390797.jpg
  • Anasayfa» 
  • Analiz»
  •  İsrail'den İslami İran ve bölgedeki diğer gelişmeler nasıl görülüyor?

İsrail'den İslami İran ve bölgedeki diğer gelişmeler nasıl görülüyor?

Batı Asya ülkelerinin istikrarsızlaştırılarak, sonraki aşamada parçalara bölünmesini amaçlayan Amerikan projesinin akamete uğrayarak hesaplandığı şekilde amacına ulaşamaması sonrasında bu tablodan en çok rahatsızlık duyan ülke İsrail oldu. İsrail aynı zamanda bölgede istikrarın en önemli unsuru haline gelen İslami İran'ın inisiyatif alma kabiliyetinin artmasından büyük endişe duyuyor.

8 Ekim 2017 Pazar
İNTİZAR - Batı'nın özellikle de Amerika'nın bölgemizdeki ülkelerin istikrarsızlaştırılarak parçalara ayrılmasına dönük politikaları 'Arap Baharı' ile isimlendirilen sürecin Suriye meselesi ile neticeye en çok yaklaşıldığı aşamada İsrail oldukça rahat bir dönem geçirmişti. Özellikle IŞİD gibi tekfirci örgütlerin bölgede adeta bir buldozer gibi girip önüne çıkan ne varsa ezip geçtiği bu süreç, İsrail için sadece sonuçlarını beklemek ile takibini yapması gereken bir süreçti. 
 
Bölgenin içerisinden bir unsurmuş gibi Batı'nın planladığı her şeyi ifa eden bu tekfirci örgütlerin ardından esas hegemon güçler devreye girecek ve daha önce yaptıkları gibi ellerine aldıkları cetvellerle yeni sınırlar çizeceklerdi. 
 
Her ne kadar henüz hikaye tam anlamıyla neticeye ulaşmamış olsa da Amerika'nın bu planı ortaya konan direniş ile akamete uğratıldı. Hem Suriye'de ve hem de Irak'da Batı'nın hesapladığı noktaya ulaşılamadığı gibi, direnişi örgütleyen İslami İran bölgede önemli bir inisiyatifin sahibi olma noktasına geldi. 
 
Evdeki hesabın çarşıya uymadığı bu tablo karşısında en çok da endişeye kapılan daha önceki kaos fırtınasını büyük bir keyifle izleyen İsrail oldu. Özellikle de İslami İran'ın bölgede ele geçirdiği inisiyatif sebebiyle büyük bir telaşa kapılan İsrail'in Batılı ülkelerden ümidini kestiği, artık kendi işini kendinin yapması gerektiği gibi bir yeni durum ile karşı karşıya kaldığı görülüyor. Bu yeni durumun yani kendi işini kendi görmek zorunda kalmanın İsrail'in geleceği için tek seçenek olmasının yanında, bu durum İsrail'in sonunun yaklaşmakta olduğu gibi bir ihtimali de ortaya koyuyor.
 
Aşağıda ilginize sunduğumuz yazı bütün bu ihtimallerin İsrail penceresinden nasıl görüldüğünü de dikkatimize sunuyor. Yazı hem İslami İran'ın ve hemde bölgede yaşanan -mesela Kürdistan referandumu gibi- olayların İsrail'in penceresinden nasıl görüldüğüne dair önemli veriler içeriyor...
 
 
 
Güç kullanmak İran'ı durduracak tek yoldur
 
(…)
Uluslararası toplum, ABD de dahil, İran'a karşı koymakta pek hevesli değil. Donald Trump'ın savaşçı üslubu İsraillilerin kulaklarına hoş gelebilir. Ancak şunu unutmamalıyız Trump daha Kuzey Kore'nin nükleer cephaneliğini dağıtmış değildir. Batı'nın askeri harekat düzenlemek konusundaki isteksizliğini çok iyi anladığı için, İran Kuzey Kore senaryosunu taklit ediyor.
 
Birçok devlet, Örneğin Almanya, yaptırım rejiminin kaldırılmasının ardından İran'la olan ticari ilişkileri yenilemeye istekliydi ve İran'ın iki-amaçlı ekipman alımlarına gözlerini yumdular. Dünya ardından ne olacağına dair endişe duymadan anlaşmanın geçerliliğini yitireceği yaklaşık 10 yıllık süreyi beklemeyi tercih etmiş gözüküyor. İran bu anlaşmayı gelecekte nükleer olma planından vazgeçmeden, nükleer programı için meşruiyet elde etmek için imzaladı. Binlerce yıllık tarihi ile İran, bu anlaşmayı arzularına ulaşma yolunda sadece küçük bir gecikme olarak görüyor.
 
İsrail İran'ın nükleerleşmesini önlemek için sadece uluslararası topluma yaslanamaz.
 
Nükleer anlaşmanın tek taraflı feshi sadece İran'ın nükleer programını canlandıracaktır. Eğer İran'ı anlaşmayı yeniden müzakere etmeye ikna çabaları başarılı olursa, İran'ın pazarlık yeteneği, müzakereleri yıllarca uzatacak ve nükleer programını geliştirmek için ek zaman kazandıracaktır.
 
Aynı şekilde, zorlu bir ekonomik yaptırım rejimini uygulamak yıllarca sürecek diplomatik mücadele gerektirir. Amerikan karşıtı İran'ın sorun çıkarma potansiyelini ortadan kaldırmak için ABD'ye yardımcı olmada ne Rusya ne de Çin'in büyük bir çıkarı yoktur. Üstelik, ekonomik yaptırımların etki gücü sınırlıdır. Önceki yaptırımlar İran'ı müzakere masasına getirmede faydalı oldular ama politikasını değiştirmede değil.
 
2015'te varılandan daha sıkı bir anlaşma, yani yeniden müzakerenin Batı için daha iyi bir anlaşma meydana getireceği iddiası inandırıcı değildir. Barack Obama başkanlığındaki ABD'nin ne olursa olsun askeri seçeneği kullanmak istemeyeceğinin netleşmesi ardından; JCPOA (İran ile imzalanan nükleer anlaşma), açıkları ile birlikte İranlıların imzalamaya hazır oldukları tek anlaşmaydı. İran karşıtı söylemlere rağmen, Donald Trump yönetimindeki ABD, İran'ın bölgesel hegemonya elde etmesini engellemek için gerekli olan stratejik zekadan yoksun görünüyor.
 
Trump İslam Devleti (İran karşıtı bir güç) -IŞİD- saplantısını devam ettirdi ve Suriye'deki Rus ve İran planlarına razı olmuş durumdadır. ABD İran'ın karşı çıktığı bir Kürt devletini desteklemek yerine Irak'ın, bir İran uydusunun, bütünlüğünü tercih ediyor. ABD İran'la cilveleşen Katar'ı izole etmede Suudi Arabistan'ın yanında açık bir biçimde yer almadı. Nükleer bir İran'ı dizginlemek çok daha zor olacaktır.
 
Bu dünyada hiçbir şey İran'ı nükleer rüyasından vazgeçmeye ikna edemez. Yalnızca güç kullanımı İran'ı tutkularını gerçekleştirmekten alıkoyabilir. İsrail bu işte tek başınadır. Hiç kimse nükleer güce erişen İran'la uğraşmayacaktır. Bu yüzden, İsrail İran'ın ana nükleer bileşenlerine saldırmak için askeriyesini hazırlamadır. Bu kolaylıkla elde edilmeyecektir ama karalılık ve yaratıcılıkla gerçekleştirilebilir.
 
İran'ın nükleer altyapısına yönelik başarılı bir saldırı, bölgesel güç denklemini değiştirecek ve İran'ın ilerlemesini tersine döndürecektir. Devletlerin çoğu pis işi İsrail'in yapmasından memnun olacak, İsrail'in geçmişte Irak ve Suriye'nin reaktörlerine yönelik saldırılarına bakarsak, İsrail'e bu konuda neredeyse hiç zorluk çıkartmayacaktır.
 
İran'ın misilleme yapmak ve bedelini İsrail'e ödetmek için her zaman için bir yolu olduğu gerçektir, ancak bunlara katlatmak, İran'ın nükleer silaha sahip olmasına müsaade etmenin bedeline katlanmaktan çok daha kolaydır.
 
Efraim Inbar
Think Tank Gözcüsü
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Not: Yazının başından birkaç paragraf tercüme edilmemiştir
 
Efraim Inbar Kimdir?
Begin-Sedat Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin kurucu direktörüdür. Bar Ilan üniversitesi öğretim üyesidir. İsrail merkezli Jarusalem Post'ta ve ABD merkezli Middle East Forum adlı Neo-con düşünce kuruluşunda yazıları yayınlanmatadır. Geçmişte Georgetown Üniversitesi (1991-92), Johns Hopkins Üniversitesi'nde  (2004) misafir öğretim üyesi olarak ders vermiş, Wilson Center (ABD) ve IISS (İngiltere) gibi etkili düşünce kuruluşlarında çalışma yürütmüştür.
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler