44097.jpg

AB ve dolayısıyla Batı 2040'a kadar çökebilir

Batı ve Batı medeniyetinin muğlak geleceği şimdiye kadar Amerikalı ve Avrupalı düşünürler ve düşünce kurumları tarafından defalarca irdelenen ve araştırılan bir konudur. Almanya ordusunun “ 2040’ın stratejk ufku” başlığı altında ve Şubat 2017’de tamamlanan 102 sayfalık araştırma raporunda Alman stratejistler tarihte ilk kez Batı’nın şimdiki haliyle çöküşünün muhtemel olduğundan söz etti.

2 Aralık 2017 Cumartesi
İNTİZAR - Batı'nın bölündüğü, parçalanmaya doğru gittiği ve hatta ülkelerin tarihi açısından çok kısa bir zaman sonra yani çok hızlı bir şekilde çökebileceğine dair tespetler içeren analizler, stratejik öngörüler artıyor.
 
Batı'nın eski gücünü dolayısı ile belirleyiciliğini kaybetmesi en nihayetinde bir çöküş sürecine doğru evrilmesine dair yapılan tespitlerin fark edilmesi  günümüzde yaşanan gelişmelerin doğru anlaşılmasında önemi büyük. Bu hem mevcut gelişmelerin doğru anlaşılmasını ve geleceğe dair öngörülere dair tespitlerin de doğru yapılabilmesi açısından önmeli.
 
Aslında dünyanın güç dengesinin Batı'dan Doğu'ya kayması ile bağlı olarak Batı'da bir güç kaybının yaşanması veya bu iki unsurun birbirini tetikliyor olması gayet olası. 
 
Bu noktada soğuk savaş döneminin en yoğun yaşandığı bir zamanda gerçekleşen İran İslam Devrimi sonrasında, bu inkılabın etkisi ile zaman içerisinde ortaya çıkan Direniş Ekseni'nin Batı'nın bölgede uygulamaya soktuğu kaos planını başarısızlığa uğratmasının sürecin şekillenmesinde esastan etki ettiğini de tespit etmek gerekiyor. Direniş Ekseni'nin tek kutuplu dünyadan çok kutuplu dünyaya evrilmede İslam coğrafyasının bir kutup olarak var olmasında temel teşkil edeceği artık bir gerçekliğin ifadesi olarak öne çıkıyor. 
 
Nihayetinde tarihin kırılma noktalarından belki de en önemlilerinden birinde bulunuyoruz. Eğer yaşadığımız dönemin içerdiği bu ehemmiyeti doğru anlayabilirsek, içinde bulunduğumuz mevcut siyasi dengeleri, özellikle bölgemizde yaşananları daha doğru tahlil edebiliriz.
 
Bu çeçevede Parstoday'da yayınlanan AB'nin dolayısı ile Batı'nın çöküşüne dair, Almanya'nın resmi kurumlarının raporlarına dayandırılan yazıyı ilğinize sunuyoruz...
 
 
 
Almanya'nın Batı ve AB'nin çöküşüne yönelik öngörüsü
 
Eski sovyetler birliği 1991 yılında çöktükten sonra Amerikalı teorisyen Francis Fukuyama 1992 yılında tarihin sonu tezini gündeme getirdi. Bu tez Batı medeniyeti ve liberalizmin mükemmel hale geleceğini ileri sürerken, bu çerçevede Batı'nın liberal demokrasi düzeni de dünyanın nihai siyasi düzeni olarak gündeme getirildi.
 
Ancak daha sonraki yıllarda yaşanan çeşitli olaylar ve gelişmeler bu iddiayı şiddetle sorgulamaya ve üzerinde soru işaretleri oluşturmaya başladı. Bu arada Batılı bilim ve düşünce merkezleri de Batı medeniyetinin karşı karşıya bulunduğu sorunların üzerinde çeşitli araştırmaları yaptı. Bu araştırmalardan biri Almanya ordusu tarafından yürütüldü. Şimdiye kadar sonuçları gizli tutulan araştırma, geçenlerde Almanya'nın ünlü Der Speigel dergisi tarafından yayımlandı.
 
Almanya ordusunun “ 2040'ın stratejk ufku” başlığı altında ve Şubat 2017'de tamamlanan 102 sayfalık araştırma raporunda Alman stratejistler tarihte ilk kez Batı'nın şimdiki haliyle çöküşünün muhtemel olduğundan söz etti.
 
Alman stratejistler raporda 2040 yılına kadar Batı ve özellikle AB'nin şimdiki temellerinin çökme ihtimal bulunduğunu belirtti. Araştırma raporunu hazırlayanlar AB'nin kalkınmasının bırakılması, üye ülkelerin AB'den çekilme eğilimleri, AB'nin küresel rekabet kabiliyetini yitirmesi, dünya genelinde artan düzensizlik ve yine dünya genelinde tırmanan raporlara istinat ederek bu gelişmelerin büyük oranda Almanya ve AB'nin güvenlik şartlarını değiştirdiğini kaydetti.
 
Bu araştırma Almanya AB'nin en ağır toplarından biri olması itibarı ile büyük önem arz ediyor. Nitekim Avrupa dış ilişkiler konseyi araştırmacılarından Josef Janning, Almanya yeni Avrupa'nın liderliğinde daha fazla rol ifa edeceğini belirtiyor.
 
Almanya ordusunun belgelere ve delillere dayanarak gerçekleştirdiği araştırmada  sosyal ve uluslararası gelişmelerin süreci ve Almanya güvenliği üzerindeki tesiri hakkında altı senaryo ele alındı. Gerçi Alman ordusunun bu araştırmasında, bu senaryoların öngörü anlamına gelmediği ve sadece federal silahlı kuvvetler planlama bürosu araştırmacılarının sunduğu varsayımlar ele alındığı vurgulanıyor. Bu araştırmacılar bu senaryoların 2040 yılına kadar vuku bulmasını muhtemel görüyor. Araştırmada en kötü şartları gözetleyen senaryolardan biri AB'nin çökeceği ve Almanya'nın tepki konumuna geçmeye zorlanacağına yöneliktir. Bu öngörüye göre uluslararası düzen bir kaç onyıllık istikrarsızlığın ardından dağılıyor, değerlere dayalı sistemler etkinliğini kaybediyor ve küreselleşme süreci duruyor.
 
Bu öngörüye göre AB'nin kalkınma süreci bırakılmış ve birliğe üye başka ülkeler de birlikten çekilmek istemekte ve bu kıta küresel rekabet gücünü kaybetmiştir. Araştırmayı yapanlar, bu durumda Almanya bir çok sorunla karşı karşıya kalacağını savunuyor.
 
Batı Doğu'ya karşı başlıklı bir başka senaryoya göre AB'nın Doğu Avrupadaki bazı üye ülkeleri birliğe üyeliğini askıya alıyor ve aynı zamanda başka ülkeler de birliğin Doğu Avrupa blokuna katılıyor.
 
Yine çok kutuplu rekabet başlıklı bir başka senaryoda da radikalizmin yayılması ve AB'nin bazı ortakları Rusya'nın siyasi modeline doğru hareket etmeye başlaması öngörülüyor.
 
Aslında Almanya ordusunun bu araştırması en çok AB'de yaşanan şimdiki süreçlere göre önümüzdeki yirmi yılda karşılaşabileceği senaryoların üzerinde odaklanıyor. Kuşkusuz bu senaryolar AB içinde var olan sorunlar ve ihtilaflarla ilgili gerçeklere bakıldığında pek de senaryo gibi gözükmüyor ve hatta bazılarının vuku bulabileceği anlaşılıyor. Nitekim şimdi AB'nin ve üye ülkelerin üst düzey yetkilileri birliğin ve bu ülkelerin karşı karşıya bulundukları büyük sorunları itiraf ediyor. Ancak bundan daha büyük sorun, AB'yi ve üye ülkeleri etkileyen şimdiki krizlerden çıkış yolu üzerinde konsensüs sağlanamamasıdır.
 
Gerçekte bugün AB'nin karşı karşıya bulunduğu tehditler ve sorunların çeşitli boyutları söz konusudur. Nitekim sığınmacı krizi, terörden kaynaklanan kırılgan güvenlik şartları ve çevre ile ilgili sorunlardan Avrupa'nın en ciddi sorunları şeklinde söz ediliyor. Aslında bugün Avrupa ülkeleri bir çok siyasi, güvenlik, sosyal ve iktisadi sorunlarla karşı karşıya bulunuyor. Bu sorunlardan biri hem siyasi, hem diplomatik, hem iktisadi ve ticari ve daha da önemlisi güvenlik ve askeri boyutu olan Ukrayna krizidir. Ukrayna krizi 2014 yılından beri Avrupa'nın en önemli askeri ve güvenlik kaygısını oluşturuyor. Bunun sebebi ise AB ve ayrıca NATO'nun Avrupa'nın güvenlik kurumu olarak Rusya ile karşı karşıya gelmekten aciz olmasıdır.
 
Avrupa'nın karşılaştığı bir başka sorun, sığınmacı krizi ve biri Yunanistan ve diğeri Akdeniz üzerinden İtalya'ya uzanan iki temel güzergahtan Avrupa'ya akın eden illegal göçmenlerdir. Sığınmacı akını AB ülkelerini bu insanlara karşı nasıl tepki verileceği ve kontrol altına alınmaları konusunda ikiye bölerken, sayıları 2016'nın sonuna kadar üç milyon tahmin edilen mevcut sığınmacıların da Avrupa devletleri için ciddi bir soruna dönüştükleri gözleniyor.
 
Öte yandan Avrupa ülkelerinde artan terör eylemleri de kamuoyunun sığınmacıların ve göçmenlerin sınırdışı edilmeleri yönünde baskılarını arttırdığı anlaşılıyor. Nitekim şimdi AB güvenlik yetkililerinin en büyük kaygılarından biri başta gençler olmak üzere Avrupalı vatandaşların radikal örgütlere yönelmeleridir.
 
Buna karşın daha büyük tehdit, AB'nin çökme ihtimalidir ve şimdi AB liderleri açısından önemli bir ihtimal olarak gündemdedir. Nitekim şimdiki sorunlar bu birliğin varlığını tehdit etmektedir. Sığınmacı krizi, mali kriz, işsizlik ve Avrupa halkının birliğin uygulamalarından hoşnutsuzluğu, kıta genelinde üniter ve birlik içinde olan bir Avrupa ile bağdaşmayan radikal sağcı eğilimlerin tırmanmasına yol açmaktadır.
 
Aslında hali hazırda AB, ancak Avrupalı konsensüs temelinde geniş ve acil reformların uygulanması ile çözümlenebilecek krizlerle karşı karşıyadır.
 
AB'nin hali hazırda karşı karşıya bulunduğu bir başka sorun, birliğe üye bazı ülkelerde ayrışma eğiliminin şiddetlenmesidir. Bu eğilim özellikle Britanya'nın AB'den ayrılma kararından sonra şiddetlendi ve diğer bazı AB üyelerini de benzer bir yolu izlemeye teşvik etti.
 
Bu mesele başlı başına Avrupa ülkelerinde ve özellikle Fransa ve Almanya'da radikal sağ partilerin konumlarının güçlenmesine sebebiyet vermiştir. Mevcut şartlar ise bu fenomenin ortaya çıkmasında çeşitli iktisadi, siyasi ve sosyal etkenlerin rol ifa ettiğini gösteriyor. Bu etkenlerin en önemli olanlarından biri, Avrupa ülkelerinin çoğunda halkın kendi yönetimleri ve AB'den iktisadi açıdan umudunu kesmiş olmasıdır. Bu doğrultuda Avrupa ülkelerini vuran 2008 mali ve iktisadi kriz ve doğurduğu sonuçları Avrupa halkının AB politikalarından şiddetle hoşnutsuzluğuna yol açtığı anlaşılıyor.
 
AB'nin Avrupa komisyonu Başkanı Jan Claud Yunker gibi bir çok üst düzey yetkilileri AB içinde başta çift hızlı Avrupa düşüncesi olmak üzere ihtilafların tırmanması konusunda uyarıda bulunuyor.
 
Hali hazırda AB'nin doğusu ve batısı ve bir başka ifade ile zengin ve yoksul üyeleri arasında en önemli anlaşmazlıklardan biri da bu meseledir, nitekim bu meselenin başlı başına AB içinde çatlakların artmasına yol açacağından endişe ediliyor.
 
Gerçekte Almanya ordusunun yaptığı araştırmada üzerinde durduğu bazı senaryolar da AB içinde Doğu ve Batı kanatları arasında ihtilafların tırmanması ve AB'nin çökmesi ile sonuçlanabilecek yıkıcı tesirlerine işaret ediliyor. Nitekim Doğu Avrupa'da yer alan Polonya ve Macaristan gibi bazı ülkeler birlik içinde farklılıkların ve eşitsizliklerin hakkında açıkça uyarılarda bulunuyor.
 
Avrupa parlamentosunun Çek cumhuriyetinden milletvekili Tomasz Zdekhovsky (Tomaş Zdehofski) AB'nin Batılı üyelerinden gelen baskıların üye ülkelerin arasında ciddi çatlakların oluşmasına yol açtığını ve bir çok üye ülkenin birlikten çekilmeyi düşünmeye başlayabileceğini ve bu da AB'nin çökme ihtimalini güçlendireceğini belirtiyor.
 
AB'nin Doğu Avrupa'daki üyelerine göre çift hızlı Avrupa düşüncesi bir nevi Avrupa'nın doğusu ile batısı arasında bloklaşmaya yol açabilir. Bir başka ifade ile bu ülkelere göre Britanya'nın AB'den çekilmesinin ardından birliği ağır topları da yavaş yavaş farklı bir yolu izlemeye başlayarak kendi amaçladıkları planların gerçekleşmesi için bastırabilir.
 
Aslında bu konu tam da Almanya ve Fransa gibi AB'nin ağır toplarının gündeme getirdiği ve İtalya, İspanya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg tarafından da desteklenen çift hızlı Avrupa adı ile anılan kavramın çerçevesinde yer alan konudur. Bu kavramın çerçevesinde dayanışmayı takviye etmek üzere birlikte hareket eden üye ülkelerin bu alanda hiç bir adım atmayan üye ülkelere bakmaksızın kendi yollarına devam etmesi öngörülüyor. Ancak Avrupa parlamentosunun Slovakya'dan milletvekili İvan Stefanits'e göre, çift hızla Avrupa düşüncesinin hayata geçirilmesi sadece Doğu ve Batı Avrupa ülkeleri arasındaki çatlağın daha da derinleşmesine yol açacak ve bu durumda Doğu Avrupa insanları Avrupa'nın ikinci sınıf vatandaşı olduklarını hissetmeye başlayacaktır.
 
Doğu Avrupa ülkelerinden yetkililerin bu tür açıklamaları ise bu kesimin çift hızlı Avrupa düşüncesine ve genelde birliğin ağır topları tarafından gündeme gelen bu tür planlara sıcak bakmadığını ortaya koyuyor.
 
Ekonomi meseleleri uzmanlarından Said Nizamlu, AB üyesi ülkelerin ekonomileri uyumlu ve eş düzeyde olan ekonomiler olmadığını belirterek, uygun çıktılara ulaşılmamasının bir sebebi de bu durum olduğunu belirtiyor.
 
Kuşkusuz Almanya AB'nin en büyük ekonomisi ve en önemli üyesi ve iktisadi kalbi olarak AB'nin çökmesinden en çok zararlı çıkacak taraf olacaktır ve bu yüzden Almanya ordusunun AB'nin geleceği ile ilgili araştırmasında ele aldığı senaryolarda birliğin çöküşü veya bölünmesi en çok üzerinde durulan noktadır. Gerçekte Alman stratejistler muhtemel senaryoların gözetilmesi ile beraber şimdiden bu sürecin yaşanmasını önlemek için gerekli tedbirlerin alınmasını istiyor.
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler