20679.jpg

İsrail, Güney Afrika, Irk Ayrımcılığı

Irk ayrımcılığını suç olarak tanımlayan BM anlaşmalarına göre İsrail, kendisine “ırk ayrımcısı” dememizi gerektiren koşulları karşılamaktadır. Asıl mesele şu: İsrail'in ırk ayrımcısı olduğunu, bu açıdan Güney Afrika'ya benzediğini ispatlamaya hiç hacet yoktur. İsrail'deki ırk ayrımcılığı Güney Afrika'dakine kıyasla daha çetrefilli, daha gelişkindir. Onun gelişmiş bir biçimidir.

11 Temmuz 2019 Perşembe
Asıl mesele şu: İsrail'in ırk ayrımcısı olduğunu, bu açıdan Güney Afrika'ya benzediğini ispatlamaya hiç hacet yok. Birleşmiş Milletler kapsamında yapılmış olan anlaşmalara göre ırk ayrımcılığı genele teşmil edilmiş bir suçtur. Belirli bir durumda şu veya bu ölçüt tatbik edilebilir veya edilmeyebilir, dolayısıyla bir devlete “ırk ayrımcısı” dememiz için bizim onun gerekli koşulları yerine getirip getirmediğine bakmamız, devlette ayrımcılığın kurumsallaşıp kurumsallaşmadığını değerlendirmeye almamız gerekir. Irk ayrımcılığını suç olarak tanımlayan BM anlaşmalarına göre[1] İsrail, kendisine “ırk ayrımcısı” dememizi gerektiren koşulları karşılamaktadır.
 
Ayrı yolların, evlerin vs. inşa edildiği işgal altındaki Batı Şeria'da Yahudilerle Yahudi olmayanlar (yerli Filistinliler) arasında net olarak görülen ırksal ayrışmanın ötesinde, esasen ırk ayrımcılığı, aldatıcı bir imaja sahip olan İsrail'de hem capcanlı hem de köklü bir olgudur. Hatta İsrail'deki ırk ayrımcılığı Güney Afrika'dakine kıyasla daha çetrefilli, daha gelişkindir. Onun gelişmiş bir biçimidir.
 
Güney Afrika'daki ırk ayrımcılığı, siyahlarla beyazlar arasında net bir ayrım koyan, siyahlara hak vermeyen, ilkel, ufak, basit bir ırk ayrımcılığı biçimiydi. İsrail'deki ırk ayrımcılığı ise nispeten daha gizlidir ve “demokrasi” denilen o aldatıcı imajın altında gizlenmektedir. İsrail vatandaşı Filistinliler (yani 1948'deki etnik temizlik harekâtı esnasında hayatta kalmış olanlar) oy verme hakkına sahiplerdir ki bu, Güney Afrika'ya kıyasla önemli bir farklılıktır. Fakat bu insanlara diğer hayatî öneme sahip alanlarda hukuk önünde ayrımcılık uygulanmaktadır. Bu ayrımcılık, sadece polisle değil hukukla da alakalıdır. Buna ek olarak İsrail vatandaşı Filistinlilere verilen oy kullanma hakkı, esasen ırk ayrımcılığını yücelten bir sistem dâhilinde geçerli ve tanımlıdır. Ülkedeki ırkçı yasaların ortadan kaldırılmasını, eşitliğin tesis edilmesini ve devleti tüm vatandaşlara ait olan, gerçek bir demokrasiye dönüştürmeyi vaat eden herhangi bir partinin meclis seçimlerine girmesi bile imkânsızdır.
İsrail'deki sistem, bir ırkın diğerine sürekli hükmetmesini mümkün kılan, yasalarla temellendirilip kurumsallaştırılmış bir ırkçılık sistemidir. Onu ırk ayrımcısı yapan da bu vasfıdır. ABD dışişleri bakanlığı kaynaklı sayısız insan hakları raporunda bile İsrail'de “Yahudi olmayan azınlığa” yönelik uygulanan “kurumsal, hukukî ve toplumsal ayrımcılık” eleştirilmiştir.[2]
Öte yandan belirtmek gerekir ki Kanada gibi birçok başka Batı demokrasisinde de ırkçılık vardır, fakat İsrail'in farkı, bu ülkede ırkçılığın kurumsal ve hukukî bir zemininin bulunmasıdır. ABD, Jim Crow yasalarının hüküm sürdüğü Güney'de ırk ayrımcısı bir düzene sahipti. Bu dönemde beyazlarla beyaz olmayanlar farklı yasalara tabiydiler. Irkçılık başka formlarda hükmünü sürdürmesine karşın, hukukî düzlemde bugün ABD'ye “ırk ayrımcısı” bir ülke denemez.
 
Örneğin bu noktada Kanada'nın ve ABD'nin kendi yerli halklarına nasıl muamele ettiğine, topraklarında ilk bulunan uluslara nasıl davrandığına bakabiliriz. Tarihsel süreçte iki ülke de ırkçılığı kurumsallaştırmış, söz konusu halkların kendi kaderlerini tayin hakkı inkâr edilmiş, tazminat almalarına izin verilmemiştir. İşte tüm bu olgulara İsrail'de tüm çıplaklığı ile tanık olunmaktadır.
 
Bir anayasaya sahip olmayan İsrail'de anayasa maddesine denk yasalarla Yahudiler ve Yahudi olmayanlar arasında net bir çizgi çekilmektedir. Yahudi vatandaşlarına verilen haklar Yahudi olmayanlara verilmemektedir. İsrail'e gelen Yahudi göçmenlere anında vatandaşlık verilmektedir. Buna karşılık 1948'de önce Siyonist milislerin, ardından İsrail'in etnik temizlik amaçlı saldırılarına maruz kalan Filistinli mültecilere Yahudi değiller diye, uluslararası hukuka aykırı bir tutum dâhilinde, evlerine dönüş hakkı verilmemektedir. Esasen resmiyette “İsrailli” diye bir milliyet yoktur, “Yahudi” diye bir milliyet vardır. Dolayısıyla İsrail, Filistinlilere vatandaşlık vermemektedir çünkü İsrail'de yüksek mahkemeyi de içeren tüm müesses nizam, İsrail vatandaşlığı diye bir şeyi tanımamaktadır. İsrail'de tanık olduğumuz, işte bu türden bir ırk ayrımcılığıdır.[3]
 
Diğer önemli bir husus da toprağın neredeyse tamamının devlet üzerinden Yahudi olmayanlara haram edilmesidir. Chris McGreal'in Guardian'da çıkan yazısında da dediği gibi, “İsrail'de başa geçen hükümetler, Araplardan tek kuruş tazminat ödemeden müsadere ettikleri arazilerin yüzde 93'ünü devlet, Yahudi Ulusal Fonu ve İsrail Arazileri Kurumu üzerinden Yahudilerin mülkiyetine geçirmişlerdir. Sömürgecilik döneminde, ardından ırk ayrımcılığı döneminde Güney Afrika'da beyazlara tahsis edilen arazinin oranı ise yüzde 87'dir.”[4] Görüldüğü üzere durum Güney Afrika'dan daha kötüdür. Arazilerin yüzde 93'ü İsrail devletine bağlı Yahudi vatandaşlarının ve dünya genelinde yaşayan Yahudilerin hizmetine sunulmuştur. Bu ırk ayrımcılığı değil de nedir?
 
İsrail'in uyguladığı işgal, yerleşim ve mültecilerin geri dönüş hakkını inkâr siyasetinin Güney Afrika'daki uygulamalardan daha kötü olduğunu birçok analizci dile getirmektedir. Doğrudur, Güney Afrika İsrail gibi yerli halkı ülkesinden söküp atmak için etnik temizlik uygulamamış, bu insanları toplumsal mühendislik üzerinden işleyen bir tür ırk ayrımcılığı siyaseti ile başka yerlere aktarmıştır. Güney Afrika'da uygulanan asıl plan, siyahların ülkeden kovulması üzerine kurulu değildi. İsrail ise ta kurulduğu günden beri mümkün olduğunca daha fazla sayıda Filistinliden kurtulmak için uğraşıyor, onların topraklarını ellerinden alıyor, üstelik bunları yaparken nasıl oluyorsa dünyanın gazabını üzerine zerre çekmiyor. Ayrıca belirtmek gerek: Güney Afrika'daki ırk ayrımcısı devletin ordusu bantustanları F-16'larla hiç bombalamadı, İsrail'in Ortaçağ'a has kuşatma pratiğini hiç uygulamadı, büyük katliamlara imza atmadı, Güney Afrika İsrail'in ulaştığı şiddet düzeyine hiç ulaşamadı. Tabii ki Sharpeville'i unutmamak gerek, tabii ki Soweto gibi yerlerde katliamlar yaşandı fakat tüm bunlar, İsrail'in Filistinlilere yaptıkları karşısında sönük kalır. Bu, Desmond Tutu'nun, ANC (Afrika Ulusal Kongresi) lideri ve bakan Ronnie Kasrils ve başka Güney Afrikalı liderlerin tasdik ettiği, dile getirdiği bir gerçekliktir.
 
Ömer Barguti
[BDS: The Global Struggle for Palestinian Rights, Haymarket Books, 2011, s. 167-170.]
İstiraki
---------------------------------------------------------------
Dipnotlar
[1] Irk ayrımcılığının uluslararası planda kabul gören tanımı için Uluslararası Irk Ayrımcılığı Suçlarının Önlenmesi ve Cezalandırılması Anlaşması'na bakılabilir: Treaties. Bu konuda 2002 tarihli Roma Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü'nde de bir tanıma yer verilmektedir: Treaties.
[2] ABD Dışişleri Bakanlığı, Demokrasi, İnsan Hakları ve Emek Bürosu, “2009 Tarihli İnsan Hakları Raporu: İsrail ve İşgal Altındaki Topraklar”, 11 Mart 2010. State.gov.
[3] İsrail'deki işgal, yerleşimci siyaset ve ırk ayrımcılığı üzerine kurulu rejim konusunda daha fazla bilgi almak için bkz.: “United against Apartheid, Colonialism and Occupation: Dignity and Justice for the Palestinian People,” Ekim 2008, Durban Gözden Geçirme Konferansı için Sivil Toplum Konum Belgesi, Cenevre, 20-24 Nisan 2009. BDS.
[4] Chris McGreal, “Worlds Apart,” Guardian, 6 Şubat 2006.
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler