4bmua350a4d2e0mfsx_800C450.jpg

Amerika önderliğindeki Batı'nın Ortadoğu hegemonyası bitti

Türkiye'de anti-emperyalist eylemlerin en bildik sloganı olan "Katil Amerika Ortadoğu'dan defol" ifadesi bir slogan olmaktan öteye geçip, artık bölgede, özellikle de Batı Asya'da vücut bulma, günlük hayatta karşılığı olan bir iradenin ifadesi olma noktasında geldi.

16 Ekim 2017 Pazartesi
İNTİZAR - Amerika önderliğindeki Batı'nın; Ortadoğu'nun geleceğine dair bölgeyi 'balkanlaştırma' bir diğer ifade ile 'kristalize' etmeye dayalı planlarının başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, beklendiği gibi bölge üzerindeki hegemonyasını kaybettiğine dair değerlendirmeler gelmeye başladı. Hatta o kadar ki artık Batılı ülkeler ortak bir siyasi kararlılıkla hareket etme kabiliyetini bile kaybetme noktasına geldiler. Özellikle Avrupa ülkelerinin siyasi tutumları ile Amerika'nın siyasi planları arasında artık ciddi uyumsuzluklar, karşıtlıklar söz konusu. 
 
Büyük Ortadoğu Projesi veya Genişletilmiş Ortadoğu Projesi adı altında bütün Ortadoğu'nun küçük parçalara bölünerek daha rahat kontrol altında tutulabileceği planı üzerinden bölgeye büyük yıkım getiren Amerika, bölgedeki direnişi örgütleyen İslam İnkılabı stratejik aklı karşısında bu gün var olan egemenliğini de kaybetme noktasına geldi. 
 
Bu gün gelinen noktada maddi kabiliyeti daha belirgin olan Rusya, bu varlığı ile söz konusu ortaya çıkan durumun en önemli tarafı gibi gözükse de bölgedeki direnişin lokomotifi olan İslami İran'ın ortaya koyduğu stratejinin mevcut kazancı temin ettiğini tespit etmek gerekiyor. 
 
 
Amerika'ya çıpalı siyaset ve siyasetçilerin sonu geldi
 
Batı'nın, özellikle de Amerika'nın bölgedeki hegemonyasının son bulduğu, önceden olduğu gibi yapmış olduğu planları istediği gibi uygulamasının artık mümkün olmadığı bir coğrafyadan bahsedilebildiği noktada isek; bu oldukça önemli bir eşik noktasında bulunduğumuz anlamına da gelmektedir. Zira böylece Amerika'ya çıpalı politikalarla kendi siyasi geleceğini inşa eden ülkeler ve politikacıların da sonu gelmiş bulunuyor.
 
 
Amerika kaybetti, Direniş kazandı: Yeni düzeni kuracak olan da Direniş olacaktır
 
Bölgede genel anlamda Batı'ya özelde ise Amerika'ya çıpalı siyaset stratejisinin can vermek üzere olduğu tespiti önemli olduğu kadar, bu noktaya gelinen sürecin başında, İran İslam İnkılabı stratejik aklının en örgütlü ve en ayakları yere basan şekilde, devrimin baskın karakteri olarak bölgeye bunu, yani Amerika'nın bölgeden kovulmasını önerdiğini hatırlamak da o derece önemlidir. Zira bundan sonra bölgede yeniden kurulacak düzenin en etkin unsurunun hangi tarafın olacağını da böylece tespit etmek mümkün olabilecektir.
 
 
Kürt siyasileri hala Amerika çıpalı siyasete yatarım yapıyor
 
Bölgede siyasi geleceği tayin etmede, genelde Batı'nın özelde ise Amerika'nın artık belirleyiciliğinin kalmadığı tespiti ortada iken Kürt siyasilerinin hala Amerika çıpalı siyaset yapmaya yatırımda bulunmalarının büyük bir stratejik hata olduğunu tespit de önemli. Amerika bölgeden tamamen sökülüp atılmak üzereyken Kürt siyasilerinin bunu görememeleri, bölgedeki esas belirleyici stratejik aklı es geçmelerine sebep oldu. Aslında özellikle Suriye'de iyi bir denge üzerinden yürüyen Kürt siyasileri, bu önemli tespiti göz ardı ederek Amerika çıpalı siyasete yatırımda bulunarak karanlık bir sürecin içerisine sürüklendiler. Zira eski PYD Eş Başkanı Salih Müslim'in yaptığı tespit ortada: "Moskova'nın çıkarları daha açık, Washington'un ise, çıkarları net değil, herkes tarafından bilinmiyor."
 
 
Amerika'nın etkinliğini kaybettiği nükleer anlaşma hakkındaki tavrı ile iyice ortaya çıkmıştır
 
ABD Başkanı Donald Trump'ın önce dikkatleri çekerek önemli açıklamalar yapacağı vurgulandıktan sonra P5+1 ülkeleri ile İran arasında yapılan nükleer anlaşmadan çekileceği beklentisini karşılayan bir açıklama yapamaması da oldukça dikkat çekici bir gelişme oldu. Bu noktada özellikle diğer Batılı -özellikle Avrupa ülkeler- ülkelerin, aksi yöndeki baskın tutumu da önemli yeni bir durumu ifade ediyordu. Turmp'ın bu kadar hassas olduğu bir noktada Avrupa'dan destek görememesi, Batı'nın artık bir bütün olmadığının resmini ortaya koyan bir durum oldu.
 
Tarihin akışının artık yön değiştirdiğini ortaya koyan bir çok emare belirmiştir. Hatta Suudi Arabistan gibi bütün siyasetin Amerika ile işbirliğine dayamış bir ülke bile, güçler dengesinin değiştiğini fark ettiğine dair işaretler vermektedir. Arap dünyasının önemli analistlerinden Abdulbari Atwan'ın bu minvalde ortaya koyduğu tespitlerin Evrensel'de Ali Karataş'ın hazırladığı "Arap Coğrafyasında Geçen Hafta" köşesinde yayınlanan kısa özeti kayda değer tespitler içeriyor. 
 
 
Suudi Arabistan ve Rusya
 
Ortadoğu bölgesi; gelecek onyıllarda denklemleri çoğaltacak, yeni bir siyasi ve güvenlik sistemi ortaya çıkaracak önemli jeosiyasi değişimlere şahit oluyor.
 
Rus lider Vladimir Putin, bölgenin lideri haline geldi. Kısa süre içinde Amerikan yenilgisinin doğurduğu boşluğu birden fazla cephede doldurabildi.
 
Amerika'nın Ortadoğu'daki geleneksel müttefikleri Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye, Ürdün; Moskova ile askeri ve ekonomik ilişkilerini geliştirmek için hızlı bir arzu gösteriyor. İki ülkenin tarihinde bir ilk olan  Suudi Arabistan'ın kralı Süleyman Bin Abdulaziz'in büyük bir heyetle Rusya'ya gerçekleştirdiği ziyaret sadece on milyarlarca dolarlık fırsatların ortaya çıkmasıyla sonuçlanmadı. Dünyanın en büyük iki petrol üreticisi arasında stratejik işbirliğinin oluşması ilk gerçek adım oldu.
 
Bölgedeki üçgen Rusya, Türkiye ve İran'dan oluşuyor. Bu üçgen Amerika'nın önderliğindeki Batın'ın bölgeye egemenliğinin sonlandığını gerçeğini yansıtıyor. ABD'nin liderliği aşınıyor ve sonuna yaklaşıyor. Bu sonucu çıkarmak için Suudi kralının ziyaretin bir ayrıntısından söz etmek yeterli. Hedeflere ulaşmak için yüksek hassasiyette yetenekli Rus “S-400” füzeleri satın almak ve yerleştirmek için anlaşma imzalandı. Riyad'ın füze savunma sistemlerinin alınmasını onaylamasına Amerika kaygılı bir şekilde tepki gösterdi. Ziyaret, konuşulması gereken bir çok durum bıraktı.
 
Başkan Putin yukarıda adı geçen üçgene bir ayak daha eklemek istiyor; Suudi Arabistan. Böylece ittifak kareye dönüşecek. Lakin bu ittifak; İran ile Suudi Arabistan arasında bir barış olmadan ve aralarındaki ilişkideki gerilimi düşürmeden mümkün gözükmüyor.
 
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov'un, ülkesinin İran ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkileri normale döndürmeye aracılık etme konusunda çarşamba günü yaptığı açıklamayı garipsemedik. Geçmişte iki ülkenin bir araya gelmesi birkaç sefer denendi. Lakin bu girişimler başarıyla sonuçlanmadı.
 
Suudi Arabistan'ın şu anki en büyük çıkmazı Yemen. Belki de çıkış yolu Yemen'de çatışan diğer taraf olan İran'la güçlü ilişkileri olan Moskova'da olabilir.
 
Tarihin akışının tersine döndüğü bir eşikte bulunuyoruz. Suudi Arabistan'ın bile fark ettiği bu gerçeği fark edememek bölgede gelecek hesabı içerisinde olan bazı siyasilerin, günübirlik siyasi çıkarlar peşinde yok olup gitmelerine sebep olacaktır. Amerika çıpalı siyasetin kazandırmadığını görmek ve bölgenin gerçekliğini bu açıdan yeniden değerlendirmek gerekiyor.  
 
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler