q.jpg

İran’ın füze programı, ABD’nin yaklaşımı niçin yanlış?

Kongre'de İran'a füzeler nedeniyle ABD'nin nükleer anlaşmaya bağlılığını İran'ın füze politikalarına bağlama amaçlı yasa tasarıları gündeme geldi. AB nükleer anlaşmaya ABD'den farklı yaklaşıyor olsa da İran'ın füze kabiliyeti konusunda benzer bir tutum içinde. ABD ve Avrupa İran'ın balistik füze programı ile ilgili gerilimi çözmek istiyorsa bölge genelini kapsayan bir çözüm için çalışmalıdır.

1 Aralık 2017 Cuma
ABD Başkanı Donald Trump, 13 Ekim'deki açıklamasında İran'ın temmuz 2015'te sağlanan nükleer anlaşmaya riayet etmediğini, İran'ın füze programı konusunda da “adeta ful sessizlik” olduğunu, Kongre'nin bu konuya eğilerek programın “kıtalar arası balistik füze” ile sonuçlanmasını engellemesi gerektiğini söylemişti. Bu çağrının ardından Kongre'de İran'a füzeler nedeniyle yeni yaptırımlar getirme, dahası ABD'nin nükleer anlaşmaya bağlılığını İran'ın füze politikalarına bağlama amaçlı yasa tasarıları gündeme geldi.
 
Avrupa Birliği nükleer anlaşmaya ABD'den farklı yaklaşıyor olsa da İran'ın füze kabiliyeti konusunda benzer bir tutum içinde. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 9 Kasım'da İran'ın füze programını ya müzakereler ya yaptırımlar yoluyla kısıtlamak gerektiğini söyledi.
 
Ne var ki ABD ve Avrupa, İran'ın füzelerine dair varsayımda bulunurken pek çok zaman programın siyasi, hukuki, savunma ve bölgesel güvenlik boyutlarını dikkate almıyor. İran'ın füze hedefleri konusunda böylesine yanlış bir anlayış varken nükleer anlaşmanın kaderini de buna bağlamak ancak anlaşmayı başarısızlığa mahkûm etmeye ve Tahran'ın füze programıyla ilgili gerekçelerini pekiştirmeye hizmet eder.
 
Siyasi sahnede Trump sürekli olarak nükleer anlaşmayı eleştiriyor, anlaşmanın İran'ın füze programı ve bölgesel faaliyetleri açısından yetersiz kaldığını söylüyor. Gerçekten de nükleer anlaşma yapısı itibariyle sadece İran'ın nükleer programından kaynaklı krize odaklanıyor.
 
Oysa Mahmud Ahmedinejad'ın cumhurbaşkanlığı döneminde İran bölgesel konuları nükleer görüşmelerde masaya getirmiş ama ABD ve Avrupa bunların müzakerelere dâhil edilmesini istememişti. Üst düzey ABD'li ve Avrupalı müzakereciler, daha sonra yaptığımız sohbetlerde nükleer meselenin dışına çıkmanın müzakere sürecini açmaza sürükleyeceği inancıyla hareket ettiklerini söylediler.
 
Hukuki açıdan bakıldığında Trump yönetiminin İran'a füze programı nedeniyle yaptırım uygulama çabası hiçbir hukuki dayanağa sahip değil. Balistik füze yapımını kısıtlayan hiçbir uluslararası anlaşma yok ve hâlihazırda İran dâhil 31 ülkenin balistik füzesi var. Dahası Trump yönetiminin iddialarının aksine nükleer anlaşma İran'ı balistik füze programını durdurmaya mecbur etmiyor.
 
Nükleer anlaşmayı onaylayan 2231 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı, İran'a sadece “nükleer kabiliyet amacıyla tasarlanmış” füze denemeleri yapmama “çağrısı” içeriyor. Bu ifadeler, 2231 sayılı kararın hükümsüz kıldığı önceki kararın sert dilinden çok uzak. Uluslararası Kriz Grubu “çağrı” ifadesinin bağlayıcı olmadığını belirtiyor. Silah Kontrolü Derneği uzmanı Greg Thielmann da 2231 sayılı kararda yer alan ifadelerin “İran tarafından atılan füzelerin özellikleri değerlendirilirken nükleer silah amaçlı bir niyet tespit etmek gerekeceği” anlamına geldiğini ve bunun da “İran'ın nükleer programda katı kısıtlamaları kabul etmesi ışığında daha yüksek bir çıta” olduğunu söylüyor.
 
Güvenlik boyutuna gelince füze programının amacı nükleer silah taşıyabilecek bir sistem edinmek değil İran'a konvansiyonel caydırıcı silah sağlamaktır. Caydırıcılık ihtiyacı, İran'ın tehdit algısından, özellikle ABD ya da İsrail'den gelecek bir saldırı ihtimalinden, ayrıca İran-Irak Savaşı'nda maruz kaldığı füze ve kimyasal silah saldırılarından kaynaklanıyor. İran söz konusu saldırıları caydıramadığı gibi misillemede de bulunamamıştı. İran'ın Afganistan, Pakistan ve Irak gibi çatışmanın eksik olmadığı zayıf devletlerle komşu olması ve İslam Devleti (IŞİD) gibi terörist örgütlerin İran'a yönelttiği tehdit füze programının mantığını açıklayan diğer unsurlar. Nitekim IŞİD'in geçen yaz Tahran'da gerçekleştirdiği saldırıların ardından İran Suriye'deki IŞİD hedeflerini füzeyle vurarak yanıt vermişti.
 
İran'ın Trump'ın iddia ettiği gibi kıtalar arası balistik füze programına sahip olmadığı, böyle bir program geliştirmediği de teknik bir gerçek. İran politika gereği balistik füzelerin menzilini 2 bin kilometreyle sınırlandırmış durumda. Bu menzil, kıtalar arası balistik füzelerin asgari menzili olan 5 bin 500 kilometrenin çok altında. Balistik füze programının odak noktası da zaten menzilin değil, isabet gücünün artırılmasıdır ki bu, nükleer silah olarak tasarlanan füzelerde gerekli bir özellik değildir. Nükleer silahlar konusunda uzman olan Tytti Erasto'nun belirttiği gibi “İran'ın füze denemelerinde görülen şablon uzun zamandır devam eden isabet problemini çözmeye dönüktür ve programın bölgesel caydırıcılık amacıyla uyumludur.”
 
İran'ın füze programı değerlendirilirken bölgesel güvenlik ortamı da önemli bir perspektif olmalı. İran tüm askeri ölçütlere göre bölgesel rakiplerinin gerisinde. Örneğin Suudi Arabistan'ın elinde sadece ABD yapımı gelişkin balistik füzeler değil menzili 4 bin kilometreye ulaşan Çin yapımı gelişkin orta menzilli Dongfeng füzeleri var. İsrail, güçlü konvansiyonel imkânlarının yanı sıra nükleer uçlu füzelerden oluşan büyük bir cephaneliğe sahip. İran'ın doğu komşusu Pakistan ise nükleer silaha sahip ve bu silahların terörist grupların tehdidine açık olabileceği düşünülüyor.
 
Bir diğer önemli nokta bölgesel rakiplerin askeri harcamalarına bakıldığında İran'ın askeri harcamalarının gölgede kalıyor olması. Kısaca söylemek gerekirse Suudi Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman'ın İran'a karşı alenen düşmanlık sergilediği, İsrail'in saldırı tehditlerinde bulunduğu bir ortamda İran'ın kendi füze programıyla asgari bir caydırıcı güce kavuşması hem akla yatkındır hem de istikrarı bozmaktan uzaktır.
 
ABD ve Avrupa, İran'ın füze programı konusunda samimi bir kaygı içindeyse bölge geneline dönük, hem konvansiyonel hem konvansiyonel olmayan silahları kapsayacak, bölgesel güç dengesini gözetecek, bölgesel barış ve güvenliği teşvik edecek bir girişim için diğer küresel ve bölgesel güçlerle iş birliği yapmalı. BM'nin kitle imha silahları ve nükleer silahtan arındırılmış bölgelere ilişkin kararlarını Orta Doğu'da hayata geçirmek, ayrıca konvansiyonel silah kontrolüne ilişkin bölgesel bir düzenleme yapmak, bölgede silahlanmayı durdurmanın, yeni çatışmaları önlemenin en etkili yolu olacak.
 
Aksi halde İran'a askeri kabiliyet konusunda ayrımcılık yapılması ve bu arada ABD'li yetkililerin “tüm seçenekler masada” ve “rejim değişikliği” politikalarında ısrar etmesi Tahran yönetimine şu mesajı veriyor: ABD İran'a daha kolay saldırabilmek için ülkenin caydırıcı kabiliyetini zayıflatmaya çalışıyor. Bu da İran'ı etkili caydırıcı silahlara daha fazla yatırım yapmaya itiyor. ABD ve İran'ı gerilimi artıran bir döngüye sürükleyen bu durum yıkıcı bir çatışmayla sonuçlanabilir.
 
 
Seyed Hossein Mousavian
Al-Monitor
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler