Türkiye-İran-Rusya-Suriye-kırmızı-çizgi-696x392.jpg

Üçlü zirvenin mesajı: Çözümün adresi Şam

Putin'den sonra Ruhani de Türkiye'ye hem İdlib hem de Suriye'nin kuzeyindeki Kürt oluşumlarla ilgili rahatsızlıklarının çözümü için adres olarak Şam'ı gösterdi. Bu mesaj ABD'nin Suriye'deki varlığından ve Türkiye-ABD güvenli bölge oluşturma girişimlerinden duyulan rahatsızlığı ortaya koyuyor.

21 Eylül 2019 Cumartesi
Rusya'nın girişimleri ile başlayan, Türkiye ve İran'ın katıldığı görüşmelerin beşincisi Ankara'da gerçekleştirildi.
 
Türkiye açısından zirvenin ana gündemi İdlib idi. Rusya ve İran için ise öncelikli konu Suriye'deki ABD varlığı ve güvenli bölge girişimleri öncelikliydi. Zaten Türkiye hem İdlib sorununa hem de güvenli bölge oluşturma çabaları ile dolaylı olarak ABD'nin Suriye'deki varlığı konusuna dahil. Haliyle bu iki konu hem sahada hem de siyasi platformda Türkiye üzerinden birbirine bağlanıyor. Aslında Suriye sahasında ABD-Rusya-İran-Şam ve Türkiye, bu iki ana konu üzerinden adımlarını atıyor bir süredir. İki cephede birden var olmaya çalışan tek ülke Türkiye. Türkiye'nin bu durumundan Rusya ve İran'ın pek memnun olmadığı üçlü zirvede verdikleri mesajlardan da anlaşılıyor.
 
Peki, Türkiye'nin İdlib konusunda beklentili olduğu zirveden ne çıktı?
 
- Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiği vurgulandı. Bu mesaj, bütün görüşmelerde öne çıkan rutin söylemlerden biri gibi görünse de Suriye topraklarındaki yabancı güçlerin çekilmesi gerektiği yönündeki açıklamalarla birlikte Rusya ve İran'ın ABD'nin ve Türkiye'nin Suriye'deki varlığını da kastettikleri söylenebilir.
 
- Suriye'deki ABD varlığından duyulan rahatsızlık. Türkiye açısından zirvenin ana gündemi İdlib olsa da Rusya ve İran cephesinde durumun biraz farklı olduğu belirginleşti. Türkiye'nin ABD ile birlikte güvenli bölge oluşturma çabalarının Rusya-İran-Şam cephesinde yarattığı rahatsızlık zirve öncesinde gerek sahada atılan adımlardan ve gerekse yapılan resmi açıklamalardan anlaşılıyordu. IŞİD ile mücadele gerekçesiyle sahaya dahil olan ABD'nin IŞİD çöktükten sonra Suriye'de kalması için bir gerekçesi olmadığı belirtiliyordu. Türkiye ve ABD'nin güvenli bölge oluşturma girişimleri Rusya-İran-Şam cephesinde ABD'nin Suriye'de kalmasını sağlama ve varlığını meşrulaştırma girişimleri olarak değerlendiriliyor. Zirvede ABD'nin Suriye'deki varlığına ilişkin mesajlarda Türkiye'ye açıkça tepki gösterilmesi beklenemezdi ancak mesajların Türkiye'ye yönelik olduğu açık.
 
- İdlib'e yönelik Rusya destekli operasyonların devam etmesi konusunda kararlılık. Türkiye'nin ABD ile birlikte Suriye'nin kuzeyinde bir güvenli bölge oluşturma girişimlerinin ardından İdlib'e yönelik askeri operasyonlar hızlanmış ve Türkiye'nin gözlem noktalarından biri de Suriye ordusunun kontrolündeki bölge içinde kalmıştı. Zirveden kısa süre önce operasyonlar nispeten hafifledi ancak hâlâ devam ediyor. Zirvede Putin'in verdiği mesajlar da bu operasyonun rafa kaldırılmasının/iptal edilmesinin olasılık dışı olduğunu kesin bir şekilde ortaya koyuyor. İdlib'i ve kırsalının büyük kısmını kontrol eden HTŞ'nin terörist bir yapı olduğu Türkiye tarafından da kabul ediliyor. Putin ve Ruhani bu yapıya karşı mücadelenin devam edeceğini bir kez daha söyledi. Kente yönelik Rusya destekli operasyonun zirve sonrası hafiflemesi beklenebilir ancak İdlib, Türkiye'nin Suriye politikasını değiştirmemesi halinde çözümü neredeyse imkansız bir sorun olarak olduğu gibi duruyor.
 
Aslında zirvede 3 ülkenin de genel hatları ile herkesin bildiği politikalarını bir kez daha vurguladıkları söylenebilir.
 
Erdoğan'ın “Rakka ve Deir Ez Zor'a kadar inecek bir barış koridorundan” bahsettiği açıklaması dikkat çekici. Barış koridorundan kastın ne olduğu kesin olmamakla birlikte Türkiye'nin güvenli bölge girişimlerini İdlib'e karşı koz haline getirmeye çalıştığı, Suriye sahasında ABD ile iş birliğini Rusya-İran-Şam cephesini dengelemek için kullanmak istediği anlaşılıyor. Ancak güvenli bölge konusunda derinliği/uzunluğu, şehirleri kapsayıp kapsamadığı, YPG ve SDG güçlerin bekası gibi temel konular bile henüz oldukça belirsiz. Zaten ABD'nin Türkiye'nin kendine tehdit saydığı Kürt siyasi ve silahlı oluşumlarla ilişkisi ve bu yapılara verdiği desteği sınırlandırıp sınırlandırmayacağı bile henüz netlik kazanmış değil. Türkiye'nin bir kez daha Rusya ve ABD'yi birbirine karşı kullanarak krizleri fırsata çevirme girişiminin ne kadar başarılı olacağı da belirsiz. Çünkü ABD cephesinde işler pek Türkiye'nin istediği şekilde gitmiyor.
 
Tekrar zirveye dönecek olursak sahadaki gelişmeler göz önüne alındığında öne çıkan en önemli mesaj İran Lideri Ruhani'nin Adana Mutabakatı'nı dile getirmesi. Mutabakat daha önce de Putin tarafından önerilmişti.
 
PKK ile mücadele ve güvenlik konuları çerçevesinde sağlanan mutabakat Türkiye ile Şam arasında yeniden kanalların açılmasını gerektiriyor.
 
Putin'den sonra Ruhani de Türkiye'ye hem İdlib hem de Suriye'nin kuzeyindeki Kürt oluşumlarla ilgili rahatsızlıklarının çözümü için adres olarak Şam'ı gösterdi. Bu mesaj ABD'nin Suriye'deki varlığından ve Türkiye-ABD güvenli bölge oluşturma girişimlerinden duyulan rahatsızlığı ortaya koyuyor.
 
Zirve öncesinde de Suriye tarafından BM'ye yazılan mektupta SDG ve YPG için çok ağır ifadeler kullanıldı. Yine birkaç gün önce Suriye'de genel af çıkarılması Türkiye'ye “Bu sorunu birlikte çözebiliriz” anlamı taşıyan iki önemli mesaj olarak yorumlanabilir.
 
Ankara ve Şam'ın Suriye'deki Kürt siyasi ve askeri yapılara bakışı aynı değil. Şam, Kürtlerden çok Kürt yapılarla müttefiklik ilişkileri sayesinde Suriye'de kalıcı olmak isteyen ABD'den rahatsız. Şam Kürt meselesinin Suriye'nin üniter yapısını bozmayacak şekilde Suriye içinde, politik arenada görüşülmesini istiyor. Bu çerçevede zaman zaman gündeme gelen öneriler arasında SDG ve YPG'nin Suriye güvenlik birimlerine katılması da var.
 
Genel af ilanının ise iki temel amacının olduğu söylenebilir.
 
Birinci mesaj İdlib'i kontrol eden HTŞ içindeki Suriyeli cihatçılara.
 
Her ne kadar Nusra Cephesi gibi radikal unsurlar genel olarak af gibi süreçlerin kapsamına doğrudan dahil olmasa da bireysel olarak aftan yararlanan çok sayıda radikal örgüt militanı var. İdlib'teki HTŞ bünyesindeki Suriyeli cihatçıların af ile örgütten ayrılmalarının ve örgüt içindeki çatlakların büyütülmesi amaçlanıyor. Zaten İdlib'te kentteki duruma ilişkin çözüm bulunmaması nedeniyle tansiyonun giderek yükseldiği biliniyor.
 
İkinci mesaj ise Türkiye'ye. Bilindiği gibi Türkiye Soçi anlaşması ile kentteki radikal örgütlerin tasfiyesi sorumluluğunu da üstlenmiş ancak yerine getirememişti. Çıkarılan genel af “İdlib'teki radikal yapılar ikimizin ortak sorunu ve birlikte çözebiliriz” olarak yorumlanabilir.
 
Velhasıl Türkiye'de gerçekleştirilen 3'lü zirveden somut bir sonuç çıkmadı ancak Adana Mutabakatı'nın bir kez daha gündeme gelmesi Türkiye'ye bir çıkış sağlayabilir. Türkiye'nin Suriye politikasını revize etmesi ve Şam ile en azından güvenlik birimlerinin doğrudan ve düzenli temasını sağlayacak kanalların açılması mümkün olabilir. Ancak bu, İdlib'te iyice sıkışan, güvenli bölge konusunda ABD'yi hâlâ ikna edememiş olan Türkiye'nin politika değiştirmek isteyip istemediğine bağlı.
 
Hediye Levent
Evrensel
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler