1498116334-crop.jpg

ABD Rakka’nın düşmesinin ardından İran’ı tehdit ediyor

Washington, tam da ABD tarafından Kore yarımadasında girişilecek yıkıcı bir savaş olasılığı sürerken, Ortadoğu'daki gerilimleri ve savaş tehlikesini arttırıyor.

26 Ekim 2017 Perşembe
16 Ekim'de, ABD destekli güçler, kökten dinci Irak ve Şam İslam Devleti'nin (IŞİD) “halifeliği”nin “başkenti” olarak adlandırdığı Fırat Nehri üzerindeki Suriye kenti Rakka'yı tümüyle ele geçirmiş olduklarını duyurdular.
 
Büyük ölçüde Kürt milliyetçisi milislerden (YPG) oluşan Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Rakka'yı Temmuz ayında kuşatmıştı. Kentteki IŞİD savaşçıları ve on binlerce sivil, dört buçuk aydır, ABD, Fransa ve Britanya savaş uçaklarının kesintisiz hava saldırılarına uğruyordu. Yüzlerce Amerikan özel kuvvetler askeri, “danışman” ve gözcü işlevi gördü. ABD'nin bir deniz piyadesi birliği, karadan topçu desteği sağladı.
 
Eldeki tüm verilere göre, tüm binaların en az yüzde 80'i içinde oturulmaz hale gelen, geri kalanların da ciddi ölçüde zarar gördüğü Rakka, yerle bir edilmiş durumda. Rusya Savunma Bakanlığı baş sözcüsü Tümgeneral Igor Konaşenkov, gazetecilere, “Rakka, 1945'te Britanya-ABD bombardımanı ile yeryüzünden silinmiş olan [Alman kenti] Dresden'in yazgısını miras olarak aldı.” dedi.
 
IŞİD tarafından ele geçirilmeden önce 200.000'in üstünde olan kent nüfusundan geriye hemen hemen 45.000 kişi kaldı. Diğerleri ya ölmüş ya da sığınmacı kamplarına dağılmış durumda.
 
Kesin ölü sayısı hiçbir zaman bilinmeyecek. İzleme örgütü Airwars, hava saldırılarının en az 1.300 sivili katlettiğine ilişkin doğrulanabilir raporlara sahip olduğunu iddia ediyor. O, bu rakamın 3.200'e kadar yükselebileceği iddialarından söz ediyor. Saldırının ve yoğun bombardımanın son evrelerinde, yüzlerce kişi daha öldürülmüş ve tonlarca enkazın altına kalmış olabilir.
 
Öldürülen IŞİD savaşçılarının sayısı da bilinmiyor. Ancak bu rakamın binlerce olduğu kesin. Irak kenti Musul'da IŞİD'e yönelik ABD destekli saldırı sırasında olduğu gibi, özellikle “yabancı savaşçılar”a hiç merhamet gösterilmedi.
 
Beyaz Saray'ın ABD önderliğindeki IŞİD karşıtı “koalisyon”daki özel temsilcisi Brett McGurk, Dubai televizyonuna şunları söyledi: “Görevimiz, yabancı bir ülkeden [IŞİD'e] katılmış ve Suriye'ye gelmiş olan Suriye'deki bütün yabancı savaşçıların burada öleceğinden emin olmaktır. Yani Rakka'da iseler, Rakka'da ölecekler.” McGurk, Irak'a ilk kez ABD işgal rejiminin parçası olarak 2004'te gitmişti ve ABD emperyalizminin bölgedeki müdahalelerinin sürekliliği simgeleyecek şekilde, Bush, Obama ve şimdi de Trump yönetimlerinde, bölgede giderek daha sorumlu görevler üstlendi.
 
Suriye'de IŞİD'e katılmak için, sadece Avrupa'dan 6.000 kadar insanın gelmiş olduğuna inanılıyor. Onlar, özellikle, IŞİD'in ve diğer kökten dinci örgütlerin Beşar Esad'ın Rusya ve İran destekli Suriye hükümetini devirme çabalarında ABD'nin ve Avrupalı güçlerin fiili müttefikleri olarak muamele gördüğü 2011-2014 yılları arasında geldiler.
 
IŞİD'in geniş Suriye ve Irak toprakları üzerindeki kontrolünün sona ermesi, her iki ülkedeki katliamı bitirmek şöyle dursun, potansiyel olarak daha da kanlı bir evreyi başlatmıştır.
 
Washington'ın odak noktası, hem emperyalist destekli “asiler”e hem de IŞİD'e karşı Esad hükümetine ve silahlı kuvvetlerine önemli bir askeri yardım sağlayan İran ve Rusya ile arttırılmış bir cepheleşmeye doğru kayıyor. İran, ayrıca, Irak hükümetine egemen olan Şii tabanlı siyasi partilere büyük destek veriyor.
 
Washington Post, 21 Ekim'deki başyazısında, “teröristlerin yenilgisi, İran ile Rusya'nın etkilerini ABD müttefikleri zararına pekiştirdikleri Irak'ta ve Suriye'de ABD için karmaşık zorluklara yol açıyor.” diyordu.
 
Başyazı, ABD'nin Irak'ta, “İran önderliğindeki milis güçleri Irak ordusunun tartışmalı Kerkük kenti ve çevresindeki petrol sahaları için ABD müttefiki olan Irak Kürtlerine heraketına yardım ederlerken, pasif kalmış” olduğundan yakınıyordu.
 
Washington Post, “Rusya-İran-Esad koalisyonu”, ABD destekli güçlerin Rakka'yı geri alma ile uğraşmasından kendi operasyonlarını başlatmak için yararlandılar ve “doğu Suriye'de, ülkenin başlıca petrol sahalarını kapsayan toprakları ele geçirme yarışını kazanıyorlar.” diye devam ediyordu.
 
Başyazı şu sonucu çıkartıyordu: “ABD'nin müttefiklerini savunmada ya da iki Arap devleti için yeni siyasi düzenlemeleri teşvik etmede başarısız olması, yalnızca daha fazla savaşa, yeni terörist tehditlerin yükselmesine ve sonuç olarak daha fazla ABD müdahalesinin gerekliliğine yol açacak.”
 
2003'teki Irak istilasının ve Suriye'deki rejim değişikliğinin savaşçı bir savunucusu olan Frederick Kagan, ABD'yi İran ve Rusya güçleri ile bir askeri çatışma kışkırtmaya çağırma konusunda daha da açık sözlüydü.
 
Hill'de yazan Kagan, Obama ve Trump yönetimlerini, “İran'ın Suriye'deki askeri hakimiyetine ve genişlemesine razı olmak” ile suçladı ve bunun, İran'ın Ortadoğu'daki etkisini kırma stratejisi ile “bağdaşmadığı”nı belirtti.
 
Kagan, Amerikan ordusunu, ABD müttefiki herhangi bir milis gücünün “Suriye, İran ya da Rusya kuvvetleri”nin saldırısına uğraması durumunda “karşı saldırı”da ve “misillime”de bulunmaya çağırdı. O, nükleer silahlı Rusya ve İran Amerikan askeri üstünlüğü karşısında geri adım atacakları için, ABD'nin onlarla savaş riskine hazır olması gerektiğini belirtti.
 
Kagan, Amerikan egemen çevreleri içinde sürmekte olan pervasız, hatta dengesiz tartışmanın bir ölçütü olarak, Moskova'nın, ABD ordusunun Rus gemilerini ve uçaklarını vurup imha etmesi durumunda bile bir çatışmayı tırmandırmayacağını ileri sürdü.
 
Kagan, “Caydırıcılığın altında yatan ve akla yatkın bir topyekün savaşı önleme beklentisiyle Suriye'de İran'a karşı tırmanma yönünde akıllı bir Amerikan stratejisine olanak sağlayabilecek hesap ve ilke budur.” görüşünü ileri sürdü.
 
Trump yönetimi, 2015'te Tahran ile varılmış nükleer anlaşmanın “yeniden görüşülme”si için 13 Ekim'de yaptığı taleple, İran'a yönelik ABD düşmanlığının sert biçimde şiddetlenmesinin işaretini zaten vermişti. Trump yönetimi, ABD'nin başlıca Avrupa müttefiklerinin anlaşmaya verdiği desteği hiçe sayarak, İran'a karşı tek taraflı olarak yeniden kapsamlı yaptırımlar uygulanması yönünde ilerliyor.
 
Hafta sonunda, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Tahran'ın başlıca bölgesel rakibi olan ve ABD'nin dişlerine kadar silahlandırdığı Suudi Arabistan'a yaptığı ziyaret sırasında, İran'a yönelik suçlamalarını arttırdı.
 
Tillerson, “Irak'taki bütün yabancı savaşçıların evlerine gitmesi ve Irak halkının IŞİD'in ele geçirmiş olduğu şimdi kurtarılmış alanları yeniden kontrol etmesine izin verilmesi gerekiyor.” dedi. Dışişleri bakanı, ülkede bulunan binlerce Amerikan askerinden ve paralı askerden değil; yalnızca İranlı güçlerden söz ediyordu.
 
Tillerson, hem ABD'nin hem de Suudi Arabistan'ın, şirketlerin (Avrupalılarınkileri de dahil) Devrim Muhafızları ile bağlantılı İranlı şirketlerle iş yapmayı durdurması gerektiğine “inandığını” söyledi.
 
Washington, tam da ABD tarafından Kore yarımadasında girişilecek yıkıcı bir savaş olasılığı sürerken, Ortadoğu'daki gerilimleri ve savaş tehlikesini arttırıyor.
 
 
James Cogan 
WSWS
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler