Iran-Sejil-2-surface-to-air-ballistic-missile-MRBM-with-a-range-of-2000km-Photo-Credit-.jpg

İran ve atom bombası

İslam Cumhuriyeti hiçbir zaman atom bombası üretme araştırmalarına yeniden başlatmadı, ama bu onun nükleer tekniklerin diğer askeri uygulamalarını düşünmesini engellemedi. İran'ın atom bombası değil minyatür bir atom bombasının ve belki de başka silahların bileşeni olabilecek "şok dalgası üreteci" imal ettiği iddia ediliyor.

11 Mayıs 2019 Cumartesi
İNTİZAR - BİANET'de 2005 yılında yayınlanan bu haber LA Times gazetesinde çalışmakta olan Douglas Frantz'ın yazılarından Onur Ant tarafından derlenmiştir. Yazıda İran'ın nükleer teknoloji alanında yaptıkları ile atom bombası üretebilme kabiliyeti arasında bağın boyutları sorgulanmaktadır. Yazıyı sonuna WSWS'den alıntıladığımız kısa haber yorum yazı ile birlikte değerlendirmenin, İran'ın nükleer teknoloji üzerinden savunma sanayi alanında nasıl bir yararlanma yoluna gittiğine dair daha sağlıklı bir sonuç çıkarma imkanı verecetir.
 
Ayrıca bu yazıların içerdiği bilgiler, son günlerde Amerika'nın İran'a karşı gerçekletirdiği yaptırımların neticesinde gerilimin iyice artması ve neredeyse bir çatışmayı tetikleyecek noktaya gelmesi sonrası İran'a bir saldırının yapılabilirliğinin ne kadar mümkün olduğunun üzerine de daha sağlıklı bir sonuca varma imkanı verecektir. 
 
İran "Nükleer Bomba" yapabilir mi?
 
1974 sonrasında Yeşil Devrim sebebiyle nükleer programına ara veren Tahran şimdi aynı programı dış destekle devam ettiriyor. En iyimser uzmanlara göre bile İran birkaç sene içerisinde nükleer bomba üretme kabiliyetine ulaşmış olacak.
 
On yılı aşkın bir süredir paravan şirketlerin ve gizli laboratuarların sağladığı çalışma ortamına sahip İran şu sıralar nükleer bomba üretme kabiliyetine ulaşabilmek için gün sayıyor.
Fakat Tahran'daki hükümet, yaptığı çalışmaların sadece ticari amaçlı reaktör üretimine yönelik olduğundan "meşru" olduğu kanısında.
 
Bir haber merkezinin yaptığı araştırmalar (ki bu araştırmalar gizli raporları, diplomatların ve Avrupa ve Ortadoğu'daki bazı istihbarat servislerinin verdiği demeçleri ve bağımsız uzmanların görüşlerini kapsıyor) İran'ın ticari programının aslında bu ülkenin nükleer güç olma niyetini gizlemeye yarayan bir maske olduğunu gösteriyor.
 
Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan'ın da bu sürece katkıları, İran'ı nükleer bomba üretimine Irak'ın tarihinde hiç bulunmadığı kadar yakın bir noktaya taşıdı.
 
İran'ın tam olarak ne zaman nükleer bir bomba üretebileceğini kimse tam olarak kestirememekle beraber, bazı uzmanlar bunun en geç bir iki sene içerisinde gerçekleşebileceği kanısında. Kesin olan şeyse İran'ın amacına doğru hızlı bir şekilde yürümekte olduğu.
 
Bazı bulgular
 
* İran hükümeti muhtelif sayıda silah üretim laboratuarını ve Tahran'ın banliyölerinden birinde bulunan saat fabrikası görünümündeki tesisleri gizliyor. 2003 yılının Haziran ayında Birleşmiş Milletler (BM) denetçilerinin bazı bölümlerine sokulmadığı fabrikanın adı Kalaye Elektrik.
 
* Tahran 1991 yılında Çin'den 1.8 ton kadar nükleer madde aldı ve bunun bir kısmını kendi ticari amaçları için işine yaramayacak olan fakat nükleer silah yapımında kullanılan uranyum metaline çevirdi.
 
* 1989 yılında Pakistanlı Generaller İran'a nükleer teknoloji satmayı önerirken, ABD tarafından 'nükleer silah tedarikçisi' olarak adlandırılan Pakistanlı bilim adamı Abdülkadir Han ise Tahran yönetimine yıllarca yardım etti.
 
* Hükümetlerinin onayı olmaksızın sahte kimliklerle İran'a giriş yapan Rus bilim adamları ise nükleer silah yapımı için gerekli olan plütonyumu üretebilecek özel bir reaktörün yapımı için teknik destek sağlıyorlar.
 
* 2003 yılında İran'ın çeşitli Avrupa şirketlerinden uranyum metali ve plütonyum işlenmesine yönelik teknoloji satın almak istemesi ise Avrupa'daki istihbarat teşkilatlarınca İran'ın artık nükleer bomba üretiminde sona yaklaşmış olabileceğine yoruldu.
 
* Aynı yılın Mayıs ayında Fransız hükümetinin hazırladığı gizli raporda İran'ın zenginleştirilmiş uranyum ve plütonyum yapımında şaşırtıcı ölçüde gelişme sağlandığına değinilerek diğer hükümetlerin İran hükümeti ve paravan şirketlerle olan ihracata dayalı ticari ilişkilerde dikkatli olmaları gerektiği önerisinde bulunuldu.
 
Nükleer gücün bölgeye etkileri
 
* Irak'ta gerçekleştirdiği askeri operasyon için Saddam Hüseyin'in nükleer programını tekrardan hayata geçirmiş olabileceği şüphesini bir gerekçe olarak sunan ABD yönetimi ise bölgede nükleer güce sahip bir İran'ı "kabul edilemez" buluyor: "Bütün alternatifler masada duruyor."
 
* Amerikalı bir yetkili ise CIA'nın acil durumlar için İran'daki hedeflere yönelik bir hava ve füze saldırısı hakkında Dışişleri'ne bir brifing vermiş olmasının şaşırtıcı olmadığı yönünde açıklamalarda bulundu.
 
Zira bu tip bir saldırının bir benzerini İsrail 1981'de Irak'a karşı gerçekleştirmişti. Ancak İsrailli askeri yetkililer ve uzmanlar İran'ın nükleer altyapısı itibariyle böyle bir operasyonun pek de kolay olmadığı görüşünde. Bunun sebebi ise tesislerin ülke geneline dağılmış olması ve halen tespit edilememiş küçük tesislerin olması.
 
Denetçilerin karşılaştıkları güçlükler
 
* Amerikan hükümeti İran'ın 'nükleer heveslerinin' önüne geçebilmek için şimdi de, Irak'taki Kitle İmha Silahların yerlerini tespit edememekle suçladığı BM denetçilerine güveniyor.
 
* BM'ye bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA)ise şimdiye kadar İran'la iyi geçinmeyi tercih etti.
 
Ajansın başındaki Muhammed el Baradei, İran'ı nükleer faaliyetlerinin hepsini denetime açmamakla suçlarken Amerika'nın İran'ın Nükleer Silahların Çoğalmasını ve Yayılmasını Önleme Antlaşması'nı (NPT)ihlal ettiğinin ilan edilmesi yönündeki baskılarına da göğüs gerdi. İran bu antlaşmayı 1970 yılında imzalamıştı.
 
*Bu haber yapılırken yazılı veya telefon yoluyla sorulan sorulara cevap vermeyen İran yönetimi ise sivil kullanım amaçlı altı adet reaktör kurma planlarının olduğunu, bunun dışındaki söylentilerin ise ABD tarafından yayılan "zehirli dedikodular" olduğunu savundu.
 
* 1974'te başlayan nükleer programını İslam Devrimi sebebiyle askıya alan İran, 1995'te Rusya'yla imzaladığı 800 milyon dolar tutarındaki Buşehr ticari reaktör ihalesiyle programını tekrar aktif hale getirdi.
 
Reaktörün çalışabilmesi için İran'a uranyum yakıtı satmayı da öneren Rusya bu teklifine olumsuz yanıt aldı çünkü İran bu yakıtı kendisi üretmek istiyor. Şüphe çeken de İran'ın bu arzusu çünkü sivil kullanım amaçlı nükleer programı olan devletler uygulaması çok zor ve pahalı olan yöntemlerle bu yakıtı üretmek yerine dışarıdan satın alırlar.
 
Bu yakıt yaygın bir şekilde, uranyum filizinin gaz haline çevrilip sentrfüj makineleri yardımıyla zenginleştirilmesi yoluyla elde edilir. Bu işlemin silah üretimi için daha ileri safhalara kadar sürdürebilecek olması İran'ın çektiği tepkilere kaynaklık ediyor.
 
Geçmişte İsrail, Hindistan ve Pakistan aynı yöntemleri kullanarak ticari amaçlı reaktör kisvesi altında nükleer bomba elde etmişlerdi.
 
*Sürgündeki muhalif bir İranlı grup ise 2002 yılında Natanz (İran'ın orta kesimindeki bir kent) yakınlarındaki bir kasabada gizli bir tesisin bulunduğu iddiasını ortaya attı. Dış baskılara dayanamayıp tesisleri denetçilere açan İran'ın burada 160 adet sentrfüj makinesiyle bunlardan yaklaşık bin tanesine daha yeterli gelecek miktarda sökülmüş parçaya sahip olduğu anlaşıldı.
 
Bu imkanlarla binlerce saatlik deney yapma imkanı bulan İran'la Irak'ı karşılaştıracak olursak, ikincisinin '91 Körfez Savaşı'ndan önce sadece 100 saatlik deneyimi olduğunu görürüz.
 
Uzmanlarsa çalışmaya başlaması durumunda Natanz tesislerinin bir sene içerisinde ilk bombasını üretmiş olacağı ve takip eden yıllarda ortalama üç ile beş arası nükleer bomba yapabileceği görüşünde.
 
Nükleer komşular
 
*1989-97 arasında İran'ın cumhurbaşkanı olan Haşimi Rafsancani ise 2001 yılının sonlarında yaptığı bir konuşmada İsrail Devleti'nin kuruluşunu tarihin en kötü olayı olarak değerlendirip şöyle demişti: "Yakın zamanda İslam Dünyası nükleer güce sahip olunca Batı'nın politikaları sona ulaşmış olacak çünkü bütün İsrail için bir bomba yeter."
 
Rafsancani daha sonradan bu konuda geri adım atmış olsa da bu konuşma İran'ın nükleer programının amacını anlamak adına oldukça manidar.
 
*2003 Temmuzu'nda ise İran Kuzey Kore tasarımı ve İsrail'i de içine alan bir bölgeyi vurabilecek kabiliyette yeni füzesini dünyaya Filistin halkını korumaya yönelik önemli bir adım olarak tanıttı. Uzmanlar bu füzenin küçük bir nükleer başlık taşıyabileceği görüşünde.
 
Bir BM görevlisi ise İran'ın gerçekten de bir bomba üretip üretmeyeceğini bilmediğini ancak Irak ve Kuzey Kore gibi diğer "şer ekseni" ülkelerinin kaderlerini görünce İran'ın neden böyle bir niyete sahip olduğunu anlayabildiğini kaydetti.
 
*Bill Clinton yönetimi güvenlik danışmanlarından Gary Samore ise İran'ın çalışmalarında geldiği noktanın kendisine NPT''den ayrılma ve sonraki bir yıl içerisinde nükleer silah üretme olanağını verdiğini açıkladı.
 
Öte yandan İran'ın henüz dönüşü olmayan noktayı geçmediğini, kendisine Buşehr için ucuz elektrik üretme opsiyonları sunulduğu ve güvenlik kaygılarını azaltacak teklifler götürüldüğü takdirde bomba üretme fikrinden vazgeçeceğini düşünenler de mevcut.
 
Fakat sağladığı 20 bin kişilik iş imkanıyla Buşehr reaktörü ekonomisi zor durumda olan Rusya'nın vazgeçemediği bir alternatif.
 
Moskova Politika Çalışmaları Merkezi'nden uzman Anton Kholpkov ise İran'ın 2006 yılına kadar nükleer bomba üretme kapasitesine ulaşmış olacağını aktardı.
 
Nükleer bomba üretmek için Natanz gibi büyük tesislerin şart değil. Gerekli teknoloji elde edildiği takdirde 500 sentrfüjün makinesi de küçük bir nükleer silah için yeterli olacak kadar uranyum zenginleştirebilir.
 
Çin'den gelen uranyum filizi
 
Resmi yetkililer İran'ın Kalaye ve diğer tesislerde uranyumun zenginleştirilmesinde kullandığı maddelerin Çin'den gizlice getirilmiş olduğunu belirttiler.
 
Uzun süre söylentileri yalanlayan Çinli yetkililer 2003 yılının başlarında 1.8 tonluk uranyum filizini ve diğer bazı kimyasalları 1991'de İran'a sattıklarını itiraf ettiler. Bunun üzerine İranlı yetkililer de Çin'den alınan ve silah üretiminde kilit öneme sahip bazı kimyasalların Tahran yakınlarındaki bir laboratuarda kullanıldığını belirtti. Bahsi geçen kimyasalların sivil amaçlı kullanımı olanaksız.
 
Fransız hükümeti ve Ortadoğu'daki istihbarat servislerinden birinin hazırladığı rapora göre Çin ve Rusya'nın yanında Pakistan ve Kuzey Kore'de İran'ın nükleer programına önemli katkılarda bulundular.
 
Uzun süre Şahab-3 füzesinin yapımında çalışan Kuzey Koreli bilim adamları şimdi de daha uzun menzilli Şahab-4füzesi için İran'a teknik destek veriyorlar.
 
İstihbarat yetkilileri ise Natanz'daki sentrfüj makinelerinin Pakistan tasarımı olduğu görüşünde. Bu da Pakistan'ın bu süreçte başta sanıldığından daha fazla pay sahibi olduğunu gösteriyor.
 
Pakistan'ın bu yardımının farkında olan Bush yönetimi ise El-Kaide ve Taliban'la olan savaşında bu ülkeyle ittifak içinde bulunduğundan olanlara göz yumuyor.
 
Diğer yol
 
Öte taraftan kanıtlar gösteriyor ki İran nükleer silah üretimi için başka bir yol daha izliyor: Ağır-su reaktörü. Bu yöntemle İran Arak şehri yakınlarındaki bir nehrin suyundan ağır su elde edecek ve bununla plütonyum üretecek.
 
Buna göre fazla miktarda döteryum içerecek şekilde arıtılan su sayesinde reaktör doğal uranyum filiziyle çalışarak plütonyum elde edecek.
 
Bu metot elektrik üretimi için de kullanılabileceği gibi uranyumun zenginleştirilmesini es geçerek nükleer silah üretilmesinde de kullanılabiliyor. İran yönetimi ise bunun tıbbi amaçlı kullanıma dönük olduğunu savunuyor.
 
İran'ın nükleer programında gösterdiği gelişmeye rağmen uzmanlar Tahran'ın silah üretimi için hala dış yardıma muhtaç olduğu kanısındalar. Bu yüzden de İran'ın son zamanlardaki teknoloji transferine yönelik girişimlerini endişe verici buluyorlar.
 
Fransız hükümeti kendi ülkelerinde bir çok firmanın İran menşeli ve paravan olması muhtemel şirketlerden askeri kullanımı mümkün olan ekipman alımı için başvuruda bulunduğunu duyurdu. Bu sebeple Fransız hükümeti bir Fransız şirketinin Dubai merkezli bir şirkete paravan şirket olması şüphesiyle 28 adet gelişmiş ekipman satmasını engelledi.
 
Avrupalı bir yetkili ise bu tip bir denemenin laboratuar ortamındaki deneylerden endüstriyel boyutlu bir üretime geçmek için yapılmış olduğu kanısında. Fransızlarca hazırlanan bir raporsa alışveriş listesine bakıldığı takdirde İran'ın beş sene içerisinde nükleer bir bomba üretebileceğini belirtiyor.
 
Bu yazının yazıldığı tarih dikkate alındığında İran'ın Nükleer teknolojiden yararlanarak savunma sanainde önemli merhaleler geçtiğini tahmin etmek güç olmasa gerek. Acaba İran gerçekten bir nükleer bomba cephaneliği kurmanın peşinde midir yoksa nükleer teknolojiye sahip bir ülke olarak caydırıcılığını mı artırmak istemektedir? Bu sorunun cevabını daha doğru cevaplayabilmek için de WSWS'de yer alan aşağıdaki haberi de yukarıdaki yazının ardından ilginize sunuyoruz...
 
FDD İran'ın atom bombası araştırmalarının amacını ifşa ediyor
 
ABD'nin genişletilmiş Ortadoğu Komutanlığı'nın (CentCom) patronu General Kenneth McKenzie, 8 Mayıs 2019'da Fondation for the Defense of Democracies'de (FDD) verdiği bir konferansta, İran'ı Pentagon'un bölgedeki düzenini istikrarsızlaştırabilecek başat güç olarak tanımladı.
 
Söz konusu konferans, önceki gün İsrail gizli servisleri tarafından Tahran'dan çalınan arşivlere ilişkin David Albright ve Olli Heinonen'in raporunun yayınlanması sonrasında gerçekleştirildi. Arşivlerin varlığı, 30 Nisan 2018'de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından ifşa edilmişti.
 
Bu rapor, Binyamin Netanyahu'nun iddialarının aksine, 2000 yılı öncesinde İran'ın atom bombası değil minyatür bir atom bombasının ve belki de başka silahların bileşeni olabilecek şok dalgası üreteci imal ettiğini doğrulamaktadır.
 
İran, « Irak tarafından dayatılan » savaşın sonunda Irak'ın topyekun imha saldırısına benzer sonuçlar yaratan füzeleri hedef gözetmeden fırlatarak yanıt vermişti. İmam Ruhullah Humeyni o dönem, ayrım gözetmeden saldırganları ve masumları öldürdüğü için kitlesel imha silahlarının İslam anlayışına özünde aykırı olduğunu açıklamıştı. Bu yönde bir fetva yayınlamış ve Devrim Muhafızları, Şah Muhammed Rıza Pehlevi ve Fransa tarafından başlatılan nükleer programı durdurmuştu. Bu karar, İran halkı için savaşın uzamasına neden olmuştu. Söz konusu fetva Humeyni'nin ardılı Ayetullah Ali Hamaney tarafından onaylanmıştı.
 
İslam Cumhuriyeti hiçbir zaman atom bombası üretme araştırmalarına yeniden başlatmadı, ama bu onun nükleer tekniklerin diğer askeri uygulamalarını düşünmesini engellemedi.
 
Bölgede, İsrail'in tek nükleer güç olduğu ve Suudi Arabistan'ın, Yemen'de kullandırttığı taktik atom bombaları –stratejik değil– satın altığını –ama üretmediğini– anımsatalım.
 
FDD, İsrail tarafından kurulan Washington'lu bir düşünce kuruluşudur. Bu konferansın amacı, İsrail tarafından çalınan arşivlerin İran'ın bir atom bombasının bileşeni olabilecek bir düzenek hazırlığı içerisinde olduğunu doğruladığına dikkat çekmekti.
 
İran'ın Pentagon'un düzenine yönelik emellerinin tanımlanması yoluyla, Tahran'ın bir kitlesel imha silahı üretme hazırlığı içerisinde olduğuna inandırılması söz konusuydu. Ama Albright-Heinonen raporu aynı şeyi söylememektedir.
 
İslami İran İslam İnkılabı'nın temel felsefesi gereği onurlu bir gelecek inşa etmenin peşindedir. Bunu yine İslam İnkılabı temel değerleri gereği sadece İran sınırları içerisinde değil bütün İslam coğrafyası için tesis etmenin peşindedir. Hatta sadece İslam coğrafyası için değil emperyalizmin sultası altında olup bu duruma baş kaldıran dünyanın geri kalanı için de bunu istemektedir. Bunun İslam coğrafyasındaki evvel örneği Filistin meselesine verdiği değer ve destekte gördüğümüz gibi, dünyanın İslam coğrafyasından geri kalanında da mesela Latin Amerika'daki anti-emperyalist duruşlu ülkelere verdiği destekte de görmekteyiz. Nükleer teknolojide eşiği geçmiş olmanın vereceği stratejik üstünlük sadece güçten anlayan Amerikan emperyalizminin hesaplarını yeniden yapmasını gerektirecektir. 
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler