14571-0l.jpg

Dünya Kudüs Günü

İslam İnkılabı Kurucusu Rahmetli İmam Humeyni Siyonist Rejim İsrail ve Amerika'nın bölgeye yönelik hedeflerinden haberdar olmasından dolayı Ramazan ayının son cumasını Kudüs günü olarak adlandırarak böylece dünya Müslümanlarının Filistinliler ile dayanışma içerisinde olduğunu daha açık bir şekilde gözler önüne sermek istemiştir.

31 Mayıs 2019 Cuma

İNTİZAR - Rahmetli İmam Humeyni Kudüs günü ile ilgili şöyle buyurmuşlardır: "Kudüs günü sadece Filistin günü değildir. Süper güçlere İslami memleket ve topraklarda artık ilerleyemeyeceklerini göstermek günüdür. Kudüs günü tüm süper güçlere İslam'ı artık sultaları altına alamayacakları, habaset dolu işbirlikçileri ve uşakları sayesinde artık Müslüman ülkelere hüküm süremeyecekleri konusunda uyarmak günüdür. Kudüs günü İslam'ın canlanması günüdür."

 

Kudüs'ün kaderi bugün tarihi ve hassas bir geçitte, zor bir sınavdan geçmektedir. Bu da Filistin milletinin kaderini belirleyecektir.

 

Şimdi Kudüs'ün önemini gözden geçirip sonra da Yüzyılın Anlaşması çerçevesinde İslami hüviyetin yok edilmesi için yapılan planları irdelemeye çalışacağız.

 

60 yılı aşkın bir süredir Filistin ülkesi ve diğer İslami toprakların bir kısmı Siyonist İsrailliler tarafından işgal edilmiştir.

 

15 Mayıs günü Yevm-ül Nekbe yani Nekbe Günü olarak da bilinen Filistin'in 948 yılında Siyonist Rejimi tarafından işgal edilişinin yıldönümü günüdür.

 

Büyük felaket anlamına gelen Nekbe kelimesi, Filistinlilerin hatırasında iki kötü ve acı olayı hatırlatmaktadır: "İlki korsan İsrail Rejiminin 1948 yılında kurulması ve ikincisi de 800 bini aşkın Filistinlinin ana vatanlarından sürülmesi.

 

Nekbe, o yıllarda Filistinlilerin başına gelen faciaların simgesi olmasının yanı sıra son onyıllarda bu millete çektirilen çileler ve zorlukların da sembolüdür. Gerçekte Nekbe Günü insani bir trajedinin yanı sıra Filistinlilerin kültürel, ekonomik ve siyasal temellerinin büyük bir bölümünün de tahribi ve yok edilmesinin göstergesidir. Tüm bunlar ise gayrı meşru bir hükümetin kurulması ve varlık göstermesi ile gerçekleşmiştir.

 

Tüm bu yıllar boyunca Filistin halkı ya avarelik çekmiş ya işgal altındaki topraklarda ayrımcılığa ve şiddetli tehditlere maruz kalmış ya da Gazze Şeridinde topyekun bir kuşatma ile karşı karşıya kalmıştır.

 

Gayrı meşru Siyonist Rejimi 1948 yılındaki kuruluşundan beri her daim iki önemli hedef peşinden koşmuştur:

İlk hedef, işgalci olmalarına karşın meşruiyet kazanmaktı. Bu hedef şimdiye dek gerçekleştirilememiştir çünkü Filistin Direnişi, Siyonist İsrail rejiminin meşruiyetini ciddi sorunlar ile karşı karşıya bırakmıştır.

 

Siyonist İsrail'in ikinci hedefi ise Müslümanların ilk kıblesi sayılan Beytül Muhaddes'e musallat olup Kudüs ve Filistin topraklarının İslami hüviyetini yok etmek istemesidir.

 

Beytül Mukaddes 1967 yılından beri Siyonist İsrail'in işgali altındadır.  Ancak Kudüs, sadece kutsal bir mekan veya sembol olmayıp aynı zamanda da Müslümanların birliğinin de temel taşıdır.

 

Mecid-ül Aksa ile ilgili İslami rivayetlerde bu cami Mescid-ül Haram ve Mescidi Nebevi'den sonra  İslam'ın üçüncü en kutsal camii olarak adlandırılmıştır. Şimdi ise Müslümanların ilk kıblesi olan bu cami işgal olunmuş ve yok edilmek istenmektedir.

 

Kudüs'e musallat olup bu kutsal mekanın İslami hüviyetinin değiştirilmeye çalışılıp Filistin topraklarının Yahudileştirilmesi Siyonistler için her daim stratejik bir hedef olarak görülmüştür. Tabii onlar bu hedefe varmak için defalarca büyük yenilgilere uğramışlardır.

 

Siyonist Rejim İsrail şimdiye dek Lübnan Hizbullah'ı ve Filistin Direniş Grupları karşısında dört önemli savaşı kaybetmişlerdir. 33 Günlük Savaş, 22 Günlük Savaş ve 8 Günlük Savaşlarda Direniş güçleri Siyonist İsrail askeri güçlerine göre daha az donanımlı olmasına rağmen zafere ulaştılar. Bu zaferler, Gazze'de çıkan 51 Günlük savaşta daha açık bir zaferle taçlandırıldı.

 

Siyonist İsrail Rejiminin Lübnan ve Gazze direniş grupları karşısındaki aralıksız yenilgileri İsrail ve en önemli destekçisi Amerika'nın gücünün ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne serdi.

 

Siyonist İsrail'in bölgedeki durumunun vahimleşmesi ile Amerika provokatif girişimleri ile Siyonist Rejimi bu yok olma bataklığından kurtarmaya çalışıp bu doğrultuda Filistin topraklarının hüviyetinin değiştirilmesi sürecini hızlandırdı.

 

Amerika bu amaç doğrultusunda Kudüs'ü Siyonist Rejim İsrail başkenti olarak tanıyıp böylece İslam aleminin nefretini ve kızgınlığını arttırmak istedi.

 

Amerika Kongresi 23 Ekim 1995'te Amerika büyükelçiliğinin Telaviv'den Kudüs'e taşınması kararını onayladı. Bu karar, Kudüs'ün Birleşmiş Milletler Teşkilatı kararlarına göre işgal altında sayılmasına rağmen alındı. BMT Güvenlik Konseyi Aralık 2016'daki kararında şöyle bir vurguda bulundu: "Beytül Mukaddes ile ilgili Haziran 1967 öncesinde çizilen sınırlarda hiçbir değişiklik tanınmayacaktır. Ancak iki taraf müzakereler sonucunda bu konuda anlaşabilirler. "

 

Amerika Birleşik Devletleri, uluslararası kurallara ve anlaşmalara aykırı olan bu anormal girişimi ile bir kez daha uluslararası kararlara ve anlaşmalara saygı duymadığını gözler önüne serdi.

 

Trump da tüm Amerika devlet adamlarının kuralsız tavırları gibi aynı Siyonist düşünceler doğrultusunda Kudüs'ü Siyonist İsrail'in başkenti olarak tanıyarak uzun bir geçmişe ve dini değerlere sahip olan İslam aleminin ayrılmaz ve önemli bir parçasını korsan ve işgalci bir rejime verip bu işgalciliği pratikte tanımış oldu.

 

Halbuki Kudüs Filistin başkenti olarak hala Filistin hüviyetinin ve tüm Filistinlilerinin simgesi olmaya devam etmektedir. Filistin topraklarını işgal edenler bu toprakları yutarak bir milletin hüviyetini ebediyen yok etmek istiyorlar.

 

Tabî bölgesel meselelerde yumuşak davranıp Siyonistlere karşı tolerans gösterilmesi ve de bu rejimin işgalciliği karşısında uzlaşma tavrı sergileyip onların yalan vaatlerine kanmak da Amerika, Siyonist rejim İsrail ve Suudi Arabistan yetkililerinin Filistin meselesi karşısında daha da cesaret bulmalarına yol açmıştır.

 

Lübnan Hizbullah Hareketi Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah işgal altındaki Kudüs'ün Amerika tarafından Siyonist İsrail başkenti olarak tanınmasına tepki olarak ifşaat mahiyeti taşıyan konuşmasında kimi Arap ülkelerinin bu alanda kusur ettiklerini eleştirerek şöyle bir açıklamada bulundu: "Amerika için Siyonist İsrail'den değerli bir ortak yoktur. Amerika'nın Arap ve Müslüman ortaklarının Trump gözündeki değeri var mıdır? Gerçekte hiç değeri yoktur. Amerika için, Siyonist İsrail'den ve bu rejimin çıkarlarından daha değerlisi yoktur. "

 

Seyyid Hasan Nasrullah'ın tabiri ile hali hazırda Balfour bildirisinden yüz yıl sonra bu bildirinin ikinci nüshası da yayımlanmıştır.

 

Gerçekte Siyonist İsraillilerin onyıllarca peşinden koştukları hedefler şimdi Trump tarafından bir anda onlara verilmiştir. Bu ise İslam alemi için büyük bir tehlikedir. Trump gerçekte müzakerelerin tabutuna son çiviyi de çaktı. Çünkü Filistin'in kalbi ve hüviyeti Kudüs'ün çıkarılmasından sonra artık Filistinden bir şey geriye kalmayacaktır.

 

Kuşkusuz mazlum Filistin halkının büyük bir zulümden kurtarılması, insani, dini ve ahlaki bir görevdir. Bu doğrultuda ise tüm insanlık toplulukları, uluslararası toplum üyeleri olarak bu yönde adım atmaları şart.

 

 Uluslararası arenada Birleşmiş Milletler Teşkilatı Anlaşmasında da vurgu yapılan milletlerin kendi kaderini belirleme hakkı dünyaca kabul gören bir haktır. İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamenei ise 2000 yılında Filistin'in kaderinin belirlenmesi için referandum yapılması önerisini yapmıştı.

 

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamenei üniversite hocaları ve araştırmacılarını kabulünde yaptığı konuşmada Avrupalıların Siyonist İsrail'in Gazze ve Kudüs'teki cinayetleri karşısındaki sessizliğini eleştirerek şöyle bir hatırlatmada bulunmuşlardı: "Her zaman, tarihi Filistin ülkesinde yönetimin belirlenmesi için dünyaca kabul gören kamuoyuna başvurma yöntemine gidilmesine vurgu yapmışız. Yani en az 80 yıldır bu topraklarda yaşayan tüm Filistinliler, işgal altındaki topraklar içinde veya dışında olsun, ister Müslüman, ister Yahudi, ister Hristiyan'ın referanduma katılmasını istedik."

 

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamenei sözlerine şunları da eklediler: "Birleşmiş Milletler Teşkilatında da tescil edilen İran İslam Cumhuriyeti'nin bu önerisi uluslararası kurallar ve normlarla uyuşmuyor mu acaba? O zaman Avrupalılar neden bunu anlamak istemiyorlar?

 

Kudüs, dünya Müslümanlarının ilk kıblesi, küresel emperyalizmin Siyonist cinayetkarlar vasıtası ile 1948 yılından beri mülteci durumuna düşürülen binlerce Filistinli Müslümanın ana vatanı ve topraklarıdır. O günden bu yana bu topraklar işgalci güçlerin musallat olduğu topraklara dönüşmüştür.

 

Bugün, Kudüs büyük bir komplonun ve oyunun merkezindedir. Bu kirli oyunun ismi Yüzyılın Anlaşması veya son anlaşmadır. Amerika ve Siyonist Rejim ortak projesi olan Suudi Arabistan tarafından desteklenen Yüzyılın Anlaşması, Filistin meselesinin sonlandırılması ve Arapların İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesi hedefi ile ortaya atılmıştır.

 

Bu projede ve yapılan müzakerelerde mülteciler meselesi, Filistin toprakları dışında alternatif vatan çözümü ve Filistinlilerin ana vatanlarına dönme hakkının da ebediyen ortadan kalkması çözümü ön görülmüştür.

 

İranlı siyasi analist Hasan Hanizade bu hususta şöyle bir değerlendirmede bulunmuştur: "Trump'ın başkanlık seçim kampanyalarında Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi-AİPAC lobisine verdiği ciddi taahhütlerden dolayı hali hazırda Amerika başkanı Siyonist Rejim güvenliğini aynı seçim kampanyaları sloganları çerçevesinde ciddi şekilde ajandaya alması bekleniyor. Bu yüzden Beyaz Saray ilk günden itibaren, Siyonistlerin 1967 yılına kadar belirlenen sınırlar içerisindeki siyasi ve hatta sahadaki nüfuzunu arttırmaya koyulmuşlardır. Bu hususta, önceki Amerikan başkanlarının yapmadığı bir girişim de Kudüs'ün Siyonist İsrail Rejimi başkenti olarak tanınıp Amerika büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınması idi. Bu gibi girişimler Trump'ın Filistin meselesinde Siyonistlerin çıkarları için çalıştığını açıkça gözler önüne serdi. Bunlara paralel olarak şimdi de Amerika'nın UNRWA'ya yaptığı yardımların kesilmesi ve de Filistin Kurtuluş Örgütü'nün Washington'daki bürosunun kapatılması, Yüzyılın Anlaşması adlı projenin bir parçası doğrultusunda gerçekleştirilmektedir. Bu projede Trump'ın yanı sıra Netanyahu ve Muhammed bin Selman'ın da büyük bir rolü vardır. Bu projenin genel hedefi, Filistin adlı toprakların ortadan kaldırılması ve Filistin uyruklu diye bir şeyin kalmamasıdır."

 

Kanıtlar ve emarelere göre Siyonist Rejim İsrail Yüzyılın Anlaşmasını hayata geçirdikten sonra bölgeyi birkaç bölüme bölmek istediğini ve böylece işgal altındaki toprakların toplumsal ve siyasal yapısını tamamen kendi lehine değiştirmek istediğini göstermektedir. Öyle ki yeni Siyonist yerleşim yerlerinin mekanları ve inşaat planları bile hazırlanmış ve hatta son zamanda Siyonist Rejim Başbakanı Netanyahu Golan tepeleri bölgesinde Trump adlı bir Siyonist Rejim yerleşim yerinin inşası için planlar hazırlandığını duyurmuştur.

 

Bu Amerikan-Siyonist ortak projesine göre Filistin hükümeti, Gazze Şeridi'nde yani sadece A ve B bölgelerinde ve de Batı Şeria'nın C bölgesinde oluşturulabilecektir. Kudüs'ün son durumu ve mültecilerin dönmesi ise bir sonraki müzakerelere ertelenmesi ön görülmektedir. Son adımda ise Siyonist Rejim ve Suudi öncülüğündeki bölge Arap ülkelerinin uzlaşma anlaşmaları süreci başlayacaktır.

 

Bu projeden güdülen hedef, ilk etapta Siyonist Rejimin Yahudi milleti ve ülkesine dönüştürülmesi daha sonra da Filistinlilere 1967 sınırları içerisinde kısıtlı meşruiyet ve hakimiyet hakkı verilmesidir.

 

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamenei, İran hac organizasyonu personelleri ile görüşmesinde düşmanların Müslümanlar ile mücadelede özellikle de Filistin meselesinde karşılık verilmesine vurgu yaparak şöyle bir hatırlatmada bulundular: "Şimdi de Amerikalılar Filistin ile ilgili şeytani planlarını Yüzyılın Anlaşması olarak adlandırmışlardır. Ancak bilsinler ki Allah'ın fazli sayesinde bu Yüzyılın Anlaşması da gerçekleşemeyecektir. Kör olası Amerika devlet adamlarının isteklerine rağmen Filistin meselesi hiçbir zaman unutulmayacaktır. Kudüs ise Filistin'in başkenti olmaya devam edecektir. "

 

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamenei sözlerinin devamında Filistin milletinin bu komplolar karşısında direneceklerine ve Müslüman milletlerin de Filistinliler arkasında olacaklarına vurgu yaparak şöyle buyurdular: "Tabî İslam'a hiçbir şekilde inanmayan sözde İslami hükümetler, aptallıkları, cehaletleri ve tamahkarlıklarından dolayı Amerika'nın fedailerine dönüşmüşlerdir. Ancak İlahi yardım sayesinde İslam ümmeti ve Filistin milleti sonunda düşmanlara karşı muzaffer olup Siyonist Rejimin Filistin topraklarından köklerinin kazındığına şahitlik edeceklerdir. "

 

İslam İnkılabı Rehberi ayrıca Dünya Ehlibeyt Derneği üyeleri ve İslami televizyon ve radyo Birliği yetkilileri ile görüşmesinde Amerika'nın bölgeye yönelik şom planlarını değerlendirerek şöyle buyurdular: "Bölge ülkeleri arasında ihtilafların oluşturulması, İslami ülkelere kültürel ve ekonomik açıdan nüfuz etme ve Müslümanlar arasında mesafe oluşturulmak istenmesi bu şom planların hedefidir."

 

Gerçekte Amerika Siyonist Rejimin en büyük hamisi olarak her daim İsrail'in güvenliğinin güçlendirilmesinden yana bir tavır sergilemiştir. Bunu gerçekleştirmek için ise ülkelerin kültürel ve ekonomik yapısına nüfuz edip ve zafiyetlerinden yararlanmıştır.

 

Filistin meseleleri uzmanı İranlı Mecid Safatac Amerika'nın Yüzyılın Anlaşması çerçevesindeki hedeflerini değerlendirerek şöyle diyor: "Bu proje İsrailliler ve Filistinliler arasında süregelen 70 yıllık çatışma ve anlaşmazlığın sonlanması için planlanmıştır. Ancak anılan anlaşmanın tüm maddeleri ve fıkraları Siyonist İsrail rejiminin lehinedir. Bu anlaşmada yazılanlara göre Doğu Beytül Mukaddes de Siyonist Rejime bırakılacaktır. Bu metinde Filistinlilerin sadece Telaviv'in siyasi çerçeveleri doğrultusunda bir hükümet ve ülke kurabileceklerine izin verilmiştir. Başka bir nokta da İsrail'in Yüzyılın Anlaşmasında Filistinlilerin geri dönüş hakkını ortadan kaldırmak istemesidir. Suudi Arabistan ve Amerika da aynı meselenin gerçekleştirilmesinden yanadırlar. "

 

Hali hazırda direniş hareketi ve İslami uyanış ile İslam düşmanlarının faaliyetlerinin etkinliğinin azalması ve bölüştürücü komplolarının etkisizleştirilmesine rağmen bu büyük oyundan gafil olmamak zaruri görülmektedir.

 

Trump'ın bu alanda öncü olması da aslında küresel Siyonizm'in Filistin ve Kudüs topraklarındaki İslami hüviyetin değiştirilmesi meselesine odaklandıklarını gösteriyor.

 

Siyasi analist Hayyam El Za'bi bu konuda şöyle bir değerlendirmede bulunmaktadır: "Arap ümmeti düşmanlarının Filistin meselesini akıllardan kazımak istemelerine rağmen yine de Filistin meselesini silmenin mümkün olmadığını söylemek mümkün. Çünkü bu mesele, tarihi bir hak meselesidir. Kudüs, Müslümanların ilk kıblesi olmaya devam edip Filistin halkı izzetinin şifresi olacaktır. Kudüs ve Mescidi Aksa'yı sadece direniş yolu ile başta da silahlı direniş ile geri alabiliriz."

 

Geçmişe baktığımızda Siyonist Rejimin Amerika desteğinden yararlanarak Kudüs'e tamamen musallat olmak için her girişime baş vurduğu görülmektedir. Bu topraklardan asırlarca yaşayan insanların kovulması, toprakların zorla ele geçirilmesi, şehrin nüfus yapısının değiştirilmesi yönündeki çabalar, İslami mekanlar ve eserlerin yıkılıp yok edilmesi ve de Mescidi Aksa'ya saygısızlık yapılarak aşırı yerleşimcilerin aşağılamalarına maruz kalması bu girişimlerin sadece birkaçıdır.

 

Kuşkusuz Washington'un bu son girişimi de Filistin'in barış süreci için faydalı olmayacaktır.

 

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamenei bu hususta Hz. Muhammed (s.a.a)'in ve İmam Sadık as'ın mübarek doğum vilayetinde üç erk başkanları  ve hükümet yetkilileri, İslam ülkeleri büyükelçileri ve İslami Vahdet ve Birlik Konferansı konuklarını kabulünde şöyle bir açıklamada bulundu: "Amerika, Siyonist Rejim İsrail, gerici bölge ülkeleri ve kuklaları, dünyanın dönem Firavunlarıdırlar. Kimi Amerikan siyasetçileri istemeyerek bile olsa Batı Asya bölgesinde çatışmalar ve savaşlar çıkartılması gerektiğine böylece de Siyonist Rejimin güvenliliğinin sağlanabileceğine itiraf etmişlerdir. Bunlar İslam dünyasının yaralanmış vücudunun kıpırdayamamasını, ilerleyememesini istiyorlar.

 

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamenei sözlerinin devamında şöyle bir vurguda da bulunuyorlar: "Filistin meselesi bugün İslam ümmetinin siyasi meselelerinin başında gelmektedir. Hepimiz ise Filistin milletinin kurtarılması ve özgürlüğü yolunda çaba gösterip mücadele etmemiz gerekiyor."

 

Gerçekte Filistin milleti işgalcilere karşı kendilerini savunmak için şimdiye dek ağır bedeller ödemişlerdir ve bundan sonra da eskisinden de daha kararlı bir şekilde direnmeye niyetliler.

 

İran İslam Cumhuriyeti'nin Dünya Kudüs Günü kapsamında siyaseti ise her daim mazlum Filistin halkının savunulması, bölgenin istikrarı ve güvenliği ve de Amerika ile Siyonist Rejimin tek taraflı ve tefrikacı siyasetlerinin kınanması çerçevesinde ele alınmalıdır. Bu sene de Dünya Kudüs Günü İslami uyanışın günü, Amerika ve İsrail'in ve bölgesel piyonlarının rezil rüsva olduğu gün olacaktır.

 

parstoday

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler