suriyedekiates.jpg
  • Anasayfa» 
  • Analiz»
  •  İran, Rusya ve Suriye yönetimine karşı Suriye savaşının uzatılması girişimleri

İran, Rusya ve Suriye yönetimine karşı Suriye savaşının uzatılması girişimleri

Suriye'deki savaş kızgın bir şekilde ilerliyor. “İsrail”in arkasında duran Amerika, savaşın süresini uzatmak için İsrail'in düzenlediği saldırıların ortağıdır. Türkiye ise, Soçi ve Cenevre konferanslarındaki müzakere konumunu güçlendirmek ve Kürtlerin Suriye sınırında bir oluşumda bulunmalarını engellemek için Suriye'nin Kuzeyinde askeri operasyon düzenlemekte tereddüt etmeyecektir.

17 Ocak 2018 Çarşamba

İNTİZAR - Amerika ve Uluslararası Koalisyonun terörizme karşı savaşı, teröristler yerine Suriye ve yönetimine karşı bir savaş olmaya hala devam ederken, buna karşın Suriye ve Direniş Ekseni ittifakının savaşı, teröre ve başta ABD “İsrail” ve Türkiye'nin yer aldığı uluslararası koalisyondan oluşan ortaklarına karşı savunma amaçlı bir savaştır. “İslam Devleti – IŞİD” örgütünün çöküşü, Suriye ve müttefiklerinin çıkarlarını sağlarken, Siyo-Amerikan planlarının çöküşüne yönelik bir tehdit oluşturdu. Türkiye tarafında ise, Suriye'nin kuzeyindeki Kürtlere yönelik politikasını karıştırdı.

IŞİD ve benzeri terör örgütlerinin çöküşünün sonuçlarını önceden hesaplayan “İsrail”, tüm siyasi pozisyonlarını ve askeri düzenlemelerini bu durumu kontrol altına almak üzere tekrar konumlandırdı. Amerika'nın da desteğini alan “İsrail” tüm pozisyonlarını, IŞİD'in çöküşü sayesinde Suriye'nin kazanımlarının etkilerini kontrol altına almak ve Suriye ile müttefiklerine karşı koymak üzerine dayandırdı.

Aşağıdaki gelişmeler, bu çerçevede göz önüne alınabilir:

Birincisi: İran'ın nükleer programı üzerinde anlaşmaya varma çabaları sürdüren Barak Obama yönetimine karşı, İsrail'in muhalif pozisyonu. Tel Aviv yönetimi bu pozisyonu, Obama'ya karşı açık bir düşmanlığa ve ABD elçiliğini, 5+1 ülkeleri ile nükleer anlaşmaya vardıktan sonra İran'ı vurmaya çağırmaya kadar ilerletti.

İkincisi: Obama yönetiminin, bir yandan denizden ve havadan vurmayı kesmesi karşılığında Suriye'yi kimyasal silahlardan arındıran nükleer anlaşma kararından kaynaklanan “İsrail”in kayıplarını telafi etmesi, diğer yandan Suriye'yi etnik kökenler, mezhepler ve kabilelerin muz cumhuriyeti karışımına çevirerek Suriye'yi parçalamayı hedefleyen Siyo-Amerikan planları bağlamında, Şam yönetimi karşıtı yerel örgütler ve terörist örgütleri desteklemesi.

Üçüncüsü: Benyamin Netanyahu'nun, NATO ülkelerinin İsrail'deki büyükelçilikleri ile yaptığı görüşmede, ülkesinin İran'ın Suriye'de mevzilenmesini engellemek için kararlı olduğu, bunu yanı sıra İran tarafından Suriye'den Lübnan'daki Hizbullah'a transfer edilen silahları engellemeye de hazır olduğunu belirtmesi.

Dördüncüsü: İdlib'teki terörist örgütlerin, Tartus ve Humeymim'deki iki Rus üssüne insansız hava araçları ile saldırması ile eşzamanlı olarak, Hizbullah'ın silah depolarını hedefleme iddiasıyla İsrail tarafından Şam kırsalındaki Suriye askeri mevkilerine 3 füze saldırısı düzenlemesi.

Beşincisi: “İsrail” ve Amerika'nın, Şam'ın Doğu Guta bölgesinde “araç yönetimi” mevkisine saldırmak üzere, kendileri ile işbirliği yapan terör örgütleri arasında koordinasyon sağlaması. Bununla eş zamanlı olarak, Türkiye'nin desteklediği terör örgütlerinin, İdlib'in doğusunda bulunan Ebu Zuhur havaalanının çevresindeki Suriye ordusu güçlerine saldırı düzenlemesi.

Türkiye ve Amerika, Humeymim ve Tartus'ta Rus üslerine saldıran taraflara insansız hava aracı sağladıkları töhmetinden sıyrıldı. Putin, Ankara'yı bu suçtan akladı, ancak Washington'un durumu hakkında üstü kapalı konuşsa da net bir söylemde bulunmadı. Ne var ki bu aklanma, oldukça tehlikeli olan daha ciddi bir başka gerçeği gizlemeye yetmiyor. Bu, Türkiye'nin Suriye'ye karşı tırmanan savaşta “Nusra” cephesini desteklemesi, zırhlı kuvvetlerini sınırdaki Afrin'e sokması ve Suriye Kürtlerinin bölücü bir oluşumda bulunmasını engellemek iddiasıyla bölgeyi işgal tehdidi altında bıraktığı gerçeğidir.

Bunun yanı sıra, Türkiye 15 bin askerini Afrin sınırındaki Kilis'e yığdı. Aynı şekilde sınırdaki Hatay şehrinin Kumlu ilçesinde hastane inşa etti. Diğer yandan, Recep Tayyip Erdoğan Türkiye ile işbirliği içinde olan silahlı örgütlere İdlib'te düzenlenen saldırıların, Türkiye'nin buradaki etkisini zayıflatmasından çekinerek, Putin'den bu saldırıların durdurulması için Suriye'ye baskı uygulamasını istedi.

Türkiye, birbiri ile bağlantılı olan amaçlarını gerekçelendirmek için Doğu'da Afrin'den, Batı'da Kamışlı'ya kadar Suriye'nin Kuzeyindeki sınır hattını açık bir şekilde işgal etmeye çalışıyor. Bu amaçlardan biri, Türkiye'nin Güneydoğusunda yer alan, Kürtlerin bulunduğu Diyarbakır şehri ile bitişik olan Suriye'nin Kuzeyinde Suriyeli Kürtlerin ayrılıkçı bir oluşumda bulunmasını engellemektir. Bir diğer amaç, ay sonunda gerçekleşecek olan ve Suriye sorunun çözülmesi için son sütunların yerleştirileceği Soçi konferansında ve ardından gelecek olan Cenevre konferansındaki müzakere konumunu güçlendirmek için bunu kullanmaktır. Dolayısıyla Suriye savaşının devam etmesi, güvenlik ve siyasi hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Türkiye'nin çıkarlarını sağlamaktadır.

Türkiye ile karşılaştırıldığında, bu savaşın sürmesinden “İsrail”in elde edeceği çıkarlar daha tehlikeli ve daha belirgin bir şekilde görülüyor. Askeri analist Alex Fishman, 10.01.2018 tarihinde “Yediot Ahronot” gazetesine yazdığı makalede, “İsrail” deki güvenlik kurumlarının liderlerinin, İran'ın Suriye'de hava, kara ve deniz üsleri kurma ihtimalinden bahsetmeyi artırdıklarını söyledi. Yazar makalesinde şu sözleri kullandı “Suriye cephesindeki ana sorun, Lübnan'dan başlayarak Golan'ın Güneyine kadar uzanan ve tüm işgal altındaki Filistin topraklarını kapsayan, yoğunlaştırılmış nokta atışlı karadan karaya füze sisteminin kurulmasıdır. Gazze şeridinde İranlıların inşa ettiği füze cephesine paralel olarak… Bugünden itibaren, belirsiz sözler ve imaların arkasına gizlenmek mümkün değildir. Çünkü Kuzey cephesinde cereyan edenler, kelimenin tam anlamıyla bir savaştır ve düşmanın bunu bilmesi gerekiyor. Daha da önemlisi, “İsrail” halkı bunu anlamak ve hazırlanmak zorundadır.

Eğer “İsrail”in Suriye'deki savaşı körükleme kararı kesinleşirse, İran'ın Suriye'de varlığını yoğunlaştırmasına engel olması gerekiyor. Savaş Bakanı Avigdor Lieberman'ın iddialarına göre, Amerika, Donald Trump'ın İran'dan bir kez daha yaptırımların kaldırması sürecinin uzatılmasını içeren ve İran anlaşma maddelerini değiştirmediği sürece, nükleer anlaşmadan çekilmek istediğini onaylayan kararının kanıtı olarak, Siyonist varlığı desteklemeye devam ediyor.

 

Rusya'nın konumu nedir?

Putin'in Soçi anlaşmasını tasarladığı ve başarılı olduğu açıkça görülüyor. Bu sebeple aceleci davranmıyor ve Türkiye'nin, Suriye'nin Kuzeyindeki şüpheli hareketlerini ve İsrail'in doğrudan ya da kendi adına hareket eden terörist gruplar vasıtasıyla düzenlediği tekrarlayan saldırılarını kınamıyor. Ancak elbette tüm bunların karşısındaki sabrının bir sınırı vardır. Humeymim'deki Rus üssün askeri sözcüsü Alexander İvanov konu hakkında, “Türkiye, Rus hava kuvvetlerinin desteğini alan Suriye hükümetinin bölgede düzenlediği saldırıların İdlib'teki tırmandırmayı düşürmesinin, anlaşmanın şartlarına aykırı olmadığını tam olarak idrak etmelidir. Biz bu yıl “Nusra” terör örgütünü tüm Suriye'den temizleyeceğimize dair daha önce söz verdik” dedi.

Türkiye'nin “Nusra” cephesini desteklemesinin karşısında Rusya'nın caydırıcı tutumu, İsrail'in Suriye'ye yönelik tekrarlanan saldırıları ile benzer bir tutum değildir. Çünkü belki de Moskova, Şam'ın İran, Hizbullah ve diğer Direniş güçlerinin desteğiyle “İsrail”i ve saldırgan planlarını caydırma kapasitesine sahip olduğundan emindir.

Yukarıdakilerden anlaşılacağı üzere, Suriye'deki savaş kızgın bir şekilde ilerliyor. “İsrail”in arkasında duran Amerika, savaşın süresini uzatmak için İsrail'in düzenlediği saldırıların ortağıdır. Türkiye ise, Soçi ve Cenevre konferanslarındaki müzakere konumunu güçlendirmek ve Kürtlerin Suriye sınırında bir oluşumda bulunmalarını engellemek için Suriye'nin Kuzeyinde askeri operasyon düzenlemekte tereddüt etmeyecektir. Rusya da, ay sonunda Soçi'de düzenlenecek konferansın başarılı olması için elinden gelen çabayı gösteriyor. Suriye ve İran'ın müttefikleri olan Lübnan ve Filistin Direniş güçleriyse, liderleri Seyyid Hasan Nasrallah'ın sözlerine göre en kötü savaş senaryosu olan “büyük savaş” için hazır bir şekilde teyakkuzdadır.

İsam Numan
Kaynak: Al-Binaa
 
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler