1022066805.jpg

Suriye’ye S-300 sevkıyatı kararının anlattıkları

Tüm diplomatik baskıya ve tehditlere rağmen S-300 sevkiyatı kararının alınmış olması -eğer karardan dönülmezse- Rusya açısından ciddi bir tercihin yapılmış olduğu anlamına geliyor. İşte bu durum, ABD–İsrail'in pervasız savaş arayışları nedeniyle bölgenin çok daha tehlikeli bir döneme girdiğine ve çok daha büyük bir savaş tehlikesinin yaklaşmakta olduğuna işaret ediyor.

27 Eylül 2018 Perşembe
Geçtiğimiz hafta İsrail'in Lazkiye'ye yönelik hava saldırısı sırasında Rusya Hava Kuvvetleri uçaklarından birinin düşmesi ve uçakta bulunan 15 personelin hayatını kaybetmesi, İsrail ve Rusya arasındaki gerilimi tırmandırdı. İsrail Hava Kuvvetleri yetkililerinin Rusya'yı ziyareti ve yapılan görüşmelerin ardından, Rusya Suriye'ye S-300 Hava Savunma Sistemi sevk edileceğini açıkladı. Rusya Savunma Bakanı Şoygu, Hava Savunma Sisteminin Suriye'ye iki hafta içinde sevk edileceğini duyurdu.
 
S-300 sisteminin Suriye Ordusu tarafından kullanılmaya başlamasının, İsrail'in Suriye'ye yönelik pervasız saldırılarına ciddi sınırlamalar getireceği biliniyor. Rusya Hava Kuvvetleri uçağının düştüğü hava saldırısından bir gün önce açıklama yapan bir İsrailli yetkili, son iki yılda Suriye'ye düzenledikleri 200 hava saldırısında 800 hedefi vurduklarını açıklamıştı. Suriye'deki cihatçılar her sıkıştığında devreye giren İsrail Hava Kuvvetleri son yıllarda Suriye'de adeta cihatçıların hava gücü gibi hizmet veriyordu.
 
İsrail istihbarat ve ordu kaynaklarına yakınlığıyla bilinen Haaretz yazarı Amos Harel konuya ilişkin yazısında, İsrail güvenlik yetkilileriyle görüşmeler yaptığını, S-300 sisteminin Suriye'ye sevk edilmesinin yetkililerde kaygı yarattığı bilgisini verdi. S-300 sisteminin İsrail'in Suriye'deki hava operasyonlarına sınırlamalar getirebileceğini ifade eden Harel, daha önce satılan S-300'ler nedeniyle sisteme ait bilgilerin Yunanistan'ın elinde olduğunu ve İsrail Hava Kuvvetleri'nin bu sistemden nasıl korunabileceklerine dair yıllardır çalışmalar yürüttüğü bilgisini de verdi. Bu çalışmaların varlığını haber veren Harel, aynı zamanda Rusya'nın S-300'lerinin Suriye'de olmasıyla birlikte İsrail Hava Kuvvetleri “yeni bir saldırı için artık iki kere düşünmeli” diyor ve bu da muhtemelen yetkililerden aldığı bilgilerle ulaştığı bir fikir. (With Russia's S-300 in Syria, Israel Will Have to Think Twice About the Next Strike, Sep 25)
 
İsrail kaygılı ve tehditkâr
Haaretz'den Yannis Kubovich'de İsrail yetkilileriyle görüşmüş ve konuya ilişkin bilgiler elde etmişti. İsrailli yetkililer Kubovich'e, S-300, İsrail uçaklarını hedeflediği takdirde İsrail Hava Kuvvetleri'nin bu sistemi tümden yok edecek saldırılar düzenleyeceğini bildirmiş ve onlara göre, yok olacak sistemin faturasını Rusya değil Suriye ödeyeceği için bu Esad'a ağır bir yük getirecekmiş. (Russia Gives S-300 Missiles to Syria: A Win for Assad, With Limited Threat to Israel, Sep 25)
 
İsrail Askeri İstihbaratı'nın eski şefi Amos Yadlin ise, bu gelişmiş sisteminin profesyonel yeterliliği olmayan Suriyelilerin elinde olmasının İsrail, ABD, Koalisyon güçleri ve sivil hava taşımacılığını risk altına soktuğunu iddia ediyor. Yadlin, İsrail Hava Kuvvetleri'nin 20 yıldır böylesi bir gelişmeye karşı hazırlık yaptığını ve nasıl başa çıkacağını bildiğini ileri sürüyor. (Russia Promises Advanced Missiles to Syria After Rift With Israel, New York Times, Sep 24)
 
Rusya'nın S-300 kararını açıklamasının ardından Putin'le bir telefon görüşmesi yapan İsrail Başbakanı Netanyahu, görüşmede Putin'e neredeyse Yadlin'le aynı ifadeleri kullanarak “Gelişmiş silahların sorumsuz kişilerin eline geçmesi bölgedeki tehlikeyi artırır” uyarısında bulundu ve İran'ın varlığı sürdükçe Suriye'de operasyonlarının devam edeceğini bildirdi. Bu görüşmenin üzerinden çok zaman geçmeden ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton söz aldı ve konuya ilişkin bir açıklama yaptı. Bolton, Rusya'nın Suriye'ye S-300 hava savunma sistemi vermesinin “büyük hata” olacağını ve bölgede hâlihazırda yüksek olan gerilimi “önemli ölçüde artıracağını” dile getirdi.
 
S-300 kimleri tedirgin ediyor?
Dün (25 Eylül) sabah olağanüstü toplanan İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi toplantı sonrası bir açıklama yayımladı. Açıklamada, S-300 sevkıyatına değinilmedi, düşen uçak ve hayatını kaybeden Rus personelden duyulan üzüntü belirtildi. Suriye'de İran varlığına karşı operasyonların süreceği duyurulurken, Suriye'de Rusya'yla askeri koordinasyonun devam edeceği ifade edildi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılmak üzere yola çıkan Netanyahu'nun bugün ABD'de Başkan Trump'la görüşeceği duyuruldu. Netanyahu'nun ofisinden görüşmede Suriye'deki son gelişmelerin de ele alınacağı duyuruldu.
 
Suriye Ordusu'nun bir savunma aracı olan gelişkin hava savunma sistemine sahip olması yüksek olan gerilimleri neden “önemli ölçüde arttırır”? S-300, Suriye'deki ABD öncülüğündeki koalisyon açısından “riskleri” neden büyütür? Son derece açık: 7 yılın sonunda vekalet savaşıyla yıkılamayan Suriye'ye aylardır kimyasal silah kullanımı bahanesiyle yeni saldırı tehditleri savurup duran ABD, Fransa, İngiltere açısından S-300 yeni riskler anlamını taşıyor. Rusya'nın yeni kararının gerisinde de esas olarak, son birkaç aydır süreklileşmiş olan bu tehditler bulunuyor.
 
Esad'ın savaşı kazandığını anlayınca
Suriye'nin 7 yıldır devam eden büyük saldırılara rağmen ayakta kalmayı başarması bütün hesapları altüst etti. Mesela emperyalizmin “temiz yüzü” Hollanda'nın Suriye savaşıyla ne alakası olur ki demeyin. Suriye savaşıyla en az alakalı olanlardan birisi olduğu doğru ama diğerleriyle kıyaslandığında küçük olsa da onun da Suriye ile alakadar olduğu geçtiğimiz günlerde ifşa edildi. Hollanda'nın Nieuwsuur Televizyonu ve Trouw gazetelerinin ortaya çıkardığı ve açıkladığı bir araştırmanın sonuçlarına göre Hollanda 2017 yılı sonuna kadar Suriye'deki silahlı 22 örgüte yardım etmiş. Hollanda'nın yardım ettiği örgütlerin başta geleni geçen yıl taraf değiştirerek Türkiye'nin Afrin operasyonuna katılan Şam Cephesi isimli örgütmüş.
 
Araştırmaya göre, Hollanda'nın yaptığı yardım 25 milyon euro tutarındaymış ve yardım araç, eğitim, üniforma ve bazı askeri ekipmanları kapsıyormuş. Öte yandan Şam Cephesi Hollanda'nın resmi terörist listesinde bulunuyormuş ve bu örgüte üye olduğu gerekçesiyle Hollanda'da tutuklu kişiler varmış. Hollanda Dışişleri Bakanı Stef Blok konuyla ilgili olarak meclise sunduğu açıklamasında, iddiaları doğruladı ancak bu yardımın son bulduğunu bildirdi. Yardımın kesilmesine gerekçe olarak ise, Esad'ın savaşı kazandığını anladıklarını ve kabullendiklerini dile getirdi. Diğer bir gerekçe ise bakana göre “ılımlı muhalifler” olarak nitelenen bu gibi grupların riziko oluşturduğunun artık yeni hükümetçe anlaşılması.
 
Ne güzel değil mi?
 
Esad'ın savaşı kazandığını anlamışlar ve “ılımlı muhalifler” artık riziko oluşturuyormuş…
 
Peki, ya “ılımlı muhalifler”in bu ülkelerin sağladığı olanaklarla senelerdir gerçekten “riziko oluşturduğu”, riziko oluşturmakla kalmayıp öldürdüğü, yerinden yurdundan ettiği Suriyeliler; bu ülkelerin Suriye'de yaşanan büyük yıkımdaki payları ve bu ülkelerin o çok yakındıkları “göçmen krizi”nden ne haber? İşlediklerini kendilerinin itiraf ettikleri bu suçlardan ötürü herhangi bir bedel ödeyecekler mi?
 
Bir “öngörüsüzün” yükselişi
Bedel ödemedikleri için rahatlar… Norveç Hava Kuvvetleri, 2011 yılında Libya'ya düzenlenen emperyalist saldırı kapsamında Mart-Temmuz 2011 arasında 6 F-16 uçağıyla 596 hava saldırısı düzenlemiş. Bu, Libya'ya yönelik hava saldırılarının yüzde onuna denk düşüyormuş. Bu bilgiler Norveç Devlet Soruşturma Komisyonu'nun hazırladığı Libya raporunda yer alıyor. Rapora göre, o dönemde iktidarda olan İşçi Partisi ve Başbakan Jens Stoltenberg (kendisi 2014'ten beri NATO Genel Sekreteri), Libya'da neler olup bittiğine dair ‘çok sınırlı bilgi sahibiydi', müdahalenin ne gibi vahim sonuçlara yol açabileceğine dair de öngörüde bulunamamıştı ve ABD ile Fransa'nın öncülüğündeki hava saldırılarına katılma yönünde alelacele karar almıştı.
 
Norveç Devlet Soruşturma Komisyonuna göre, Stoltenberg'in yeterince bilgi sahibi olmaması ve öngörüde bulunamaması Norveç'in bu emperyalist saldırıya ne olduğunu bilmeden katılmasına yol açmış. Ama nasıl olmuşsa, önünü arkasını düşünmeden hareket eden bu “sorumsuz” ve “öngörüsüz” adam Norveç Başbakanlığından sonra bu sefer NATO'ya Genel Sekreter yapılmış. Norveç'in başına bu “felaketi” getiren adam 4 senedir NATO'nun başında artık dünyanın nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu siz düşünün…
 
Komisyonun raporu hakkında konuşan dönemin Norveç Dışişleri Bakanı ve şu anki İşçi Partisi lideri Jonas Gahr Store o dönem Libya yetkilileri ve Libya muhalefetini Oslo'da bir araya getirdikleri bilgisini veriyor ve şunları anlatıyor: “Bir yandan bombardıman devam ederken müzakereler 2011 baharı boyunca sürdü. 28 Nisan'da Kaddafi'nin temsilcileri ile muhalefet üyelerini Oslo'da bir otelde gizlice bir araya getirdik. Kaddafi'nin iktidarı bıraktığını açıklamasıyla barışçı bir geçiş dönemine yol açabilecek bir belge üzerinde anlaşmayı başardılar.”
 
Barış değil savaş istiyorlar
Taraflar Oslo'da barışçı bir geçiş dönemine yol açabilecek bir belge üzerinde anlaşmaya varmış, ama barışçıl bir geçişi kim istememiş? Store bunun yanıtını da şu şekilde veriyor: “Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile yakın ilişki içinde olmama rağmen, NATO'nun ağır topları ABD, İngiltere ve Fransa, Norveç'in bu barış girişimine destek vermedi.”
 
Store aşikarı beyan ediyor… Adı geçen ülkeler barışçıl bir geçiş hedefine değil Libya'yı toptan yıkıma uğratma hedefine sahiptiler ve öyle de yaptılar…
 
S-300 sistemi, Libya'da barışçıl bir geçişi istemeyenlerin hareket alanını Suriye'de askeri açıdan daraltma potansiyeline sahip, ayrıca Suriye Libya olmadığı gibi, dünya da 2011 dünyası değil. Senelerdir Amerikan sermayesine ucuz işgücü sunarak büyük hizmet veren bu nedenle her türlü övgüye mazhar olan ABD'nin “ticaret partneri” Çin'in Ticaret Bakanı Yardımcısı Vang Şuven ABD'nin Çin'e yönelik olarak devreye soktuğu “ticaret savaşı”nı “ABD'nin Çin'in boğazına bıçak dayaması” şeklinde değerlendiriyor, Washington “Çin'in boğazına bıçağı dayarken” iki ülke arasındaki ticaret müzakerelerinin süremeyeceğini açıklıyor.
 
Dünya çapında bir hesaplaşmanın simgesi
Amerika'nın önde gelen dış politika analistlerinden Robert Kagan, Amerika'da son zamanlarda Trump'a yönelik kitlesel destekte belki bir azalmanın söz konusu olabileceğini ama onun “Önce Amerika” yaklaşımı hakkında aynı şeyin söylenemeyeceği kanısında. Kagan, Trump'ın “ticaret savaşlarına” yönelik ülkede hiçbir ciddi muhalefetin bulunmadığını, uzmanların ilerideki dönemde başkanın kim olacağından bağımsız olarak uzun vadeli bir “ticaret savaşları” dönemine girildiğini savunduklarını aktarıyor. Kagan'a göre, eski “serbest ticaret konsensüsü” esas olarak Hillary Clinton'ın seçim kampanyasında Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması'nı savunmaktan vazgeçmesiyle birlikte bitti ve bu “ticaret savaşı” eğilimi içine girilen yeni dönemle ilişkili. Ona göre, Çin'e yönelik “ticaret savaşından” Trump'ın Demokrat Partili rakipleri de oldukça memnun.
 
Rusya Soğuk Savaş sonrasının en büyük askeri tatbikatını geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirdi ve Çin Ordusu birimleri bu tatbikata katıldı. Tatbikatın ardından, ABD Rusya'dan S-400 sistemi ve askeri ekipman satın alan Çin'e yeni yaptırımlar uygulamaya başladı. Suriye'ye S-300 aktarımı kararı işte tüm bu olayların yaşandığı bir zaman kesiti içine yerleştiği için önem taşıyor. Bu gelişmelerle birlikte, S-300 emperyalist-kapitalizmin yaşadığı derin politik ve ekonomik bunalımı ve bu bunalımın yarattığı büyük tehlikeleri sembolize eden bir figüre dönüşüyor.
 
Bu nedenle, S-300 sadece gelişkin bir hava savunma sistemi olmaktan çıkıyor ve adeta dünya çapında büyük bir hesaplaşmanın sahnesine dönüşen Suriye'de, çok daha büyük çatışmalara yol açabilecek bir askeri hamle olma özelliğini kazanıyor. Kuşkusuz bunda saldırganlara karşı kendini savunan Suriye'nin bir dahli yok. Bu bütünüyle Suriye'de Libya benzeri bir operasyon gerçekleştirmek isteyen, İran'a Suriye'de darbe vurmak isteyen ABD, İsrail, AB, Türkiye ve Körfez Krallıklarının 7 yıllık son derece planlı yıkıcı faaliyetlerinin ürünü olan bir durum. Aradaki farkları ise, Suriye halkının daha kararlı bir direniş göstermesi ve bölge jeopolitiği nedeniyle Rusya'nın Suriye'ye daha kararlı bir askeri destek sunması oluşturuyor. Tüm diplomatik baskıya ve tehditlere rağmen S-300 sevkiyatı kararının alınmış olması -eğer karardan dönülmezse- Rusya açısından ciddi bir tercihin yapılmış olduğu anlamına geliyor. İşte bu durum, ABD–İsrail'in pervasız savaş arayışları nedeniyle bölgenin çok daha tehlikeli bir döneme girdiğine ve çok daha büyük bir savaş tehlikesinin yaklaşmakta olduğuna işaret ediyor.
 
Cenk Ağcabay
sendika.org
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler