e22bbe59-2698-4078-899a-c2fb9616b9c2.jpg

Trump’ın Kudüs kararı neyin habercisi?

Trump'ın kararları; Amerikan yönetiminin yüzündeki sahte “barış kurucusu tarafsız ülke” maskesini çıkarması, İsrail'in 1967'den beri Doğu Kudüs'te yasadışı sürdürdüğü işgalin meşruiyet kazanması, orada yaşayan yüzbinlerce Filistinlinin yeni bir bilinmez süreçle karşılaşması anlamına geliyor.

7 Aralık 2017 Perşembe
Trump beklenen konuşmasını yaptı ve Kudüs'ün modern İsrail hükümetinin başkenti, İsrail'in kendi başkentini belirleme hakkına sahip bir egemen devlet olduğunu söyledi. Trump, Kudüs'te yeni bir ABD Büyükelçiliği açılması için gereken belgeleri de imzaladı ve ABD'nin İsrail büyükelçiliğinin altı ay içinde Tel Aviv'den Kudüs'e taşınması için çalışmaları başlatma talimatını verdi.
 
Trump'ın pek çok farklı mecrada belirtildiği gibi gerçekten de “tarihsel bir öneme sahip olan” bu kararları çok yönlü sonuçlara yol açacak. Trump'ın konuşmasından önce, Kudüs'ün Hıristiyan halkını temsil eden dinsel liderler, Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma hamlesi hakkında yaptıkları açıklamada, böylesi bir adımın “onarılmaz hasarlara yol açacağı” uyarısında bulunmuş; Trump'a yolladıkları mektupta, Kudüs “Hıristiyan, Müslüman ve Yahudiler için aynı dinsel ve tarihsel öneme sahiptir” demiş ve 13 farklı kiliseyi temsil eden imzacılardan oluşan grup, Trump'tan kararını değiştirmesini ve Kudüs'te dinsel çeşitliliğe zarar verecek uygulamalardan kaçınmasını istemişlerdi. (Jerusalem's Christian Leaders to Trump: Unilateral Recognition Will Cause ‘Irreparable Damage', Haaretz, Dec 6)
 
Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, Trump'ın konuşmasının ardından yaptığı ilk açıklamada kararı kınadıklarını ve reddettiklerini söyledi. Abbas, bu kararın ABD'nin barış sürecinden çekilmesi anlamına geldiğini, ABD'nin uzun zamandır rol yaptığını, bunun İsrail'e verilmiş bir mükafat olduğunu söyledi. Abbas'a göre, bu kararlar aşırılıkçı örgütlere yardım edecek. Bu kararları alanların bir dini savaş çıkarmak için bahane aradığını söyleyen Abbas, yeni savaşların ufukta olduğunu iddia etti.
 
Hamas yaptığı açıklamada, Trump'ın yeni kararlarının “Filistin halkına karşı açık bir saldırı” olduğunu belirtti, Müslümanları ve Arapları “bölgedeki Amerikan ve İsrail politikalarını geçersiz kılmaya” çağırdı. Hamas sözcüsü bu kararların, ABD'nin Siyonist terörizmi meşrulaştırması yolunda yeni adımlar olduğunu söyledi.
 
İngiltere'den Almanya'ya, Fransa'dan Meksika'ya, Lübnan'dan Ürdün'e, Katar'dan Mısır'a, Suriye'den İran'a hemen herkes kararlara muhalif olduğunu açıklarken; mesela ABD'nin bölgedeki önemli müttefiklerinden biri olan Ürdün açıklamasında, “ABD'nin kararını yok hükmünde sayıyoruz. Bölgede gerilimi yükselten bu karar uluslararası hukuku ihlal ediyor” dedi.
 
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu Trump'ın kararlarını “tarihi bir dönüm noktası” olarak kabul ederken, “Trump'a teşekkür ediyoruz. İsrail halkı sonsuza kadar minnettar olacak. Yahudiler için çok parlak bir gün. Diğer ülkelerin büyükelçiliklerini de Kudüs'e taşımaya davet ediyorum”
diyordu.
 
 
ABD rol yapmayı bıraktı
 
Her şey son derece açık. İşbirlikçi Mahmut Abbas'ın da uğradığı hayal kırıklığıyla söylediği gibi, ABD rol yapmayı bıraktı. Bu kararlar esas olarak ABD öncülüğünde yürütülen adına “İsrail-Filistin barışı” denilen maskaralığın çöküşünü sembolize etmektedir. Bu sürecin gerçek anlamı ve ABD-İsrail cephesinin gerçek hedefi Filistin halkı üzerindeki sömürgeci egemenliğin devamını sağlayacak politik-hukuksal ve askeri ortamı oluşturmaktı.
 
Trump yönetiminin kurulmasından itibaren bölgede ABD ve İsrail önderliğinde yeniden daha güçlü bir biçimde canlandırılan “İran karşıtı Sünni cephenin” başından beri gündemleştirdiği iki mesele, “İran karşıtı savaşçı bir cephe oluşturma” ve “İsrail-Filistin Barışını tesis etme” idi. İlkinin anlamı açıktı, ikincisinin ne anlama geldiği bu kararların sembolize ettiği “durum”la gözler önüne serildi.
 
Sömürgeci İsrail yönetiminin katı ırkçı unsurları ile Amerikan emperyalizminin en saldırgan ve yırtıcı unsurlarının Ortadoğu'daki müttefikleri “Sünni cephe”nin sessiz desteğiyle yürüttükleri bu operasyon zaten kanlı çatışmalarla sarsılan bölgede var olan çatışmaları büyütmek ve yeni çatışma alanları yaratmak dışında hiçbir sonuç doğuramaz.
 
Amerika'nın itibarlı “düşünce kuruluşlarından” Dış İlişkiler Konseyi'nin yöneticilerinden ve George W Bush yönetiminin Ulusal Güvenlik Konseyi üyelerinden Elliott Abrahams, Trump'ı Kudüs konusunda Filistin ve Arap şantajlarına boyun eğmediği, şantaj yapanları aşağıladığı ve sağlam durduğu için coşkuyla kutluyor. Ona göre, bunlar Arap ve Filistinlilerin şiddetle karşı duracağı tahmin edildiği için uygulanmakta geç kalınan doğru kararlar. Abrahams, “Trump kendi barış sürecini sabote etmiyor, ona zemin kazandırıyor” diye yazıyor ve “İsrail-Filistin barışı” adı altında süslenen şeyin gerçekte nasıl köleleştirmeyi hedefleyen bir süreç olduğunu yazısında açık biçimde ortaya koyuyor. (Bravo, President Trump, for Standing Up to Palestinian Blackmail on Jerusalem, Haaretz, Dec 6)
 
Abrahams, Trump'ın kararlarının Yahudi devletinin meşruiyetinin tescilinde bir dönüm noktası olduğunu düşünüyor ve bu kararların “onlar şimdi oradalar, onlar sonsuza kadar orada olacaklar ve onlar biz müsamaha gösterdiğimiz için değil, orası onların hakkı olduğu için oradalar” anlamına geldiğini belirtiyor. Diğer ülkelerin de birkaç yıl içinde ABD'yi takip ederek Kudüs konusunda aynı adımları atacağını düşünen Abrahams, her zaman güçlü olan ABD İsrail birliğinin bu kararlarla çok daha fazla güçlendiğine işaret ediyor.
 
 
İntifada'nın yıldönümüne doğru
 
Abrahams bunları bir anlamda Trump'ın kararlarına yönelik eleştirilere karşı yazıyor. New York Times sayfalarında Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman'ı Batı kamuoyuna Ortadoğu'nun yeni “reformcu lideri” olarak pazarlamaya devam eden Thomas Friedman, henüz kararlar açıklanmazdan önce, Trump'ın almayı düşündüğü bu kararların sadece Suudi Arabistan'ı değil, ABD'nin tüm Arap müttefiklerini çok zor durumda bırakacağını yazmıştı; ona göre, bu süreçte bu kararların alınmasından daha gereksiz ve istikrarsızlaştırıcı bir şey yapılamazdı, bunlar sadece İran ve Hizbullah'a verilmiş bir hediye olacaktı. (Obsession With Iran Is Driving the Mideast and the U.S. Crazy, Dec 5)
 
Trump'ın bu kararları alması durumunda, Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün ve Filistin yönetiminin İran tarafından “Siyonist-Amerikan gündemini” kolaylaştırmakla suçlanacağından emin olduğunu söyleyen Friedman, bu durumun da müttefiklerini çok zorlayacağını yazmıştı.
 
Friedman kaygılarında haklı mı?
 
Trump'ın kararları; Amerikan yönetiminin yüzündeki sahte “barış kurucusu tarafsız ülke” maskesini çıkarması, İsrail'in 1967'den beri Doğu Kudüs'te yasadışı sürdürdüğü işgalin meşruiyet kazanması, orada yaşayan yüzbinlerce Filistinlinin yeni bir bilinmez süreçle karşılaşması anlamına geliyor.
 
Friedman işte bu nedenlerle kaygılarında haklı. Cuma günü Birinci İntifada'nın 30. yıldönümü. Friedman'ı ve diğer eleştirmenleri, ABD'nin Batılı ve Ortadoğulu müttefiklerini asıl kaygılandıran unsur bu açık ve pervasız saldırganlığın yaratabileceği sonuçlardan duyulan korku.
 
Trump ve İsrailli ortakları ise, Ortadoğu'da “İran karşıtı cephenin” yeterince olgunlaştığını, İsrail'le örtülü ittifak, İran'a düşmanlığın bu cephe için birleştirici unsura dönüştüğünü, Ortadoğu'daki mevcut koşulların bu hamleler için uygun zemin sunduğunu, Filistin halkının olası bir direnişini güç kullanarak ezmenin zor olmadığını düşünüyorlar.
 
Filistinliler Kudüs'ün yüzde 37'sini oluşturuyor. Filistinli nüfusun yaklaşık 850.000 kişi olduğu tahmin ediliyor. Çok kötü yaşam koşullarına sahip olan Filistinliler arasında işsizlik oranı çok yüksek ve yeni bina inşa etme ve var olanları genişletme önünde yasal engeller var. Kudüs'teki Filistin nüfusunun üçte ikisinin yoksulluk sınırı altında yaşadığı tahmin ediliyor.
 
İsrail Kudüs'te yaşayan Filistinlilerin yaklaşık yüzde kırkına vatandaşlık vermiyor, bir ikamet statüsü tanıyor ve bu statünün değişmemesi için direniyor. Böylece Filistinliler politik ve medeni haklardan mahrum ediliyor. Kudüs Belediye Başkanı Nir Barkat konuyla ilgili açıklamasında, Kudüs'te ve İsrail'de Başkan Trump'ı alkışladıklarını söyledi ve “eğer halk şiddete yönelirse çok ağır bedeller öderler” diyerek Filistin halkını tehdit etti.
 
Trump'ın konuşmasını yaptığı saatlerde Kudüs'te Waldorf Astonia Otel'inde Jerusalem Post gazetesinin düzenlediği diplomasi konferansında buluşan İsrail hükümet yetkilileri ve İsrail yönetici elitinin gelen haberlerden son derece mutlu olduğu, Trump'ın konuşmasını coşkuyla karşıladığı ifade ediliyor.
 
 
Delilik mi?
 
Birinci İntifada'da yer almış olan ve şimdi Doğu Kudüs'teki Filistinli grupların oluşturduğu koordinasyon komitesi üyesi Şeyh Abdullah Alkam, Trump'ın konuşmasının ardından durumu, “Bu sadece aşırılıkçılığı cesaretlendirecek. Bu sadece IŞİD'i cesaretlendirecek. Bir milyardan fazla Müslüman bu adımı neden attı diye soruyor” şeklinde ortaya koyuyor.
 
Deneyimli Ortadoğu muhabiri Robert Fisk, “Felaket getiren üç Ortadoğu savaşının ortasında, Amerikalıların büyükelçiliklerini Tel Aviv'den Kudüs'e taşımalarından daha provokatif, tehlikeli – veya basbayağı delilik olan – bir şeyi tahayyül etmek zor. Bununla birlikte Donald Trump'ın yapmayı düşündüğü şey tam da bu. Bir şekilde bunu beklememiz gerekirdi: Deli başkanlar delice şeyler yapar” diye yazıyor, ancak “deli”nin etrafının katı İsrail yanlısı uzman, danışman ve yöneticilerle başlangıçtan beri dolu olduğu gerçeğini ve bunun bir tesadüf olmadığı, Trump'ın etrafını saranların Amerikan politikasına müdahale edebilen en etkili gruplardan birinin üyeleri olduğu gerçeğini atlıyor.
 
Fisk bunları yazıyor ama biraz insaf; ABD'nin Kuzey Kore çevresinde uçurmakta olduğu ağır bombardıman uçakları Kudüs kararlarından daha tehlikesiz ya da küçük bir provokasyon mudur? Rusya sınırlarına yığılan silah ve füzeler, Suriye'de sürekli genişleyen askeri varlık ve zaman zaman Suriye Ordusu'na düzenlenen saldırılar Kudüs kararlarından geri kalıyor mu?
 
Trump'ın “İsrail-Filistin Barışını” sağlayacak anlaşmayı kotarması için görevlendirdiği özel elçisi damadı Kushner'in aynı zamanda yasadışı işgalci yerleşimlere en fazla para yardımı yapan ve İsrail Ordusu'na 325 milyon dolar bağışlayan bir kapitalist ailenin çocuğu olması ve İsrail yönetimiyle çok gelişkin bağlara sahip olması daha mı küçük bir provokasyondur?
 
 
Tepkiler sözün ötesine geçebilir mi?
 
Bu provokasyonların neden böylesine kolay yapılabildiğinin yanıtını Anna Barnard veriyor. Barnard, Trump'ın bu kararına karşı tepkinin beklenildiği gibi güçlü olmayacağını düşünüyor. Barnard bunun nedeninin Arap liderlerin ABD ve İsrail'le kurdukları stratejik ittifak ilişkileri olduğunu düşünüyor. Mısır lideri Sisi'nin eylülde İsrail lideri Netanyahu ile kamuya açık görüştüğünü, Mısır'la İsrail arasında özellikle güvenlik alanında işbirliğinin sürekli geliştiğini dile getiriyor.
 
Barnard, bu yıl bir grup yabancı konuğu ülkesinde ağırlayan Suudi Arabistan Veliaht Prensi'nin misafirlerine, önceliğinin Filistin meselesinde çatışmalı bir pozisyon değil, İran'a karşı sert bir yaklaşım ve ülke içi reformlar olduğunu açıkça söylediğini aktarıyor.
 
Gerek Suudi Arabistan'ın gerekse Mısır'ın Trump'ın kararlarını eleştiren açıklamalar yaptığını söyleyen ve bunları aktaran Barnard, bunları halkın tepkisi nedeniyle yapılan gerçekte etkisi olmayacak boş sözler olarak değerlendiriyor. Barnard'a konuşan eski ABD Dışişleri Bakanlığı danışmanı Barnett R. Rubin, Trump'ın kararlarının, ABD'nin İslam'la savaşta olduğu ve Müslüman ve Arap perspektiflerine hiç saygı duymadığı yönündeki anlatıyı doğrulayacağını ileri sürüyor. Rubin gelişmelerin İran'ın “direniş” imajına katkı sunacağını, Trump'ın bu kararlarının bölgede İran'ı güçlendireceğini öngörüyor. (In the Arab World, the Rallying Cry of Jerusalem May Have Lost Its Force, Dec 6)
 
Hamas yaptığı açıklamada, Trump'ın bu adımla “cehennemin kapılarını açtığını” ve kaybedenin Trump ve Netanyahu olacağını iddia etti. Açıklamada, “Gençliğin ve Filistinlilerin Batı Şeria'daki direnişle, ABD'nin Kudüs'e zarar veren kararına karşı mümkün olan her şekilde cevap verme” çağrısı yapıldı. Batı Şeria'da “üç günlük öfke” nöbeti çağrısı yapılırken, Filistinli gençler arasında hareketlenmeler olduğu haberleri geliyor.
 
 
Kudüs'te çatışma olasılığı ve katliam tehdidi
 
ABD ve İsrail güdümlü “Sünni cephe” aylardır her türlü araçla Ortadoğu'yu istikrarsızlaştıran “İran tehdidi” propagandası yapıyor. Sanırız Trump'ın bu son kararları herkese gerçekliği en yalın haliyle görme olanağı sunuyor. Öyle ki, Fisk, “Bibi Netanyahu ve sıradışı biçimde sağcı hükümeti pek tabii ki mutlu olacaktır; zira bu karar bizim hâlâ tuhaf biçimde ‘yerleşim' dediğimiz- Yahudi kolonilerinin Arap toprakları üzerinde, Filistinlileri iyice öfkelendirecek biçimde, yeni ve daha büyük bir genişleme içine girmesinin önünü açacak. İsrailliler yasal Arap sahiplerinden yıllardır toprak çalıyor fakat Başkan Trump, Doğu Kudüs'te bir başkent umudunu bile onların ellerinden alıyor” diye yazıyor ve açıklama yapan İsrail güvenlik yetkilileri her senaryoya karşı hazırlıklı olduklarını söyleyerek Filistin halkı eğer bu açık saldırıya yanıt verirse onları katliam yapmakla tehdit ediyor.
 
Çeşitli yorumlarda Trump'ın bu hamlesinin geniş Evanjelik taraftarlarını ve ABD'deki etkili Yahudi kuruluşlarını tatmin etmeye yönelik olduğu vurgulanıyor. Bunların kuşkusuz rolü vardır, ama asıl gerçek, bu gelişmenin “Doğu Kudüs'te bir başkent umudunu bile” Filistinlilerin elinden almış olmasıdır. Önemli sonuçlar yaratacak olan bu gerçektir. Kudüs'te çatışmaların başlaması yüksek bir olasılıktır ve hızla başka alanlara da yayılacaktır.
 
Netanyahu Jerusalem Post'un düzenlediği konferansta, Trump'ın açıklamasından değil, İran'ın Suriye'ye yerleşmesini nasıl engelleyeceklerinden söz etmiş. Bunu gerekirse güç kullanarak mutlaka başaracaklarını söylemiş. Kudüs kararlarıyla birlikte Ortadoğu daha büyük patlamaya bir adım daha yaklaşmış oldu. Kudüs'te yaşayan tanınmış Filistinli politikacı Ali Cida, “patlama çok yakın, bugün değilse yarın, yarın değilse öbür gün. Patlamanın merkezi Kudüs olacak ama sebebi Trump değil, bir araya gelmiş başka şeyler. İsrail askerleri, onların davranışları, Filistinlileri aşağılamaları” diyor.
 
ABD yönetimi böylesine patlama potansiyeli taşıyan alanların patlamasını sağlamak için İsrail'le beraber çok tehlikeli hamleler yapıyor. Amerikan emperyalizmden böylesine güçlü bir destek alan sömürgeci Siyonist devletin saldırganlığı doruğa çıkarması hiç şaşırtıcı olmayacaktır. Gün emperyalizm ve siyonizme karşı tüm dünyada Filistin halkıyla birlikte ayağa kalkma günüdür.
 
Cenk Ağcabay
sendika.org
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler