1280x960.jpg
  • Anasayfa» 
  • Alıntılar»
  •  Suriye'de olan artık bir vekil savaşı değil; daha ziyade, savaşa doğrudan bir müdahaledir

Suriye'de olan artık bir vekil savaşı değil; daha ziyade, savaşa doğrudan bir müdahaledir

Lavrov, Kazak devlet televizyonu ile röportajında şunları söylemişti: “Suriye’de karada ABD’den (onlar artık inkar etmiyor), Britanya’dan, Fransa’dan ve başka birkaç ülkeden özel kuvvetler var… Dolayısıyla, artık bu pek de bir ‘vekil savaşı’ savaşı değil; daha çok, savaşa doğrudan bir müdahale.”

11 Nisan 2018 Çarşamba
İNTİZAR - Suriye'de başta Amerika olmak üzere Batılı güçlerin defalarca denedikleri kimyasal saldırı provokasyonu Doğu Guta'nın Duma bölgesinden yeniden tedavüle sokularak yenilgi sürecini tersine çevirecek bir müdahale zemini oluşturulmaya çalışılıyor.
 
Amerika, Fransa, İngiltere öncülüğündeki Batılı egemen güçlerin ve onların bölgedeki Suudi Arabistan, İsrail gibi ortakları ile tedavüle soktuğu bu girişimin, Suriye'deki süreci bir vekiller savaşı çerçevesinden savaşa doğrudan müdahale konumuna taşıyacağı, hatta bu durumun Rusya'nın keskin bir tavır ortaya koyuyor olması sonrasında büyük bir savaşa evrilme enerjsine sahip olduğu endişesi yaygın bir şekilde dünya kamuoyunun gündeminde.  
 
WSWS'de Halil Çelik imzası ile yayınlanan yazının içeriği, bu sürecin gerçekliğine dair ABD, İngiltere ve Fransa'nın Suriye'deki varlığına dair önemli bilgiler sunuyor... 
 
ABD daha geniş savaşa hazırlanırken, Britanya ve Fransa güçleri Suriye'de
 
Dün, Britanya Başbakanı Theresa May ve Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron, Suriye'de, ABD ile olası bir askeri saldırı dahil olmak üzere eşgüdümlü eyleme hazır olduklarını belirtti.
 
May, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad hükümetine karşı eylemi “onun Rusya'yı kapsayan destekleyicileri”ne yönelik kınamalarla birleştirdi.
 
Macron, 7 Nisan'da Suriye'de bulunan Doğu Guta'da kimyasal silah kullanıldığı konusunda anlaşmak için ABD Başkanı Donald Trump'ı aradı ve “Bu bölgedeki tüm sorumluluklar açıkça saptanmalı.” şerhi düşerek bir açıklama yayınladı.
 
Macron, daha önce, kimyasal silah kullanımının Fransa'nın eylemine yol açacak bir “kırmızı çizgi” olduğunu ilan etmişti.
 
Washington'ın sözcüsü olarak konuşan Britanya Dışişleri Bakanı Boris Johnson, daha öncesinde, Fransız mevkidaşı Jean-Yves Le Drian'a, askeri hedeflere karşı hava saldırını kapsayan “tüm seçenekler masada olmalı” demişti.
 
Doğu Guta'da gerçekleştiği iddia edilen kimyasal silah saldırısı, her iki ülkeye de, bugüne kadar resmi olarak reddettikleri olası bir kara savaşına katılmak dahil, Suriye'deki mevcut operasyonlarını derinleştirmeleri için son derece uygun bir bahane sağlıyor.
 
Aslında, Fransa ve Britanya, Suriye'de, her ne kadar şu ana kadar özel kuvvetler ile sınırlanmış olsa da, zaten askerlere sahip.
 
6 Nisan'da, ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) ve kendi kendisini ilan etmiş Kuzey Suriye (Rojava) Demokratik Federasyonu'nun temsilcileri, Rusya'nın Sputnik haber ajansına, Fransa ve Britanya askerlerinin bölgede konuşlanmış olduğunu söylediler.
 
Rojava'daki Cezire kantonunun savunma bakanı Rezan Gulo, şunları belirtti: “ABD'nin, Britanya'nın ve Fransa'nın askeri birlikleri, [ABD önderliğindeki] koalisyonun [SDG'ye] yardımı çerçevesinde, sadece Menbiç'te değil ama aynı zamanda Tel Abyad'da, Deyrizor'da, Rakka'da ve Tabka'da bulunuyorlar. Koalisyon güçleri, Kuzey Suriye genelindeki varlıklarını arttırıyor.”
 
5 Nisan'da, devlete ait Anadolu Ajansı Fransa'nın 100 özel kuvvet askerinin Suriye'de YPG denetiminde bulunan beş üste konuşlandığını belirtirken, AKP hükümeti yanlısı Yeni Şafak gazetesi Fransa'nın YPG'yi desteklemek için Menbiç'e 50 asker yerleştirdiğini bildirdi.
 
Daha önce, 3 Nisan'da, Amerika'daki Defense Post, ABD ve Fransız askerlerinin Suriye'nin kuzeyinde operasyon yürüttüğünü bildirmişti. Defense Post, Gulo'nun Kürt kanalı Kurdistan 24 ile röportajından şu sözlerini aktarmıştı: “Bazen NATO devletleri herhangi bir gerilimden kaçınmak için bölgedeki güçlerinin varlığını inkar ediyorlar ama aslında Fransız ve ABD askerleri bölgemizde karada operasyon yapıyorlar.
 
30 Mart'ta, Anadolu Ajansı, Suriye'nin kuzeyindeki Fransız özel kuvvetlerinin yerlerini gösteren bir harita yayınlamıştı.
 
Fransa'nın Suriye'deki askeri konuşlanmasına ilişkin çok sayıda haber, 29 Mart'ta Macron ile SDG'den bir heyet arasında Paris'te yapılan görüşmenin ardından geldi.
 
Toplantının ardından, hem Kürt yetkililer hem medya, Paris'in, ABD askerlerine eşlik etmek için, SDG'nin elinde bulunan “Menbiç'e fazladan Fransız askeri” göndermeyi planladığını bildirmişti. Fransız gazetesi Le Parisien'e göre, konuşlanmanın amacı Türk ordusunun doğuya doğru ilerlemesini engellemekti.
 
“Paris'in asker gönderip göndermediği hakkında yorum yapmayı” reddeden Macron'un devlet başkanlığı makamı, Suriye'nin kuzeyinde herhangi bir yeni askeri operasyon planlamadığını belirtti ve Ankara ile SDG arasında arabuluculuk yapmayı teklif etti.
 
Ankara ise, Fransa'nın “yanlış duruş”unu sert biçimde eleştirdi ve Macron'un teklifini kesin olarak reddetti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hükümetinin “arabuluculuğa ihtiyacı yok… Siz terör örgütleriyle masaya oturabilirsiniz ama Türkiye, terör örgütleriyle mücadelesini Afrin'de olduğu gibi yapar.” dedi.
 
Savunma Bakanı Nurettin Canikli, bölgedeki herhangi bir Fransız askeri konuşlanmasını “meşru olmayan, uluslararası hukuk açısından meşruiyeti olmayan bir adım olur ve işgal olur aslında.” şeklinde tanımladı.
 
Paris, Suriye'de karada özel kuvvetlerinin bulunduğunu, ilk kez, Dışişleri Bakanı Le Drian'ın Fransa'nın Menbiç'in IŞİD'den geri alınması sırasında SDG'ye silah, hava desteği ve danışmanlık sağladığını doğruladığı Haziran 2016'da kabul etmişti. Yine de, kaç askerin olduğu ve yürüttükleri görevler hakkında hiçbir resmi bilgi yok.
 
Aynısı, Britanya askerleri için de geçerli. Britanya hükümeti, ABD hükümetinin Suriye'deki yağmacı rejim değişikliği savaşındaki başlıca koalisyon ortaklarından biri olmakla birlikte, kara faaliyetleri için yetkiye sahip değil ve Suriye'deki kirli operasyonları hakkında hiçbir bilgi vermiyor.
 
Ancak onların varlığı, 30 Mart'ta Menbiç'te yola döşenmiş bir bombayla iki koalisyon askerinin (bir Amerikalı ve bir Britanyalı) öldürüldüğüne ilişkin haberlerin ardından, artık inkar edilemezdi.
 
31 Mart'ta, Daily Mirror, kaybın, Manchester'dan 33 yaşındaki SAS komandosu ve keskin nişancı Sergeant Matt Tonroe olduğunu bildirdi. Tonroe, ABD Delta Gücü'nden Başçavuş Jonathan Dunbar ile yan yana ölmüş.
 
8 Nisan'da, Sun, Tonroe'nun intikamı için “acımasız” SAS'ın 12 “cihatçı”yı nasıl öldürmüş olduğunu ayrıntılı olarak anlatan kana susamış bir makale yayınladı. Aktarıldığına göre, bir Özel Kuvvetler kaynağı, “Saldırılar amansız; hiç durmadan yürütülüyor… Bunlar ‘ele geçirme ama öldür' görevleridir… Eğer savaşırlarsa, ölürler.” diyordu.
 
Neredeyse iki yıl önce, Ağustos 2016'da, BBC, Suriye'de karada operasyon yürüten Britanya Özel Kuvvetleri'ni ilk kez gösteren özel görüntüler ele geçirmişti. Savunma Bakanlığı konu hakkında yorum yapmayı reddetti. Britanya Savunma Bakanı Sör Michael Fallon'un, söylediğine göre, “İslam Devleti'ne karşı savaşa giren ılımlı Suriyeli asileri eğitmeye yardım etmek için” Irak, Suriye ve Kürt bölgelerindeki 500 kadar Britanya piyadesine ilave olarak 20 “ek” eğitmenin konuşlandırılmasını duyurması birkaç ay almıştı.
 
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, daha 18 Mart'ta, Britanya ve Fransa askerlerinin konuşlanmasını, açıkça, “yasadışı” ve “savaşa doğrudan bir müdahale” olarak kınamıştı.
 
Lavrov, Kazak devlet televizyonu ile röportajında şunları söylemişti: “Suriye'de karada ABD'den (onlar artık inkar etmiyor), Britanya'dan, Fransa'dan ve başka birkaç ülkeden özel kuvvetler var… Dolayısıyla, artık bu pek de bir ‘vekil savaşı' savaşı değil; daha çok, savaşa doğrudan bir müdahale.”
 
O, ABD önderliğindeki koalisyonun, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesi açısından “gayrimeşru” olduğunu söylemiş ve eklemişti: “Ama biz gerçekçiyiz ve onlarla savaşmayacağımızı biliyoruz. Yani, en azından kasıtsız çatışmaları önlemek için eylemleri koordine ediyoruz. Ordumuz, her zaman, Suriye topraklarındaki operasyona önderlik eden Amerikalı komutanlarla iletişim halinde.”
 
Lavrov, Moskova'nın, “karadaki operasyona fiilen önderlik eden” ABD Genelkurmay yetkilileri ile “sürekli bir diyalog” içinde olduğunu açıklamıştı.
 
Suriye'nin Humus'taki hava üssüne yönelik, aralarında İranlıların da olduğu en az 14 görevliyi öldüren dün sabahki hava saldırısı öncesinde bu tür bir diyalog gerçekleşmedi. Bu, ABD'nin ve müttefiklerinin, Doğu Guta için bir misilleme bahanesiyle yapmayı planladıkları harekat hakkında da hiçbir uyarıda bulunmayacaklarını gösteriyor. O durumda, Britanya ve Fransa, tam da Menbiç'te karşı koyduklarını iddia ettiklerini “cihatçılar” ile ittifak içinde, Rusya ile olası doğrudan bir çatışmada Washington'ın yanında yer alacaklar.
 
 
Yine WSWS'de Keith Jones imzası ile yayınlanan diğer bir yazı da Amerika, İngiltere ve Fransa'nın Suriye'deki vekiller savaşına doğrudan müdahale anlamına gelen bu varlığının aslında büyük bir savaşın mukaddimesi olabilecek eşikte olduğuna dair tespitler içeriyor... 
 
Savaşın eşiğinde: ABD ve NATO Suriye'ye askeri saldırıya hazırlanıyor
 
ABD ve NATO, Suriye'de, nükleer silah sahibi Rusya ile doğrudan çatışmaya yol açabilecek büyük bir gerginliğin eşiğinde.
 
Amerika Birleşik Devletleri'nin ve Avrupa'nın tamamında, ağır siyasi krizlerin eşlik ettiği bir işçi sınıfı huzursuzluğu dalgasının ortasında, egemen seçkinler, savaşı, yalnızca Ortadoğu'daki bir dizi jeopolitik gerilemeyi tersine çevirmenin değil ama aynı zamanda siyasi muhalefete karşı sıkı önlemler almanın bir aracı olarak görüyorlar.
 
ABD, Britanya, Fransa ve Almanya, siyaset kurumu ve devlet içindeki krizin ve çalkantının ortasında, büyüyen bir grev hareketi ile sarsılıyor. ABD Başkanı Trump'ın Suriye'ye karşı askeri eylem kararı almak için Ulusal Güvenlik Konseyi ile toplandığı gün, FBI, Amerikan egemen sınıfı içindeki şiddetli krizi tırmandıracak şekilde, Trump'ın kişisel avukatının bürosuna ve evine baskın düzenledi.
 
Suriye'ye karşı bir savaşın olası sonuçları son derece kapsamlıdır. Geçtiğimiz ay, Rusya Genelkurmay Başkanı Valeri Gerasimov, Suriye'deki Rus askerlerine yönelik herhangi bir saldırıya misilleme yapma sözü verdi. Gerasimov, “Askerlerimizin yaşamına yönelik bir tehdit durumunda, Rus silahlı kuvvetleri kullanılan füzelere ve ateşleme rampalarına karşı misilleme önlemleri alacaktır.” dedi.
 
Gerasimov, yine, Pazartesi günü, “Bir kez daha söylememiz gerekiyor ki Suriye'ye askeri müdahale… kesinlikle kabul edilemezdir ve son derece ağır sonuçlara yol açabilir.” uyarısında bulundu.
 
Bu tür açıklamalar, dünyanın, nükleer silahlı güçler arasında, milyonlarca insanın yaşamını ve bizzat insanlığı tehdit eden bir savaşa ne kadar yakın olduğunu vurgulamaktadır.
 
Bu tırmanmanın bahanesi, ABD'nin, hiçbir kanıt olmaksızın, kimyasal silah saldırısının Suriye hükümeti tarafından gerçekleştirilmiş olduğunu iddia etmesidir. Bu savaş nedeni, uydurmaların en kabasıdır. Esad rejiminin, ABD destekli İslamcı asileri Şam'ın kenar mahallelerinde bozguna uğrattığı ve ABD kışkırtması iç savaşın ilk aşamalarından beri en güçlü konumda olduğu koşullarda böylesi bir saldırı gerçekleştirmek için ne gerekçesi olabilir ki?
 
İddia edilen gaz saldırısı üzerine medya histerisi, Rusya'ya karşı sürdürülen ve son haftalarda giderek artan yeni bir kışkırtmalar ve tehditler kampanyası ile uyumludur. En son iddialar, eski ikili ajan Sergey Skripal ile kızının İngiltere'nin Salisbury kentinde kimyasal gaz ile gerçekleştirildiği varsayılan zehirlenmesinden Rusya'nın sorumlu olduğu iddialarının inandırıcılığını yitirdiği günlerde ortaya atılmaktadır.
 
Trump, Suriye hükümetinin “korkunç” suçlardan sorumlu olduğunu ilan eden, Rusya ile İran'ı işbirliği ile suçlayan ve sorumluların “büyük bedel” ödeyeceği sözü veren bir dizi tweet attı.
 
ABD medyası, ordu-istihbarat aygıtı ve siyaset kurumu, intikam peşinde. Cumhuriyetçi Senatör John McCain, Washington'ın düşmanlarını “cesaretlendirdiği” için Trump'ın Suriye'deki “hareketsizliği”ni suçladı. Demokratik Parti'nin Temsilciler Meclisi'ndeki önderi Nancy Pelosi, Trump yönetiminin Beşar Esad yönetimini devirmek için “sonunda akıllı, güçlü ve sağlam bir strateji sağlaması”nı talep ederken, Suriye'ye yönelik askeri harekata desteğini belirtti.
 
Fransa ve Britanya, davet edilmeleri durumunda, Suriye'ye yönelik ABD saldırısına katılacaklarını; hatta kendi saldırılarını düzenleyeceklerini açıkladılar. New York Times, Trump yönetiminin bir yetkilisinin, Washington'ın, Suriye'ye yönelik bir Amerikan saldırısını, “ilk olarak Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron yapmasın diye,” hızlandırma baskısı hissettiğine ilişkin sözlerini aktardı.
 
Geçtiğimiz hafta, Amerikan egemen seçkinleri içinde, Pentagon'un, CIA'in, Demokratların ve Cumhuriyetçi Parti önderliğinin çoğunluğunun Trump'ın ABD askerlerinin kısa süre içinde Suriye'den “eve dönmesi” önerisini reddettiği şiddetli bir tartışma yaşandı. Trump'a, açıkça, bu tür bir çekilmenin yalnızca Rusya'ya yaramakla kalmayıp, kendisinin nükleer anlaşmayı baltalayarak İran üzerindeki ekonomik ve askeri baskıyı arttırma planlarına da zarar vereceği söylendi.
 
Vladimir Putin ve onun başında olduğu kapitalist oligarklar yönetimi, uzun süredir Washington ile bir uzlaşma peşinde koşuyor. Ancak ABD emperyalizmi, birbirini izleyen yönetimler altında, yalnızca Rusya'nın yarı sömürge konumuna sokulması durumunda tatmin olacağını ortaya koymuş durumda.
 
Moskova'nın, NATO'nun Rusya sınırlarına kadar genişlemesi, komşu devletlerdeki ABD destekli “renkli devrimler” ve Kuzey Afrika'daki, Ortadoğu'daki, Balkanlar'daki ve Orta Asya'daki çeyrek yüzyıllık ABD savaşları karşısında Washington'ın Ukrayna'daki ve Suriye'deki planlarını bozmak için müdahale etmesi, Washington ve Wall Street tarafından kabul edilemez görülmektedir.
 
ABD'nin Rusya'ya karşı pervasız kışkırtmalarının gerçek nedeninin, ABD politikasına “burnunu sokma” ya da iddia edilen bir zehirli gaz saldırısı ile ilişkisi yoktur.
 
ABD emperyalizmi, SSCB'nin dağılmasından sonraki çeyrek yüzyıl boyunca, küresel ekonomik konumundaki aşınmayı saldırganlık ve savaş yoluyla tersine çevirmeye çalıştı. ABD, dünya egemenliği arayışında, Libya ve Irak gibi ülkeleri bütünüyle yerle bir etti. Ancak Washington'ın bitmek bilmez savaşları, onun gerilemesini tersine çeviremedi. Bunun yerine, bu savaşlar, Rusya'ya ve Çin'e karşı askeri stratejik saldırganlığa ve Washington'dan gelen, ABD'nin yeni bir büyük güç çatışması dönemine girdiğine ilişkin resmi açıklamalara dönüşmüş durumda.
 
ABD militarizminin patlaması, derinleşen ekonomik kriz eliyle hızlandırılmaktadır. Wall Street Journal, Pazartesi günü yayınlanan “Küresel Büyüme Hikayesindeki Çatlaklar, Şaşıran Yatırımcılar” başlıklı bir makalede, “uzun süredir öngörülen bir küresel eş zamanlı yükselişin eş zamanlı bir durgunluğa dönüşebileceğine ilişkin kaygıların ortasında, yatırımcı güveni azalıyor” uyarısında bulundu.
...

Anlaşılan o ki; Batı savaşı hem kendi sömürgeci emellerini temin etmek ve hem de artık ayakta tutmakta zorlandıkları Batı tipi müesses nizamın yaşadığı sıkışmışlığı aşmak ve geleceğini temin için bir araç olarak dünyanın geri kalanına dayatmak istiyor. Dünyanın geri kalanı bağımsızlaşmak, özgürleşmek için Batı'nın dayattığı savaşa karşı birleşerek direnişte sebat gösterirse ancak başarılı olabilecektir. 

 

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler