TrumpSyria1.jpg

Trump, Suriye’nin saldırısı hakkında ikiyüzlü tehditler savuruyor

Trump'ın Suriye hükumetinin ve müttefiklerinin İdlib'de başvurduğu acımasız yöntemleri kınaması ikiyüzlülüktür. Trump'ın, Demokratların ve medyanın Suriye konusunda gösterdiği sahte ahlaki öfke, ayrıca, Washington'ın Arap dünyasındaki en yakın müttefiki olan Suudi monarşisinin Yemen'in yoksul halkına karşı yürüttüğü soykırımsal savaş karşısındaki sessizlikleri ile taban tabana zıttır.

31 Aralık 2019 Salı
ABD Başkanı Donald Trump, tüm Amerikan askeri kuvvetlerini Suriye'den çekme sözü vermesinden yaklaşık iki ay sonra, Kongre'deki Demokratların ve şirket medyasının yürüttüğü propagandanın desteğiyle, Suriye hükumetine ve onun başlıca müttefikleri olan Rusya ile İran'a uyarıda bulundu.
 
Trump, Çarşamba günü, Twitter'da şöyle yazdı: “Rusya, Suriye ve İran, İdlib İli'nde binlerce masum sivili öldürüyor ya da öldürmek üzereler. Bunu yapmayın! Türkiye bu kıyımı durdurmak için didiniyor.”
 
 
Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü'nün (OPCW) genel merkezi, Lahey, Hollanda. (AP Photo - Peter Dejong, File)
Bu Twitter mesajını ABD tarafından planlanan bir eylem hakkında Beyaz Saray'dan, Dışişleri Bakanlığı'ndan ya da Pentagon'dan gelen resmi bir açıklama izlemedi; ancak medya ABD başkanının Suriye'ye ve onun başlıca iki müttefikine yürüttükleri askeri operasyonlar için yönelttiği suçlamaları büyük ölçüde tekrarladılar. CNN, operasyonların düzenlendiği bölgeyi, “ülkedeki son büyük muhalefet kalesi” olarak niteledi.
 
Medyada, Suriye'nin kuzeybatısında bulunan büyük ölçüde kırsal İdlib ilinde devam eden askeri çatışmalarla ilgili haberlerde “muhalefet” ya da “asi” gibi görünüşte masum ifadelerin kullanımı oldukça yaygın.
 
Gerçekte ise, il, 2015'ten beri, Heyet Tahrir El Şam olarak bilinen, El Kaide'nin eski Suriye grubunun hakimiyeti altında bulunuyor.
 
Sözde IŞİD'le savaşan “koalisyon”un ABD eski özel temsilcisi olan Brett McGurk, 2017'de İdlib'i “11 Eylül'den beri en büyük El Kaide sığınağı” olarak nitelemiş ve Türk hükumetini İslamcı savaşların sınırdan Suriye'ye geçmelerine izin vermekle suçlamıştı.
 
CIA, dünya genelinde El Kaide'ye karşı sözde bir “terörle mücadele” yürütürken, Suriye'de Devlet Başkanı Beşar Esad hükumetine karşı ABD tarafından organize edilen bir rejim değişikliği savaşı yürütmeleri için El Kaide bağlantılı milisleri silahlandırıp finanse etti. Savaş, yüz binlerce yaşama mal oldu ve milyonlarca insan zorla yerinden edildi.
 
İdlib'deki bu milislerin yenilmesiyle birlikte, Washington ve müttefikleri tarafından desteklenen sözde “asiler” Suriye'deki son önemli tutunma noktalarını da yitirmiş olacaklar.
 
Haberlere göre, Suriye hükumetine bağlı birlikler İdlib'in kabaca üçte birini geri aldılar ve merkezdeki Maaret El Numan'a dört kilometre uzaktalar. Birleşmiş Milletler insani koordinasyon kurumu OCHA, Cuma günü, yoğun çatışmalar ve hava bombardımanı nedeniyle son iki hafta içinde 235.000'den fazla insanın İdlib'in güneyindeki evlerini terk ettiğini belirtti. Kurum, kaçanların yüzde 80'inin kadın ve çocuk olduğunu tahmin ediyordu.
 
Trump'ın Suriye hükumetinin ve müttefiklerinin İdlib'de başvurduğu acımasız yöntemleri kınaması ikiyüzlülüktür ve tamamen ABD'nin bölgedeki stratejik çıkarlarıyla bağlantılıdır. Pentagon, sözde IŞİD'e karşı mücadele sırasında çok daha yoğun bombardıman harekatlarını yönetmiş; Suriye'nin Rakka ve Irak'ın Musul kentlerini enkaz haline getirmişti.
 
Dahası, ABD emperyalizmi, El Kaide'yi yenilgiye uğratma biçimindeki düzmece bahaneyle yürüttüğü ve artık neredeyse yirmi yıla yaklaşan “terörle mücadele” sırasında, Irak'ta, Afganistan'da ve başka ülkelerde bir milyondan fazla sivilin ölümünden ve bütün bu toplumların mahvedilmesinden sorumludur.
 
Trump'ın, Demokratların ve medyanın Suriye konusunda gösterdiği sahte ahlaki öfke, ayrıca, Washington'ın Arap dünyasındaki en yakın müttefiki olan Suudi monarşisinin Yemen'in yoksul halkına karşı yürüttüğü soykırımsal savaş karşısındaki sessizlikleri ile taban tabana zıttır. En son katliamlardan birinde, Suudi topçu atışı Saada'daki kalabalık bir Pazar yerini vurdu ve 12'si Etiyopyalı sığınmacı 17 sivili öldürdü. BM, Yemen'deki savaşı dünyadaki en kötü insanı kriz olarak niteliyor. İhtiyatlı tahminlere göre 100.000 kişi öldürülürken, ülkenin nüfusunun üçte ikisi, yani yaklaşık 24,1 milyon insan kıtlığın eşiğinde yaşıyor.
 
Trump'ın Türkiye'yi Suriye'deki “kıyımı durdurmak için didiniyor” diye kutlaması da belirli siyasi hesaplarla ilgilidir. Washington ile Ankara arasında artan anlaşmazlık, Türkiye'nin NATO üyeliğinin sonlanması ve daha fazla Rusya eksenine kayması tehdidi oluşturuyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz hafta, Ankara'nın Rus S-400 füze savunma sistemi satın almasına yönelik ABD yaptırımlarına ABD kuvvetlerini Türkiye'deki iki hava üssünden çıkararak misilleme yapma tehdidinde bulundu. Pentagon, söz konusu üsleri hem bölgedeki hava savaşlarını yürütmek hem de nükleer silahlarını depolamak için kullanıyor.
 
Rusya ve Türkiye, Eylül 2018'de bir anlaşmaya varmıştı. Anlaşmaya göre, Suriye hükumeti kuvvetlerini onların silahlı karşıtlarından ayıran silahsızlandırılmış bir bölge yaratılarak İdlib'deki çatışmada bir “çatışmasızlık” sağlanacaktı. Buna, sözüm ona “ılımlı” muhalefetin “terörist” El Kaide bağlantılı güçlerden ayrılması eşlik edecekti. Ancak El Kaide'nin eski şubesinin bölgedeki hakimiyeti karşısında, bunun olanaksız olduğu kanıtlandı.
 
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Perşembe günü düzenlenen basın toplantısında, Moskova'nın “durumu kontrol atında tutmak için önlemler aldığını” ve “İdlib'deki terörist bölgesini sonsuza dek hoş göremeyeceğini” söyledi. Zaharova, El Kaide bağlantılı savaşçıların sözde çatışmasızlık bölgesindeki saldırılarını ikiye katladıklarını ve Aralık ayının başından beri Suriye hükumetinin 90 askerini öldürdüklerini ekledi.
 
Bu hafta Türkiye'den bir heyet Suriye'deki gelişmeleri tartışmak için Moskova'daydı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in de konuyu görüşmek üzere 8 Ocak'ta Türkiye'ye gelmesi bekleniyor. Suriye'deki gelişmeler üzerine Türkiye-Rusya görüşmelerinin doğası oldukça karmaşık.
 
Trump Erdoğan'la yaptığı telefon görüşmesinde Türkiye'nin Ekim ayındaki Suriye harekatına yeşil ışık yakarken, Moskova'nın da buna onay verdiği ortadaydı. Düzenlenen saldırı, ABD ordusunun vekil kara gücü işlevi görmüş olan Kürt YPG milislerini Türkiye-Suriye sınırından çıkarmayı amaçlıyordu. Ankara, YPG'yi, onlarca yıldır bastırma harekatı yürüttüğü Kürt ayrılıkçı PKK hareketinin “terörist” uzantısı olarak görüyor.
 
Daha önce YPG'nin bulunduğu sınır bölgelerinde artık Türk ve Rus askeri birlikleri ortak devriye geziyor. Suriye hükumeti, Türkiye'yi, istiladan kaçan Kürtlerin evlerine el koymak üzere cihatçı militanları ve ailelerini bölgeye taşımakla suçluyor.
 
Moskova'nın Türkiye'nin Suriye harekatına onayı, Türkiye'nin İdlib'de Suriye hükumetinin Rusya destekli saldırısını kabul etmesi karşılığında verilmiş olabilir. Ankara'nın başlıca kaygısı, sınırlarına doğru yeni bir sığınmacı akışı olması.
 
Türkiye'nin daha önce İdlib'de desteklemiş olduğu İslamcı milisleri Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükumeti'ni (GNA) savunmak için Libya'ya akıttığı konusunda giderek artan sayıda güvenilir haber çıkması, Rusya ile Türkiye'nin bölgedeki karmaşık ilişkisinin bir diğer belirtisidir. GNA, General Halife Hafter'in Libya Ulusal Ordusu tarafından kuşatılmış durumda. 2011'deki ABD-NATO savaşıyla devrilen Muammer Kaddafi'nin eski bir generali olan Hafter, ABD'ye kaçmış ve bir CIA “varlığı” haline gelmişti. Tobruk'taki rakip Libya hükumeti ile birlik oluşturan Hafter, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Fransa'nın yanı sıra Moskova'nın açık desteğine sahip.
 
İslamcı savaşçıların Suriye'den Türkiye üzerinden Libya'ya gönderilmesi, 2011'de diğer yönde işletilen bir gizli hattın tersine çevrilmesidir. O dönemde, CIA'in lojistik idaresi altında, Esad'a karşı rejim değişikliği savaşı yürütmek için savaşçılar ve silahlar Libya'dan Suriye'ye gönderilmişti.
 
Bu arada, ABD, Suriye topraklarına yasadışı asker konuşlandırmaya devam ediyor. Pentagon raporlarına göre, Bradley zırhlı savaş araçlarıyla takviye edilmiş 600 askerden oluşan bir birlik, Suriye'nin kuzeydoğusunda bulunan Deyrizor ilinin petrol sahalarını işgal ediyor. Daha küçük bir kuvvet de, ülkenin güneydoğu sınırında, stratejik açıdan önemli M-2 Bağdat-Şam otoyolunun geçtiği El Tanf'a yakın bir üste konuşlu. Üs, aynı zamanda, hükumet karşıtı çeşitli milislere koruma ve eğitim sağlıyor.
 
ABD'nin varlığı, Suriye'de ve daha geniş bölgede hem Rusya'nın, İran'ın hem de Çin'in etkisine karşı koymayı amaçlıyor. Rusya Suriye'deki petrolü çıkarmak için Şam'la anlaşmalar imzalarken, Pekin Suriye'yi Kuşak ve Yol girişimine dahil etti ve ülkenin yeniden inşasında başlıca güç olmaya hazır. Washington, bir yandan Rusya'nın ve Çin'in Esad hükumeti ile anlaşmalar yapmasını engellemeye çalışırken, öte yandan Şam'a yaptırım uygulayıp kendi petrol zenginliğine ulaşmasını engelleyerek ve CIA destekli El Kaide milislerini desteklemedikleri için Suriye halkını cezalandırarak yağmacı rolünü oynamayı planlıyor.
 
Esad'ın danışmanlarından Buseyna Şaban, Şam'ın, Washington'ın Suriye'deki petrol sahalarını yasadışı işgaline karşı uluslararası bir dava açmayı değerlendirdiğini söyledi. Şaban, ayrıca, “bizim petrolümüzü işgal eden Amerikalılara karşı halk muhalefeti ve operasyonları” çağrısında bulundu.
 
Esad hükumetinin Deyrizor'daki ABD birliklerine karşı başarılı bir askeri saldırı düzenleyebileceği kuşkulu olmakla birlikte, ABD emperyalizminin Suriye'de ve daha geniş bölgede yürüttüğü provokatif ve pervasız operasyonlar bölgesel, hatta küresel bir savaşı alevlendirme tehdidi yaratmaya devam ediyor.
 
Bill Van Auken
WSWS

 

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler