14242-cats.jpg

Trump yeni bir savaş için İsrail’e yeşil ışık mı yaktı?

Netanyahu, Trump'ı boşuna coşkuyla alkışlamadı. Trump'ın konuşmasındaki ana vurgular, Ortadoğu'da başlatacağı yeni bir savaş için İsrail'e açık bir onay olarak kabul edilebilir. Bu noktada en patlayıcı iki bölge Lübnan ve Suriye olmaktadır. ABD'nin güçlü desteğine sahip olacak bir İsrail saldırısı her iki ülkede de beklenebilir.

21 Eylül 2017 Perşembe
Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yapacağı konuşmada özellikle vurgulayacağı unsurların neler olacağına dair dünya basınında çeşitli tahminler yapılırken, ABD Dışişleri Bakanlığı Politika Planlama Bölümü yetkilisi Brian Hook bir araya geldiği bazı gazetecilere Trump'ın konuşmasında vurgulayacağı ana öğelere ilişkin bazı açıklamalarda bulunmuştu.
 
Hook, Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çerçevesinde Amerika'da bulunan İsrail Başbakanı Netanyahu ve Fransa Devlet Başkanı Macron'la yaptığı görüşmelerde gündeme gelen en önemli ortak kaygının İran'ın Suriye'deki uzun vadeli planları olduğunu söylemiş, Trump'ın konuşmasında, İran'ın Lübnan'da Hizbullah üzerinden yaptığı gibi, desteklediği milisler üzerinden Suriye'de uzun vadeli bir askeri varlık oluşturmasına ABD'nin izin vermeyeceğini net biçimde ortaya koyacağını iddia etmişti. (Trump Expected to Tell Iran to Back Off in Syria in UN Address, U.S. Official Says, Sep 19)
 
 
Netanyahu'nun alkışları
 
Trump beklenen konuşmasını yaptı, Trump'ın konuşmasını salonda coşkulu alkışlarıyla selamlayan İsrail Başbakanı Netanyahu, konuşmanın ardından paylaştığı mesajında “Birleşmiş Milletler'de bulunduğum 30 yılda böylesine cesur ve açık bir konuşma daha önce hiç duymadım” diyor ve Trump'ın insanlığın yüz yüze olduğu en ölümcül tehditleri son derece açık biçimde ortaya koyduğunu söylüyordu.
 
Netanyahu'nun coşkulu alkışları boşuna değildi. Guardian'ın Kudüs muhabiri Peter Beaumont'a göre, Trump'ın konuşmasının İran'la ilgili kısmını eğer Netanyahu yazsaydı, yazacakları bundan çok da farklı olmayacaktı. (Netanyahu praises Trump's ‘brave and clear' speech, Sep 19)
 
Haaretz yorumcusu Chemi Shalev'e göre, İsrail Başbakanı Netanyahu ve eşinin Trump'ın konuşmasını coşkuyla alkışlaması boşuna değildi, bu konuşma sadece onlar için değil dünyanın her yerindeki aşırı sağcı milliyetçiler için bir hayalin gerçeğe dönüşmesi anlamına geliyordu. (Trump Delights Netanyahu With Belligerent and Nationalist Right-wing UN Speech, Sep 19)
 
 
“Tüm dünya İran'a karşı bir araya gelmeli”
 
Peki Netanyahu'yu böylesine coşturan konuşmasında Trump İran hakkında neler söyledi? Okuyalım…
 
“İran yönetimi demokrasi örtüsü altında yozlaşmış bir diktatörlüktür. Zengin bir tarihe ve kültüre sahip olan varlıklı bir ülke; kan, kaos ve şiddet ihraç eden ekonomik olarak tükenmiş bir haydut devlete dönüşmüştür. İran liderliğinden en uzun acı çeken İran halkının kendisidir.
 
“Petrol gelirleri İranlıların yaşamlarını iyileştirmek yerine, suçsuz Müslümanları öldürmesi ve barışçıl İsrailli ve Arap komşularına saldırması için Hizbullah ve diğer terör örgütlerine fon olarak kullanılıyor. İran halkına ait olan bu zenginlikler Beşar Esad diktatörlüğünün devamı için, Yemen'deki iç savaşı ateşlemek için ve bütün Ortadoğu'da barışı baltalamak için kullanılıyor.
 
“İran, Hizbullah ve diğer terör rejimlerini destekliyor. İsrail ve diğer komşularını tehdit ediyor. İran anlaşması ABD tarihindeki en tek taraflı anlaşmalardan biridir. Bu, ABD için utanç kaynağıdır. Biz böyle bir anlaşmaya taraf olamayız. Tüm dünya, İran'a karşı bir araya gelmeli.”
 
 
Suudi Arabistan ziyaretine gönderme
 
İlk yurtdışı seyahatini Suudi Arabistan ve İsrail'e yapan Trump, o seyahatinde İran'a karşı Ortadoğu çapında bir birlik çağrısı yapmıştı. Bu Birleşmiş Milletler konuşmasındaysa el yükseltiyor ve çağrıyı tüm dünyaya genişletiyor. Konuşmasında ilk seyahatine göndermeler yapan Trump şunları söylüyor:
 
“İran rejiminin terörizmi desteklemesi, yakında terörizmin destek ve finansmanını engelleme yolunda taahhütte bulunan komşularının yaklaşımıyla keskin bir karşıtlık içindedir. Suudi Arabistan'da 50 Arap ve Müslüman ülkenin liderleri terörizm ve ona ilham veren İslamcı aşırılıkçılığa karşı mücadelenin bir sorumluluk olduğunu kabul ettiler.
 
Radikal İslami terörü durduracağız, ülkemize zarar vermelerine izin veremeyiz. Bu terörün yayılmasını sağlayan El Kaide, Hizbullah ve Taliban gibi, masumları katleden gruplara finansal destek veren grupları ve bunlara destek olan devletleri dışlamalıyız.”
 
 
Kore, Suriye, Küba, Venezüella…
 
Trump'ın hedefinde sadece İran ve Hizbullah yoktu. Bir diğer “haydut devlet” Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti de Trump'ın ana hedefleri arasındaydı. Kuzey Kore'nin nükleer silah programıyla tüm insanlığı tehdit ettiğini, Kuzey Kore yönetiminin halkının açlıktan ölmesinden sorumlu olduğunu iddia eden Trump, “ABD eğer kendini ve müttefiklerini korumak zorunda kalırsa Kuzey Kore'yi tamamen yok etmekten geri durmayız” dedi.
 
Trump'ın hedefindeki bir başka “haydut devlet” Suriye idi. “Suriye'deki krizin arttığını gördük. Siyasi bir kriz var. Yasaklanmış olan kimyasal silahların kullanılması durumunda hiçbir ülke güvende olmayacak. Suriye'de diktatör Beşar Esad rejimi bu saldırılarına son vermeli. ABD, hava sahasında gerekli müdahaleyi gerçekleştirmiştir.”
 
Tabii olarak Küba ve Venezüella da Trump'ın hedefleri arasındaydı. “ABD, Küba'daki yolsuzluğa batmış olan rejim ile de mücadelesine devam ediyor. Küba temel reformları yapmadığı takdirde yaptırımlar kalkmayacak” diyen Trump Venezüella'yı da şu şekilde tehdit etti: “Venezüella'da Maduro'nun sosyalist diktatörlük rejimi refah içerisindeki bir ülkeyi denendiği her yerde yenilmiş bir ideolojiyi empoze ederek yoksulluğa sürüklemiştir. Maduro, felakete sürüklenen rejimini kurtarmaya çalışmaktadır. Buna seyirci kalamayız. Sorumlu bir komşu olarak amacımız Venezüella halkının özgürlüklerine ve demokrasiye kavuşmaları olmalıdır. ABD, rejimin hesap verebilmesi için bazı adımlar atmıştır. Daha fazlasını da atmaya devam edeceğiz. Baskı rejimi devam ederse yeni adımlar atmaya hazırız.”
 
 
“Cevap vermeye bile değmez”
 
Trump'ın emperyal kibirle yoğrulmuş bu konuşmalarına ilk yanıt İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif'ten geldi. Zarif mesajında, “Trump'ın nefret dolu cahilce konuşması 21. Yüzyıl Birleşmiş Milletler'ine değil Ortaçağ'a uygundur. Cevap vermeye bile değmez. İranlılara dönük sahte empati kimseyi kandıramaz” diyordu.
 
Venezüella Dışişleri Bakanı Jorge Arraeza paylaştığı mesajda, “Başkan Trump'tan ya da bu dünyadaki başka herhangi birinden gelen tehditleri kabul etmiyoruz. Bizler barışçıl insanlarız ve karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler istiyoruz. Onun sergilediği bu ırkçı ve üstünlükçü teori soğuk savaşa geri döndürüyor, bir an 1982'de Başkan Reagan'ı mı dinliyoruz yoksa 2017'de Başkan Trump'ı mı dinliyoruz bilemedik” diyor ve Trump'ın BM Genel Kurulu'nda yaptığı ilk konuşmada savaştan, ülkeleri yok etmekten, ambargolardan bahsettiğine dikkat çekip “Trump, BM Genel Kurulu'ndaki liderlere çalışanı gibi hitap etti. Bugün burada duyduklarımız dünya için üzücü” sözleriyle gerçekliği ortaya koyuyordu.
 
Trump'ın konuşmasının bir şaka gibi de algılanabilecek bazı bölümleri adeta dünyanın içine girdiği iddia edilen -son dönemin moda deyimi- “hakikat-sonrası” zamanları yansıtıyordu. Öyle ki, Trump konuşmasında, “egemen” ve “egemenlik” sözcüklerini 21 kez kullanmıştı. Halen geçerli olan uluslararası yasalara göre, Birleşmiş Milletler çatısı altında halklar “egemen devletler”in temsilcileri aracılığıyla bir araya geliyordu ve Trump'ın konuşmasında da 21 kez geçen “egemen” ve “egemenlik” sözcükleri de tam bu durumu vurgulamak için kullanılmıştı.
 
Ama…
 
 
İşgallere devam
 
Trump bu vurgulara sahip olan konuşmayı yaparken ABD askeri birimleri mesela Suriye'de, halen Birleşmiş Milletler'de yasal olarak temsil edilen “egemen devlet”in yasal çağrısı ya da izni olmadan ve hatta onun Birleşmiş Milletler nezdinde gerçekleştirdiği yoğun protestolara rağmen askeri operasyonlar yürütüyorlardı. ABD emperyalizmi, daha önce de BM'de temsil edilen 2 “egemen” devleti -Irak ve Afganistan- bütünüyle yalan olduğunu bizatihi Trump'ın defalarca ifade ettiği gibi “sahte delillere” dayanan suçlamalarla işgal etmişti ve işgalleri farklı düzeylerde devam ediyordu.
 
Bir taraftan bu işgaller devam ederken, ABD bu kez “IŞİD'le savaş” örtüsü altında Suriye'nin belirli bölgelerini işgal etmeye başladı. Trump'ın Birleşmiş Milletler çerçevesinde yapacağı bir başka önemli görüşme kısa bir süre önce sert bir şekilde “İslamcı terörizmi fonlamakla suçladığı” Katar Emiri ile. Bilindiği gibi, Katar'da sunduğu pek çok belgeyle ABD'nin Ortadoğu'daki diğer stratejik müttefiki Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin “İslamcı terörü” dünya çapında nasıl fonladığını gözler önüne sermektedir. ABD'nin Ortadoğu'daki en büyük askeri üssü “İslamcı terörü fonlamakla” suçladığı ülkededir. Trump'ın ve diğer Amerikan yetkililerinin açıklamalarına göre, Ortadoğu'da “İslamcı teröre” en büyük desteği, ABD'nin “İslamcı terörle” savaşının Ortadoğu'daki merkez karargahının bulunduğu müttefiki Katar sağlamaktadır. Böyledir, ama ne de olsa “hakikat-sonrası”nda yaşıyoruz. Kim sorgulayacak “hakikat”i…
 
Trump saldırısını İran ve Kuzey Kore'ye yoğunlaştırırken, Rusya ve Çin'e Ukrayna ve Güney Çin Denizi üzerinden mesajlar vermeyi de ihmal etmedi. Çin'e Kuzey Kore üzerinden de yüklenen Trump, “Bazı ülkelerin dünyayı nükleer çatışma tehlikesine atan böyle bir rejimle sadece ticaret yapması değil, böyle bir rejimi finansal olarak, silahlar sağlayarak desteklemeye devam etmesi rezalettir” sözleriyle doğrudan Çin'i hedef aldı.
 
 
Saldırganlığı tırmandırma işareti
 
Trump'ın BM konuşması, Amerikan emperyalizminin Ortadoğu, Asya ve Latin Amerika'da saldırganlığını arttırma yönünde yeni adımlar atmaya hazırlandığının güçlü bir işaretidir. Trump'ın konuşması İran'la yapılan Nükleer Anlaşma'nın bozulmasına yönelik açık bir eğilime işaret ediyor. Böylesi bir yöneliş, ABD'nin Avrupalı emperyalist müttefikleriyle zaten son derece bozuk olan ilişkilerinde yeni bir krize yol açacaktır ve aynı zamanda Rusya ve Çin'le var olan gerilimlerin yeni bir seviyeye yükselmesine neden olacaktır.
 
Trump'ın konuşmasında ifadesini bulan böylesi bir yönelişin asıl patlama noktası Ortadoğu'dur.
 
Netanyahu, Trump'ı boşuna coşkuyla alkışlamadı. Trump'ın konuşmasındaki ana vurgular, Ortadoğu'da başlatacağı yeni bir savaş için İsrail'e açık bir onay olarak kabul edilebilir. Bu noktada en patlayıcı iki bölge Lübnan ve Suriye olmaktadır. ABD'nin güçlü desteğine sahip olacak bir İsrail saldırısı her iki ülkede de beklenebilir. İsrail savaş uçaklarının Güney Lübnan'a bir saldırı düzenlediğine ilişkin haberler henüz Trump konuşurken ajanslara düştü. Bu saldırıların yeni boyutlar kazanarak devam etmesi hızla bölgesel bir savaşa dönüşecek yoğun bir çatışmanın başlaması anlamına gelmektedir.
 
 
Avrupa'ya Trump'ı durdurma çağrısı
 
Bu o kadar öyledir ki, katı bir İran rejimi karşıtı olan Amerika'daki “Ulusal İran Amerikan Vakfı” Başkanı Trita Parsi, Trump'ın konuşması hakkındaki yazısında gidişatın son derece tehlikeli olduğuna dikkat çekerek Avrupa hükümetlerine “Trump'ın Ortadoğu'yu istikrarsızlaştırma ve Nükleer Anlaşma'yı öldürme adımlarını engelleme” çağrısı yapmaktadır. (Trump is conflating Pyongyang with Tehran. The results could be catastrophic, Guardian, Sep 19)
 
İran rejimi düşmanı Trita Parsi, Angela Merkel'in İran'la yapılan Nükleer Anlaşma'nın başarılı sonuçları nedeniyle Kuzey Kore ile bir anlaşma için bu anlaşmanın bir şablon olarak kullanılabileceğini söylediğini belirttiği yazısında, Avrupa'nın Bush yönetiminin feci sonuçlar doğuran Irak işgalini engelleyemediğini ancak çok daha kötü sonuçlar doğuracak olan İran'a yönelik yeni bir saldırıyı engelleyebileceğini ve bunun için harekete geçip çalışması gerektiğini belirtiyor.
 
Trump'ın BM konuşmasının bu tip tepkiler yaratması son derece normal, Ortadoğu'da derinleşen çelişkiler küçük bir hamleyle hızla büyük bir patlamaya dönüşme potansiyeli taşıyor. ABD ve İsrail, bu patlamanın kendileri için son derece olumlu sonuçlar yaratacağını düşünüyorlar.
 
Trump'ın Birleşmiş Milletler konuşması yorumlanırken en fazla başvurulan unsur George W. Bush'un 2002 yılında yaptığı bir konuşmaydı. Bush konuşmasında, İran, Kuzey Kore ve Irak'ı “Şer Ekseni” olarak adlandırmış ve bu eksenin dünya için en önemli tehdidi oluşturduğunu ileri sürmüştü. Bush'un bu konuşması Irak'ın işgaline giden yolda önemli bir dönemeç noktasıydı.
 
 
ABD ve İsrail'in tahkimatları
 
Trump'ın konuşmasından bir gün önce New York Times'ta kendine geniş bir yer bulan haber, İran'ın Yemen'deki Husileri ne denli güçlü silahlara donattığına ilişkindi. Haberde verilen “bilgi”lerin kaynağı ABD Donanması'nın Ortadoğu'daki en üst düzey komutanı Amiral Kevin M. Donegan'dı. Donegan, İran'ın Husilere çok güçlü silahları ve teknolojileri yasadışı sağladığını iddia ediyor, Husiler'in eline geçen balistik füze ve deniz mayınlarının herkes için ciddi bir tehdit haline geldiğini, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri için ciddi kaygılara sahip olduklarını söylüyordu. (Iran Is Smuggling Increasingly Potent Weapons Into Yemen, U.S. Admiral Says, Sep 18) Bu haber ve benzerleri, bir süredir Batı basınında devam etmekte olan İran karşıtı kampanyanın parçasıydı.
 
Trump'ın konuşmasından birkaç gün önce, ABD İsrail'deki ilk kalıcı askeri üssünü açtı. Herhalde İsrail'in kendisini büyük çaplı bir askeri üs olarak kabul ettiği için burada daha önce kalıcı bir üs oluşturmayan ABD'nin bu kalıcı üssü esas olarak güçlü hava savunma sistemlerini barındırıyormuş. Bu üssün açılışında Haaretz'in sorularına yanıt veren İsrail Ordusu Generali Zvi Haimovich, üssün sağladığı hava savunma sistemlerinin özellikle füze saldırılarına karşı koruma sağlayacağını, giderek artan İran tehditlerine karşı İsrail'in savunma kapasitelerini güçlendireceğini söylüyor. (With Ballistic Missile Radar, U.S. Opens First Permanent Military Base in Israel, Sep 19)
 
 
“Hizbullah'la savaş kaçınılmaz”
 
ABD ve İsrail'in Ortadoğu'daki savaş hazırlıkları yeni tahkimatlarla devam ediyor. ABD Ordusu'nda ve Pentagon'da üst düzey görevlerde bulunmuş Andrew Exum, Atlantic'te yayımlanan yazısında, son iki yıl içinde İsrail'İ ziyaret eden ABD Ordusu üst düzey yetkililerinin İsrailli partnerlerinden hep aynı sözü duyduklarını, bu sözün “Yeni bir savaş yolda. Hizbullah'la yeni bir savaş kaçınılmaz. Bu savaş çok zorlu olacak, her iki taraftan da çok sivil kaybına yol açacak” olduğunu ifade ediyor.
 
Exum, İsrail yetkililerinin düşüncelerine katılıyor. Hizbullah'ın güçlendiğini, İran'ın onu füzelerle donattığını iddia ediyor ve bu durumun İsrail'i ciddi olarak kaygılandırdığını ileri sürüyor. Savaşın kaçınılmazlığının nedeni bu kaygılarmış. İsrail yetkililerinin kaygılarını artıran bir başka faktör Suriye Savaşı'nda gelinen noktaymış. Bir İsrailli yetkili durumu “Artık İran'ın İsrail'le uzun bir sınırı var, ama İsrail'in İran'la bir sınırı yok” sözleriyle ortaya koyuyormuş.
 
ABD ve İsrail'in yeni saldırı hazırlıkları bu şekilde meşrulaştırılarak yeni katliamlara giden yol açılmaya çalışılıyor. “İki taraftan da çok sivil kaybı olacak” sözü esas olarak Suriye ve Lübnan'da katledilecek insanlar anlamına geliyor. Önceki savaşların açık olarak gösterdiği gibi, İsrail'in sürekli güçlendirilen savunma sistemleri “sivil kayıpları” büyük ölçüde engelliyor. Bu nedenle, yeni bir savaş Lübnan ve Suriye halkları için yeni katliamların habercisidir.
 
 
Cenk Ağcabay
sendika.org
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler