18129966_303.jpg

İsrail niçin korkuyor?

Hukuksuz tesis edilen bütün yapıların hukukun karşısında sürekli bir tedirginlik içerisinde olması olağan bir durumdur. İsrail de hukuklar çiğnenerek, hakların gasbı üzerinden tesis edilen bir yapı olduğu için, haklılığın verdiği bir güç ile değil, hukuksuzluğun verdiği bir tedirginlik ile kendisini ifade etmekten alıkoyamıyor.

4 Aralık 2017 Pazartesi

İNTİZAR - Hukukun çiğnenerek, hak sahiplerinin hakları gasp edilerek, ortaya çıkan yapılar varlıklarını kaba bir güce dayanarak inşa ettikleri gibi, kendilerini yine bu kaba güce dayanarak devam ettirirler. Bu ise huksuzluk üzerinden kendini ifade edenleri sürekli bir tedirginlik, sürekli bir korku psikolojisi ile hareket etmeye zorlar. 

Kendini hukuka aykırı bir zemin üzerinden ifade eden yapıların varlıklarını devamını temin için kaba bir güce ihtiyaç duydukları gibi, gerçekliğin zemini, gerçekliğin kendini dayatan gündemi karşısında da sürekli bir tetikte olma, gerçekliğin gündeminin üzerini örtme, gölgede bırakma gayreti içerisinde olmaları gözlemlenen bir durumdur. 

Özelde Filistinlilerin genelde ise Müslümanların -hatta Hristiyanların da- haklarınının gasbı üzerinden  inşa edilen Siyonist İsrail de bütün siyasetinin bu tarif edilen hakim tutum üzerinden ortaya koymaktadır. Karanlığı tedirgin kılan varlığını tehdit eden aydınlık olduğu gibi, adaletsizlik üzerine inşa edilen Siyonist İsrail gibi yapıları da tedirgin kılan hak sahiplerinin hakkını arayıp adaleti talep etmeleridir. 

Al-Monitor'da Akiva Eldar imzası ile yayınlanan yazı tam da Siyonist İsrail'in bu halini ifade edecek şekilde Filistinlilerin adalet talepleri doğrultusunda İsrail'in Uluslararası Ceza Mahkemesi karşısındaki korkusunu sorguluyor...

 

İsrail UCM'den niçin korkuyor?
 
Filistinliler, İsrailli yetkililerin Lahey'deki Uluslararası Ceza Mahkemesi'nce (UCM) soruşturulmasını istiyor. Bu talep karşısında ABD yönetiminin niçin telaşla İsrail'i savunmaya giriştiğini anlamak zor. Zira İsrail hükümetleri yıllardır 1967 Arap-İsrail savaşında ele geçirilen topraklarda yapılan tüm uygulamaların mübah olduğunu savunuyor. İsrail Dışişleri Bakanlığı'na göre Batı Şeria işgal edilmiş değil “ihtilaflı” bir bölge. Dolayısıyla İsrail'in burada yaptığı her şey tamamen hukuki. Öyleyse Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas İsrail'in işgal topraklarındaki faaliyetlerinin araştırılması için UCM'ye gitme tehdidinde bulununca ABD yönetimi ile Kongre'nin paçaları niçin tutuştu? Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, 17 Kasım'da Abbas bu tehdidi geri almazsa Washington'daki FKÖ temsilciliğini kapatma uyarısına niçin ihtiyaç duydu? İsrail madem hukuka uygun davranıyor Filistinlilerin mahkemeye gitmesi iddiaları çürütmek için iyi bir fırsat olmaz mı? İsrail işgalci olmadığını, bu bölgelerde yerleşim yapmaya devam edebileceğini kanıtlama ve bu konuyu nihai olarak kapatma fırsatını niçin kullanmıyor?
 
Filistinlilere ceza olarak Washington'daki FKÖ temsilciliğini kapatma uyarısı Kongre'nin 1994'te onayladığı bir yasaya dayanıyor. Söz konusu yasa, İsrail ile FKÖ'nün 1993'te bayram havasında imzaladığı Oslo Anlaşması'ndan kısa bir süre sonra kabul edilmişti. Oslo Anlaşması'nın 23 yıl sonra bir Filistin devletinin kuruluşuna değil de İsrail'in C Bölgesi denen ve Batı Şeria'nın yüzde 60'ını oluşturan toprakları ilhak etme çabasına hizmet edeceğini o günlerde en iflah olmaz karamsarlar bile tahmin etmemişti. Batı Şeria'daki İsrailli yerleşimcilerin dört kat artarak 110 bin civarından 400 binin üzerine çıkacağına da herhalde çok az kişi inanırdı.
 
Beyaz Saray'ın yeni bir İsrail-Filistin barış girişimi için çalıştığı şu günlerde İsrail Konut ve İnşaat Bakanı Yoav Galant, Batı Şeria'nın parçası olan Ürdün Vadisi'nde yerleşimci sayısını iki katına çıkaracak planını övmekle meşgul. Plan, yeni yerleşimci kabul eden çiftçi yerleşimleri ile kibutzlara cömert teşvikler öngörüyor. Galant'ın planı, ABD'nin 2003'te açıkladığı Orta Doğu Barışı Yol Haritası'na ve peşinden Cumhuriyetçi Başkan George W. Bush'un girişimiyle kabul edilen ve İsrail'e Batı Şeria'da tüm inşaatları durdurma yükümlülüğü getiren BM Güvenlik Konseyi kararına tamamen aykırı. Ancak ABD'den Washington'daki İsrail Büyükelçiliği'ni kapatma yönünde herhangi bir uyarı duyulmuş değil.
 
Galant, İsrail'in devlet radyosu Kan'a verdiği mülakatta “Ürdün Vadisi'nin müstakbel bir diplomatik düzenlemede İsrail'in parçası olacağı konusunda İsrail'de geniş bir mutabakat olduğunu” söyledi. Bu geniş mutabakata sol eğilimli İşçi Partisi de dâhil. Haziran 1992'de dönemin Sağlık Bakanı Haim Ramon, Yitzhak Rabin hükümeti adına yaptığı açıklamada parti programı doğrultusunda “Kudüs ve Ürdün Vadisi bölgeleri hariç” yeni yerleşimlerin yapılmayacağını, mevcut yerleşimlerin genişletilmeyeceğini duyurmuştu. Ertesi yıl imzalanan Oslo Anlaşması, İsrail'in Ürdün Vadisi'nde Yahudi yerleşimlerini teşvik etme, Filistinlileri adım adım buradan çıkartma politikasını durdurmadı. Bu politika, İşçi Partili Başbakan Ehud Barak ve Savunma Bakanı Amir Peretz döneminde de devam etti.
 
İsrail'in Ürdün Vadisi'ndeki politikası sadece uluslararası hukuka değil kendi yasalarına da aykırı. Devlet Denetçisi'nin 2005 raporu bu konuda açık kanıtlar içeriyor. Raporda 1967 savaşında Ürdün'e kaçan, pek çoğu kaçmak zorunda bırakılan on binlerce Filistinlinin topraklarından bahsediliyor ve bu insanlar mülteci değil namevcut arazi sahipleri telaki ediliyor. Filistinli hukukçu Reca Şehade'nin “Zamanda Çatlak” isimli kitabına göre bu insanların sayısı 100 bin civarında. İsrailli coğrafyacı Arnon Sofer ise 2006'da çıkan “Ürdün Vadisi'nin Geleceği” kitabında gerçek rakamın bunun iki katı olduğunu söylüyor.
 
Filistin bölgelerindeki kamu işlerinden sorumlu İsrail askeri yönetiminin hukuk müşaviri, “namevcut” Filistinlilere ait arazilerin Yahudi yerleşimlerine tahsis edilmesinin yasal görünmediğini söylüyor ve Devlet Denetçisi bu görüşü benimsiyor. Devlet Denetçisi'ne göre hukukun İsrail'e yüklediği görev namevcut Filistinlilere ait mülklerin emanetçisi olmak, mülk sahipleri Batı Şeria'ya dönene kadar mülkleri korumak ve sahiplik kanıtlandığı takdirde mülkleri iade etmek.
 
Kamu İdaresi'nin eski yöneticisi Tuğgeneral İlan Paz, bendenizle birkaç yıl önce yaptığı bir sohbette namevcut Filistinlilerin mülklerinden sorumlu birimin Ürdün Vadisi'nden 100 namevcut Filistinliyi içeren gizli bir liste oluşturduğunu aktarmıştı. İlk başta “100 listesi” diye anılan bu listeye zamanla yaklaşık 2 bin kişinin daha ismi eklendi. Bu kişilerin mülklerini geri almak için dava açmasından korkan İsrailli makamlar listede yer alanların Batı Şeria'ya girişini engelliyor.
 
Fakat gel gör ki birkaç bin Filistinli zamanında Ürdün Vadisi'nde kaldı ya da sonradan topraklarına dönmeyi başardı. Resmi olarak tanınmayan köylerde yaşayan 15 bin Bedevi dâhil 75 bin civarında mülteci İsrail'in vadiyi Yahudi olmayan halkından temizleme planını aksatıyor.
 
İsrailli makamlar Ürdün Vadisi'ndeki Filistinlileri göçe teşvik etmek için pek çok yöntem uyguluyor. Örneğin Filistinlilerin erişimini engellemek maksadıyla oldukça geniş araziler “kapalı askeri bölge”, “doğal koruma alanı” veya “devlet arazisi” ilan ediliyor. Bu taktikler başarılı olmazsa tahliyeler devreye giriyor. Geçtiğimiz günlerde Ürdün Vadisi'nde yaşayan 300 Filistinliye tahliye bildirimi yapıldı. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin derlediği verilere göre 2017'nin ilk iki ayında İsrail 18 Bedevi yöresinde 24 evi ve başka bazı yapıları yıktı, yarısından fazlası çocuk olmak üzere 133 kişiyi yerinden etti. Yıkım gerekçesi, her zaman olduğu gibi evlerin izinsiz yapılması, söz konusu yerlerin imar planından yoksun oluşuydu. Yıkılan yapıların yarısı insani yardım olarak gelen bağışlarla yapılmıştı.
 
Batı Şeria topraklarının yaklaşık üçte birine tekabül eden Ürdün Vadisi, Batı Şeria'daki evlerini bırakıp kaçan veya terk etmeye zorlanan Filistinli mültecilerin iskân edilebileceği tek toprak parçası. Filistin Yönetimi'ne bağlı Planlama Bakanlığı, Ürdün Vadisi'nde 500 bin mültecinin iskân edilmesini öngören ihtiyati bir plan hazırlamış durumda.
 
Mülteci meselesine makul ve adil bir çözüm önermeyen herhangi bir ABD girişimi başarısızlığa mahkûm olacaktır. İsrail'in Ürdün Vadisi'nde yaptığı yerleşimler açık bir hukuksuzluk ve insan hakları ihlali olmakla kalmıyor, Trump yönetiminin hazırlamakta olduğu barış planını da tehdit ediyor. Fokurdayan basınçlı tencere patlarsa Washington'daki FKÖ temsilciliği de diğer Filistin kurumları da anlamsız kalır.
 
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler