92760-iran-cunaqabateyn.jpg

İran'a ilan edilmiş ekonomik savaş: Binlerce ölüme sebep ABD yaptırımları

ABD'nin uyguladığı yaptırımlar sonucu vatandaşların gıda, ilaç ve tıbbi malzemelere erişiminin kısıtlandığı Venezuela'da 40 bin kadar kişinin ölmüş olabileceği iddia edildi. Trump yönetiminin canice İran'a ekonomik savaş açması Washington ile Tahran'ı, Ortadoğu çapında bütün büyük nükleer güçleri içine çekebilecek bir savaşı tutuşturma tehdidi yaratan bir çarpışma rotasına yerleştirmiş durumda.

28 Nisan 2019 Pazar
İNTİZAR - Amerika'nın ambargoyu bir silah gibi kullanması yeni değildir. Irak'ı işgale varan süreçte uygulanan ambargolar neticesinde Irak'ta da binlerce insan ölümün pençesine düşmüştü. En yakın Venezuela örneği bütün insani değerlerin ayaklar altına alındığı bu canice yöntem neticesinde binlerce insanın ölümle karşı karşı kaldığını ortaya koyuyor. İran'a da aynı şekilde uygulanmakta olan yaptırımlar geldiği yeni aşama ile birlikte bu sonuçların ortaya çıkması hedefleniyor. Uluslarası hukukun hiçe sayıldığı bu ekonomik savaş ilanı aynı zamanda Batı medeniyeti ile ilgili ortaya konan hiç bir değerin bir karşılığının olmadığını da göstermiş oluyor. 
 
İndependent'de Andrew Buncombe imzası ile yer alan bir haber ABD yaptırımlarının Venezuela'da nelere sepep olduğuna dair önemli bilgiler içeriyor...
 
Rapor: ABD'nin Venezuela yaptırımları 40 bin kişinin ölümüne sebep oldu
Venezuela'daki ölüm oranlarının bir yıl içinde yüzde 31 arttığına yer veren rapora göre bu durumun sebebi ABD'nin ülkeye uyguladığı yaptırımlar
 
ABD'nin uyguladığı yaptırımlar sonucu vatandaşların gıda, ilaç ve tıbbi malzemelere erişiminin kısıtlandığı Venezuela'da 40 bin kadar kişinin ölmüş olabileceği iddia edildi.
 
Washington'daki Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezi'nin (CEPR) yayımladığı rapora göre ölümler 2017 yazında yaptırımların uygulanmaya başlamasının ardından gerçekleşti.
 
Trump yönetiminin bu sene başında Venezuela petrol endüstrisini hedef alan sert yaptırımlarının durumu daha da kötüleştirdiğini anlatan rapor, bunun Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu yerinden etme çabalarının bir parçası olduğuna dikkat çekti.
 
CEPR'in kurucularından Mark Weisbrot ve Columbia Üniversitesi'nin ödüllü Profesörü Ekonomist Jeffrey Sachs'ın yazdığı raporda şu ifadeler yer aldı:
 
"Uygulamalar Venezuela halkını hayat kurtaran ilaçlar, tıbbi malzemeler, gıda ve diğer zaruri ithal mallardan mahrum ediyor. Bu ABD anayasasına, uluslararası hukuka ve ABD'nin imzaladığı anlaşmalara aykırı. Meclis bunu durduracak adım atmalı."
 
Araştırmanın yazarları raporu Venezuela yıllık yaşam koşulları anketini (Encovi) temel alarak hazırladı. Ankete göre ülkedeki ölüm oranları 2017'den 2018'e kadar yüzde 31 arttı. Bu oran 40 binden fazla kişinin ölümüne denk.
...
 
Raporda konuyla ilgili şu ifadeler yer aldı:
 
"2017 Ağustos'taki kararname sonrası petrol üretimi önceki 20 aya kıyasla 3 kat düşerek battı. Bu, bakım ve üretim masraflarını karşılayamamanın, üretim miktarını sürdürebilmek için gereken yeni yatırımları gerçekleştirememenin sonucu. Petrol üretiminin bu hızla düşmesi, ertesi sene için sektörden 6 milyar dolar (yaklaşık 35,6 milyar tl) kaybetmek demek."
 
Yeni yaptırımların uygulanmasıyla vatandaşlar için hayatın zorlaştığına da yer veren raporda, "ABD'nin uyguladığı yaptırımlar, kendisinin de imzaladığı uluslararası Cenevre ve Lahey anlaşmalarında geçen sivil halkın toptan cezalandırılması tarifine uyuyor. Yaptırımlar aynı zamanda uluslararası hukuka da aykırı" ifadeleri yer aldı.
 
ABD yaptırımlarının insani etkileri üzerine daha önce de endişeler dile getirildi. Birleşmiş Milletler (BM) Özel Raportörü Idriss Jazairy yaptığı açıklamada "açlık ve tıbbi kıtlığı beraberinde getirebilecek yaptırımların Venezuela'daki krize çözüm olmadığını" söylemişti.
 
Jazairy, "Ekonomik veya askeri baskı hiçbir zaman bağımsız bir devletin hükumetinde değişiklik maksadıyla kullanılmamalı. Yaptırımların seçilmiş bir hükumeti devirmek için kullanılması her türlü uluslararası hukukun ilkesine aykırı" şeklinde konuşmuştu.
 
Görevini Mart'ta tamamlayan BM'nin önceki Özel Raportörü Alfred de Zayas ise, ABD'yi Venezuela ekonomisine zarar veren ve halkını öldüren bir ekonomik savaşa girmekle suçlamıştı.
Rapor, ABD'nin Venezuela'ya uyguladığı yaptırımların "uluslararası hukuka aykırı" olduğunu savunuyor / Fotoğraf: AFP
 
Venezuela'ya uygulanan müeyyideler gibi İran'a karşı uygulanan yaptırımlar da bütün hukuki ve insani olan her ne varsa çiğnenerek dayatılmakta ve aslında böylece tıpkı Irak'ın işgali neticesine ulaşan süreç gibi sonucu işgale vardırılmak istenen bir savaş ilanı söz konusudur. Fakat böyle bir savaş boyutları bu kez çok daha büyük neticelere varabilecik kapasiteyi içinde taşımaktadır. Bill Van Auken imzası ile WSWS'de yer alan ve İran'a yaptırımların boyutlarını inceleyen yazı bu içeriğe vurgu yapıyor...
 
Washington İran'a yaptırımları sıkılaştırıyor
 
Washington, beş önemli ülkenin İran'dan petrol almayı sürdürmesine izin veren muafiyetleri kaldırarak, İran'a karşı yasadışı ve tek taraflı ekonomik yaptırımlarının bir diğer ve daha tehlikeli evresini başlatıyor.
 
Muafiyetler, Trump yönetiminin, ekonomisini çökertmek üzere İran'ın tüm enerji ihracatını durdurmak ve onu dünya bankacılık sisteminden dışlamak için tasarlanmış olan cezalandırıcı yaptırımların ikinci turunu uygulamaya koyduğu Kasım ayında tanınmıştı ve Çin'i, Hindistan'ı, Türkiye'yi, Japonya'yı, Güney Kore'yi, Yunanistan'ı, İtalya'yı ve Tayvan adasını kapsıyordu. Son üç ülke için muafiyetler, İran'dan petrol ithalatını sonlandırmalarıyla birlikte sona erdi. Şimdi, diğer beş ülkeye tanınan muafiyetler 2 Mayıs'ta sona eriyor ve onları, para cezalarını ve ABD piyasalarından dışlanmayı kapsayan cezalarla karşı karşıya bırakıyor.
 
Pazartesi günü ABD'nin bu adımını duyuran Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Washington'ın emirlerine karşı gelmeye cüret eden herkese karşı misilleme tehdidinde bulunan bir gangsterin dilini kullandı.
...
 
Washington, yaptırımları, başlangıçta, her ülkenin İran'dan petrol ithalatını azaltması ve İran'ın ham petrolü yerine alternatifler bulması talebiyle birlikte tanımıştı. Bununla, aynı zamanda, İran'ın tüm petrolünün kesilmesinin küresel petrol fiyatlarında ani bir yükselişe yol açmasının ve bedeli bizzat ABD'deki benzin pompalarında ödenecek bir yükselişin olası sonuçlarının önlenmesi amaçlanıyordu.
 
ABD'nin muafiyetleri hızla kaldırma kararının haberi, Pazartesi günü küresel ham petrol fiyatlarını yüzde 3 arttırdı ve varil başına 74 dolara çıkardı. Bu, son altı aydaki en hızlı artıştı.
...
 
Pompeo'nun resmi duyurusundan bile önce, ABD'nin yaklaşan adımına ilişkin haberler, Pekin'den sert bir sitemi beraberinde getirdi.
 
Ülkenin dışişleri bakanlığı sözcüsü, Pazartesi günü, “Çin, ABD'nin tek taraflı yaptırımlarına ve sözde ‘sınırı aşan yargı yetkileri'ne karşı çıkıyor,” dedi ve şunları ekledi: “Bizim İran ile işbirliğimiz açık, şeffaf, yasalara uygun ve meşrudur; bu yüzden bu işbirliğine saygı gösterilmelidir. Hükumetimiz, Çinli şirketlerin meşru haklarını ve çıkarlarını savunmaya kararlı ve küresel enerji piyasasının istikrarını savunurken olumlu ve yapıcı bir rol oynayacak.”
 
Çin'in İran'dan petrol ithalatına yönelik muafiyetin kaldırılması, iki devlet Trump yönetiminin kışkırttığı topyekün bir ticaret savaşını sözde önlemeyi amaçlayan görüşmelerin ortasında iken, Washington ve Pekin arasında yeni bir cepheleşmeye zemin hazırlıyor.
 
Hükumet yetkilileri ve enerji sektörü kaynakları, enerji gereksinimlerinin yaklaşık yüzde 80'i için ithalata bağımlı olan Hindistan'ın İran petrolüne alternatifler bulmayı başardığını belirtirken, muafiyetlerin birdenbire kaldırılması, ABD'nin sözde müttefikleri Türkiye, Japonya ve Güney Kore için sorunlar doğuruyor.
 
İran'la kabaca 500 kilometrelik bir sınırı paylaşan Türkiye, ondan petrol ithalatına en fazla bağımlı olan ülke konumunda. Türkiye cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, İran'dan petrol ithalatı konusunda tanınan muafiyeti uzatmaları için ABD'li yetkililere baskı yapmak üzere geçtiğimiz hafta Washington'daydı.
 
Kalın, görüşmelerden sonra, medyaya, “Petrol açısından, İran, bizim başlıca petrol tedarikçilerimizden biri. Hem İran'dan petrol almayı sürdürmek istediğimizi, hem de İran'ın komşumuz olduğunu açıklığa kavuşturduk,” dedi ve ekledi: “İran'la uzun bir sınırımız var, kültürel bağlarımız var.”
 
Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da, Twitter'da, “Türkiye tek taraflı yaptırımları ve komşularıyla nasıl ilişki yürüteceği konusundaki dayatmaları reddediyor,” diye yazdı.
 
Hem Japonya, hem de Güney Kore, petrokimya sektörleri için özellikle İran tipi petrole bağımlı ve hazır ikame ürünler bulamamış durumda.
 
Trump yönetiminin 2015 tarihli İran nükleer anlaşmasını (Kapsamlı Ortak Eylem Planı, JCPOA) geçtiğimiz yılın Mayıs ayında tek taraflı iptal etmesinden ve durmadan sertleşen yaptırımları uygulamaya koymasından önce, İran, günde yaklaşık 2,5 milyon varil petrol ihraç ediyordu. Günde 1 milyon varilin altına düşen bu miktar, hala hükumetin gelirlerinin yüzde 40'ını oluşturuyor.
 
JCPOA anlaşmasının tüm diğer imzacıları (Rusya, Çin, Britanya, Fransa, Almanya ve Avrupa Birliği), İran'ın, nükleer programını sınırlaması konusundaki bütün yükümlülüklerini yerine getirdiğini ısrarla vurguluyor. Bu değerlendirme, BM'nin İran'ın anlaşmaya uyduğundan emin olmakla yükümlü olan kurumu Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu tarafından onaylanmış durumda.
 
Trump yönetiminin eylemleri, büyük Avrupa devletlerinden muhalefetle karşılaştı. Onların tamamı, JCPOA'nın imzalanmasını, İran'ın Avrupa'daki büyük enerji holdinglerinin yatırımına ve daha fazla ticarete açılması olarak görmüşlerdi.
...
 
ABD'nin İran'ı Ortadoğu'daki başlıca “istikrarsızlaştırıcı” güç olarak gösterme çabası, Ortadoğu'daki emperyalist egemenliğin önemli destekçisi olan Şah'ın ABD destekli monarşik diktatörlüğünü deviren 1979 İran Devrimi'nden bu yana hem Demokrat, hem Cumhuriyetçi yönetimler altında devam etmiştir.
 
ABD'nin bu anlatısı, Washington'ın her ikisi de İran'la sınıra sahip olan Afganistan ile Irak'ı istila ve işgal etmesi ve Libya ile Suriye'de rejim değişikliği savaşları başlatması ile beraber yalnızca yoğunlaşmıştır. Bu savaşların kurbanları, milyonlarla sayılmaktadır.
 
Trump yönetimi altında, ABD'nin Ortadoğu politikasının ekseni, Washington'ın İran'ın bölgesel düşmanlarına büyük miktarda silah tedarik etmesi ile birlikte, İsrail'den, Suudi Arabistan'dan ve Körfez'in diğer gerici Sünni petrol şeyhliklerinden oluşan İran karşıtı bir ittifak oluşturmak oldu.
 
Trump yönetimi, yalnızca İran'a karşı değil ama Venezuela'ya karşı da uyguladığı yaptırımların enerji tedarikinde yarattığı azalmanın etkilerini dengelemek üzere petrol üretimini arttırmak için, monarşik diktatörlükler arasındaki bölgesel müttefiklerine, özellikle de Suudi Arabistan'a ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne bel bağlıyor. Piyasanın daha da daralması, Libya'da tırmanan iç savaştan kaynaklanıyor.
 
Bununla birlikte, Sünni petrol şeyhliklerinden böyle bir adımın geleceği kesin değil. Devlete ait dev petrol şirketi Saudi Aramco'yu borsada halka arz etmenin eşiğinde olan Suudi monarşisinin, petrol fiyatlarında ani bir yükselişi memnuniyetle karşılamak için çok sayıda nedeni var.
 
Tahran, ABD'nin muafiyetleri sona erdirme duyurusuna meydan okuyan bir yanıt verdi. Pazartesi günü, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Abbas Musavi, “Bu yaptırımların yasadışı doğası dikkate alındığında, İran İslam Cumhuriyeti, [ABD'nin] yaptırımlarında [İran petrolü tüketicilerine] tanınan muafiyetlere herhangi bir değer vermemiştir ve vermeyecektir,” dedi.
 
Bu arada, İslami Devrim Muhafızları Donanması'nın komutanı, ABD ablukasının İran petrolünün Hürmüz Boğazı'ndan geçmesini engellemesi durumunda, Asya'ya giden Ortadoğu petrolünün kilit geçiş noktası olan bu boğazı kapatabilecekleri uyarısında bulundu.
 
İDM Donanma Komutanı Tuğamiral Alireza Tangsiri, şunları söyledi: “Herhangi bir tehdit durumunda, İran sularını takviye edip savunmaktan çekinmeyeceğiz. Onurumuzu savunacak ve İran'ın haklarını korumak söz konusu olduğunda, karşılıklı önlemler alacağız.”
...
 
Trump yönetiminin canice İran gündemi (JCPOA'yı reddetmesi ve İran'a ekonomik savaş açması), Washington ile Tahran'ı, Ortadoğu çapında bütün büyük nükleer güçleri içine çekebilecek bir savaşı tutuşturma tehdidi yaratan bir çarpışma rotasına yerleştirmiş durumda.
Trump iktidarı adeta elinde kibritle oynayan bir çocuk gibi her an büyük bir yangı çıkaracak şekilde iş görmeye devam ediyor. Eğer Trump ve iktidarını paylaştığı güç çevrelerinin elinden oynayıp durdukları kibrit alınmazsa çıkacak büyük yangının neticelerini tahmin etmek mümkün olmayacaktır. Bu duruma müdahale edebileceği halde bundan geri duranların da evlerinin bu yangından zarar görmeyeceğini kimse garanti edemez...
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler