37900-DBjA4i0WAAAa6Zr.jpg
  • Anasayfa» 
  • Alıntılar»
  •  Egemen güçlerin paylaşım hesapları ve savaşın İsrail tarafından İran'a karışı tırmandırılması

Egemen güçlerin paylaşım hesapları ve savaşın İsrail tarafından İran'a karışı tırmandırılması

Tarihin yeniden bir kırılma noktasına geldiği son zamanlarda aslında kaybetmeye yakın olmasına rağmen Amerika ve Avrupalı ortakları Fransa ve İngiltere'nin 1. dünya savaşı sonrasındaki gibi bir takım paylaşım hesapları içerisinde olduğuna dair değerlendirmeler yapılıyor. Bununla paralel olarak yeniden bir dünya savaşına evrilebilecek şekilde İsrail tarafından İran'a karşı savaş da tırmandırılıyor.

30 Nisan 2018 Pazartesi
İNTİZAR - Amerika ve ortakları 15 yıl önce Irak'ı işgal ederek başladığı bölgenin istikrarsızlaştırılarak kontrol altına alınma stratejisini bu gün yeniden kaldığı yerden devam ederek hayata geçirmek istiyor. Bu egemen güçler özellikle İran'ın başını çektiği Direniş Ekseni'nin ortaya koyduğu direnç neticesinde bölgenin parçalara ayrılarak paylaşımı ile ilgili hesapladıkları sonuçlara ulaşılamadı. Arzu edilen sonuçlara ulaşılamadığı gibi hatta savaşın kaybedilmesi noktasına gelindiğine dair değerlendirmeler yapıldı. Tam bu noktada harekete geçerek ulaşılamayan sonuçlara varmanın hesapları yeniden yapılıyor. 15 yıl öncesinden farlı olarak Avrupa'dan İngiltere ile birlikte Fransa da oyuna dahil olmuş durumda.  
 
Bölgenin paylaşımına dönük ve esasen İran'ın etkisinin kırılmasını hedefleyen bu süreç, WSWS'den Alex Lantier ve Andre Damon imzalı yazıda çarpıcı bir şekilde ortaya konuyor. Bu yazının bir kısmı şöyle; 
 
“Eski Avrupa” Washington'a geliyor
 
On beş yıl önce, Irak'a yönelik ABD-Britanya istilası öncesinde, ABD medyası Almanya'yı ve özellikle Fransa'yı, ABD'nin savaş yöneliminin arkasında saf tutmadıkları için şiddetle kınıyordu. Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, “Eski Avrupa”yı şiddetle eleştirmiş, Fransızlar korkaklar ve kalleşler olarak gösterilmiş ve medya uzmanları, Fransız cipsinin adının “özgürlük cipsi” olarak değiştirilmesi çağrısı yapmıştı.
 
Dünya Sosyalist Web Sitesi, “Amerika ile nasıl başa çıkılacak? Avrupa'nın açmazı” başlıklı bir makalede, şu gözlemde bulunmuştu:
 
Bush yönetimindeki yetkililer, Avrupa'nın Amerika Birleşik Devletleri'nin izinden gitmeyi reddetmesinin sonuçlarını sergilemekte giderek daha pervasız hale gelmiş durumda. Bir yetkilinin Perşembe günü New York Times'a söylediği gibi, “Bizim amacımız gerçekliği onların başına kakmak ve ardından ne yapacağımızı tartışmaya devam etmektir.”
 
Peki, bu gerçeklik ne? Bush yönetimi, Fransız ve Alman şirketlerinin savaştan sonra Irak'ın petrol sektörünün paylaşımından dışlanacağını hiç de zarif bir şekilde belirtmedi. Daha da ciddi olan, ABD'nin, Irak'ın işgalinin ardından, Batı Avrupa'nın son derece önemli bir petrol tedarikçisi olan İran'a baskı uygulayacağına ilişkin iddialar söz konusu.
 
Fransa ile Almanya'nın bakış açısından, Amerika Birleşik Devletleri'nin davranışı tamamen pervasızdır ve dünya kapitalizminin gidişatını düzenleyen tüm yasal ve kurumsal çerçeveden geriye ne kaldıysa tamamen çökmesi tehlikesini gündeme getirmektedir. Batı Avrupalılara göre, ABD'nin emirlerine boyun eğmek, muhafazakar Fransız gazetesi Le Figaro'nun sözcükleriyle, “basit bir ABD mandası” konumuna indirilmelerini kabul etmek anlamına gelecektir.
 
On beş yıl sonra, Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron, Washington'da, kendisini, ABD'nin Ortadoğu'daki yenilenmiş saldırısının bir küçük ortağı olarak sundu. Fransa Devlet Başkanı, Trump yönetiminde ilk kez, tam bir devlet yemeğiyle konuk edildi ve Amerikan basını tarafından demokrasi savunucusu olarak göklere çıkarıldı.
 
Macron onuruna verilen devlet yemeği, Suriye'ye yönelik 14 Nisan'daki ABD-Fransa-Britanya saldırısı için bir zafer turu işlevi gördü. O, “Eski Avrupa” devletlerinin, barışseverlik iddialarından vazgeçtikleri ve yeniden silahlanıp askerileşmek için koşturuyor oldukları gerçeğini vurguluyordu. Onlar, Ortadoğu'nun yeni emperyalist paylaşımında hak iddia etmek için, Suriye'deki ABD müdahalesine ya doğrudan katılıyor ya da onu destekliyorlar.
 
...
 
Merkel'e yönelik karşılama ile Macron için düzenlenen arasındaki çok büyük farklılığın, ABD ile Avrupa'nın dinamosu Almanya arasındaki daha yoğun rekabeti ve Fransa'yı Avrupa etkisinden uzaklaştırma girişimini ifade ettiğine kuşku yok.
 
Ancak Trump'ın zorbalık tehditleri karşısında Macron'un diz çökmesine ve Merkel'in ketum itaatine karşın, 15 yıl önce geçerli olan aynı sorunlar bugün de var. Avrupalı devletler ile ABD arasında, Trump'ın, Alman ve Fransız çelik ve alüminyum ihracatına gümrük vergisi uygulamaktan, İran nükleer anlaşmasını Avrupalı devletlerin ekonomik çıkarlarına aykırı şekilde yırtma planına kadar, ticaret ve dış politika konularında önemli anlaşmazlıklar söz konusu.
 
Çeliğe ve alüminyuma 1 Mayıs'tan itibaren uygulanacak yeni gümrük vergisi ile ilgili olarak, Trump, Alman başbakanı ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, ticaret savaşı önlemleri tehdidini geri çekmek şöyle dursun, bir ertelemeye bile razı olmadığını açıkça ortaya koydu. O, Avrupa Birliği'nin ABD ile ticaret fazlasının “büyük haksızlık” olduğunu belirtirken Merkel somurtuyordu. Almanya başbakanı, bir gazetecinin gümrük vergileri konusunda durumun ne olduğuna ilişkin sorusuna yanıt olarak, isteksizce, “Başkan karar verecek.” dedi.
 
Dahası, Trump, basın toplantısında, İran ile nükleer anlaşmayı terk etme yönündeki olası kararından hiçbir şekilde geri adım atmadı. Bunun yerine, Tahran'a karşı sert bir nutuk attı ve onu savaşla tehdit etti.
 
Avrupalı devletlerin ABD'nin pervasızlığı konusunda çok fazla kaygılı ve onu dizginleme becerilerinden son derece kuşkulu olduklarından kuşku duyulamaz.
 
Geçtiğimiz hafta boyunca, Avrupalı yetkililer, tekrar tekrar, Trump yönetiminin ulusalcı politikalarının uluslararası ilişkilerde olası hesaplanamaz sonuçları olacak bir çöküşe yol açma tehlikesi oluşturduğunu vurguladılar. Dünyanın en büyük ekonomileri arasındaki ticareti durduran ticaret savaşı ve nükleer silahlı devletler arasında askeri çatışma, ciddi olasılıklardır. Fransa Ekonomi Bakanı Bruno Le Maire, Avrupa'nın “ABD ile Çin arasındaki olası bir ticaret savaşının yan hasarı” olması konusunda uyarıda bulundu.
 
Almanya'nın iktidardaki Hristiyan Demokrat Birlik'ten (CDU) ve Yeşiller'den bir grup üst düzey yetkili, Rusya ile savaş uyarısında bulundu. Onlar, Frankfurter Allgemeine Zeitung'da, “Çok sayıda Batı Avrupalı bir savaştan kaygılı ve korkuyor… Bizler, Rusya ile Batı arasında artan anlaşmazlığı büyük bir kaygıyla izliyoruz.” diye yazdılar.
 
Fakat bu tür kaygılara karşın, hakim olan etmen şu: Fransız ve Alman emperyalistleri, Washington'ın Ortadoğu'yu yeniden parçalara ayırmasından ve dünyanın yeni sömürgeci yeniden paylaşımından kazanılacak ganimetten paylarını istiyorlar.
 
Amerika ve ortaklarının Batı Asya'daki operasyonlarının merkezinde bölgede hegemonya kurmak ve bu çerçevede bir paylaşım hesabı gütmek varken aynı zamanda bölgedeki biricik varlıkları olan İsrail'in geleceğini temin etmek de öncelikli hesaplarının içerisindedir. Bütün bu hesapları ise tehdit eden lokomotifi İran olan Direniş Ekseni'dir. Zaten istikrarsızlaştırılmak istenen bölgeler de bu eksenin halkalarını oluşturan ülkelerdir. Bu sebeple hedefte bu ülkeler (Suriye, Irak, Lübnan vs.) olmakla birlikte özellikle İran vardır. Amerika ve ortakları bu çerçevede İran'a karşı İsrail üzerinden bir savaşı tırmandırmanın da peşindedir. Bu noktada bölgedeki diğer Arap ülkeleri de olaya dahil olup İran'a karşı tırmandırılmakta olan bu savaşın bir şekilde tarafı olmak durumundadırlar. Özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri İsrail ile birlikte bölgedeki savaşı tırmandırmada başta gelen Arap ülkelerindendirler. 
 
Yine WSWS'den Bill Van Auken imzalı yazı İran'a karşı İsrail ve ortakları tarafından tırmandırılan savaşa dair köşe taşlarını tespit ediyor. Yazının önemli kısımları şöyle; 
 
İran'a karşı bir İsrail savaşı yönünde büyüyen tehdit
 
Dünya medyasının ABD Başkanı Donald Trump ile Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron arasında İran nükleer anlaşmasına ilişkin Washington'da yapılan görüşmelere odaklandığı sırada, İsrail hükümeti, bir askeri çatışmaya hazırlık olarak kuzey sınırını takviye ederken, İran'a karşı giderek artan biçimde kışkırtıcı bir tavır benimsemiş durumda.
 
Macron, Trump'ın, İran'a yönelik, yalnızca ülkenin nükleer programını değil ama aynı zamanda konvansiyonel silahlarını daha fazla kısmayı ve Ortadoğu genelindeki etkisini azaltmayı amaçlayan saldırgan bir politika talebine boyun eğdi. Yine de, Fransız-Amerikan zirvesine yönelik Tel Aviv'deki tepki büyük ölçüde olumsuzdu.
 
İsrail'deki algı, Macron'un, Amerikan başkanını, İran ile altı büyük devlet (ABD, Rusya, Çin, Britanya, Fransa ve Almanya) arasında 2015'te yapılan nükleer anlaşma JCPOA'yı (Kapsamlı Ortak Eylem Planı) tamamen reddetmekten caydıracak bir anlaşma hazırlamayı başarabileceğidir. Trump, anlaşmayı bir yana atıp İran'a karşı tek taraflı ABD yaptırımlarını yeniden uygulayıp uygulamayacağına karar vermek için 12 Mayıs'taki süre bitimiyle karşı karşıya bulunuyor. Anlaşmanın iptali, Washington'ı İran ile doğrudan bir savaş yoluna sokacak ki bu, İsrail hükümetinin tercih ettiği sonuç.
 
İsrail İstihbarat Bakanı İsrail Katz, Çarşamba günü bir radyo röportajında, İran nükleer anlaşmasının “kökten değiştirilmesi, aksi takdirde iptal edilmesi” gerektiğini söyledi. Katz, Macron ile diğer Avrupalı önderlerin “İran'a baskı yapmanın bugün şiddeti ve yarın belki de savaşı önleyebileceğini” anlamaları gerektiği uyarısında bulundu.
 
İsrailli bakanın yaptığı olası bir savaş uyarısı hiç de varsayımsal değildi. İsrail, İran ile bir topyekün askeri çatışma tehlikesini keskin bir şekilde tırmandırmış durumda.
 
8 Nisan'da Suriye'ye karşı gerçekleştirilen ve potansiyel olarak çok daha kapsamlı sonuçlara sahip olan bir İsrail saldırısı, büyük ölçüde, 14 Nisan'da Suriye'ye karşı bir kimyasal silah saldırısı düzmece bahanesi temelinde gerçekleştirilen ABD-Britanya-Fransa füze saldırısının gölgesinde kaldı.
 
Uluslararası hukukun ve iki ülkenin egemenliğinin doğrudan bir ihlali olan 8 Nisan saldırısı, Suriye'nin ortasındaki Humus vilayetinde bulunan T4 Hava Üssü'ne karşı Lübnan üzerinde uçan ABD'nin tedarik ettiği F-15 savaş uçakları tarafından gerçekleştirilmişti. İsrail füzelerinin kurbanları arasında, görünüşe göre kasıtlı hedefler olan İranlı yedi askeri danışman dahil bir düzineden fazla askeri personel vardı.
 
İranlı personel, Tahran'ın Arap dünyasındaki en yakın müttefiki olan Devlet Başkanı Beşar Esad hükümetini, CIA ve Washington'ın bölgesel müttefikleri tarafından organize edilen yedi yıllık kanlı rejim değişikliği savaşına karşı desteklemek için Suriye'de bulunuyor. Tahran, İsrail'in saldırısına açık bir misilleme tehdidi ile karşılık vermişti. İran'ın Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'nin (YUGK) sekreteri Ali Şamkhani, Salı günü gazetecilere, “Bir rejim başka bir ülkenin hava sahasını planlı bir adımla ihlal etme hakkını üstlendiği ve terörle mücadele eden güçleri de hedef aldığı zaman, bunun sonuçlarını ve misilleme eylemlerini kesinlikle hesaba katmalıdır.” diye konuştu.
 
İsrail hükümeti, Tahran'ı, savaşa hazırlıklı olduğuna ilişkin açıklamalarla yanıtladı. Başbakan Binyamin Netanyahu, kısa süre önce, “IDF (İsrail Savunma Kuvvetleri) ve güvenlik güçleri her türlü gelişmeye hazırdır.” dedi ve ekledi: “Bize zarar vermeye çalışan herkesle savaşacağız. Bedelden korkmuyoruz ve bize zarar vermek isteyenler bir bedel ödeyecekler.”
 
Haberlere göre, Suriye ve Lübnan sınırlarındaki İsrail ordu birlikleri takviye edildi ve ülkenin hava kuvvetleri yüksek alarm düzeyine geçirildi.
 
Batı medyası, tırmanan cepheleşmeyi, saldırgan bir İran'ı kuşatılmış bir İsrail'in karşısına yerleştirerek sunuyor. İran barışçıl nükleer programını sınırlaması yönündeki ABD ve Avrupa baskısına boyun eğmişken, İsrail, tahminen 200-400 savaş başlıklı bir cephanelikle bölgedeki tek nükleer güç olmayı sürdürüyor. Tel Aviv, Washington'ın ve müttefiklerinin desteğiyle, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'nı imzalamayı kararlılıkla reddediyor.
 
Bu arada, Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Kurumu'na göre, İran'a karşı ABD-İsrail ekseninde başlıca bölgesel müttefik olarak ortaya çıkan Suudi Arabistan, 2016'da askeri donanıma Tahran'dan beş kat fazla para harcadı.
 
İran, bir bölgesel güç olarak, ABD'nin petrol zengini Ortadoğu üzerinde tartışmasız egemenlik öne sürme yöneliminin önünde bir engel oluşturduğu için hedef konumunda...
 
Bir İsrail savaşı tehdidi, ABD ile İsrail ordu kurmayları arasındaki bir toplantı sağanağıyla vurgulanıyor. Ortadoğu'daki askeri operasyonları yöneten ABD Merkez Komutanlığı'nın (Centcom) başındaki General Joseph Votel, Pazartesi günü İsrail'e bir ziyaret gerçekleştirdi ki bu, bir Centcom komutanın şimdiye kadarki ilk ziyareti. Votel'in görevi, görünüşe göre, Netanyahu hükümetine, ABD'nin Trump'ın kısa süre önce verdiği ABD güçlerinin Suriye'den çekilmesi sözünü yerine getirmeyeceğini garanti etmekti.
 
Ardından, İsrail Savunma Bakanı Avigdor Lieberman, Çarşamba günü, Savunma Bakanı James Mattis ve Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton dahil ABD'li yetkililerle görüşmek için Washington'a uçtu. İsrail hükümetine göre, gündem, İran'ın Ortadoğu'daki ve özellikle de Suriye'deki “genişleme”sine karşı koymaktı.
 
Kuşkusuz, hem Washington'daki hem de Avrupa'daki egemen çevreler içinde, İsrail'in İran ile savaş yönelimi üzerine anlaşmazlıklar söz konusu. Washington Post'un bildirdiği gibi, “Washington'daki bazı dış politika kişilikleri, İsrail'e, İranlılara karşı örtülü harekatını sürdürme izni vermeye istekli görünüyor. Onlar, İsrail saldırılarını, Bay Trump'ın Suriye çatışmasından kurtulmak istediği bir zamanda gerekli olarak görüyorlar…”
 
Çarşamba günü, Telegraph gazetesi, Britanya'nın eski genelkurmay başkanı General Richard Dannatt tarafından hazırlanmış, “İran ile İsrail arasında savaş yaklaşıyor ve Britanya İran'ın terörist vekillerine karşı bir tavır almalı” başlıklı bir makale yayınladı.
 
General Dannatt, “Şu anda, İran'ın, başıboş bırakılması durumunda, bölgede İsrail ile potansiyel olarak yıkıcı yeni bir savaşa neden olacağı bir durumla karşı karşıyayız.” diye ileri sürüyor.
 
...
 
Britanyalı general, “İsrail'in kendi yaşamsal güvenlik çıkarlarını güçlü bir şekilde savunmayı düşünmesine hazır olmalıyız.” diye yazıyor ve ekliyor: “Çoğu kişi IDF'yi eli ağır olmakla eleştiriyor, ama kurmay başkanlarına şahsen sorular sormam sonucunda, onların kabul edilebilir yasal ve ahlaki standartlar içinde hareket edeceğine inanıyorum.” Bu “standartlar”, IDF'nin, en az 40 kişinin vurularak öldürüldüğü ve birkaç bin kişinin yaralandığı Gazze ile İsrail sınırındaki silahsız göstericileri katletmesinde son ifadesini bulmuştur.
 
Tel Aviv'i İran'a karşı savaşı tırmandırmaya yönlendiren önemli bir etmen, İsrail içindeki toplumsal gerilimlerin yükselmesidir. Sözde gelişmiş ülkeler arasında ABD'den sonra toplumsal olarak en eşitsiz ülke olan İsrail, sonu gelmeyen yolsuzluk skandallarıyla sarılmış durumda. Bu koşullar altında, İsrail hükümeti, iç gerilimleri savaş biçiminde dışa yönlendirmek için çok sayıda nedene sahip.
 
Washington'ın ve diğer büyük emperyalist güçlerin İsrail'in saldırganlığına ve Ortadoğu'da daha geniş bir savaşa desteğinin altında da benzer nedenler yatıyor.
 
İsrail'in ve onun Washington'daki, Londra'daki ve başka yerlerdeki destekleyicilerinin izlediği pervasız politikalar, dünyanın en büyük nükleer güçleri olan ABD ve Rusya dahil tüm büyük devletleri hızla içine çekebilecek bölge çapında bir çatışmayı tetikleme tehlikesi yaratıyor. ...
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler