarları gereği bu süreci ertelemek olasıdır. Önemli olan, referandum tarihinin ertelenmesinin Güney Kürdistan halkı için ne gibi taktiksel ve stratejik kazanımlar sağlayacağıdır.
 
 
Görüşmeler sonuç vermeyince askeri tehditler başladı
 
Peki, ABD, İngiltere, Fransa ve BM Irak temsilcileriyle yapılan görüşmeler neden sonuç vermedi? Irak ve Suriye'de politik gelişmeleri dikkate alarak referandum tarihinin ertelenmesinin mümkün olduğunu belirten Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, görüşmede dile getirilen ancak diplomaside herhangi bir hükmü ve etkisi bulunmayan ‘sözlü' güvencenin hiçbir şekilde yeterli olmadığını açıkladı. Bu nedenle Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyi'nde, referandum için resmi bir karar çıkartılmasını ve bunun resmileştirmesini talep etti.  BMGK'nin bu öneriyi karışlamaması nedeniyle, referandumun ertelenmesi talebi, hem Güney Kürdistan Parlamentosu hem de ‘Referandum Yüksek Konseyi' tarafından reddedildi.
 
Referandumun ertelenmesine dair yapılan önerilerin reddedilmesi ve belirlenen tarihte yapılacağına dair çok net kararların alınmış olması, Ortadoğu'nun ön plana çıkan önemli konularından biri haline geldi. Aynı şekilde Ankara, Tahran ve Bağdat yönetimleri, Kürdistan Bölge Yönetimi'ni tehdit eden açıklamalar yapmaya başladılar.
 
Irak Başbakanı İbadi, referandum kararından vazgeçilmediği takdirde “askeri açıdan müdahale edeceklerini” açıklaması Bağdat-Erbil savaş olasılığının gündeme gelebileceğine dair kaygıları artırdı. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani de, “Kürdistan bölgesi Irak'tan ayrılırsa, bütün sınır kapıları ve yolları kapatılacaktır. Çünkü bizim Kürdistan bölgesiyle yaptığımız bütün anlaşmalar, Irak çerçevesi içerisindedir. Irak'ın komşularının referanduma karşı olması, Kürdistan için çetin bir durum ortaya çıkartacaktır” dedi. Başbakan Binali Yıldırım ise “IKBY'nin düzenlemeyi planladığı referandum, ülkemiz için bir ulusal güvenlik meselesidir. Bu konuda gereken her türlü adımı atacağımız konusunda kimsenin şüphesi olmasın” diye konuştu.
 
 
Referandumdan sonra bağımsızlık zor ama…
 
Bağdat, Tahran, Ankara ve Şam dörtlüsü, Kürtlerin sosyo-politik bir statü elde etmelerine karşı çıkmaktadırlar. Bölge ilişkilerini belirleyen Kürtlerin uluslararası alanda edineceği statü, bu dört devletin bugün jeopolitik dengesini bütünüyle sarsacaktır. Referandum sonrasında Kürtlerin doğrudan ‘bağımsız' bir devlet kuramayacakları, bunun için uluslararası koşulların oluşması gerektiği açıktır. Buna rağmen söz konusu devletlerin Kürtlerin ‘eğilim' belirlemesine dahi karşı çıkmaları esasen kendi geleceklerine güvenmemeleridir. Irak'ta ve Suriye'de belirlenen ‘misakı milli' sınırlarının artık işlevini tamamladığını, İran ve Türkiye'nin de bu sürece doğru evrildiğini gördükleri için Kürtlere yönelik politikalarda çok daha sert ve uzlaşmaz bir tutum almaktadırlar.
 
Referandumun özellikle Ankara bakımından ciddi bir sorun olduğu anlaşılıyor. Başbakan Yıldırım'ın referandumu bir ‘ulusal güvenlik meselesi' olarak ifade etmesi, Ankara'nın karşı karşıya olduğu açmazı gösteriyor. Doğal olarak akla şu soru geliyor: Irak sınırları içerisinde tartışma konusu olan bir sorun neden Ankara için ‘ulusal güvenlik meselesi' olsun? Hangi gerekçeyle böylesi bir karar alınıyor. Çok açıktır ki, Ankara, kendisine güvenmiyor. Devletin Kürt coğrafyasına yönelik politik stratejisi güven verici değil. Cumhuriyetin kuruluşundan beri uygulamış olduğu politikaların sosyo-politik temeli olmadığı için politik güvensizlik en üst noktaya çıkmış görünüyor. Dahası Kürtler ile kendi arasında bir aidiyet duygusu yaratmış değil. Kürt coğrafyasının bir gün kopacağına dair sürekli bir kuşku ve kaygı taşıyor. Bu nedenle Milli Güvenlik Kurulu, Irak Kürdistan Bölgesinin ‘ayrılma hakkını' referanduma sunmasının, devletin 40 yıldır savaşıp da çözemediği Kürt sorununu çok daha ciddi olarak etkileyeceğini ve iç politik dengelerin tahmin edilenden çok daha karmaşık hale geleceğini görüyor.
 
 
Savaş mı geliyor?
 
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin 25 Eylül 2017 tarihinde yapacağı referandumun gerçekleşmesi halinde Kürtlerle Bağdat-Tahran ve Ankara arasında bir savaş çıkma olasılığı var mıdır? Ya da bu devletler Güney Kürdistan'a yönelik askeri bir operasyona girerler mi?
 
Bu soruya objektif yanıt vermek için bölge devletlerinin iç ve bölgesel durumunu doğru analiz etmek gerekir.
 
Öncelikli olarak, Bağdat doğrudan Kerkük ve dolaylı olarak Erbil'e yönelik bir askeri operasyon yapabilir mi? Bağdat'ın IŞİD öncelikli olmak üzere bölgede karşı karşıya kaldığı sorunlar dikkate alındığında bunun pek mümkün olmadığını söylemek gerekir. Bağdat'ın Kürtlere yönelik askeri bir hamlesi, Irak'ta savaşın çok yönlü boyutlanmasına, IŞİD karşısında elde edilen kazanımların bütünüyle yok olmasına ve İbadi iktidarının yıkılmasına yol açacaktır. Bu bakımdan İbadi hükümetinin “Referandum yapılırsa askeri müdahalede bulunuruz” söylemi sadece kaba bir tehdittir. Ayrıca Erbil'in başlı başına askeri bir güç olduğunu ve uluslararası güçler tarafından desteklendiğini de unutmamak gerek.
 
Burada belirleyici olan en önemli hamle Tahran ve Ankara'nın belirlediği politik tutumdur. Tahran'ın açıklamaları dikkate alındığında askeri bir seçenekten çok ekonomik ve diplomatik ambargo ile Güney Kürdistan bölgesini kuşatmayı hedefledikleri anlaşılıyor. İran, bölgesel ilişkilerde süreci belirleyen bir devlet olmasını sağlayan politik avantajlarını, Kürtlere karşı savaş açarak heba etmez. Tahran'ın Erbil'e yönelik olası bir askeri hamlesi ABD'nin İran'a yönelik askeri operasyonuna zemin hazırlayacaktır. Bu nedenle İran'ın doğrudan askeri bir savaş içinde yer olması çok düşük bir olasılıktır.
 
 
AKP için savaş konuşulduğu kadar kolay değil
 
Ankara, referandumun yapılmasını ‘ülkenin milli güvenliği için bir tehdit' olarak görmesine rağmen, atacağı adımlar için henüz bir karar almış değil. AKP iktidarı, MHP'nin ve ordudaki ulusalcı kanadın baskıları nedeniyle Erbil'e karşı savaş kararı alabilir mi? Sınır bölgesinde küçük çaplı bir tatbikata başlamış olsa da, Erbil'i hedefleyen askeri bir operasyona yönelemez. Çok açık söylemek gerekirse, Ankara'nın bölgesel ilişkilerde önemli oranda etkisiz kalması, belirlemiş olduğu askeri ve politik stratejilerinin çok önemli oranda çökmesi, PKK ile yürüttüğü savaşta ciddiye alınabilir bir sonuç elde edememesi, Rojava ile çok daha ciddi sorunların olması, Kürt coğrafyasında toplumsal dayanaklarının önemli oranda zayıflaması, Güney Kürdistan'a yönelik askeri bir hamle yapmasını engelleyen önemli faktörlerden birkaçıdır.
 
Ayrıca ABD'nin ve NATO'nun onayı olmadan bu devletlerin Erbil'e karşı askeri bir operasyona girme şansları yok denecek kadar azdır. ABD ve AB taktiksel çıkarları nedeniyle ertelemeyi önerdikleri referandumu, stratejik olarak desteklemektedirler. Bu iki küresel gücün önümüzdeki 10 yıllık bölgesel stratejilerinin uygulanmasında en önemli müttefikleri Kürtlerdir. Kürtlere yönelik olası bir askeri operasyonun, bölgesel çatışmayı çok daha geniş bir alana yayabilecek bir savaşa dönüşeceğini gören ABD ve AB, Erbil'in darbelenmesine izin vermezler. ABD'nin, Kürtlere yönelik olası bir askeri saldırı yapacak güçlere karşı doğrudan müdahalede bulunacağı açıktır.
 
 
Askeri müdahale gerçekleşirse
 
Referandum nedeniyle saldırı içerikli atılacak her askeri, politik ve ekonomik adım Kürtlerin birleşmesini, askeri ve politik güçlerinin merkezileşmesini sağlayacaktır. Referandumun engellenmesine yönelik herhangi bir askeri operasyonun, söz konusu dört devlette Kürtler arasındaki askeri ve politik ilişkilerin merkezileşmesini sağlayacağı çok nettir. Böylelikle Kürtlerle savaşın tam bir bölgesel çatışmaya dönüşeceği ve mevcut krizin çok daha kapsamlı düzeye ulaşacağı, bunun da küresel güçler dâhil olmak üzere bölgesel dengeleri ve stratejileri bütünüyle alt-üst edeceği tahmin edilen bir durumdur.
 
Bölge devletlerinin Erbil'e karşı askeri bir müdahalede bulunmaları oldukça zayıf bir olasılıktır. Böylesi bir olasılık gündeme gelirse, birincisi Kürtlerin farklı politik güçleri arasında stratejik bir ilişki kurulur ve çatışma bölgesel düzeye yayılır. İkincisi Kürt sorunun doğrudan Birleşmiş Milletler'in alacağı bir kararla bölgesel düzeyde çözümü gündeme gelir.
 
 
Mustafa Peköz
sendika.org
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler