attach2017103802450634409737.jpg
  • Anasayfa» 
  • Analiz»
  •  Dünya egemenliğini kaybeden Amerika daha agresif bir stratejiye yöneliyor

Dünya egemenliğini kaybeden Amerika daha agresif bir stratejiye yöneliyor

Amerika kendi tekelinde toplanmış olan gücünü artık koruyamadığını, gücün dağıldığını itiraf ediyor. Bu durum Amerikayı daha agresif bir stratejiye yöneltiyor. Bu ise dünyada; daha çok komplo, daha çok savaş, daha çok kan, daha çok acı anlamına geliyor.

20 Aralık 2017 Çarşamba
İNTİZAR - Amerika'nın Yeni Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi ABD Başkanı Donald Trump'ın sunumu ile ilan edildi. Amerika'da Söz konusu belgenin açıklanmasından önce mevcudu tahlil ve ne yapılması gerektiğine dair öneriler içeren bir takım tartışmalar gündeme geldi. Bu konuda fikir beyan edenler ise Amerika'da söz sahibi önemli isimler. Bu isimlerin çoğu daha önce en üst seviyelerde görevde bulunmuşlar, bir kısmı da bahse konu strateji belgesinin hazırlanmasında katkıları olan isimler. Ortak kanaat; Amerika'nın tekelinde topladığı gücü koruyamadığı, gücün (Rusya, Çin gibi ülkeler sebebiyle) dağıldığı, dünya egemenliğinin yeniden tek elde toplanabilmesi için daha agresif bir stratejinin takip edilmesi gerektiği şeklinde.
 
ABD'nin Yeni Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi'nin oluşmasına etki eden ilgili çevrelerin değerlendirmelerinden anlaşılan o ki; Amerika kan kaybediyor, güç kaybediyor, bunun farkındanda, buna sebep olanların da farkında ve bu durumu bertaraf edebilmek için de yeni komplolar, yeni savaşlar ve dolayısıyla kan ve acıların olduğu daha agresif bir strateji ile hareket etmek söz konusu. Ama bu aynı zamanda Amerika'nın çırpındıkça içine doğru çekileceği yeni bir sürecin de başlangıcı olabilir.
 
Trump tarafından açıklanan Amerika Birleşik Devletleri'nin Yeni Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi'ni oluşturan süreci ve söz konusu belgenin içeriği ve sahaya yansımaları üzerinde konuyu analiz eden Cenk Ağcabay'ın sendika.org'da yayınlanan yazısının ilgili kısımlarını bu çerçevede ilginize sunuyoruz... 
 
Amerikan Savaş Partisi'nin yeni strateji belgesi
 
Yeni ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi hakkında Trump'ın yapacağı sunuştan önce Beyaz Saray yetkililerinin basına aktardıkları bilgiler, aslında Garp cephesinde pek de yeni bir şeyin olmadığını net bir biçimde göstermişti. Belgenin hazırlanmasına katkı sunduğu belirtilen bir yetkilinin basına aktardığına göre, belgede “ABD'nin ekonomik güvenliği aynı zamanda onun ulusal güvenliğidir” vurgusu yer alıyordu ve “ekonomik güvenliğin askeri güçle sağlanmasının zorunluluğu” özellikle belirtiliyordu. (Trump's New National Security Doctrine: Israel Is Not the Cause of the Middle East's Problems, Haaretz, 18.12.2017)
 
Yetkili, yeni strateji belgesinde Rusya ve Çin'in “ABD'nin gücü, güvenliği ve refahına meydan okuyan revizyonist güçler” olarak tanımlandığını ve onların “ekonomilerinde serbestliği ve eşitliği azaltmaya, ordularını büyütmeye, toplumlarını bastırmak ve nüfuzlarını artırmak için bilgiyi ve verileri kontrol altına almaya kararlı” olduklarının altının çizildiğini belirtiyordu. (Trump National Security Strategy Sees U.S. Confronting China and Russia, New York Times, Dec 18)
 
 
Soğuk Savaş bakışının dönüşü
 
Belgede, ABD'nin 20 yıldır süren Rusya ve Çin'i uluslararası kurumlara dahil ederek onları “iyi oyuncular ve güvenilir ortaklar” haline getirme politikasının artık gözden geçirilmesi gereğinin ortaya çıktığının belirtildiğini aktaran David E Sanger ve Mark Lander; belgede kendine yer bulan bazı unsurların “dünyaya dair Soğuk Savaş bakışının dönüşünü” haber verdiğini yazdılar. Yazarları bu kanaate ulaştıran unsurlardan birisi metinde, 30 yıl boyunca tatile çıkmış olan büyük-güçler arası mücadelenin, tatilini tamamlayıp yeniden döndüğü saptamasının yapılmasıydı. Bu saptamaya paralel olarak Çin belgede “stratejik rakip” kavramıyla tanımlanıyor, Çin'in küresel ekonomik ihtiraslarına özel vurgu yapılıyordu. Obama döneminde “stratejik partner” olarak nitelenen Çin'in bu kez “stratejik rakip” olarak görülmesi yazarlar tarafından “önemli bir değişim” olarak kabul ediliyor.
 
Rusya'nın, Gürcistan, Kırım ve Ukrayna'daki eylemleri, Çin'in Güney Çin Denizi konusundaki iddiaları da gündeme getirilerek, belgede “revizyonist güçler”in küresel statükoyu değiştirme arzusuna vurgu yapılmış. Kuzey Kore gibi kimi ülkelerinse belgede “haydut rejimler” olarak adlandırıldığı bilgisi veriliyor. Sanger ve Lander'ın “dünyaya dair Soğuk Savaş bakışının dönüşünün” habercisi olarak karakterize ettikleri bir başka unsur, belgede ABD ve müttefiklerinin güvenliğinin sağlanmasında nükleer silahların sahip olduğu temel önemin zikredilmesi.
 
 
“Önce Amerika”
 
Yetmiş sayfalık belgede sergilenen Trump doktrinin köşe taşı ulus-devletlerin sürekli rekabet içinde olan varlıklar olarak tanımlanması ve buna bağlı olarak ABD'nin egemenlik ve güvenliğini korumak için her cephede mücadele vermesi zorunluluğunun belirtilmesidir. Trump'ın sürekli dile getirdiği bir unsur olan “Önce Amerika” “Yalnız Amerika” değildir sözü de belgede bulunuyor ve bu bağlamda ABD çıkarları dikkatle gözetildiği müddetçe müttefiklerle ve rakip güçlerle ilişkilerin geliştirilmesinin önemine de belgede yer veriliyor.
 
Trump Doktrini'nin “Önce Amerika” “Yalnız Amerika” değildir ilkesi uyarınca, belgede Ortadoğu'daki müttefiklerle geliştirilen ilişkiler övülüyor, radikal ideolojilerin ve İslami aşırılıkçılığın reddedilmesi, bölgedeki ABD müttefikleriyle bu tehditlere karşı ortak mücadelenin geliştirilmesi yolunda elde edilen başarılara vurgu yapılıyor. Trump da belgeyi sunuş konuşmasında, Suudi Arabistan ziyareti sırasında oluşan bölgesel ittifakı, Irak ve Suriye'de IŞİD'e karşı elde ettikleri askeri başarıları övünerek anlattı. Irak ve Suriye'de IŞİD'i yendiklerini tekrar tekrar ifade eden Trump yoğun alkışlar arasında iki kez “büyük bir iş başardık” dedi.
 
 
Sorun İsrail'de değil İran'da(!)
 
Belgede, çeşitli uluslararası meydan okumalara rağmen ABD'nin Ortadoğu'da büyük fırsatlarla karşı karşıya olduğu iddia ediliyor; sürdürülebilir kalkınma ve politik istikrarın bölgedeki mezhepçi tehditlerin engellenmesindeki rolüne dikkat çekiliyor. Radikal İslamcı terör ve İran'ın terörizme sunduğu desteğin bölgede barış ve refahın önündeki temel engeller olduğunun vurgulandığı belgede, bölgede 40 yıl boyunca barış ve refahın önündeki engelin İsrail-Filistin çatışması olduğuna inanıldığı ancak artık bunun yanlışlığının görüldüğü, İsrail'in bunlara neden olmadığının anlaşıldığı iddia ediliyor. Bölge ülkelerinin ortak tehditlere karşı ortak çıkarlar temelinde İsrail'le giderek artan işbirliği de bu bağlamda vurgulanan bir başka nokta.
 
 
Belgedeki dört temel unsur
 
Trump yaptığı sunuşta ulusal güvenlik stratejisinin dört temel unsura dayandığını ifade etti ve bu unsurları şu şekilde sıraladı:
 
– Yeni strateji belgemiz önceliği sınırlarımızın güvenliğine verecek
 
– Stratejimizde ikinci temel prensip Amerika'nın refahını korumak ve güçlendirmek olacak
 
– Stratejimizin üçüncü temel noktası barışı güçle korumak
 
– Stratejimizin bir diğer ayağı da tüm dünyada Amerika'nın etkinliğini, gücünü arttırmak
 
 
Önce tekeller
 
Strateji belgesi esas olarak uygulanmakta olan mevcut egemen sınıf politikalarını meşrulaştırmayı amaçlıyor. Amerikan tekellerinin çıkarlarını korumak, onların dünya üzerinde daha avantajlı koşullarda faaliyet sürdürmesini sağlamak hedefleri Amerikan halkına “Amerika'nın refahını korumak ve güçlendirmek” olarak satılıyor.
 
Trump'ın, büyük Amerikan şirketlerini ve en varlıklı aileleri mevcut vergi mevzuatından kurtarmayı, emekçilerin üzerindeki vergi yükünü daha da arttırmayı hedefleyen “vergi reformu” paketi, strateji belgesinin sunuşundaki ırkçı, milliyetçi, militarist “Amerikan halkının güvenliği” söylemiyle halka pazarlanıyor.
 
Trump'ın başkanlığa seçilmesinden bir süre önce ve göreve başlamasından hemen sonra Amerikan yönetici elitinin önemli isimleri yeni başkana bir dünya perspektifi sunmayı ve çeşitli politika seçenekleri üretmeyi hedefleyen bir dizi kitap ve makale yayımlamışlardı.
 
 
Kanlı bir anarşi dönemi
 
Neo-Con Robert Kagan 6 Şubat 2017'de Brookings Brief'te yayımlanan yazısında, okurlarını bugünkü dünyada var olan iki önemli akım üzerine düşünmeye çağırmıştı. Kagan'ın kendi özgün kavramlarıyla; akımlardan ilki gelişen ihtiras ve aktivizmleriyle iki büyük revizyonist güç: Rusya ve Çin idi. Diğer akım ise güveni, kapasitesi giderek azalmakta olan demokratik dünya ve özellikle de 1945'ten beri buna önderlik eden Amerika'ydı. Kagan bu akımların birbirine çok yaklaşmasının kanlı bir anarşi dönemine kapı açacağı uyarısında bulunuyor ve okurlarına geçtiğimiz yüzyılın kanlı büyük savaşlarının da benzer koşullarda patladığını anımsatıyordu. (Backing into World War III)
 
Yeni ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi büyük ölçüde Kagan'ın kavramlarının ve yaklaşımının izlerini taşıyor, bu durum şaşırtıcı değil. Trump'ın seçim kampanyasından beri çok güçlü bir Neo-Con kuşatma altında olduğu biliniyor. Amerikan askeri güçlerini daha da genişletme ve büyütme doğrultusundaki yaklaşımının ve Ortadoğu'da daha aktif bir askeri program uygulamaya yönelik açılımlarının arkasında Neo-Con odakların uyguladıkları güçlü basınç var.
 
 
Kissinger'ın “Trump Doktrini” önerisi
 
Amerikan yönetici elitinin önemli isimlerinden Henri Kissinger da tarihçi Niall Ferguson aracılığıyla Trump'a seçimden sonra bir “Trump Doktrini” önermişti. Kissinger'ın en büyük kaygısı: “Yeni bir dünya düzensizliği” idi. Dünyanın rakip bölgesel bloklara bölünmekte olmasından rahatsız olan Kissinger bu gidişatın daha öncekilerden çok daha kanlı ve yıkıcı bir savaşa yol açabileceğine dikkat çekiyor, güçlü ve iddialı bir Amerikan liderliğine gereksinim duyulduğunu belirtiyordu.
 
Obama'yı eleştiren Kissinger, ABD'nin Ortadoğu'dan çekilmesini değil, aksine daha fazla müdahil olmasını savunuyor, Obama döneminde ilişkilerin soğuduğu Arap müttefiklerle daha güçlü ilişkilerin geliştirilmesinin gerekliliğini vurguluyordu. Ortadoğu için önerilen bir başka nokta, “radikal İslamcı terör”le, İran'ın bölgedeki partnerlerinin aynı kapsam içine alınması ve her ikisine karşı da sert adımların atılmasıydı. Kissinger'ın “Trump Doktirini” önerisi, American Interest'in Mart-Nisan sayısında Niall Ferguson'un “Donald Trump's World Order” yazısında formüle edilmişti.
 
 
“Düzeni bozulmuş dünya”
 
Trump'a bir dünya perspektifi sunan bir başka isim daha önce George W. Bush'un danışmanlığını ve onun yönetiminde Ulusal Güvenlik Konseyi üyeliği yapmış olan, şimdi ABD'nin etkili Dış İlişkiler Konseyi'nin Başkanlığını yapan Richard Haass'tı. Haass, 2017 başında yayımladığı kitabında, “düzeni bozulmuş dünya”nın yarattığı tehlikelere dikkat çekiyordu. Ona göre, yaşanan “dünya düzensizliğinin” nedeni önceki döneme göre “kapasitelerin daha fazla ele dağılması” ve bu durumun “Amerikan eylemlerine sınırlamalar getirmesi” idi. “A World in Disarray” başlıklı kitabında uzun uzun bu koşulları ele alıyor ve birtakım politika önerileri geliştiriyordu.
 
2017 Şubat'ında New York Times'a yazan Zbigniev Brzezinski de Trump'a bir “Trump Doktrini” sunmuştu. O da, dünyanın hızla büyük bir düzensizliğe kaymasından duyduğu rahatsızlığı vurgulamış, büyük güçler arasındaki kaosun yaratacağı felaketlere dikkat çekmişti. Bunu ancak güçlü bir Amerikan liderliği engelleyebilirdi, güçlü Amerikan liderliğinin de bir doktrine ihtiyacı vardı. Brzezinski'nin yazısı: “Why the World Needs a Trump Doctrine” idi.
 
Trump'ın kabinesinin ve danışmanlarının aradan geçen zaman içinde bu perspektif ve önerilerden yararlanarak yeni strateji belgesini oluşturdukları anlaşılıyor. Amerikan emperyalizminin yönetici elitinin kendi küresel hegemonya öncelikleri doğrultusunda geliştirdiği bu stratejiler alanda gerçek hayatın gelişen ilişkileriyle çatıştıkça, bu unsurların daha agresif bir hatta yönelmeleri kaçınılmaz hale geliyor.
 
 
İlk hamleler ters tepti
 
Strateji belgesinin de en belirgin başlıklarından birini oluşturan Ortadoğu konusunda önerilen bölgesel strateji geçtiğimiz Mayıs ayından beri agresif bir tarzda uygulanıyor. Suudi Arabistan'ı merkeze alan İsrail destekli “İran'ı sınırlama” adı verilen bu strateji uyarınca geliştirilen ilk hamle Katar'a yönelik baskı oldu. Hamlenin şu ana kadar doğurduğu sonuç, ABD'nin bölgedeki en büyük askeri üssüne sahip ülkenin ABD müttefiki ülkelerden kopup İran'a daha fazla yaklaşması oldu. Lübnan'da denenen Hariri hamlesi bir fiyaskoya dönüştü. Yemen'de Suudi rüşvetleri ile taraf değiştirmeye yönelen Salih bedelini canıyla ödedi.
 
Suriye'de büyük kayıplar vermesi beklenen Rusya geçtiğimiz hafta Suriye operasyonlarının büyük ölçüde başarıyla tamamlandığını açıkladı. İran'ın Suriye'de gelişen askeri varlığını çekmesi yönünde ültimatomlar arka arkaya verilirken, Suriye Irak sınırının büyük ölçüde Suriye Yönetimi güçleri ve İran destekli Iraklı milisler tarafından kontrol altına alındığı ve İran'ın askeri sevkiyatlarını artık karadan da yapabilme olanağına kavuştuğu yönünde haberler ajanslara düşmeye başladı.
 
Bu stratejinin içerdiği unsurlardan biri olan Trump'ın Kudüs hamlesinin bölgeye daha fazla kan ve gözyaşı dışında hiçbir şey getirmeyeceğini herkes çok iyi biliyor. Sadece yanan ateşe benzin dökmek anlamını taşıyor.
 
 
Perşembenin gelişi çarşambadan belli
 
Trump'ın övünerek anlattığı “yeni stratejinin” Ortadoğu'daki ilk sonuçları kısaca bunlardır. Trump yeni strateji belgesinin sunuşunda sürekli olarak askeri güçlerinin başarı ve kahramanlığından söz ederken, yeni stratejinin başarılı uygulamalarına örnek olarak Ortadoğu'yu veriyordu. Herhalde bu örnekler strateji belgesinin uygulanmasının yaratacağı genel sonuçlara da ışık tutar niteliktedir.
 
Amerikan Savaş Partisi'nin bazen severek bazen de döverek koltukta tuttuğu Trump'ın bir yıllık iktidar dönemi ve Yeni Strateji Belgesi, Amerikan emperyalizminin militarizm ve savaş yöneliminin ne denli yapısal bir unsur haline geldiğine güçlü bir ışık tutuyor. Amerikan emperyalizminde militarizm ve savaş yöneliminin bu derece hakim olması ise dünyayı kelimenin gerçek anlamında büyük tehlikelerle karşı karşıya bırakıyor. ...
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler