5743ab13c4618860478b45b9.jpg

İdlib saatli bombası ‘tik-tak’ modunda

...istikrar bulmamış, rakip güçler arasında çatışmalar yüzünden iç bütünlüğünü sağlayamamış ve BM'nin “terör örgütü” olarak listelediği unsurlardan arındırılmamış bir bölge kullanışlı bir kaldıraç olabilir mi? Bu haliyle İdlib her an Türkiye'nin kolayca vurulacağı saatli bombadan öte bir anlam ifade edebilir mi?

1 Haziran 2018 Cuma
Türkiye Astana mutabakatı kapsamında Suriye'de cihatçı rezerv alanına dönüştürülen İdlib'de gözlem noktaları oluşturup asker konuşlandırırken yer yer hükümet güçleriyle tehlikeli karşılaşmalar yaşıyor.
 
Suriye ordusunun İdlib'e yönelik baskılarını artırdığı bir dönemde Türk ordusu desteklediği milis güçlerle birlikte 27 Mayıs'ta İdlib'e bitişik Lazkiye vilayeti sınırları içinde yer alan Cebel El Akrad (Kürt Dağı) bölgesine girince gerilim patlak verdi. Suriye ordusu, Türk ordusunun konuşlandığı Tuhafiye Tepesi'ni bombalarken bir güdümlü tanksavar füzesiyle milis güçlerini taşıyan bir aracı vurdu. Araçtaki beş savaşçı öldü. Türkiye'yi Astana mutabakatının dışına çıkmakla suçlayan Suriye ordusunun top ve tank atışlarıyla baskıyı artırıp Türk ordusu ve milis güçlerini bölgeden çekilmeye zorladığı belirtildi. 12'inci ve son kontrol noktasını 16 Mayıs'ta kuran Türk ordusunun Lazkiye bölgesine neden girdiği ise açıklığa kavuşmadı.
 
Bu gerilimin hemen öncesinde Türk ordusu 23 Mayıs'ta İdlib'in güneydoğusu ile Hama'nın kuzeyi arasında kalan bölgeye yeni bir askeri konvoy sevk etti. Kafr Lusin'den geçen yaklaşık 100 araçlık konvoy Morek, Sarman ve Cebel Şahşabu bölgelerinde konuşlandı. Bu sevkiyatta Türk ordusuna Müslüman Kardeşler bağlantılı Feylak El Şam'ın eşlik ettiği aktarıldı.
 
Türkiye ekim 2017'den bu yana toplam 12 gözlem noktası kurmuş durumda. Bu noktalara yaklaşık 1300 asker konuşlandırıldı. Rusya Savunma Bakanlığı'nın 23 Mayıs'taki brifingine göre Türkiye'nin 12 gözlem noktasına ilaveten İdlib'i çevreleyen bölgelerde Rusya'nın 10, İran'ın ise yedi gözlem noktası var.
 
Karşılıklı kontrol noktalarıyla İdlib adeta çembere alınırken tarafların “gerilimi azaltma bölgesi” adını verdikleri bu stratejiyle tam olarak nereye varmak istedikleri hâlen belirsiz. Türk ordusunun adımları “rejim güçlerine karşı muhaliflere kalkan olma misyonu” şeklinde yorumlanırken bu koruma çemberinin asıl muhatabı Suriye ordusu kendi gündeminden şaşmışa benzemiyor.
 
Tam da Lazkiye'de Türk güçleriyle gerilimin tırmandığı sırada İdlib'in farklı bölgelerinde askeri helikopterden militanlara atılan ilanlarda şöyle dendi: “Kendi kaderine karar ver, neyi bekliyorsun? (…) Silahını bırakmak ya da kaçınılmaz olarak ölmekten başka seçeneğin kalmadı. Son şansını değerlendir, silahını hemen bırak”
 
Bu, kapsamlı bir operasyonun ön habercisi olarak görülürken hava operasyonları hâlen sürüyor. Mesela 27 Mayıs'ta İdlib'e bağlı Bdama ve El Naciye kasabalarına hava saldırıları düzenlendi.
 
Lazkiye kırsalındaki geriliminin yanı sıra İdlib'in dış çeperi çatışmasızlık rejimi sayesinde göreceli sakin gözükse de İdlib'in içi hayli ateşli. Suriye ordusunun baskısı altındaki bölge bir süredir rakip silahlı güçler arasında çetin çatışmalara ve suikast operasyonlarına sahne oluyor.
 
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne göre nisandan bu yana düzenlenen silahlı ve bombalı saldırılarda 31'i sivil, 88'i savaşçı olmak üzere toplam 119 kişi öldü. Saldırılarda Heyet Tahrir El Şam, Feylak El Şam, Ahrar El Şam ve Ceyş El İzze 75; Özbek, Uygur ve Çeçenlerin yer aldığı yabancı gruplar 13 savaşçı kaybetti. Heyet Tahrir El Şam ile Türkiye destekli gruplar arasındaki çatışmalardaki bilanço daha da ağır: 20 Şubat'tan bu yana ölenlerin sayısı 405'i buldu. Heyet Tahrir El Şam 231, rakip cephede Ahrar El Şam, Nureddin Zengi ve Sukur El Şam 174 adamını yitirdi.
 
Görüldüğü gibi bir tarafta Suriye ordusunun operasyonları diğer tarafta İslam Devleti (IŞİD)'in hücrelerine mâl edilen suikastlar beri tarafta rakip güçler arasındaki çatışmalar nedeniyle İdlib belâlı bir yer olma özelliğini koruyor.
 
Ayrıca Doğu Guta, Doğu Kalamun ve son olarak Yermuk'tan transfer edilen 28 bin 725'i savaşçı toplam 188 bin 234 kişiyle birlikte İdlib başta olmak üzere Türk ordusunun bulunduğu bölgelerin kırılganlığı iyice arttı.
 
Bu belâ çemberinde Türkiye ne yapmaya çalışıyor, askeri varlığını artırmakla neyi umuyor, nasıl bir strateji izliyor? Aylardır herkesin yanıtını bulmaya çalıştığı sorular bunlar.
 
Temelde denilebilir ki Türkiye'nin hareket planı rejimi bu bölgeden uzak tutma stratejisine dayanıyor. Belki Türk ordusunun kanatları altında korunmuş bir İdlib, Türkiye'nin Suriye siyasetinde önemli bir koz olarak da kurgulanıyor. Fakat istikrar bulmamış, rakip güçler arasında çatışmalar yüzünden iç bütünlüğünü sağlayamamış ve BM'nin “terör örgütü” olarak listelediği unsurlardan arındırılmamış bir bölge kullanışlı bir kaldıraç olabilir mi? Bu haliyle İdlib her an Türkiye'nin kolayca vurulacağı saatli bombadan öte bir anlam ifade edebilir mi?
 
Astana'nın diğer iki ortağı Rusya ve İran'ın gerilimi düşürme stratejisinden beklentisinin üçüncü ortaktan farklı olduğu sır değil: İdlib'e hükmeden grupları günün sonunda silah bırakmaya ya da rejimle çatışmaya son verip siyasi sürece girmeye razı etmek. Bu bakımdan Türkiye Astana'daki ortaklarının planlarına hizmet eden bir aktör mü olacak yoksa muhalif güçlerin beklentilerine uygun olarak olası operasyonları önleyen bir kalkana mı dönüşecek?
 
Birinci seçenek Türkiye'yi sonuna kadar rejimle savaşmaya yeminli unsurlarla, ikinci seçenek Suriye ordusu ve müttefikleriyle karşı karşıya getirecek, ki İdlib'in mevcut efendileri Türkiye'nin doğrudan ya da dolaylı yardımlarına istinaden Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtları ile dost kalmaya özen gösteriyor. Buna, tamamen Türkiye'nin sınırlarından beslenen Heyet Tahrir El Şam dâhil. Fakat bu örgütün gündemi uzlaşmaya açık kapı bırakmıyor. Örgütün siyasi kanat sorumlusu Yusuf El Hacer Türkiye ile iş birliğini teyit edip devrimin çıkarlarıyla uyuştuğu için kontrol noktalarına izin verdiklerini belirtip Heyet Tahrir El Şam'ın Suriye rejimi yıkılıncaya kadar savaşmaya devam edeceğini söylüyor.
 
Türkiye, İdlib'de kendi aleyhine dönecek potansiyel riskleri minimize etmek ve bu bölgeyi kullanışlı bir koza dönüştürebilmek için bir takım uyanık müdahalelerde bulunduğu izlenimi veriyor. Evvelâ epey zamandan beri yapmaya çalıştığı şey Türkiye'ye yakın grupları ortak bir ordu altında birleştirmek, bunları İdlib'de hâkim duruma getirmek ve siyasi çözüm süreçlerinde bunlara muhatap profili kazandırmak. Bu çerçevede Feylak El Şam, Sukur El Şam, Özgür İdlib Ordusu, Ceyş El Nasır ve Ceyş El Ahrar birkaç hafta önce Ulusal Kurtuluş Cephesi adı altında birleştiklerini duyurdu. Nureddin Zengi Tugayı ve Ahrar El Şam da geçen şubatta Suriye Kurtuluş Cephesi'ni kurmuştu.
 
Ankara'nın gönlünde yatan bu iki koalisyonun Fırat Kalkanı Harekâtı'na katılan güçlerin çatı ismi olarak şekillenen Suriye Ulusal Ordusu'na katılmaları. Böylece arzulanan tek cephe ve tek muhatap ortaya çıkmış olacak. Ne var ki bu tür çatı oluşumlar ya da koalisyonlar geçmişte çok denendi ve hiçbiri tutmadı.
 
İdlib'de planların yürümesi için Türkiye'nin müttefik örgütleri birleştirmenin dışında kentin merkezine hükmeden Heyet Tahrir El Şam'ı değişime zorlaması ya da direnen unsurlarını elimine etmesi gerekiyor. Farklı cephelerdeki bütün uzlaşmaz grupların İdlib'de toplandığı gerçeği dikkate alındığında bu cihatçı rezervden müzakere ve uzlaşıya açık makul bir muhatap çıkarmak hiç de kolay değil. Bu grupların Türkiye ile fırsatçı yaklaşıma dayalı kerhen dostluk ilişkileri her an düşmanlığa dönüşebilir.
 
Ayrıca, Türkiye Afrin'de olduğu gibi İdlib'de de Rusya ile eşgüdümü sayesinde mevcut pozisyonlarını elde etti. Rusya ve İran'la ters düşüldüğünde durum ziyadesiyle çetrefilli hale gelebilir.
 
Fehim Taştekin
Al-Monitor
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler