L7CQZUAN6328-17105-k7MB-U1100331904968999F-1024x576@LaStampa.it.jpg

Riyad’ın savaşı kazanacak bir stratejisi yok

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın hem ülke içerisinden ve hem de dış politikada ortaya koyduğu sert üslup hesaplanan bir sonuç elde etmekten uzak duruyor. Bu üslubun bir yansıması olarak Yemen'de ortaya konan saldırganlığın da bir neticeye ulaşmayı temin edecek stratejiden yoksun olduğu ortada.

3 Aralık 2017 Pazar
İNTİZAR - Suudi Arabistan Kral Abdullah'ın vefatından sonra iktidar etrafında yaşanan belirsizliklerin bir yansıması olarak hem içeride ve hem de dışarıda belli bir hedefi, bir stratejisi olmayan politikalarla bölgede istikrarsızlık kaynağı olmaya devam ediyor.
 
Ciddi sağlık sorunları olan Salman bin Abdulaziz'in kral olması ile birlikte krallığın geleceğinde söz sahibi olmak noktasında Muhammed bin Selman'ın öne çıkması, bunu gerçekleştirirken de Suudi hanedanının mevcut önemli isimlerini gözaltına alması ve bazılarının da ölümüne sebep olması ile birilkte içeride oldukça sert politikaların altına imza atmış oldu.
 
İçeride bu operasyonların sahibi olan Muhammed bin Selman kral olan babasının ardında gerçete ülkeyi yöneten gölge kral olarak dış politikada da içerideki gibi sert uygulamaların altına imza atıyor.
 
Suudi Arabistan bölgede İslam dünyasının en büyük düşmanı olarak varlığını sürdüren İsrail ve onun ardındaki güçlerle birlikte ortak hareket ederken, başta İran olmak üzere Siyonizmin en keskin düşmanı olan bölgedeki diğer unsurlara karşı düşmanlığa dayalı sert politikalar uygulamaktadır. 
 
Bu politikalarının her hangi bir stratejiye dayanmadığı, her hamle sonrasında ortaya çıkan gelişmelerin bir tutarlılığının olmamasından anlaşılıyor. Bir stratejiye dayanmayan bu hamleler sonrasında sağlıklı bir  neticeye ulaşması pek mümkün olmayan Veliaht Prens'in siyasi bir figür olarak Direniş Ekseni karşısında, hele İran İslam İnkılabı'nın stratejik aklı karşısında başarılı olması mümkün gözükmüyor. Bu durum Al-Monitor'un haftalık değerlendirmesinde şöle tespit edilmiş:
 
Suudi Arabistan Veliaht Prensi bölgede tökezlerken İran yoluna devam ediyor. Prensin Lübnan'a müdahalesi, sahip olduğu etki gücünün sınırlarını ve neticede İran'a yarayan fevri bölgesel politikalarının bedelini bir kez daha gözler önüne serdi.
 
Örneğin Yemen Suudi Arabistan için bir fiyaskoya, bir bataklığa dönüşmüş durumda. Yemen'deki durumu “dünyanın en büyük insani felaketi” diye tanımlayan Al-Monitor yazarı Bruce Riedel 7 milyon insanın açlıkla karşı karşıya olduğunu vurguluyor. 
 
Aslında Batılı bakış açısı ile yine Batılı egemenlere ait terminolojiyi kullanmasına rağmen Suudi Arabistan'ın Yemen'e müdahalesinin geldiği boyutları da tespit eden Bruce Riedel'in ilgili yazısı da şöyle:
 
Yemenliler yeryüzünde cehennemi yaşıyor
 
“Cehennemde sıkışıp kaldık!” Bu sözleri Suudilerin Sana'ya başlattıkları hava bombardımanı sırasında Yemenli bir arkadaşımdan duydum. Savaş Husilerin füze saldırıları ve daralan ambargoyla her geçen gün daha da tırmanıyor. Çatışmayı bitirme gücüne sahip uluslararası toplum, bilhassa da ABD ve İngiltere dünyanın en büyük insani krizine seyirci kalmayı daha ne kadar sürdürecek?
 
Yemen'de dünyanın en kötü insani felaketi yaşanıyor. Dünyanın en zengin Araplarıyla en fakir Arapları arasında süren 30 aylık savaş kitlesel besinsizlik, açlık ve hastalıklara yol açmış durumda. Kolera salgını artıyor. Bir nesil Yemenli çocuk gelişim bozukluğundan mustarip. BBC trajediye ilişkin bir dizi çarpıcı haber yayımlarken Birleşmiş Milletler de 7 milyon kişinin açlıkla karşı karşıya olduğunu açıkladı.
 
Suudilerin öncülüğündeki koalisyon, Riyad'ın yakınlarındaki Kral Halit Uluslararası Havaalanı'na 4 Kasım'da düzenlenen balistik füze saldırısının ardından isyancıların kontrolündeki Kuzey Yemen'e yönelik ablukayı daralttı. Suudiler füze saldırısının Patriot füze sistemleriyle etkisiz hale getirildiğini söylese de gözlemciler havaalanının etrafında büyük çaplı bir enkaz ortaya çıktığını bildirdi. Suudi Arabistan, saldırının Husi isyancılara füzeleri sağladığı iddia edilen İran'a karşı bir savaş sebebi olduğunu açıkladı.
 
Oysa Yemen on yıllardır yerli bir füze sistemine sahip. Eski Kuzey Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih 1980'lerde Kuzey Kore'den, Güney Yemen'deki komünist rejim de Rusya'dan Scud füzeleri satın almıştı. İki taraf bu füzelerin büyük kısmını 1994'teki iç savaş sırasında kullandı. Yani Yemen askeri füze kapasitesine sahip. Suudi Arabistan Hava Kuvvetleri ve Birleşik Arap Emirlikleri ise bu yöndeki iddialı söylemlerin aksine Kararlı Fırtına Harekâtı'nın başlangıcında füze sorununu çözmeyi başaramadılar.
 
ABD, İran'ın savaş başladıktan sonra isyancıların füze gücüne katkıda bulunduğunu doğruluyor. İranlılar ve Hizbullah, Yemen'in yerli füze gücünü desteklemek için ülkeye kaçak yollardan füze ve füze uzmanı sokmayı başardı. Husi isyancılar da onların yardımıyla yeni silahlar üretti. Bu füzelerin menzili Riyad ve Cidde'ye kadar uzanabiliyor.
 
Husiler ise sırada BEA'nin Abu Dabi ve Dubai kentlerinin olduğunu iddia ediyor. Husiler, Hamas'ın İsrail'in Ben Gurion Havaalanı'na 2014'te düzenlediği saldırıya benzer bir saldırı planlıyor olabilir. ABD Federal Havacılık Kurumu bu iddialar üzerine Körfez'deki havaalanlarının tehlikeli olduğunu açıklayarak uçuşları geçici olarak iptal etti. Suudi Arabistan ve BAE'nin Lübnan'daki Hizbullah'ı bertaraf etmek istemelerinin en büyük sebebi de bu tehlike. Suudi yazarlar Husilere Lübnan'da eğitim de dâhil en büyük katkının Hizbullah tarafından sağlandığını vurguluyorlar. Hizbullah ise İsrail'i hedef alabilecek 120 bin roket ve füzeye sahip. Yani bu son derece tehlikeli bir oyun.
 
Savaşın Arap Yarımadası'ndaki şehirlere sıçrama ihtimali de bu krizin ivedilikle bitirilmesi gerektiğini gösteren bir diğer etmen. Amerika'nın Suudilerin yanında savaşa girmesinden Donald Trump yönetimi sorumlu değil. ABD'nin Suudilere gözetimli istihbarat ve lojistik destek sağlama kararı Başkan Barack Obama döneminde verilmişti. Obama, Suudilerin Husi savaşçıların İran bağlantısına ilişkin histerisini paylaşmasa da şiddeti durdurmak için bir şey yapmamış ve BM Güvenlik Konseyi'nin Riyad'ın hâlihazırdaki pozisyonunun önünü açan kararını desteklemişti. Suudi müdahalesini bitirmek ya da başlamadan önlemek o dönem çok daha kolaydı.
 
Öte yandan Al-Monitor'un daha önce bildirdiği gibi Amerika'nın savaşa sağladığı lojistik destek, en azından havada yakıt ikmali alanında, bu sene daha da artmış durumda. Trump yönetimi Yemen konusunda Suudilere açık çek verdi. Kongre savaşa giderek daha büyük bir şüpheyle baksa da bu çeki henüz geri almış değil.
 
Riyad'ın savaşı kazanacak bir stratejisi yok. Cephe hatlarında aylardır neredeyse hiçbir değişiklik olmadı. Husiler mücadeleden vazgeçecekmiş gibi durmuyor. Hava saldırılarını sürdürerek sonuç almak mümkün görünmüyor.
 
Dolayısıyla Suudilerin varsayılan stratejisi kitlesel açlık ve hastalığa bel bağlayarak Yemen halkını yıldırmaktan ibaret. Bu felaketin sürmesinde savaşın tüm tarafları pay sahibi olsa da açlık ve koleranın başlıca sebebi abluka ve hava saldırılarıdır. Suudi yönetimi yaptıklarından sorumlu tutulmalıdır. Açlık çektirme stratejisi kabul edilemez.
 
Bu savaşı bitirmeye muktedir ülkelerin başında Amerika ve İngiltere geliyor. Washington ve Londra, Suudi Hava Kuvvetleri ve müttefiklerine yaptığı mühimmat ve yedek parça desteğini askıya alırsa koalisyon hava saldırılarını azaltmak ya da durdurmak zorunda kalır. Bu, Suudi müttefiklerimizin yeryüzünde bir cehennem yaratan bu bataklıktan çıkmaları için önemli bir diplomatik adım olacaktır.
 
Batılı egemen güçlerin bölgede partner olarak birlikte hareket ettikleri Suudi Arabistan'ın stratejik akıldan yoksun politikaları yakın zamanda bu ortaklığın başarısızlığının sebebi olacak gibi görülüyor. Egemen güçlerin ve onların bölgedeki biricik varlıkları olan İsrail'in tutunabilecekleri ortaklarının böylesi kifayetsiz bir partner(ler) oluşu da ne kadar zor bir durumda olduklarının göstergesidir. Anlaşılan o ki yakın zamanda bu mevcut tablonun yansımalarını daha net görmeye başlayacağız.
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler