4bsi46d2c7d60b1fktf_800C450.jpg

Üçlü Mekke oturumları ve Suudi Arabistan'ın yenilgisi

Bu sohbetimizde Suudi Arabistan'ın söz konusu oturumlardaki tutumu ve açıklamalarını ele alıp bu oturumların Al-i Suud için doğurduğu sonuçları konu edineceğiz.

4 Haziran 2019 Salı

Suudi Arabistan Perşembe günü Arap Birliği liderler toplantısı ve de Fars Körfezi İşbirliği Konseyi oturumuna Mekke şehrinde ev sahipliği yaptı. Suudiler Cuma günü de İslam İşbirliği Teşkilatının liderleri oturumunu yine Mekke'de düzenledi. Suudi Arabistan'ın bu acil oturumlar ve toplantıları düzenleme bahanesi ise Suudi Arabistan'ın petrol tesislerine ve BAE'nin El Fuceyre limanına yapılan saldırılar bunun yanı sıra  İran İslam Cumhuriyeti'nin bölgesel siyasetleri idi.

 

Gerçekte Suudi kralı bu oturumları düzenlemek için İran'ın Arap ülkelerine karşı tehdit sayıldığı gibi geçersiz bir bahaneye başvurdu. Öyle bir bahane ki kimi Arap liderleri bile bu konunun farkına vararak Mekke acil oturumlarına katılmamayı tercih ettiler. Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Aun, Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamed Al-i Sani, Fas kralı 6. Muhammed ve Umman kralı Sultan Kabus Mekke üçlü  oturumlarına katılmayanlar arasında idiler.

 

Olağanüstü Mekke oturumları aslında Suudi Arabistan'ın İran İslam Cumhuriyeti aleyhindeki eski taktiklerinin tekrarlanmasıdır. Suudi Arabistan ne zaman bölgede yenilgi alırsa acil oturumlar düzenleyip başka Arap ülkelerini de işe karıştırmak sureti ile diplomatik kapasitesini göstermeye çalışır.

 

Yemen Ensarullah Hareketi'nin Suudi Arabistan'ın Necran havalimanına ve petrol tesislerine yaptığı İHA'lı saldırıları ve de BAE'ne ait El Fuceyre limanındaki petrol  gemilerine gerçekleştirdiği saldırılar ayrıca Amerika'nın İran ile savaşa girmek istemediğinin göstergelerinin ortaya çıkması ile Riyad bir kez daha eski taktiğine baş vurarak Arap ülkelerini toplamak ve olağanüstü oturumlar düzenlemeye başladı.

 

Gerçekte Washington'un Tahran'a karşı askeri saldırı olasılığının uzaklaşması ile Suudiler Mekke acil oturumları aracılığı ile İran'ın bölgesel rolünü sözde olumsuz yanları ile  büyüterek İran İslam Cumhuriyeti'ni terör örgütlerine bağlamak sureti ile Washington'u bir kez daha İran'a karşı askeri bir müdahalede bulunmasına ikna etmeye çalıştı. Güdülen bu hedef İran'a saldırmaktan yana olan Amerika Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'un ziyaretine paralel olarak gerçekleştirildi.

 

Arap dünyası uzmanı İranlı Sabah Zengene bu hususta şöyle bir değerlendirmede bulundu:" Suudi Arabistan'ın olağanüstü toplantılar düzenlemesi, çok tekrarlanmış bir olaydır. Ne zaman yenilirse ne zaman bir sorun ile karşılaşırsa hemen birkaç ülkenin makamlarını çağırıp toplantı düzenleyip bildiri yayımlar. Bu tür oturumlar daha çok Suudilerin kendi siyasetlerinin propagandası mahiyeti taşıyıp bölge sorunlarında bir değişikliğe neden olmamış, bu toplantılara katılan ülkelerin durumlarının iyileşmesine de yol açmamıştır."

 

Suudi Arabistan bu oturumlarda üç şekilde İranofobik çalışmalarını yürütmeye çalıştı. Al-i Suud Amerika'nın eski Birleşmiş Milletler Temsilcisi Nikkie Haley'nin davranış modeline özenerek Ensarullah silahları ve İHA'larının kalıntılarının İran füzelerine ait olduğunu iddia edip bu kalıntıları katılımcılara da gösterdi.

 

Suudi makamlara yakın kişilerce yönetilen İndipendent'in Arapça servisi ise bu hususta şöyle dedi:" Bu kalıntıların sergilendiği sergi, krallar, ülke liderleri, delege başkanları, diplomatlar, güvenlik güçleri ve medya organlarının Mekke oturumuna geldiği giriş salonunda düzenledi."

 

Gerçekte bu girişimler Amerika'nın eski Birleşmiş Milletler Teşkilatı temsilcisinin İran aleyhinde 2017'de yaptığı şova benziyor. Haley katıldığı basın toplantısında büyük demir bir parçayı göstererek bunun Riyad'a fırlatılan İran füzelerinin kalıntıları olduğunu iddia etmişti. Ancak bu iddia neredeyse hiçbir ülke tarafından kaale alınmadı. Böylece Amerika ve ortaklarının İran aleyhindeki propagandası da sonuçsuz kaldı. Suudi Arabistan'ın Mekke oturumundaki benzer girişimi de sanal alemde alay konusu oldu.

 

Al-i Suud'un Mekke oturumlarındaki ikinci İranofobik girişimi ise konuşma kürsüsünde yaşandı. Suudi kralı, Kral Selman Arap Birliği liderleri oturumundaki konuşmasında İran İslam Cumhuriyeti'ni Arap ülkelerin içişlerine müdahale etmek ve de bölgesel güvenlik ve düzeni bozmakla itham etti. Ancak bu yaklaşımın da Suudiler için bir getirisi olmadı. Çünkü bundan başka diğer Arap liderlerinin hiçbiri konuşmalarında İran'ın adını bile anmadılar. Hatta Irak cumhurbaşkanı Berhem Salih Kral Selman'ın sözlerine karşı İran İslam Cumhuriyeti'ni açıkça savundu.

 

Alı Suud bu üç acil oturumun sonuç bildirilerinde de İran aleyhinde yararlanmaya çalıştı. Ancak Arap Birliği liderleri ve de İslam İşbirliği Teşkilatı  oturumunun sonuç bildirisinde birçok ihtilafta gözlemlendi ve pratikte İran'a bu bildirilerde yer verilmedi. Fars Körfezi İşbirliği Konseyindeki bildirisinde İran'ın kınanması ise yeni bir konu değildi. Bu zaten Al Suud'un İran'a karşı senaryosunun tekrarlanması idi.

 

Bu oturumların katılımcıları arasında çıkan ihtilaflar Al-i Suud'un Müslümanların dini şehri olan Mekke'yi suiistimal siyasetinin de yenilgiye uğramasına neden oldu. Al-i Suud Mekke'de üçlü oturumlar düzenleyerek bu şehrin adından yararlanıp katılımcı ülkeleri Riyad'ın bölgesel siyasetlerine ayak uydurmaya ikna etmek istedi.

 

Gerçekte üçlü Mekke oturumları Riyad'ın istediklerinin aksinde bir etki yarattığını söylemek gerekir. Bu oturumlar pratikte Suudi karşıtı bir izlenim bıraktı. Çünkü bu oturumlara katılan ülkeler Amerika'nın Yüzyılın Anlaşması adlı projesini asıl tehdit göstererek Suudi yönetimine Amerikan ve Siyonistlerin ırkçı Yüzyılın Anlaşması planının Arap ve İslam dünyasının asıl tehdidi olduğunu anlatmaya çalıştılar.

 

Bağımsız medya organları ve analistleri ise Mekke üçlü  oturumlarını eleştirerek şöyle bir değerlendirmede bulundular:" Amerika Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'un Fars Körfezi bölgesine yaptığı ziyarete paralel olarak düzenlenen bu oturumlar dolaylı bir şekilde Amerikan projesi Yüzyılın Anlaşmasını desteklemek doğrultusunda düzenlendi."

 

Londra basılan El Kudüs El Arabi gazetesi " Suudi Arabistan; Bol Oturum az kazanım" başlıklı yazısında şöyle bir analize yer verdi:" Mekke oturumlarının perde arkasında Yüzyılın Anlaşmasının propagandası ve reklamı yapılması planlanmaktadır."

 

Uluslararası meseleler uzmanı Hasan Hanizade Suudi Arabistan'ın Mekke üçlü oturumlarını düzenlemekle İranofobiyi yaymak ve de İslam aleminin öncelikli meselesi olan Filistin'i saptırmak istediğine değinerek şöyle dedi: "Olağanüstü Mekke  oturumları ve de Manama'da düzenlenen barış ve filizlenme başlıklı konferans, Yüzyılın Anlaşmasının hayata geçirilmesinin başlangıcı ve ön hazırlığı sayılır."

 

Gerçekte Kral Selman kabinesinin son 4 buçuk yıldaki bölgesel siyasetleri, Suudi Arabistan'ın bölgesel konumunu yükseltmezken üstelik bu konumu daha da zayıflatmıştır. Suudi Arabistan olağanüstü Mekke  oturumları gibi tekrarlanmış girişimleri ile bölgede, Arap dünyasında ve ayrıca İslam aleminde merkez olarak ağırlığını koruduğunu göstermeye çalışmaktadır.

 

Parstoday

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler