hamaney-isid-ve-el-kaide-orgutlerini-abd-ile-6584530_301_o.jpg

İran'a karşı resmen ilan edilmemiş bir savaş başlatıldı

ABD Başkanı Trump'ın hen bulunduğu seçim vaatlerinde ve hem de iş başına geldiği günden bu tarafa ortaya koyduğu icraatları doğrultusunda İran'a karşı tavrı en tutarlı politikası oldu. Nükleer anlaşmayı iptali ile iyice ivme kazanan bu karşı tavrın boyutları, vekil terör örgütleri üzerinden saldırılara hatta fiili savaş tehditlerine kadar ulaştı. Yaşanan adeta ilan edilmemiş bir savaş gibi.

25 Eylül 2018 Salı
İNTİZAR - İran İslam Cumhuriyeti adı konulmamış yeni bir savaş ilanıyla karşı karşıya. Uluslararası bütün hukuk ilkelerinin altüst edillerek oluşturulan bu fiili durum neredeyse evvela bölgesel, sonrasında da uluslararası bir çatışmanın kodlarını içinde barındırıyor. Bir tarafta Suriye, Irak, Hizbullah gibi mensuplardan müteşekkil Direniş Ekseni'nin lokomotifi olan İslam İnkılabı stratejik aklının üslendiği İran ve diğer tarafta ise Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez Ülkeleri ile birlikte İsrail'in oluşturduğu ve operatör olarak da Amerika'nın başını çektiği eksen söz konusu. Hedef ise, İran'dan ziyade "İslam İnkılabı düşüncesi"nin ortadan yok edilmesidir.
 
Aslında bir diğer açıdan da bakıldığında, "İslam İnkılabı stratejik aklı"nın Batı Asya'da ulaştığı noktanın artık yozlaşmış Suudi Hanedanı iktidarı ile birlikte özellikle Siyonist İsrail'in varlığını tehdit etme noktasına ulaşmış olmasının oluşturduğu telaşın neticesi olarak bu yükselen ivme ile karşı karşıya kaldığımız değerlendirmesi yapılabilir.
 
Belki de Amerika için esas problem, İslam İnkılabı düşüncesinin sahaya yansıyan somut neticelerinin en nihayetinde ABD tarafından kurulan bütün denklemi esastan değiştirecek noktaya doğru evriliyor olmasındadır. İslam İnkılabı'nın Amerika'nın bölgedeki ortakları olan Suudi Arabistan, BAE, İsrail gibi aktörlerin bekasını esastan tehdit edebiliyor olması bir adım sonrasında zaten ciddi problemler ile boğuşan ABD için de bir beka meselesine sebep olacaktır.
 
Bu esasa taaluk eden sebeplerden dolayı son zamanlarda İslami İran üzerinde bir savaş olarak nitelenebilecek oyunlar yoğunlaştı. Donald Trump'ın iktidarı ile birlikte önce BM Güvenlik Konseyi üyeleri ve Almanya ile birlikte imzalanan Nükler anlaşması uluslararası hukuka aykırı olarak iptal edildi. Mevcut İslam Cumhuriyeti rejiminın yıkılması için toplumsal bir takım meseleler kaşınarak rekli devrim denemeleri yapıldı. Ekonomik ambargo için bir takvim oluşturularak ilk aşaması devreye sokuldu ve dünyanı gerik kalan ülekeleri bu ambargoya uymaya zorlanıyor. En nihayetinde vekil terör örgütleri vasıtasıyla bir çok saldırı gerçekleştirildi. Bu saldırılardan en sonuncusu Ahvaz'da gerçekleştirilen terör eylemi oldu. Bütün bu operasyonların gerçekleştirilmesi sürecinde hiç bir hukuk ilkesi dikkate alınmazken, topyekün bir saldırı ile tehditte bulunup İran'ın karşılık vermesi ihtimalinin önü kesilerek eli kolu bağlı orturması isteniyor. 
 
WSWS'de Keith Jones imzası ile yayınlanan Ahvaz'da gerçekleşen saldırıyı konu alan aşağıdaki yazıda bu çerçevede yaşananlara dair kayda değer bilgiler verilmiş... 
 
İran'daki askeri geçit törenine yönelik saldırıda en az 29 kişi öldürüldü
 
Cumartesi günü, silahlı saldırganların, İran'ın güneybatısındaki Huzistan eyaletinin başkenti Ahvaz'daki bir askeri geçit törenine yönelik saldırısında en az 29 kişi öldü, 70 kişi yaralandı. Ölenlerin yaklaşık yarısı İran'ın İslami Devrim Muhafızları'ndan (İDM). Kalanlar ise, aralarında dört yaşındaki bir kız çocuğun ve genç bir erkek çocuğun olduğu sivil izleyicilerden.
 
İranlı yetkililere göre, Cumartesi günkü terörist saldırı dört kişi tarafından düzenlendi; onlardan ikisi öldürülürken, ikisi yakalandı.
 
İran'ın çoğunlukla Arapça konuşan petrol zengini Huzistan eyaletinin ayrılması için mücadele eden, az bilinen bir etnik milliyetçi grup olan Ahvaz Ulusal Direnişi, saldırının sorumluluğunu üstlendi.
 
Tahran, İran'a karşı yıkıcı ekonomik yaptırımları yeniden uygulamaya koyan Washington'ı ve onun Körfez'deki bağımlı devletlerini, saldırıya olanak sağlamakla suçladı.
 
İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Cumartesi günü, sosyal medyadan, Ahvaz saldırısının faillerini bir “yabancı rejim topladı, eğitti” ve “silahlandırdı” açıklamasında bulundu. Zarif, şöyle devam etti: “İran, bu tür saldırılardan, bölgesel terör destekleyicilerini ve onların ABD'li efendilerini sorumlu tutuyor. İran, İranlıların yaşamlarını savunmak için hızla ve kararlılıkla yanıt verecektir.”
 
Dün, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, adı belirtilmeyen bir Körfez ülkesinin, ABD'nin alevlendirdiği sekiz yıllık (1980-88) İran-Irak Savaşı'nın başlamasının yıldönümü üzerine bir geçit törenini hedef alan saldırganların “mali, silah ve siyasi gereksinimleri”ni sağlamış olduğunu söyledi ve şunları ekledi: “Bölgedeki bu küçük, parayla tutulmuş ülkeleri destekleyen, Amerika'dır. Onları kışkırtan, … bu tür suçlar işlemek için gerekli şeyleri onlara sağlayan, Amerikalılardır.”
 
Ruhani, Washington'ın Şah'ın acımasız diktatörlük rejimine desteğine atıfla, ABD, “ülkeye bir gün geri dönebilmeleri ve eski günlerde yaptıkları gibi hükmetmeye başlayabilmeleri için … kaos ve kargaşa yaratmak [istiyor]. Ancak bunların hiçbirisi mümkün değil.” dedi.
 
Trump yönetimi tarafından teşvik edilen Suudi rejimi ve onun Körfez müttefikleri, İran'ı, Sünni bir “terörle mücadele” askeri ittifakının oluşturulması dahil defalarca tehdit etmiş ve ABD'nin lojistik desteğiyle, Riyad'ın, “İran destekli” Husi asileri yenilgiye uğratmak için zorunlu olduğunu iddia ettiği bir savaşta, Yemen'i harebeye çevirmiştir.
 
Mayıs 2017'de, Suudi Veliaht Prensi ve krallığın fiili hükümdarı Prens Muhammed Bin Salman, “İran içinde” savaşma tehdidinde bulunmuştu. Veliaht Prens, bir Suudi televizyonunda, “Savaşın Suudi Arabistan'da olmasını beklemeyeceğiz. Bunun yerine, savaşın İran'da olması için çalışacağız.” demişti.
 
Pazar günü, Tahran, Suudi Arabistan'ın en yakın bölgesel müttefiki olan Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) maslahatgüzarını, Abdulhalik Abdullah'nın açıklamalarını protesto etmek için görüşmeye çağırdı. Abu Dabi Veliaht Prensi ve BAE silahlı kuvvetlerinin başkomutan yardımcısı Muhammed bin Zayid'in danışmanı olan Abdullah, Ahvaz saldırısını açıkça alkışlamıştı.
 
Abdullah, Twitter hesabında, “bir askeri hedefi yönelik saldırı, bir terör eylemi değildir” demiş ve eklemişti: “Savaşı İran içinde derinleştirme hamlesi, ilan edilmiş bir seçenektir ve bu, önümüzdeki aşamada arttırılacaktır.”
 
İran Cumhurbaşkanı Ruhani'nin Cumartesi günkü saldırıdan Washington'ı sorumlu tutan açıklaması, bu hafta BM'nin yıllık Genel Kurul'unun açılışına katılacağı New York'a gitmek üzere ayrılmadan kısa süre önce yapıldı.
 
ABD Başkanı Donald Trump ve onun üst düzey yardımcıları, haftalardır, Washington'ın İran'a karşı diplomatik, ekonomik ve askeri baskı harekatını tırmandırmak için BM görüşmelerini kullanmayı planladıklarının işaretini veriyordu. Bu harekatın başını çeken şey, tüm dünyadaki devletleri, ABD'nin, 4 Kasım'da İran'ın petrol ihracatına konulacak tam ambargo dahil tek taraflı yaptırımlarına uymaları konusunda gözlerini korkutarak, İran ekonomisini çökertme yönelimidir. Ama bu, aynı zamanda, Suriye'deki ABD güçlerinin ve onların İsrailli müttefiklerinin, Suriye'de IŞİD'e ve Washington ve onun Körfez müttefikleri tarafından desteklenen İslamcı güçlere karşı savaşan İran Devrim Muhafızları güçlerini tekrar tekrar hedef almasını da kapsamaktadır.
 
ABD'nin yaptırımları açıkça yasadışıdır. Bu yaptırımlar, BM'nin desteklediği ve ABD'nin de katıldığı 2015 İran nükleer anlaşmasını ihlal etmektedir. Tahran, anlaşmanın tüm diğer imzacılarının ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun (UAEK) defalarca onayladığı gibi, anlaşmayı harfiyen yerine getirmiştir. ABD'nin yaptırımları, aynı zamanda, uluslararası hukuka göre, bir savaş nedenine eşdeğerdir.
 
Yine de, Trump, bir “haydut devlet” olduğu gerekçesiyle İran'a karşı ateş püskürmek ve diğer ülkeleri, Washington'ın Tahran'da rejim değişikliği yönelimine uymaları ya da ABD'nin misillemeleri ile karşılaşmaları konusunda korkutup tehdit etmek için, Salı ve Çarşamba günkü BM görüşmelerini ve Genel Kurul sırasındaki çeşitli toplantıları kullanmayı planlıyor.
 
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, geçtiğimiz Cuma günü, ABD'nin Ortadoğu genelinde İran'a karşı askeri harekata hazırlandığını vurgulayacak şekilde, İran destekli “vekil” güçlerin “ABD çıkarları”na saldırması durumunda, Washington'ın İran'ı vuracağını söyledi. ABD, kısa süre önce, hiçbir kanıt sunmaksızın, yaygın siyasi şiddetin ortasında Basra'daki konsolosluğuna gerçekleşen bir saldırıdan İran'ı sorumlu tutmuştu. CNN'e konuşan Pompeo, şunları söyledi: “Biz, İran İslam Cumhuriyeti'ne, bir Amerikan çıkarına saldırmak için bir vekil güç kullanmanın bizim asıl aktöre saldırmamızı engellemeyeceğini söyledik. … İran, bu olaylardan sorumlu tutulacak.”
 
Cumartesi günü, Trump'ın kişisel avukatı ve eski New York City Belediye Başkanı Rudolph Giuliani, “İran Ayaklanması Zirvesi”nde yaptığı konuşmada, ABD emperyalizminin yakında Tahran'da rejim değişikliği gerçekleştireceği ile övündü. Zirveyi, İran içinde neredeyse hiç desteği olmayan ve Amerika'nın yeni muhafazakar sağının bir sevgilisi haline gelmeden önce, onlarca yıl Washington'ın “terör örgütleri” listesinde yer almış bir grup olan İran Direnişi Ulusal Konseyi düzenlemişti.
 
“Onları ne zaman devireceğimizi bilmiyorum” diyen Giuliani, “Birkaç gün, birkaç ay ya da birkaç yıl içinde olabilir. Ama bu olacak.” diye ekliyordu.
 
George W. Bush yönetiminin eski bir yetkilisi ve Nisan'da Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı olan John Bolton, Temmuz 2017'de Paris'te düzenlenen benzer bir toplantıda yaptığı konuşmada, aynı şekilde açık sözlüydü. O, “Amerika Birleşik Devletleri'nin ilan edilmiş politikası, Tahran'daki molla rejiminin devrilmesi olmalıdır.” diye ilan etmişti.
 
ABD'nin BM Temsilcisi Nikki Haley, ABD'nin Pazar sabahı sohbet programlarını turlarken açıkça yalan söyleyerek, şunu iddia etti: “Amerika Birleşik Devletleri, İran'da rejim değişikliği yapmaya bel bağlamıyor. Hiçbir yerde rejim değişikliği yapmaya bel bağlamıyoruz.”
 
Diğer taraftan Voltairenet'te yayınlanan bir haber yorumda, İran'ın Huzistan eyaletinin başkenti Ahvaz'da gerçekleşen terör olayının sorumluluğunu emirin danışmanının ortaya koyduğu yaklaşıma dayanarak "Birleşik Arap Emirlikleri'nin üstlendiği" şeklinde değerlendirildi.  
 
Birleşik Arap Emirlikleri Ahvaz saldırısını üstlendi
...
Huzistan'da çok sayıda grup düzenli olarak protesto gösterisi ve saldırı düzenlemektedir: 
- Ahvaz Demokratik Dayanışma Partisi (CİA ve Mİ6 tarafından desteklenen bu oluşum İran'da Acem olmayan birçok azınlığı bir araya getirmeye çabalamaktadır) 
- Ahvaz Kurtuluş Örgütü (Saddam Hüseyin taraftarları tarafından desteklenen).
 
Bu hafta düzenlenen saldırı hem Ahvaz'lı Arapların Halkçı ve Demoktraik Cephesi (Irak yanlısı çeşitli örgütleri bir araya getirdiği söylenen) ve IŞİD (intihar eylemcilerinin saldırıdan önceki videolarını yayınlayan) tarafından üstlenildi.
...
 
Bu arada, Birleşik Arap Emirlikleri veliaht prensi Muhammed bin Zayed'in danışmanlarından biri ülkesinin saldırıdaki sorumluluğunu kamuoyu önünde üstlenerek, ülkesinin İran'a savaşı sokmayı başardığını açıkladı. ...
 
Birleşik Arap Emirlikleri'nin konumu, Yemen Savaşı yüzünden değil (İran tarafından desteklenen Husi'lere karşı çarpıştıkları) değil ama ABD-İran arasındaki mutabakatın (JCPoA) sonlandırılmasından sonra birden değişti. Son yirmi yıl içerisinde, Birleşik Arap Emirlikleri'nin zenginliği İran'a yönelik uygulanan ABD yaptırımlarının dolanılmasından kaynaklanıyordu. Dubai Limanı bu trafiğin merkezi haline gelmişti. Artık iki ülke düşman oldu ve Körfez'deki bir adacığın egemenliği sorunu yeniden ortaya çıktı.
 
İran Cumhurbaşkanı Şeyh Hasan Ruhani, Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Enver Gargaş'ı geri adım atmaya ve hükümetinin daha önce yaptığı açıklamaları yalanlamaya zorlayacak şekilde, Birleşik Arap Emirlikleri'ne « feci bir yanıt » verileceği sözü verdi.
Bu öyle bir oyun ki bu oyunda Amerika ve ortakalarına her şey serbest fakat rakip oyuncuya ise her şey yasaktır. İslam İnkılabı 1979'dan bu tarafa "Amerika hiç bir halt edemez" şiarı ile önüne konan bir çok engeli aşmayı bildi. Hatta o kadar ki bu gün İnkılap düşüncesi ile sahaya yansıyan pratik sınırları aşmış durumdadır. Şu an bir eşik aşımı söz konusudur. Eğer bu gerçekleşirse Amerika ve dostlarının bir bir döşediği tüm bentleri aşan bir sel gibi bütün bölgenin özgürleşmesi yakın bir geleceğin en belirgin yüzü olacaktır. 
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler