2539226_810x458.jpg

Bolivya’daki darbeden alınacak beş ders

Bugün Bolivya'da başka ve yeni bir toplumsal-politik olguyla karşı karşıyayız: “Gıyabî askerî darbe”. Sağın devşirdiği ve finanse ettiği gerici çetelere kendi düzenlerini dayatma izni veriliyor. Terörün galebe çalmasıyla birlikte hükumet savunmasız hâle geliyor ve darbe kaçınılmaz olarak gerçekleşiyor. Peki, biz bu yaşananlardan gerekli dersleri alacak ferasete sahip miyiz?

14 Kasım 2019 Perşembe
Bolivya'da yaşanan trajedi, halklarımızın ve toplumsal-politik güçlerin öğrenmesi, bilincine kazıyıp sonsuza dek muhafaza etmesi gereken dersler sunuyor.
 
Aşağıda bu derslere dair kısa bir liste aktarılıyor. Kısa olmasının sebebi, hâlen daha yeni olayların cereyan ediyor olması. Bu yazıyı gelecekte yapılacak detaylı bir analizin girizgâhı olarak okumak mümkün.
 
* * *
 
1- Evo Morales hükumetinin yaptığı gibi, ekonominin örnek gösterilecek ölçüde iyi yönetilmesinin, büyüme, yeniden dağıtım ve yatırım bağlamında tüm makro ve mikro ekonomi göstergelerinin ne kadar iyi olduğunun hiçbir önemi yok. Sağcıların ve emperyalizmin kendi çıkarlarına hizmet etmeyen bir hükumeti kabullenmeleri asla mümkün değil.
 
2- ABD'deki muhtelif kurumların yayımladıkları el kitapları ve bu kurumların sözcüleri olup akademisyen veya gazeteci kılığında ortalıkta dolanan insanların yazıları incelenmeli, böylelikle saldırının işaretleri tam vaktinde alınabilmeli.
 
Bu yazılar, halk liderlerini suiistimal, yolsuzluk, diktatöryel adımlar ve cehalet gibi teorik planda karakter suikastı olarak bilinen suçlamalarla itibarsızlaştırmanın gerekli olduğu üzerinde duruyorlar.
 
Bu görev, sosyal medya uzmanlarına, “bağımsız gazeteciler”e veriliyor, bu kişiler de medya üzerindeki tekelci kontrol sayesinde halkın zihinlerine liderlerle ilgili hakaretlerini, karalamalarını kazıyorlar, bir de buna, son örnekte görüldüğü üzere, yerli halklara ve genelde yoksullara yönelik nefretle yüklü yorumlar eşlik ediyor.
 
3- Yukarıda bahsi edilen sürecin başlaması ardından sağcı politik liderler ve ekonomi alanının elitleri, sahneye çıkıp “değişim” talebinde bulunuyorlar ve Evo “diktatörlüğü”nün son bulmasını istiyorlar. Örneğin birkaç gün önce yazar Mario Vargas Llosa, Morales'in “iktidarda sonsuza dek kalmak isteyen bir demagog” olduğunu söylüyor.
 
Muhtemelen yazar, bu lafı ederken Madrid'de şampanyası elinde, faşist çetelerin büroları yağmaladığı, ateşe verdiği, gazetecileri zincire vurduğu, kadın belediye başkanının saçını kesip üzerine kırmızı boya döktüğü, son seçime ait sonuçları yok ettiği, Don Mario madencilik şirketlerinin emirlerini yerine getirdiği ve Bolivya'yı kötü bir demagogdan kurtardığına ilişkin haberleri izliyordur.
 
Bu meseleden bahsettim, çünkü Vargas, eskiden olduğu gibi bugün de özgürlük arayışına cüret etmiş değerli insanları cezalandırmak için kiralık katillerin kurduğu terör düzenine destek veren, demokrasiyi yok eden, halkın liderlerini katleden alçak ve korkunç suçların bayraktarlığını yapan isimlerinden biridir.
 
4- Bugün sahneye “güvenlik kuvvetleri” çıktı. Artık ABD hükumetine bağlı bir dizi askerî ve sivil kurumun kontrolündeki kuruluşlardan söz ediyoruz.
 
Bu uzmanlar ülkedeki güçleri eğitiyorlar, silâhlandırıyorlar, bunlarla ortak tatbikatlar yapıyorlar ve bu güçlere politik eğitim veriyorlar. Bunlar, Evo'nun daveti üzerine ülkedeki üç ayrı silâhlı kuvvete mensup üst düzey subaylara anti-emperyalizm dersleri vermek için gittiğimde bizzat tanıklık ettiğim gelişmelerdi.
 
Bu ziyaretim esnasında Soğuk Savaş döneminden miras kalan, ABD kaynaklı en gerici sloganların önemli bir bölümünün bu subaylara sirayet ettiğini ve ülkeye başkanlık eden ismin yerli olması karşısında duydukları rahatsızlığı gördüğümde epey dehşete kapılmıştım.
 
Bugün bu “güvenlik kuvvetleri”, sahneden inip yerlerini, tıpkı Ukrayna, Libya, Irak ve Suriye'de olduğu gibi, ABD'yi rahatsız eden liderleri alaşağı etsinler diye faşist çetelerin kontrolsüz, dizginsiz eylemlerine bırakıyorlar. Bu çeteler, halka, eylemcilere ve hükumetteki isimlere gözdağı veriyorlar.
 
Bugün Bolivya'da başka ve yeni bir toplumsal-politik olguyla karşı karşıyayız: “Gıyabî askerî darbe”. Sağın devşirdiği ve finanse ettiği gerici çetelere kendi düzenlerini dayatma izni veriliyor. Terörün galebe çalmasıyla birlikte hükumet savunmasız hâle geliyor ve darbe kaçınılmaz olarak gerçekleşiyor.
 
5- Bolivya'da güvenlik ve kamu düzeni, emperyalizmin ve ülkedeki sağ siyasete mensup uşaklarının hâkimiyetinde olan polis ve ordu türünden kurumlara teslim edilmemeliydi.
 
Evo Morales karşıtı saldırılar başladığı vakit taviz siyaseti benimsendi ve faşistlerin tahriklerine cevap vermeme yoluna gidildi.
 
Bu da sağcıları cesaretlendirdi ve güvenlerini artırdı. Sağcılar, önce oyların yeniden sayılmasını istediler, ardından da hile yapıldığını söyleyip seçimin yenilenmesi talebini ilettiler. Sonuçta da Lula'nın seçime girmediği Brezilya'da olduğu gibi Morales'in katılmayacağı bir seçimin yapılması üzerinde durdular.
 
Nihayetinde Evo istifa etti. Şantaja boyun eğmemesine karşın polis ve ordunun yarattığı terör havası Evo'yu istifaya mecbur etti. Her şey dosdoğru, kitaba uygun olarak gerçekleştirildi. Peki, biz bu yaşananlardan gerekli dersleri alacak ferasete sahip miyiz?
 
Alberto Atilio Bor
 
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler