Douma3214.jpg

Ortadoğu, halklar açısından çok büyük tehlikelerle dolu bir dönemin eşiğinde

Amerika'nın Otadoğu için uzun yıllara dayalı, bölgedeki ülkelerin bölünerek sınırlarının değiştirilmesini öngören planlarının uygulamada başarısızlığa uğraması sonrasında, daha şedit ve daha kaba bir yaklaşım üzerinden yeniden bir kaos planının devreye alındığı bir dönemin eşiğinde olduğumuzun işaretleri belirginleşiyor.

15 Mart 2018 Perşembe
İNTİZAR - ABD, eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın "Ortadoğu'da Türkiye de dahil 22 ülkenin sınırları değişecek" ifadeleri ile hafızalara kazınan uzun yıllara dayalı planlarının, başta İran'ın ortaya koyduğu karşı strateji ile, daha sonrasında Rusya'nın da dahil olduğu müdahale ile başarısızlığı karşısında yeni operasyonların peşinde.
 
Amerika bu kez daha hazırlıksız, daha kaba bir yaklaşım ile bölgede büyük bir kaosa sebebiyet verebilecek, hatta bir çok analist göre bir dünya savaşına evrilebilecek derecede önemli riskler barındıran bir operasyon peşinde. 
 
ABD planlamakta olduğu bu operasyonda yalnız da değil.  Özellikle Suudi Arabistan ve İsrail yakınlaşması ile birlikte bir de Birleşik Arap Emirlikleri baştagelen ortakları olarak bu yeni oyunda Amerika'nın takımının unsurları.
 
Son günlerde bu çerçevede birçok değerlendirme yazısı kaleme alındı. Sendika.org'dan Cenk Ağcabay'ın dünkü yazısı da bu çerçeveyi iyi dolduran bir yazı olarak dikkat çekiyor... 
 
Tillerson'ın kovulması neyin alametidir? 
 
Güne Rusya Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov'un, ABD'nin Suriye'yi bombalaması ve buradaki Rus askerlerinin hayatının tehlikeye girmesi halinde Rusya'nın bu saldırıya karşılık vereceği yönündeki açıklamasıyla başlamıştık. Bu açıklama, son birkaç haftadır yükselmekte olan gerilimin ABD'nin en üst düzey yöneticilerinden gelen Suriye'yi vurma tehditleriyle yeni bir aşamaya girilmesinin hemen ardından geldi. Gerasimov'un açıklamasında, başkent Şam da dahil olmak üzere, Suriye'nin herhangi bir noktasının bombalanması ve bunun Rus askerlerin hayatı için tehlike oluşturması halinde, hem söz konusu saldırıda kullanılan füzelere hem de bu füzeleri taşıyan savaş araçlarına karşılık verileceği belirtiliyordu. Bu sözlerin anlamı son derece açıktı…
 
Bu tonda bir açıklama neden yapıldı?
 
Bazı işaretler vardı.
 
Kimyasal silah iddiaları
 
8 Mart'ta yayımlanan yazısında liberal New York Times editoryası Trump'a soruyordu: “Kimyasal silahlara dair kırmızı çizgilerine ne oldu?” Editorya, Batı kamuoyunda devam eden Suriye yönetimi karşıtı kampanyaya yeni bir düzey kazandırıyor, geçtiğimiz nisan ayında bir Suriye Hava Üssü'ne Trump'ın emriyle düzenlenen füze saldırısından bu yana Suriye Ordusu'nun 6 kez kimyasal silah kullandığını iddia ediyor ve Trump'ın buna askeri bir karşılık vermemesini, sessiz kalmasını sorguluyordu. Editoryaya göre, 2013'te yapılan anlaşmadan sonra Suriye Ordusu kimyasal silah stokunun çoğunu elden çıkarmıştı ama Amerikan istihbaratının yeni raporları Suriye'nin Kuzey Kore'den kimyasal silahlar elde ettiğini söylüyordu. (What Happened to Trump's Red Line on Chemical Weapons? 8 March) ABD yönetiminin müdahale etmekteki eksikliğini dile getiren editorya, bu büyük katliamların asıl sorumluluğunun Esad ve Rusya'ya ait olduğunu bir kez daha anımsatıyordu. Başkanlık görevine başlamasından bu yana Trump'ı sadece Suriye'ye yönelik füze saldırısından sonra kutlayan New York Times editoryasının Suriye'yi vur çağrısına denk düşen bu yazısı şaşırtıcı değildi, son bir aydır sürdürülen savaş kışkırtıcısı propaganda kampanyasının geldiği noktayı gösteriyordu.
 
Suudi prensin İngiltere ziyareti
 
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Selman'ın İngiltere seyahati yeni bitti ve yakında bir Amerika seyahati yapacağı açıklandı. Selman İngiltere ziyaretinde büyük itibar gördü. Prensin gördüğü itibarın nedenini İngiltere Savunma Bakanı Gawin Williamson'ın şu sözlerinden öğrendik: “Veliaht Prensin ziyareti iki ülke arasındaki tarihsel ilişkide yeni bir sayfa açtı. Ortadoğu'nun güvenliğini arttıracak, İngiliz havacılık sektörünü ve işlerini güçlendirecek Typhoon jetlerinin satışının sonuçlandırılması doğrultusunda çok önemli adımlar attık.” Selman'ın 3 günlük ziyareti hep kapalı toplantılarla geçti. İngiliz basınının verdiği bilgilere göre, İngiliz bankacılar, sanayiciler ve devlet yetkilileriyle basına kapalı görüşmeler yapan prens İngiltere'de kamuya açık hiçbir konuşma yapmadı. İki ülke arasında, önümüzdeki yıllara ilişkin yaklaşık 90 milyar dolarlık yatırım anlaşmalarında önemli adımlar atıldığı basına düşen diğer bilgiler arasındaydı. Prensin ziyaretinde basına en çok konu olan, onun Anglikan Kilisesi'ne yaptığı ziyaret oldu. Batı basınına göre bu ziyaret, onun ülkesinde gerçekleştirmek istediği reformlar konusundaki kararlılığının bir işaretiydi. Bu ziyaret onun dinsel konulardaki toleranslı yaklaşımının bir göstergesiydi.
 
İran'ı sınırlama politikasına uygun bir isim
 
Dün ABD'de yaşanan önemli bir gelişmeyse birkaç haftadır tırmanmakta olan gerginliklerin ürünüydü. ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'ı görevden alan Trump onun yerine CIA Başkanı Mike Pompeo'yu göreve getireceğini duyurdu. Çeşitli mesajlarıyla İran ve Kuzey Kore ile olan ilişkilerde daha ılımlı bir hatta sahip olduğunu gösteren Tillerson'ın, katı bir İsrail yanlısı, azgın bir İran düşmanı olarak tanınan ve Kuzey Kore'ye saldırıyı savunan Pompeo ile değiştirilmesi Trump yönetiminin Ortadoğu'da “İran'ı sınırlama” politikasını pekiştirmeye yönelik içeride bir hazırlık yaptığına işaret ediyor. Bunun bir işareti de uçağı bugün Umman'a inen ABD Savunma Bakanı Mattis tarafından verildi. Mattis, yapacağı görüşmelerde Yemen'e yapılan kaçak silah transferlerinin Umman sınırından gerçekleşmesinin ve Umman'la güvenlik işbirliğinin temel gündem maddeleri olacağını dile getirdi. Umman'ın İran'la diplomatik ve ticari düzeylerde ilişkilerini sürdürdüğü ve bölgede çok yönlü bir diplomasi yürüterek çatışma yaşanan konularda nötr kalmaya çalıştığı biliniyor. Mattis'in Umman ziyareti, ABD'nin geliştirdiği İran'ı yalıtma politikası çerçevesinde Umman üzerinde baskı kurmayı hedefliyor. Mattis açıklamasında, bir başka konuya da değindi ve ABD Özel Kuvvet Birimlerinin Birleşik Arap Emirlikleri birimleriyle birlikte Yemen'deki “El Kaide tehdidi”ne karşı ortak operasyonlar düzenlemekte olduğu bilgisini de verdi.
 
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin Katar'a uyguladıkları blokaj ve dayattıkları yalıtma politikası konusunda Trump'la anlaşmazlık yaşayan Tillerson, Trump'ın Suudiler'den yana açık tutum almasının ardından ABD'nin bu anlaşmazlıkta daha tarafsız ve uzlaştırıcı bir yaklaşım geliştirmesini önermiş ve bu konuda girişimlerde bulunmuştu. Prens Selman'ın ABD ziyaretinden önce yaşanan bu değişiklik muhtemelen ona güzel bir hoş geldin hediyesi anlamı da taşıyacaktır. Ne de olsa son yılların en güçlü ittifak ilişkisi İsrail ve Suudi Arabistan arasında ilerliyor. Yeni Dışişleri Bakanı Pompeo geçtiğimiz kasım ayında “Askerlerimiz konuşuyor” başlıklı bir yemekte konuşma yapmıştı. Bu yemek Siyonist lobi tarafından her yıl Amerika'da düzenleniyordu. İsrail askeri ve istihbarat yetkilileri bu yemekte ABD yetkilileriyle buluşuyor, fikir teatisinde bulunuyor. Pompeo bu yemekte, ABD yönetiminin İsrail'in güvenliği konusundaki hassasiyetini ve yönetiminin İsrail'le geliştirdiği sıkı işbirliğini vurgulayan bir konuşma yapmıştı. (New U.S. Secretary of State Mike Pompeo Has a Hawkish History on Iran and Israel, Haaretz, March 13) İslamofobik yaklaşımlarıyla da tanınan Pompeo da “reformcu”, “toleranslı” Suudi Prensi'ni kuşkusuz ki büyük bir memnuniyetle karşılayacaktır.
 
İsrail'e bir hediye
 
Trump, Pompeo'dan boşalan koltuğa yani CIA'nın yönetim koltuğuna ilk kez bir kadının getirildiğini duyurdu. Haaretz yazarı Chemi Salev, eski ve iyi bilinen bir CIA yöneticisi olan Gina Haspel'in bu göreve getirilmesinin Amerikan aşırı sağı ve İsrail yönetiminde sevinçle karşılandığını bildiriyor ve bunun İsrail'e bir hediye olduğunu söylüyor. Bunun nedeni, Haspel'in uzun yıllar “teröre karşı küresel savaşta” önemli görevler üstlenmiş bir CIA yöneticisi olması. Haspel'in şöhreti, CIA'nın gizli operasyonlarını yönetmesinden ve bazı “terör şüphelilerine” uygulanan işkencelere nezaret etmiş olmasından geliyormuş. 2002'de, Tayland'da bulunan gizli CIA işkence merkezinde 2 “terör şüphelisine” uygulanan tabutluk, tazyikli su, uykusuz bırakma işkencelerine bizzat nezaret ettiği Amerikan ve İsrail basınında yazılıyor. (New C.I.A. Deputy Director, Gina Haspel, Had Leading Role in Torture, 13 March) Zaten Pompeo da CIA'nın başına geçtiği dönemde, tazyikli su sıkılarak yapılan sorgulamanın işkence kapsamına girmeyeceğini savunan açık sözlü ABD yetkililerinden biriydi.
 
Haspel'in kariyeriyle ilgili bilgiler CIA Başkan Yardımcısı olduğunda epeyce gündeme gelmişti. Sadece işkenceye nezaret etmekle kalmadığı, daha sonra işkenceli sorgulamaların kaydedildiği video görüntülerinin yakılması talimatı verdiği de ileri sürülmüştü. 2014 yılında Amerikan Senatosu'nda oluşturulan bir araştırma komitesinin hazırladığı Bush dönemi CIA işkencelerine ilişkin çok kapsamlı raporda adı geçen unsurlardan biriydi.
 
Ortadoğu'yla karşı silah ticareti
 
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün (SIPRI) yayımladığı yeni rapora göre,  Ortadoğu ülkelerinin silah ithalatı 2013-2017 yılları arasında önceki beş yıla göre iki kat arttı. ABD'nin silah ihracatında lider konumunu koruduğu belirtilen raporda, Ortadoğu'ya silah satan ülkeler arasında ABD'nin başı çektiği, ABD'yi Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin takip ettiği belirtildi. Dünyadaki silahların üçte birinin ABD tarafından satıldığı ve Washington'un bu dönemde silah ihracatının yarısını Ortadoğu'ya yaptığı ortaya konuldu. Suudi Arabistan geçen yıl silahlanmaya 50 milyar dolar para harcarken, onu 18 milyar dolarla Birleşik Arap Emirlikleri izledi. ABD Senatosu'nda senatörlerin sorularını yanıtlayan CENTCOM komutanı Votel, Suudi Arabistan'ın Yemen'de yol açtığı sivil katliamlarla ilgili soruyu yanıtlarken, Yemen'de sivil kayıpları azaltmanın yolunun Suudi Arabistan'la askeri işbirliğini sonlandırmaktan değil, bu işbirliğini daha da geliştirmekten geçtiğini söylerken Amerikan askeri-sınai kompleksinin geleceğe yönelik planlarını ve Prens Selman'ın ABD'de göreceği itibarı da haber vermekteydi.
 
İran politikasında değişiklik sinyali
 
İsrail ve Suudi Arabistan'ın Obama döneminde ABD ile yaşadıkları ortak gerginlik İran'la yapılan Nükleer Anlaşma nedeniyle yaşanmıştı. Trump dışişleri bakanını değiştirmesinin ardından yaptığı ilk açıklamada, Tillerson'la bazı konularda anlaşamadıklarını ifade etti ve “İran anlaşmasına baktığınızda, bana berbat görünüyor. Onun ise onayladığını tahmin ediyorum”, “ben ya anlaşmayı bozmayı ya da başka bir şeyler yapmayı istiyorum, o biraz daha farklı düşünüyordu” dedi. Trump'ın sözlerinde de ifadesini bulduğu gibi, ABD'nin iki numarasının değişmesi Ortadoğu açısından çok daha tehlikeli günlerin habercisi. Trump ekibinin en savaşçı unsurlarından BM Özel Temsilcisi Nikki Haley'in Dışişleri Bakanı'nın değişmesini “büyük karar” sözleriyle selamlaması da değişikliğin anlamına ilişkin önemli bir işaret. Haley, Birleşmiş Milletler'deki oturumlarda İran'a ve Suriye yönetimine saldırganlığı ve İsrail'e yönelik aşırı hassasiyetiyle dikkat çekiyordu. Geçtiğimiz günlerde Amerika'da Siyonist lobinin düzenlediği yıllık AIPAC toplantısında İsrail yöneticilerini ve Siyonist lobinin ağır toplarından büyük zenginleri yaptığı duygusal konuşmayla nasıl cezbettiği İsrail basınında haberlere konu olmuştu. (Why AIPAC Just Loves Nikki Haley, Haaretz, 11 March) Haley birkaç gün önce yaptığı açıklamada, kimyasal silah kullanımına ilişkin haberlerin teyit edilmesi durumunda, Washington'un Nisan 2017'de olduğu gibi Suriye'deki hedefleri vurabileceğini söylemişti. Haley'in ardından aynı tarzda bir açıklama Savunma Bakanı Mattis'ten geldi. ABD Dışişleri Bakanı'nın değişiminin tırmanmakta olan bu gerilimlerin ortasında yaşanması ve yeni bakanın, yeni CIA Başkanı'nın kimlikleri durumun ne derece kritik bir noktaya ulaştığının en güçlü göstergeleridir. Pompeo'nun bir süre önce CIA Başkanı olarak yaptığı bir konuşmada sarf ettiği sözler durumu daha iyi ortaya koyabilir. Pompeo şöyle demişti: “İran ABD için en büyük tehdittir. O, Suriye'de elde ettiği tutunma noktasıyla dünyanın en büyük terörizm sponsoru devletidir. Rusya ABD'nin düşmanıdır. Suriye'de hükümet yanlısı müdahalesi çok kötü olmuştur. Esad bir İran kuklasıdır, IŞİD ile savaşmamaktadır. IŞİD ile ABD savaşmaktadır.”
 
Sanırım bu değişikliğin anlamını en iyi yansıtan unsur, eğer bu sözleri söyleyenin kim olduğu baştan belirtilmese, bu sözlerin Netanyahu'ya mı, Prens Selman'a mı yoksa Pompeo'ya mı ait olduğunun kesinlikle anlaşılamamasıdır. İşte bu nedenle, Ortadoğu, halklarımız açısından çok büyük tehlikelerle dolu bir döneme adım atmaktadır, bu değişiklik bunun güçlü göstergelerindendir.
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler