1414254_940x531.jpg

Suriye denkleminde Kürtlerin rolü ve jeopolitik seçenekler

Gayet iyi biliniyor ki, ABD'nin olduğu gibi Rusya'nın da başından itibaren bir Kürt kartı vardır. Rusya şimdi bu kartı çekti ve AKP de kabul etti. Türkiye açısından da gerek Esad, gerek Kürtler olsun, “dünkü düşmanların” yeniden “dost ve müttefik” olacağı günler yaklaşıyor.

29 Kasım 2017 Çarşamba
Soçi süreciyle birlikte açığa çıkan iki ana tespit var. Birincisi, ABD merkezli tek kutuplu küresel liderlik projesi iflas etti, çok kutuplu evreye geçildiği gerçeği açığa çıktı. Şu anda görünen, ibrenin Atlantik karşıtı geliştirilen Rusya merkezli Avrasya modeline doğru döndüğüdür. İkincisi egemen devletlerin Kürt çözümüne dair geleneksel yaklaşımının sona erdiği görüldü ve artık Türkiye'nin de dahil olduğu yeni bir çözüm sürecine doğru adımlar atılıyor.
 
Öncelikle birincisinden başlayalım. Nedir bu Avrasya modeli? Hepimiz biliyoruz ki, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra “yeni dünya düzeninde” küresel liderliğe soyunan ABD, öncelikli olarak yüzünü Avrasya'ya çevirdi. ABD'nin küresel egemenlik stratejisinin mimarlarından biri olan Zbigniew Brzezinski, küresel liderlik için üzerinde kavgaların sürdürüleceği bir alan olarak Avrasya'yı gösteriyor ve bu coğrafyayı bir satranç tahtasına benzetiyordu. Fakat olarak en büyük tehdit Çin'in hızla genişlemesini gösterirken, Rusya'nın Çin ve İran'la işbirliğine gidebileceğine çok az ihtimal vermişti. Ancak süreç tam tersine işledi. Rusya-Çin-İran ilişkileri ABD karşıtı bir ittifaka dönüştü, yetmedi, Putin'in AB ve ABD blokuna karşı Avrasya Birliği hamlesi geldi.[1]
 
O zamanlar “Arap Baharı” örtüsüyle ortalığa dökülen medya yalanlarını hiç kimsenin sorgulamadığı, Arap halklarının kanı üzerinden ABD'nin tek kutuplu küresel liderliğe soyunduğu gerçeğinin manipüle edildiği bir süreç işliyordu. Bu yüzden ABD'nin “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) adını verdiği tek kutuplu küresel liderlik projesine karşı Rusya öncülüğünde geliştirilen alternatif Avrasya projesinin başarılı olacağına kimse inanmıyordu. Ne ABD'nin savaş stratejilerinin mimarı olan Zbigniew Brzezinski, ne de özellikle Soğuk Savaş döneminden sonra parlayan ve karar vericilere politik çizgi tarif eden Think-tank'ler (düşünce kuruluşları) böyle bir ihtimal üzerinde durdular. Bilindiği gibi Türkiye'nin de parlatılan “Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi” (ORSAM), “Siyaset-Ekonomi ve Toplum Araştırmaları” (SETA) gibi çok sayıda Think-tank'leri var. Bunlardan biri de kısaca BİLGESAM olarak bilinen “Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi”dir.
 
Her ne kadar kuruluş amacını “dünyadaki ve yurt içindeki gelişmeleri takip ederek geleceğe yönelik öngörülerde bulunmak” olarak açıklasa da, BİLGESAM'ın sadece ABD'nin küresel liderliğine mutlak gözüyle bakan Brzezinski gibi “öngörülere” imza attığını görüyoruz. Çünkü raporlarına bakıldığında, AKP'nin dış politikalarına BOP doğrultusunda tavsiyelerden bulunduğu, Ahmet Davutoğlu'nun “Stratejik Derinlik: Türkiye'nin Uluslararası Konumu” tezlerine dayanarak Türkiye'yi bölgede “cazibe merkezi” haline getirecek derin stratejiler önermekte olduğu görülür. Aynı şekilde ABD'nin yenilmezliğine olan güvenden dolayı olsa gerek, Rusya konusunda da tutmayan “öngörüler” sunan bir kuruluştur. Çünkü Sovyetler Birliği'nin çökmesiyle birlikte Soğuk Savaş'tan “mağlubiyet” kompleksiyle çıkan Rusya'nın yeniden küresel bir güç olarak öne çıkmasının zor olduğu kanaati yaygındı. Bu kanaate göre, her ne kadar Washington'a karşı rövanşa geçip küresel rekabet etmek istese de, NATO'nun kendisine yaşattığı yenilginin etkileri devam edecek ve ABD karşısında kendi Avrasya projesini hayata geçirmekten uzak kalacaktır. Bu yüzden ABD projesinin yanında yer almalı ve Rusya'nın bu ataklarına karşı uyanık olunmalıydı!..([2]) Fakat zannedildiği gibi ABD'nin küresel liderlik projesi karşısında Rusya'nın “hiçbir şansı yok” değil, tam tersine, özellikle Suriye sahasında el üstünlüğü Rusya'ya kaptırıldı.
 
AKP'nin dış politikalarına yön veren diğer düşünce kuruluşları gibi BİLGESAM, 2011'den bu yılın ortalarına kadar ABD-İsrail çizgisindeki bir savaşın dilini kurdu. Örneğin “İran'ın Şii yayılmacılığına ve Suriye'deki Nusayri yönetimine karşı”([3]) Türkiye'nin ABD projesi içinde konumlanmasını tavsiye etti ve bu çizginin mutlak kazanacağı “öngörüsüne” işaret eden raporlar sundu. Fakat Suriye savaşı bütün bu tespit ve beklentileri boşa çıkardı. Denilebilir ki, beklenenin tersine Ortadoğu'da kaybeden ABD projeleri oldu ve Rusya küresel bir güç olarak öne geçti.
 
Bundan sonraki süreç için artık şunlar söylenebilir ki, BOP'un kritik savaş arenası olan Suriye'de vekâlet savaşı dönemi sona ermiştir. Önümüzdeki bir yıl içerisinde siyasi çözümün masada konuşulacağı bir süreci izleyeceğimiz kuvvetle muhtemeldir. Bu yüzden şu anda Avrasyacı düşünce kuruluşları daha çok revaçtadır ve gündemlerinde özellikle Suriye'deki siyasi çözüm sürecinin önemli belirleyeni olarak Kürtler yer almaktadır. Bugün gelinen noktada Kürtlerin Suriye denklemindeki pozisyonu salt Avrasyacıların değil, BOP taşeronluğunu omuzlayan liderliğin Kürt karşıtı politikalarını besleyen “yerli” düşünce kuruluşlarının da gündemindedir. Özellikle Soçi zirvesiyle birlikte açığa çıkan Kürt sorunu konusundaki “dümen kırma” atakları son derece kritiktir. Ancak ondan önce fotoğrafın bütününü görmek ve bölgenin nabzını yoklamak açısından, hem Avrasya projesi penceresinden bakan hem de Arap coğrafyasından yansıyan Kürt analizlerini görmek önemlidir.
 
 
Suriye denkleminde Kürtlerin rolü
 
Katehon, tek kutuplu küresel hegemonyaya karşı çok kutupluluğu savunduğunu ileri süren Avrasyacı bir düşünce kuruluşudur. Türkiye'yi 15 Temmuz'dan bir gün önce “orduda hareketlilik var” diye uyardığı söylenen Rus filozof Alexander Dugin, bu yapı içinde yer alanlardan biridir. Katehon'da yer alan “Kürtler ve Büyük Ortadoğu”[4] isimli analizinde Dugin, Kürtlerin Suriye denkleminde önemli bir rol oynamakta olduklarını ve “kazanmak ya da kaybetmek” ikilemi içinde önlerinde iki jeopolitik seçenek durduğunu yazdı. Özetle, Kürtlerin önünde iki seçenek var: Birincisi bağımsız bir ulus devleti kurmaktır. İkinci olası seçenek de bir ulus devletinde ısrar etmeden, ancak Kürt kimliğinde ısrar ederek belirli özerk haklar geliştirmektir. Dugin'e göre birinci seçenek Kürtlerin yararından çok zararınadır. Çünkü bu seçenek, sadece ABD'nin desteğine dayanır. Kaldı ki ABD, kendi stratejik faydası için Kürtlerin kazanımlarını ve pozisyonlarını Suriye, Irak ve İran'a karşı hep kullanır. Amerikan ve İngiliz gizli servisleri ile İsrail liderliği bu yüzden Kürdistan'ın kurulmasını destekleyen itici güçlerdir. Günümüz koşullarında, Kürdistan bu nedenle Atlantikçi bir projedir.
 
Ancak Kürtlerin, nihai hedefleri bir ulus devlet kurmak olsa da, kendilerine yenilgi yaşatacak olan ABD projesinin aksine, Avrasya'nın Ortadoğu'daki güç dengesini yeniden yapılandırma projesinde yerlerini alabileceklerine vurgu yapan Dugin şunları söylüyor:
 
Hiçbir durumda Kürt ulusal kimliğinin zayıflamaması gerektiğini söylüyorum. Mutlaka desteklenmeli, ancak onu aşırı Amerikalı Kürt ulus devletinden ve Amerikan yanlısı Atlantikçi projeden ayırarak!… Dikkat etmemiz gereken son faktör, Büyük Ortadoğu Projesi'nin bir ürünü olarak ortaya çıkan ve Kürtlerin ve tüm bölgenin kaderinde önemli bir rol oynamaya başlayan bir başka güçtür. O da Radikal Vahhabi/Selefi İslamcılığını temsil eden IŞİD'dir. Bunun gibi radikal İslamcı örgütler, Suriye, İran, Irak ve Türkiye ile birlikte Kürtlerin varlığına yönelik de korkunç bir tehdittir. Çünkü bu örgütler, ABD'nin Ortadoğu'daki güç dengelerini yok etme politikasının birer aracıdırlar… Aslında Kürtler, şu anda kendilerini destekleyen güçlerin, aynı zamanda onlara soykırım uygulayan IŞİD'i de yarattığını, silahlandırdığını ve desteklediğini bilmiyor değiller. ABD'nin bölgedeki hedeflerine ulaşmak için Kürtleri desteklediğini, ama aynı zamanda IŞİD'i var ettiğini ve Kürtleri de katlederken bu örgütün arkasında durduğunu Kürtler de biliyor… Bu yüzden bütün Kürtlerin, ABD'nin desteğiyle bir ulus devletin inşasının imkânsız olduğunu anlamaları gerekir. Bu, Kürt halkının yok edilmesine neden olacak iç savaş, terörizm ve soykırımın sonsuz bir sürece dönüşmesi anlamına gelir. O yüzden Amerikan planına bir araç olarak katılmak ve Batı desteğini benimsemek Kürtler için intihar olur!…”
 
Dugin, Suriye için Rusya Federasyonu gibi bir model öneriyor ve özerklik temelinde Kürtlerin kimliklerini/haklarını böyle bir yapı içinde geliştirebileceklerini savunuyor. Ona göre Suriye'deki böylesi bir çözüm hem Irak ve İran'daki Kürtlere yansıyacak, hem de Türkiye'nin NATO'dan uzaklaşmasıyla birlikte, Türkiye'deki Kemalist kesimin de onayını alacaktır. Burada Türkiye'nin de birtakım tavizler vermesi gerekecektir.
 
Bilindiği üzere Dugin, Putin'e danışmanlık yapan bir Rus filozof olarak bilinir. Bu demektir ki, Dugin'in bu önermeleri, bir bakıma Putin'in yaklaşımını yansıtmaktadır. Soçi zirvesi öncesinde Türkiye'nin Suriye'deki Kürtler konusunda birtakım tavizler vermesi gerektiğine yönelik bu işaretler verilmiş oldu. Peki Türkiye bu konuda hangi temel argümanlar üzerinden ikna edilmiş (ya da edilecek) olabilir? Arap coğrafyasından da bu konuya dair öngörüler aynı yöndedir.
 
 
Kürtler için avantajlı yol hangisidir?
 
Lübnanlı siyasi analist Enis Nakkaş, Soçi zirvesi öncesinde katıldığı bir televizyon programında, bu zirvenin ana gündeminin Suriyeli Kürtler olacağını söyledi. Rusya öncülüğündeki çözüm sürecinde Kürtlerin avantajları ve dezavantajlarını analiz eden Nakkaş, Türkiye'nin bu konuda nasıl ikna edilebileceğini de masaya yatırdı. Nakkaş özetle şunları söyledi:
 
“Moskova Türkiye'yi Kürtler konusunda ikna edebilir mi? Silahlı güç olarak kaldıkları sürece hayır. Peki Kürtler silah bırakır mı? Öncelikle Kürtlerin yüzde yüz lehine olan şu gerçeği görüşmeleri gerekiyor: IŞİD gibi dünyaca desteklenen bir terör örgütü bittiyse, Suriye sahasında hiçbir silahlı grubun varlığını sürdürme şansı yok demektir. Ve herkesin Amerika-İsrail projesinin çöktüğünü mutlak surette kabul etmesi gerekiyor. ABD ittifakı kaybetti. Eğer Kürtler ABD ile müttefiklik içerisinde askeri varlıklarını sürdürme noktasında ısrar ederlerse kaybederler. Barzani Kürtlere büyük şeyler kaybettirdi. Çevresindeki hiçbir ülkenin desteğini almadan çember dışındaki ülkelere güvenerek adım attı ama kaybetti. Çünkü sırtını dayandığı blok zaten kaybetmişti. Suriye'deki Kürtlerin mevcut kazanımlarını koruyup ileriye taşımaları bir tek şeye bağlıdır: Sahada kaybeden ABD'yle müttefik ilişkisini sürdürerek askeri varlığını korumada ısrar etmek yerine, siyasi çözümün güçlü tarafında yer almalarına bağlı… Rusya öncülüğünde çözüme ayrı bir askeri güç olarak değil, Suriye halklarıyla birlikte ülke savunmasına dahil olarak federatif çözüme odaklanmaları gerekir. Yani ne Türkiye'nin dayatacağı ihtimal dahilinde olan ‘silahsızlanma' formülüne uyması ne de ABD müttefiki olarak ayrı bir silahlı yapıda kalması; Ulusal Savunma Kuvvetleri ile bütünleşmesi… Bu da yüzde yüz lehine olacaktır ve Suriye'nin federatif çözümüne katkı sunacaktır. Rusya da bu çizgide Türkiye'yi ikna edebilir…
 
Bölge ikiye bölündü. Bir taraf İsrail çizgisini egemen kılmak istiyor, bir taraf İsrail çizgisine karşı bölge halklarının birliğini istiyor. İran mezhepçiliğini öne sürüyorlar ama Kasım Süleymani Kudüs Gücü Komutanı olarak İsrail'in savaş projelerine karşı savaşıyor. Kimsenin mezhebini değiştirdiği yok… Kimsenin mezhebini değiştirdiği yok… Suriye halkları kazandı ve geleneksel seçimlere dayalı siyasi dönem bitti. Evet ablukaya karşı direniş kazandı ve yeni anayasayı bu Suriye direnişi yapacaktır. Körfez monarşilerine dayanarak değil, İsrail çizgisine karşı birlik düsturuna dayanarak mezhepçilik ve etnik ayırımcılıktan uzak, eşitlik temelinde bir birliktelik…”[5]
 
Bir yandan Rus düşünür Alexander Dugin'in özerklik temelinde bir müzakerenin olabileceğine işaret etmesi, diğer yandan Enis Nakkaş'ın bu aktardığımız analizleri şunu gösteriyor: Rusya'nın Kürtler olmadan Suriye'de siyasi çözümün mümkün olmadığı konusundaki formülünü AKP kabul etti. Ama nasıl? Şimdi AKP'nin Suriye politikalarına yön veren düşünce kuruluşlarının bu konudaki son tutumlarına bakalım. Örneğimiz yine BİLGESAM'dan… Bu kuruluşun 2011'den bu yılın ortalarına kadar Davutoğlu'nun “derin stratejilerine” uygun olarak AKP'ye BOP'ta etkin bir rol önerdiklerini hatırlayalım. Soçi süreciyle birlikte çark yaşandığını, Kürtlerin pozisyonuna ilişkin olarak da son gelinen noktada yukarıda aktardığımız analizlere paralel bir tutum sergilediklerini görüyoruz.
 
 
Suriye'de Kürt oluşumuna “evet”; ama PYD'siz!
 
BİLGESAM adlı düşünce kuruluşunun “Araştırma Koordinatörü” Ali Semin, 22 Kasım 2017'de Soçi zirvesinin gerçekleştiği sırada Tvnet'te “Suriye'deki gelişmeleri” değerlendirdi. Semin'in Suriye'deki Kürt oluşumuna dair alışıla gelen sert bir dili yoktu. Ancak PYD'siz bir Kürt çözümüne sürekli vurgu yaptı. PYD'nin Suriye'deki Kürtler nezdinde şu anda bile henüz meşrulaştırılamadığını, ABD'nin esas olarak buna uğraştığını iddia etti. “Kim Rakka'yı kurtarırsa o kahraman olacak. O yüzden ABD Rakka operasyonuna hızlı karar verdi ve burada retorik düzlemde PYD'yi öne çıkardı” ifadelerini kullanan Semin özetle şunları söyledi:
 
“Suriye güçlerinden oluşan PYD'ye alternatif bir güç oluşturmayı niye kimse tartışmıyor?  Mesela Barzani'nin daha önce kurduğu Kürt Ulusal Konseyi gibi bir güç olabilir. Peki kantonlar ne olacak? Biz Suriye'nin toprak bütünlüğü diyoruz. Normalde kantonların kalkması lazım. Ama ona bakarsanız Irak için de ‘ülkenin toprak bütünlüğü' dedik ama orada özerk bir Kürt yapı var. Özerkliğe kimse hayır demiyor, sadece meşrulaştırılmış bir devlet kurulması problemi var… Türkiye'nin endişesi Irak'ta farklı, Suriye'de farklıdır. Mesela Irak'ta Kürt siyasi yapılanması PKK bağlantılı değil, ama Suriye'deki bağlantılı… Suriye'nin artık eski Suriye olmayacağını herkes kabul ediyor. Vekâlet savaşı bitti, artık herkesi kendi yerinde kontrol altına alma dönemi başlıyor. Çatışmasızlık bölgeleri bunun içindir. Kürtlerin kantonları bir çatışmasızlık bölgesi olarak kabul edilebilirdi. O zaman özerk yapılanmanın önüne geçilmiş olunurdu. Ama Rusya buna yanaşmadı ve beş çatışmasızlık bölgesinin içinde bu kantonlar yok. Önümüzdeki bir yıl boyunca bu bölgenin nasıl PYD'siz bir bölge haline getirileceği ve bu şekilde bir özerklik tartışılacaktır.”[6]
 
Açıkça görülüyor ki AKP, Suriye'nin kuzeyindeki Kürt oluşumu kabul ediyor ve özerklik de dahil olmak üzere, Rusya öncülüğündeki siyasi çözüm formülüne onay veriyor. Bu noktaya nasıl gelindiği gayet açıktır. Suriye sahasında hezimete uğrayan ABD projesinden geriye sadece ödenecek bedeller kaldı. Hatta Erdoğan ABD nezdinde, BOP'u yol kazasına uğratan bir lider olarak görülmektedir ve bu yüzden iflasın faturasını en ağır ödeyecek taraf durumuna gelmiştir. Bu yüzden bir kurtarıcı olarak görülen Rusya'ya yönelme durumu yaşandı. Söz konusu yönelme aslında “Rusya çözüm sürecini nasıl yönetirse yönetsin, itirazsız hepsini kabul etmenin” beyanıdır. Gayet iyi biliniyor ki, ABD'nin olduğu gibi Rusya'nın da başından itibaren bir Kürt kartı vardır. Rusya şimdi bu kartı çekti ve AKP de kabul etti. Tek sorun, şimdiye kadar beslenen Kürt karşıtlığının iç siyasete dönük nasıl bir hal yoluna koyulacağı meselesidir. Daha önce de defalarca değindiğimiz gibi, aslında Suriye'nin kuzeyinde Barzanici-Amerikancı bir Kürt oluşum AKP açısında bir sorun teşkil etmezdi. Ama olmadı ve bugüne kadar “PKK uzantılı terör örgütü” olarak gösterilen PYD şu anda çözümün merkezinde duruyor. Bunun için bulunan en muhtemel çözüm şudur: AKP'nin iç kamuoyuna “YPG'nin silahsızlandırılması koşulunu dayattığını” propaganda edecek ve belki de Enis Nakkaş'ın işaret ettiği gibi YPG de Suriye Ulusal Savunma Kuvvetleri'ne katılacaktır. Bulunan muhtemel formül bu olabilir, ama öte yandan ABD'nin Suriye sahasında sadece Kürtler üzerinden edindiği pozisyondan kolay vazgeçmeyeceği ve kendi oluşturduğu homojen olmayan bir yapı olarak “Demokratik Suriye Güçleri”ni (QSD) elinde tutmakta ısrar edeceği de hesaba katılmalıdır. Bu yüzden Rusya'nın PYD üzerinden, ABD'nin ise QSD üzerinden denklem içi çekişmelerine tanıklık edeceğimiz bir süreç başlıyor. Türkiye açısından da gerek Esad, gerek Kürtler olsun, “dünkü düşmanların” yeniden “dost ve müttefik” olacağı günler yaklaşıyor.
 
 
Hamide Yiğit
sendika.org
 
 
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Dipnotlar:
 
[1] Temelleri 2010'da Rusya, Kazakistan ve Belarus arasında imzalanan Gümrük Birliği anlaşmasıyla atılan Avrasya projesi, 2011'de, tam da ABD'nin doğuya doğru genişleme hamlesi olarak kurguladığı “Arap Baharı”nın patlak verdiği bir dönemde “Avrasya Ekonomik Birliği Projesi” olarak ilan edildi.
 
[2] Örneğin BİLGESAM'dan Orhan Gafarlı, 2013 yılında, Rusya'nın ABD projelerine karşı geliştirdiği Avrasya projesi konusunda Türkiye'ye şu tavsiyelerde bulundu: “Bölgede yeniden Sovyetler Birliği'ne benzer bir yapılanma olduğu gözlemlenmektedir. Türkiye'nin Rusya'nın bu yapılanma hedefini kendi çıkarları açısından değerlendirmesi gerekmektedir. Türkiye, Asya ve Avrupa dengelerinde bu Birliğin oluşmasını engellemek için eski Sovyet ülkeleri Azerbaycan, Gürcistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Ukrayna ile ayrı ayrı görüşmeler yapmalıdır… Bu süreçte Türkiye için eski Sovyet coğrafyasında tarihi açıdan kaçırılmaması gereken fırsat Türk dilli konuşan Özbekistan ve Türkmenistan'la ilişkileri geliştirmek ve olgunlaştırmak olmalıdır. Bu devletler için AB'nin ve Türkiye'nin güvenlik şemsiyesi oluşturulması da mümkündür. Böylelikle Türkiye'nin Türk dili konuşan devletlerle ilişkilerini daha fazla geliştirme şansı da doğacaktır.” Bkz: Rusya'nın Avrasya Birliği Projesi ve Türkiye: http://www.bilgesam.org/incele/99/-rusya%E2%80%99nin-avrasya-birligi-projesi-ve-turkiye/#.WhgS7lVl_IU
 
[3] Bkz. BİLGESAM Başkanı Doç. Dr. Atilla Sandıklı'nin raporu:  “İran, Şii Hilali Ve Arap Baharı”, Rapor No: 35, Ağustos 2011 http://www.bilgesam.org/Images/Dokumanlar/0-175-2014040840iransiihilali.pdf
 
[4] http://katehon.com/ar/article/khyrt-lkrd-ljywsysy-byn-lmshrw-lwrsy-wldwl-lqwmy
 
[5] https://www.youtube.com/watch?v=TN17pDUmyeA
 
[6] http://www.bilgesam.org/incele/5719/-bilgesam-aras–koordinatoru-ali-semin-suriye'deki-gelismeleri-degerlendirdi–tv-net/#.Whgz8VVl_IV
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler