F170110HP006-e1484051886909.jpg

Direniş Ekseni, İsrail'in telaşı ve savaş ihtimali

Batı Asya'da Suriye ve Irak üzerinden uygulamaya konan, bölgenin istikrarsızlaştırılarak parçalara ayrılması, başta İsrail'in güvenliği olmak üzere Batılı egemen güçlerin bölgedeki çıkarlarının geleceğinin de temin edilmesine dönük operasyonun Direniş Ekseni'nin müdahalesi ile başarısız olması, Siyonist rejimin telaşına ve bölgede yeni bir savaş ihtimalinin belirmesine sebep oldu.

30 Kasım 2017 Perşembe

İNTİZAR - Amerika ile birlikte hareket eden tüm Batılı ülkeler ve onların bölgedeki ortakları planladıklarını gerçekleştirmek noktasında başarısız oldu. Direniş Ekseni bütün bu onlarca ülkenin oluşturduğu toplam güç karşısında ayakta kalmayı başardı ve dünya egemen güçlerinin planladıkları her şeyi gerçekleştiremeyeceklerini göstermiş oldu. 

Suriye ve Irak'ta yaşananlar karşısında en rahat konumda bulunan İsrail bu yeni durum ile birlikte ciddi bir telaşın içerisine sürüklendi. İsrail savunma harcamalarına dair yeni planlamalara yönelirken, bu bölgede yeni bir savaşın kapısını aralayacak gibi gözüküyor. Ama bu kez belki de vekaletler üzerinden bir savaş değil de, bizzat İsrail ve onun koruyucuları, bölgedeki Suudi Arabistan gibi ortakları ile Direniş Ekseni arasında bir savaş. 

Bu ihtimallere işaret eden çokça analiz ilgili medya organlarında yer alıyor. Bu çerçevede iki yazıyı ilginize sunmak isitoyruz. Öncelikle Direniş Ekseni karşısında yenilgiye uğrayan cephenin en önemli mensubu olan İsrail'in ortaya çıkan bu yeni durum karşısındaki telaşını ortaya koyan bir yazıyı dikkatinize sunmak istiyoruz. Yazı bir İsrailli köşe yazarı olan Ben Caspit imzası ile Al-Monitor'de yer aldı. Yazı şöyle:

 

İsrail ordusu “yeni” Suriye'ye hazırlanıyor
 
İsrail Savunma Bakanı Avigdor Liberman geçen haftaki Kabine toplantısında herkesi şaşırtan bir bomba patlattı. 2015'te dönemin Savunma Bakanı Moşe Ya'alon ve Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot savunma harcamalarını 2020'ye kadar karşılayacak bir plan kapsamında savunma bütçesi üzerinde anlaşma sağlamıştı. Liberman şimdi acilen 4,8 milyar şekellik (1,4 milyar dolar) ilave bir ödenek talep ediyor.
 
Talebin resmi gerekçesi olarak bölgedeki “yeni tehditler” gösteriliyor. İsrail savunma teşkilatının tenkitçileri arasında konuşulan gayri resmi gerekçe ise şöyle: İsrail son birkaç yılda para ve enerjisinin büyük bölümünü savunmanın daha uzak üçüncü halkasında yer alan stratejik tehditlere harcadı, birinci halkayı ihmal etti. İsrail'in güvenlik doktrini, yakın ve uzak düşmanlara göre üç halkada yer alan tehditlere karşı farklı stratejilerin geliştirilmesine dayanıyor.
 
İsrail, öngörülebilir gelecekte kuzey sınırında, yani birinci halkada karadan kaynaklı gerçek bir tehdidin olmayacağı varsayımıyla hareket ediyordu. Ne var ki bu varsayım bugün yöneticilerin gözü önünde çöküyor. ... İsrail Beşar Esad'ın Suriye'sine rahmet okumakta acele etti. O Suriye şimdi geri geldi, üstelik de tek başına değil. Yanında güçlenmiş, canlanmış, daha eğitimli, daha deneyimli ve hiç olmadığı kadar kararlı bir Hizbullah var. İran'ın etkisi ve görüldüğü kadarıyla doğrudan İran'ın komutası altında savaş tecrübesi kazanan Şii milisler var. Bunlar bir yana İran, bölgede yüksek hassasiyetli füze üretecek tesisler kurmaya, Suriye ve Lübnan'da deniz ve kara üsleri edinmeye çalışıyor.
 
Kimliğinin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor'a konuşan İsrailli bir bakan “Hepimiz üçüncü halkaya odaklanmışken birinci halka hortladı.” diyor. Savunma teşkilatından pek çok kaynağa göre İsrail kara kuvvetleri önünde biriken eski, yeni zorluklar karşısında yeterince hazırlıklı değil.
 
Liberman'ın talebi savunma harcamaları planında yer alan şu maddeye dayanıyor: “İlgili bakanlıkların (Maliye ve Savunma) ‘ciddi' olarak tanımladığı bir tehdit olmadığı sürece bu mutabakat müzakereye açık olmayacaktır.”
 
Savunma Bakanı'na göre İsrail'in etrafında yaşanan değişimler ciddinin de ötesinde. 20 Kasım'da savunma muhabirlerine brifing veren Liberman söyle konuştu: “Esad kazandı ve şu an Suriye'de meskûn toprakların yaklaşık yüzde 90'ını kontrol ediyor, hava savunması dâhil yeni tümenler, yeni tugaylar oluşturuyor. Suriye ordusu daha yoğun eğitim yapıyor. Hazırlık seviyeleri artmış durumda ve bizimle yüzleşmeye hazır oldukları mesajını vermek için yeni teşebbüslerde bulunuyorlar. Ellerinde çok etkili bir silah olan SA-22 bataryaları var ancak bunları nasıl kullanacaklarını henüz bilmiyorlar.”
 
Maliye Bakanlığı'nın ısrarla karşı çıktığı Liberman'ın talepleri belli başlı bazı kaygılara dayanıyor.
 
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) İran'ın oluşturduğu stratejik tehdit karşısında muazzam paralar harcayarak hazırlık yaptı. F-35 hayalet uçaklarının alımı gibi anlaşmalar kanyakların büyük bölümünü tüketti ancak bunlar mevcut durum açısından anlamsız kalıyor. İsrail'de kimse Suriye'deki savaşın 2017'de sona yaklaşacağına veya biteceğine ihtimal vermemiş; Esad'ın net bir zafer kazanacağını, İran'ı, Hizbullah'ı ve Şii milisleri yanında taşıyacağını düşünmemişti.
 
IDF, Namer tipi zırhlı personel araçlarını tedarik etmekte ve 9M133 Kornet füzelerine karşı tanklarını “Windbreaker” savunma sistemiyle donatmakta gecikmiş durumda. Söz konusu füzeler, 2006'daki İkinci Lübnan Savaşı'nda İsrail zırhlı birliklerine çok sayıda zayiat verdirmişti.
 
İsrail'in Hizbullah'a bakışı son iki yılda büyük bir dönüşümden geçti. Hizbullah eskiden İsrail'i en fazla yoğun roket atışlarıyla rahatsız edebilecek bir gerilla hareketi olarak görülüyordu. Son iki yılda ise iyi eğitimli, Suriye'de ciddi çatışmalarda deneyim kazanan hasmane bir düzenli ordu haline geldi. Hizbullah bugün taarruz temelli hareket etme, hatta sınırın İsrail tarafında toprak ele geçirme kabiliyetine sahip.
 
Hizbullah'ın “Rıdvan” isimli komando birlikleri ve yarım ila bir ton arasında savaş başlığı taşıyabilen hibrid bir roket olan kısa menzilli Burkan roketleri gibi pek çok gelişme IDF tarafından tedirginlikle izleniyor. Hizbullah son birkaç yılda insansız hava araçları, hatta az sayıda da olsa tank ve zırhlı araç da edindi. Örgüt İsrail'in askeri gücü ve bilhassa hava gücü karşısında gerçek bir rakip olmanın çok çok uzağında ama İsrail'in sahadaki üstünlüğü artık eskisi gibi mutlak değil. IDF, İkinci Lübnan Savaşı'nda olduğu gibi Hizbullah savaşçılarının sıcak temastan kaçındığı, mesafeli gerilla savaşını tercih ettiği günleri özleyebilir.
 
Liberman'ı acilen ilave bütçe istemeye iten ikinci kaygı İran'la Barack Obama döneminde sağlanan nükleer anlaşmanın üzerine çöken belirsizlik. Yeni Başkan Donald Trump'ı anlaşmaya kafa tutmaya ikna eden İsrail şimdi bunun bedelini ödüyor. Trump'ın anlaşmayı yıpratma gayretleri şu an çoğunlukla sözlü düzeyde olsa da İsrail savunma teşkilatı anlaşmanın planlandığı tarihe kadar ayakta kalacağından artık emin değil. Anlaşmanın çökmesi ya da İran veya ABD'nin anlaşmayı reddetmesi gibi senaryolar söz konusu. Bu senaryolardan biri gerçekleşirse İsrail'e yönelik stratejik İran tehdidi tekrar güncel tehditler listesinde yerini alacak. Liberman İsrail'in böyle bir senaryoya da hazırlık yapması gerektiğine inanıyor.
 
Ancak Liberman'ın ilave kaynak talebinin aslen yukarıda anlatılan birinci sebepten kaynaklandığı söylenebilir. Esad'la Şii ekseninin zaferine hazırlıksız yakalanan İsrail özgüven kaybı yaşıyor. Kaldı ki İsrail ABD'yi bölgeyi terk etmeme, Rusya lideri Vladimir Putin'in insafına bırakmama konusunda da ikna edememişti.
 
Bugün Putin'in Suriye'de istediğini yapmasına izin veren Trump da İsrail'de ciddi bir hayal kırıklığı yaratıyor. Putin'le Esad'ın Soçi'deki sıcak kucaklaşması, İran'ın Suriye'deki varlığının meşru olduğunu belirten Rus dışişleri bakanının açıklaması, bugün artık Basra Körfezi'nden Akdeniz'e kadar uzanan Şii ekseninin net bir zafer kazanması İsrail'de siyasi iktidar ve savunma teşkilatında peş peşe güçlü tepkilere neden oluyor.
 
Liberman'la yakın çalışan bir kaynağa göre Savunma Bakanı sık sık “Bize yönelik adam gibi bir tehdit yok.” diye espri yapar. 2018 yılı yaklaşırken Liberman kendi esprisinin altında kalabilir. Zira bu şakacı sözlerde geçen tehdit gözleri önünde gerçeğe dönüşüyor.
 
İsrailli bir köşe yazarının İsrail'in içinden bölgede ortaya çıkan yeni durum karşısında nasıl bir telaşın yaşandığını ortaya koyduğu bu yazı mevcut durumun kimin için vahim olduğunu ortaya koyması açısından oldukça izah edici. 
 
İsrail'in telaşı, ortaya çıkan bu yeni mevcut durum ile birlikte  aynı zamanda İsrail için bir hayat memat noktasına gelindiğini de ortaya koyuyor. Eğer bölgede başını Amerika'nın çektiği cephenin kaybetmesi İsrail için bir hayat memat meselesi olarak algılanıyorsa bu yeni bir savaşın ayak seslerini işitmemiz için uygun zeminin oluştuğunu gösterir. 
 
Bölgede yeni bir savaşın ayak seslerinin duyulmaya başlandığını ortaya koyan yazılar da medya organlarında yer almaya başladı. Bu savaş ihtimali evvelen bölgesel ama gelişmelerle bağlı olarak belki de büyük bir savaşa evrilmesinin mümkün olması açısından önemli. 
 
İsrail'in köşeye sıkışmışlığı ile bölgede ortaya çıkan yeni bir savaş ihtimalini resmeden Jean Shaoul imzası ile wsws'de yayınlanın yazı dikkat çekici tespitler içeriyor. Söz konusu yazı da şöyle:
 
 
İsrail İslamcıların Suriye'deki yenilgisine bölgesel savaş tehdidiyle karşılık veriyor
 
İsrail Savunma Bakanı Avigdor Lieberman, ülkenin kuzeyindeki Suriye sınırı boyunca gelişen “yeni tehditler”e atıfta bulunarak, İsrail ordusunun (IDF – İsrail Savunma Kuvvetleri) bütçesinde 1,4 milyar dolarlık acil bir artış talep etti.
 
Bu, İsrail destekli çeşitli asi gruplarının gücünü ortadan kaldıran ve artık sınır bölgesini kontrol eden Suriye hükümet güçleri ile Lübnanlı Şii milis Hizbullah'ın yanı sıra İran'a yapılan bir göndermeydi.
 
Suriye'nin güneydoğusunda Fırat Nehri çevresindeki IŞİD güçlerinin yenilgiye uğratılıp sürülmesi, çok önemli bir şekilde, Tahran'ı, müttefikleri Irak, Suriye ve Lübnan üzerinden Akdeniz'e bağlayan “kara köprüsü”nü etkin biçimde sağlamlaştırmış durumda.
 
İsrail, Tel Aviv'in yaptığı en iyi hesapların tersine ve İran ile baş etmek için IDF'ye yıllarca pahalı donanım alınmasının ardından, bugün, yanı başında, İran'ın yönlendirmiyorsa bile doğrudan desteklediği daha iyi silahlanmış ve eğitimli Hizbullah'ın yanı sıra savaşta sertleşmiş ve yeniden donatılmış bir Suriye ordusu ile karşı karşıya. Tel Aviv, bu yüzden, İran'ın etkisine ve Suriye hükümetinin önceden çeşitli İslamcı milislerin elinde olan bölgelerdeki denetimini pekiştirmesine karşı koymaya çalışıyor.
 
Lieberman, İsrail'in, İran'ın “kalıcı bir şekilde yerleşmesine” ya da Suriye'nin “İsrail'e karşı bir ileri mevzi” haline gelmesine izin vermeyeceğini ilan etti. İsrail, son haftalarda, Suriye'deki hedeflere birkaç hava saldırısı yaptı ve daha önceden asla itiraf etmediği saldırıları kabul etti. Konut Bakanı ve eski general Yoav Galant, Hizbullah'ın 100.000 adet fırlatılmaya hazır füzeye sahip olduğunu ileri sürdü.
 
İsrail ordusu, Eylül ayında, on binlerce askerin katılımıyla, bir Hizbullah istilasına ve İsrail kentlerini ele geçirmeye çalışmasına karşı İsrail'in savunusunu canlandıran, son 20 yıldaki en büyük askeri tatbikatlarını gerçekleştirdi. İsrail, Suriye'nin İsrail sınırındaki Cebel el-Dürzi bölgesinin Dürzi sakinlerini “korumak” için müdahale etmekten çekinmeyeceğini ilan etti ve birkaç olayda, bölgedeki Suriye operasyonlarına karşı uyarı ateşi açtı.
 
IDF, ayrıca, görünüşte Gazze Şeridi ile sınırında bir gerilim tırmanmasına hazırlık olarak, ülke geneline Demir Kubbe füzesavar bataryalarını konuşlandırdı.
 
20 yılı aşkın süredir İran'ı İsrail'e yönelik “varoluşsal” bir tehdit olarak adlandıran İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, şimdi, Golan Tepeleri sınırından sadece beş kilometre uzaklıktaki İran güçleri ile karşı karşıya. O, İsrail'in, tek başına hareket etmek zorunda kalsa bile, İran'ı sınırlayabilmek için her şeyi yapacağını belirtti ve Tahran'ı, İsrail'i Suriye'den yok etme komplosu kurmakla suçladı.
 
Netanyahu, Rusya ve Türkiye ile birlikte Suriye'deki bir ateşkes anlaşmasının denetleyicilerinden biri olan İran'ın, “İsrail'i yok etmek için Suriye'yi bir üs olarak kullanma yönünde ilan edilmiş bir amaçla,” Suriye topraklarına (Suriye-Ürdün-İsrail sınır kavşağından Golan Tepeleri'ne ve Hermon Dağı'na kadar uzanan bir bölgeye) kalıcı olarak asker yerleştirmek istediğini iddia etti.
 
DebkaFile web sitesine göre, Netanyahu, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e, Çarşamba günü, İran ve Hizbullah güçleri orada var olduğu sürece, İsrail'in sınır güvenliğinin tehdit edilmesi durumunda ateş açmama güvencesi veremeyeceğini söyledi ve onların bölgeden çekilmesini istedi.
 
İsrail'in eylemleri, Suudi Arabistan'ın onu bölgedeki ezeli rakibi İran'a karşı doğrudan bir savaşın içine çekmeye çalışmasıyla birlikte, daha geniş bir bölgesel çatışmayı kışkırtma tehdidi yaratan son derece önemli bir etmendir.
 
Basra Körfezi'nin Sünni petrol monarşilerinin ABD, Britanya, Türkiye, Ürdün ve İsrail ile işbirliği içinde, Washington'ın İran'ı yalıtma ve kaynak zengini bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden düzenleme biçimindeki daha kapsamlı stratejisinin parçası olarak Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad yönetimini devirmekte başarısız olması, İsrail'in krizini şiddetlendirmiş durumda.
 
Esad'ı devirmeyi amaçlayan yaklaşık yedi yıllık savaş, İsrail'in Lübnan'a karşı 2006'daki savaşının başarısızlığının ardından geliyor. O savaşın Suriye'ye yayılması ve Washington'ın İsrail'in yanında savaşa girmesiyle Esad'ın devrilmesine yol açması amaçlanmıştı. Lübnan'ın altyapısının büyük kısmını imha eden İsrail, 33 gün sonra, ABD müdahalesini ve siyasi hedeflerini elde edemeden savaşı bitirmek zorunda kalmıştı.
 
ABD, Irak'ta ve Suriye'de savaşmakta olduğunu iddia ettiği IŞİD'i ve El Kaide bağlantılı grupları kapsayan İslamcı vekillerini Suriye'den geri çekiyor olsa da, bu, yalnızca, yeni askeri planlar hazırlamak içindir. ABD Başkanı Donald Trump, İran karşıtı bir koalisyon oluşturmak amacıyla Suudi Arabistan'a ve İsrail'e yaptığı ziyaretin ardından, Washington'ın anlaşmayı destekleyen Avrupalı müttefiklerini hiçe sayacak şekilde, Tahran ile yapılan 2015 nükleer anlaşmasının “yeniden görüşülmesini” ve kapsamlı yaptırımların yeniden uygulanmasını talep ederek, İran'a yönelik ABD düşmanlığında şiddetli bir yoğunlaşmanın işaretini vermişti.
 
Trump'ın sözlerini bir yeşil ışık olarak gören ve İsrail ile sıkı işbirliği içinde çalışan Riyad ile onun Körfez'deki müttefikleri, Veliaht Prens Muhammed bin Salman'ın İran'ın “ruhani lideri Ortadoğu'nun yeni Hitler'idir.” açıklamasıyla birlikte, Tahran ile gerilimleri arttırdılar.
 
Suudi Arabistan, İran'ı Husi asileri silahlandırmakla ve Riyad havaalanına bir füze fırlatmakla suçladığı Yemen'e yönelik ablukayı sertleştirdi. Tahran, her iki suçlamayı da reddetti. Suudiler, Katar'a yönelik ablukayı haklı göstermek için, Katar'ın dev Güney Pars doğalgaz sahasını paylaştığı İran ile olan sıkı bağlarına ve Müslüman Kardeşler'e, onun Mısır'daki şubelerine, Gazze'deki Hamas'a ve bölgedeki başka örgütlere destek verdiğine atıfta bulunuyor.
 
Suudi Arabistan, kritik bir biçimde, Hizbullah'ı ve Lübnan'ı tehdit ediyor. Hizbullah ile bir koalisyon hükümetinin başında olan Lübnan Başbakanı Saad Hariri'yi istifaya zorlayan Riyad, Hizbullah'ı bir terör örgütü olarak damgaladı ve imha edilmesi çağrısı yaptı. Riyad, Beyrut'un, Hizbullah'ın Suriye'de Basra Körfezi monarşilerine karşı “savaş”ına göz yummaya son vermesi ve Hizbullah'a “güç yoluyla” karşı durması gerektiği; tersi durumda, ekonomik ve mali yaptırımlarla karşılaşacağı uyarısında bulundu. Suudi uyruklulara Lübnan'ı terk etmeleri söylendi.
 
Hariri'nin “istifası”, Lübnan'da bir İsrail-İran çatışmasını kışkırtmak amacıyla kasten bir krizi teşvik etmeye yönelik bir Suudi girişiminin özelliklerini taşıyordu. Hizbullah'ın önderi Hasan Nasrallah, güvenilir kaynaklardan, Riyad'ın İsrail'e bir sonraki savaşın masrafları için milyarlar teklif etmiş olduğu yönünde bilgiler aldıklarını ileri sürdü.
 
İsrail'deki Channel 10 haber kanalının yayınladığı sızdırılmış yazışmalara göre, İsrail, yurtdışındaki büyükelçiliklerine, Suudi Arabistan'ı ve onun Lübnan'ı istikrarsızlaştırma girişimlerini destekleyen lobi faaliyetinde bulunmaları ve İran ile Hizbullah'ın “bölgesel yıkıma” katıldığını vurgulamaları talimatı verdi.
 
Suudilerin gerilimleri arttırması, Lübnan Genelkurmay Başkanı Joseph Aoun'un, kuvvetlerini, Lübnan'ın güney sınırındaki “İsrailli düşmanın tehditleri”ne karşı koymaya hazır olmaya çağırmasına neden oldu. İsrail, hafta sonundan beri, Suriye sınırı yakınlarında bir askeri tatbikat düzenliyor.
 
Suudi monarşisi, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas'ı Riyad'a davet etti. Orada Abbas'a, yakında Trump'ın damadı Jared Kushner'in arabulucuğunda ilan edilecek “barış girişimi”ni desteklemesi ya da başka birine (yani Muhammed Dahlan'a) yol açması söylendi. Bundaki amaç, İran'a karşı Suudi Arabistan ve diğer Arap devletleri ile ABD ve İsrail arasında bir ittifaka siyasi örtü sağlamaktır. Bu arada, Trump yönetimi, İsrail'e karşı davaları Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne götürdüğü için Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) Washington'daki diplomatik temsilciliğini kapatacağını açıkladı.
 
İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz, açıkça Suudi Arabistan-İsrail ve bölgesel işbirliğinden söz etti. Bu arada, IDF Genelkurmay Başkanı Korgeneral Gadi Eisenkot, Arapça yayın yapan bir Suudi haber sitesine verdiği eşi görülmedik bir röportajda, İsrail'in, her iki ülke de İran'a karşı koymakta ortak çıkara sahip olduğu için, Suudi Arabistan ile “istihbarat bilgisi” paylaşmaya hazır olduğunu söyledi.
...
Eisenkot, İsrail'in Lübnan ya da Suriye ile bir savaşa sözde meraklı olmadığını; Hizbullah'ın Arap dünyasına yönelik bir tehdit oluşturduğunu iddia etti.
 
Direniş Cephesi'nin lokomotifi olan İran İslam İnkılabı Rehberi Seyyid Ali Hamanei'nin BM Güvenlik Konseyi üyeleri olan ülkeler ve Almanya'da oluşan 5+1 grubu ile gerçekleşen nükleer görüşmeleri sonrasında yapılan anlaşmaya binaen İsrail'den gelen "Artık 25 yıl İran tehdidinden rahat olacağız" açıklamasına karşılık "Siz 25 yıl sonrasını göremeyeceksiniz" ifadeleri ile ortaya koyduğu tehdidin bu günlerde vucut bulmaya yüz tuttuğunu söylemek mümkün. 
 
Görünen o ki; İsrail için, zaman daralıyor, nihayi vakit yaklaşıyor. Bölgede birilerinin eline cetvel alıp istediği gibi sınırlar çizebileceği, istediğini ortadan kaldırıp istediğini ortadan kaldırılanın yerine ikame edeceği sürecin sonuna geldiğimiz ve böylece yeni bir sürecin ise başlangıcında olduğumuz çok açık. Bu yeni sürecin, bu yeni geleceğin en önemli remzi İsrailsiz bir Batı Asya olacaktır. 
 

 

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler