9r5a1004.jpg

Sur: Kentsel dönüşüm mü, medeniyetlerin sonu mu?

Diyarbakır'ın tarihi surlarının içinde kalan bölgede yaşam yedi bin yıldır kesintisiz sürüyordu. Ancak bazı mahallelerdeki hayat kesintiye uğradı. Çünkü oralarda artık ne mahalle, ve de yaşayacak kimse kaldı. Yeni yapılan evleri ise büyük bir hayal kırıklığı yarattı.

22 Kasım 2017 Çarşamba
"Sur değil yedi bin, yetmiş bin yıllık olsaydı durum değişmezdi” Mimarlar Odası Diyarbakır Şube Başkanı Şerefhan Aydın, tarihi Surların içindeki yaşananları bu sözlerle ifade ediyor.  O da birçok kişi gibi, yedi bin yıl aradan sonra bir dönemin sonuna tanıklık etmenin hüznünü yaşıyor.
 
Dicle Vadisine bakan kayalıkların üzerine şehir inşa edileli, beş bin yılı kesin, tahmini yedi bin yıl geçti. Hurrilerle başladığı sanılan yaşam hiçbir zaman kesintiye uğramadı. Diyarbakır, 30'a yakın uygarlığın iz bıraktığı kent oldu. Diyarbakır Surları üzerindeki bazı hayvan figürleri ve kabartmaların Hurrilere ait olduğu tahmin ediliyor.
 
2015 yılında PKK'nın şehir örgütü Sivil Savunma Birlikleri (YPS) ve güvenlik güçleri arasında yaşanan sokak çatışmaları, Sur için sonun başlangıcı oldu. Evlerin mevzi olarak kullanılması nedeniyle, yüzlerce ev, tank ve top atışları nedeniyle ağır hasar gördü.
 
Çatışmaların etkilediği altı mahalleye girişler hala yasak. Bu mahallerde belki de dünyanın en anlamsız sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Çünkü ortada ne çıkılabilecek sokak, ne de o sokaklara çıkabilecek kimse kaldı.
 
Çatışmalardan sonra kentsel dönüşüm kapsamına alınan bölgede, zarar görsün görmesin, tescilli tarihi yapılar hariç bütün evler yıkıldı. Bölgede Kültür Bakanlığı tarafından tarihi olarak tescillenen 602 yapı bulunuyor. Bugünlerde Surların üzerine çıkıp bu mahallere bakanlar, burada 7 bin yıl yaşam sürdüğüne inanamaz. Daha birkaç yıl önce çocukların oynadığı, kadınların evlerinin önünde oturup sohbete daldığı sokaklardan iz yok. Hiroşima'nın atom bombası atıldıktan sonrakini halini andırıyor. Hükümet Sur içinde kentsel dönüşüm yapılarak, yeni konutlar inşa edileceğini açıkladı. 4 Ocak 2017 tarihinde resmi olarak başlatılan çalışmaların iki yıl içinde tamamlanması planlanıyor. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, “Sur'u Toledo yapacağız” sözleri uzun süre tartışılmıştı. Tüm tepkilere, itirazlara rağmen bölgedeki yıkım, tek ev kalmayana kadar sürdü.
 
Yıkımdan sonra bölgedeki tarihi eserlerin restorasyonuna 2016 yılının ortalarında başlandı. Bir yandan da yetkililerin tabiriyle, ‘Diyarbakır mimarisine uygun' evlerin inşasına başlandı. Temeller kazıldığı dönemki umutlar binalar yükseldikçe yerini hayal kırıklığına bıraktı. Bırakın Toledo'ya Tarihi Diyarbakır evlerine bile benzemeyen yapılar ortaya çıkmıştı. 
 
Sur ve çevresi yıkımdan kısa süre önce, Temmuz 2015 tarihinde UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine alınmıştı. Herkesin umudu UNESCO'nun müdahale etmesiydi ama onlar da sessiz kaldı. Listeye alınma sürecinde alan başkanlığı yapan Eski Müze Müdürü ve Arkeolog Nevin Soyukaya, Sur'da yaşananların yakından bilen bir isim. Soyukaya, kentin yıkılan altı mahallesinde yaşamın yedi bin yıl sonra ilk kez kesintiye uğradığını söyledi. Al-Monitor'a konuşan Soyukaya, medeniyetlerin hem yer üstündeki hem yer altındaki izlerinin silindiğini belirterek, “Diyarbakır'a egemen olan medeniyetler birer katman halinde iz bırakmış. Bir katmanlar üzerinde oluşan bir höyüğün son dönemini sürdürüyordu kent. Yıkımlarla hem Toprak üstü hem toprak altı zarar gördü. Toprak üstündeki kültürel değer, yaşam, tarihi doku yok oldu. Alt yapıyı yeniliyoruz bahanesiyle yaptıkları derin kazılarla toprak altındaki katmanlar da alt üst oldu. Dolayısıyla Diyarbakır'ın geçmişi bugünü ve geleceği yok edilmiş oldu” dedi.
 
Peki, Sur'da yeni bir medeniyet mi yaratılmak isteniyor? Soyukaya'ya göre “hayır.” Yeni yapılan yapıların geleneksel Diyarbakır mimarisiyle hiçbir ilgisinin bulunmadığını savunan Soyukaya, “Yeni yapılan imar planında daracık sokakların genişletildiğini görüyoruz. Sokağın genişletilmesi, avlu duvarlarını bir metreye kadar yükseltilmesi, avluların işlevini sürdüremeyecek ev girişi gibi düzenlemesi, yani bildiğimiz geleneksel avlu mimarisi yok. Buna medeniyet demek anlamsız. Medeniyet bir süreçtir, öncesi olmalı, altı dolu olmalı. Şekillendirmeye çalıştıkları toplumu mekân üzerinden açıkçası terbiye ederek, bir yaşam sunmak medeniyet olmaz. Erk kimin elindeyse onun istediği gibi yaşamaya zorlanan bir şehir var. Buradan bir medeniyet çıkmaz, zorunlu yaşam çıkar” dedi.
 
Soyukaya kentin hafızasının silindiğini savunarak, “UNESCO'ya götürürken binlerce yıldır yaşamın kesintiye uğramadan geleceğe aktarıla aktarıla bugüne gelen bir kentten söz ettik. Gittikçe büyüyen gelişen ama kültürel sürekliliğini sağlayan bir kenttir dedik ama bugün kültürel süreklilik gibi geleneksel yaşam da kesintiye uğratıldı. Geleneksel kültürün yansımalarıyla oluşan mimari kentsel doku da yok edildi. Somut ve somut olmayan kültürel değerleriyle yok edildi. Bu nedenle toplumsal hafızamız silindi diyoruz. Orada var olan canlı yaşam, o köprünün taşıyıcıları olan insanın oradan çıkarılması ve o kültürün taşıyıcıları olan yaşam biçimini sona erdirilmesi ama aynı zamanda mekân yıkılarak mekân üzerinden toplumu şekillendirme söz konusu” diye konuştu.
 
Mimarlar Odası Diyarbakır Şubesi Başkanı Şerefhan Aydın, Sur içinin yüzde 35'nde yaşamın yok edildiğini söyledi. Al Monitor'un sorularını yanıtlayan Aydın, yeni binaların “alay edercesine” yapıldığını ekledi. Aydın, “Teknik açıdan baktığınızda sanki alay edercesine yapılmış binaların, ısrarla tarihi Diyarbakır evi olduğu söyleniyor. Bunun kesinlikle böyle olmadığını söyledik. Diyarbakır evinde avlu geniştir, her avluda bir dut ağacı var. Yanında süs havuzu var, bunların hiç biri yapılmamış. Avlu eski evlere oranla 4'te 1 oranına getirilmiş. İmalat şekline baktığınız zaman normal koruma amaçlı imar planında sokak dokusu bozulmayacaktı. Eski Diyarbakır sokaklarındaki doku yakalanmalıydı. Bu da orada kullanılacak bazalt taşıyla ilgilidir. Gözenekli dişi erkek bazalt taşı dediğiniz el ustalığıyla işlenmiş taşlar döşenmesi lazım. Oysa şu an yapılan evler betonarme yapılmış ve kesme bazalt taşı kullanılmış”dedi.
 
Aydın da, Soyukaya gibi kentin hafızasının silindiğini düşünenlerden.”Sur'daki binlerce yıllık hafızayı silip, kendilerine göre sözde yeni kimlik oluşturmaya çalışıyorlar. Adına da soylulaştırma diyorlar,” diyen Aydın, şöyle devam etti. “'Oradaki yapılar sağlıksızdır, yaşam tarzı düşüktür, orayı soylulaştırıyoruz, topluma kazandırıyoruz o kesimleri' diyorlar. Oysaki tamamen rant odaklı. 6 mahallenin kökten yıkılması ne kadar mimari olacak bilmiyorum. Kent planlaması yapılırken onları dikkate almak gerekiyor.”
 
Aydın'a göre yapılanların ardında, yaşanan çatışmaların izini silme ve güvenli bir şehir oluşturma çabaları var: ”Eğer yıkılmasaydı ve tamamen düzeltilmesiydi, oralarda dönem dönem farklı anıtlar yapılırdı. Halkın hafızasında yer edinirdi yaşananlar. O hafızayı silmek için yapılan bir şeydir. Şu an güvenlik amacı, savaş odaklı siyaset izleniyor. Sur'daki plan da buna göre yapılıyor. Şu an plan değiştirildi 6 karakol yapıldı. Karakolları bir birine bağlayan yollar, Sur'un dokusuna rağmen geniş yapıldı. Kent hassasiyeti, tarih doku dikkate alınmadan planlama yapıldı. Beş yıl, on yıl sonra savaş çatışma olmayacak fakat inşa edilen yapılar orada kalacak. Plan değişebilir ama uygulamaya konuldu mu geri dönüşü yoktur” şeklinde konuştu.
 
Çatışmaların yaşandığı mahallerin ardından Alipaşa ve Lalebay Mahallleri de kentsel dönüşüm kapsamına alınarak boşaltıldı.
 
İlk taşı koyan kimdir bilinmez ama o taşı kaldıranı tüm Dünya gördü. Ömrü belki de 50 yıl olan evler için 7 bin yıllık tarih feda edildi. Hurriler, Mitanniler, Hititler, Asurlar, Medler, Persler ve daha niceleri, insanlığın-eserlerinizi koruyamadığı için- size özür borcu var. Özür de artık bir şeyi değiştirmez. Sur da göz göre göre elimizden kayıp gitti. Tıpkı Hasankeyf gibi.
 
 
Mahmut Bozarslan
Al-Monitor
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler