4464e0566f676828cadabbb456b21d51.jpg

Siyonist hegemonya, Trump yönetimi, bölgesel iktidarlar ve Kudüs

Karşı karşıya olduğumuz; Siyonist hegemonyanın Trump yönetimi üzerindeki etkisinin neticesi ortaya çıkan siyasi kararlar ve bu siyasi kararların özellikle Batı Asya'daki bölgesel iktidarlar eliyle hayata geçirilmesi karşılığında bu bölgesel iktidarların siyasi geleceğinin teminat altına alınması döngüsünü üzerine kurulu, halkların geleceğinin karartıldığı, kutsallarının kirletildiği bir tablodur.

19 Ocak 2018 Cuma
İNTİZAR - Genel anlamda Batı, özel anlamda da Amerika Siyonist hegemonya ile çıkakarlarının örtüştügü bir birliktelik ile hareket eder. Bu birliktelikten ortaya çıkan siyasi güç evvela Batı Asya'daki bölgesel iktidarların kimliğini ve geleceğini de şekillendirerek, bölgedeki halkların kendi geleceklerini tayin etme haklarını ellerinden almaktadır. 
 
 
Amerika'da Donald Trump yönetiminin iş görme biçimi ve Siyonist hegemonyanın bu yönetime etkisi ile ilgili kayda değer bilgiler içeren, Chris Doyle (Arap-İngiliz Uyumu Konseyi CAABU başkanı) imzası ile 
Middle East Eye'da yayınlanan ve Zahide Tuba Kor tarafından tercüme edilen yazısı oldukça dikkat çekici... 
 
Ortadoğu Trump'ın vizyonu olmadan da yapabilir
 
Michael Wolff'un dünyada çok satan, Trump'ın Beyaz Saray'daki ilk yılını anlatan "Ateş ve Öfke: Trump'ın Beyaz Saray'ının İçinde" kitabı, medyaya sızdırılan işlevsiz ve kaotik hikâyelerin çoğunu doğruluyor, Ortadoğu da dâhil dış politikanın nasıl yürütüldüğüne dair içyüzü anlamaya dönük bazı çarpıcı anlatımlarla.
 
  
Trump öncelik 
 
(…)
(…) Amerika öncelik stratejisi, göçmen karşıtı uygulamalar ve korumacılık konusunda bastıran kişi Ağustos 2017'de görevinden alınan Baş Stratejist Steve Bannon'du.
(…)
 
  
Başkan olmaya uygun değil
 
(…) Wolff'un anlatımıyla, birbiri aleyhine çatır çatır ifşaatlarda bulunanların her birinin ortak noktası, Trump'ın başkanlık için uygun olmadığına inanmaları.
 
Bannon-Kushner nefreti sürekli olup bu, Çin ve Ortadoğu da dâhil pek çok dış politika meselesine, Yahudilere ve İsrail'e karşı tutuma kadar yansıyor. Wolff'a göre [Trump'ın damadı Jared] Kushner, Bannon'un bir Yahudi düşmanı olduğu kanaatine varmış. Henry Kissinger, Trump'ın Beyaz Saray'ının içini “Yahudiler ile Yahudi olmayanlar arasında bir savaş” olarak görüyormuş.
 
Liyakati sıfır olmasına rağmen Ortadoğu dosyası Trump tarafından Kushner'e verildi. Bannon, Kushner'i İsrail konusunda yumuşak olmakla ve onu savunmak için yeterince çaba sarf etmemekle ağır bir şekilde eleştirmekten hep zevk almış. “Alt-right” denilen alternatif sağcıların çoğu gibi Bannon'un İsrail'i müdafaası da Yahudilere saygıdan ziyade Müslümanlara karşı içgüdüsel tiksintisinden kaynaklanıyor.
 
Bannon, Trump'ın “en sapasağlam Yahudi” olarak görerek İsrail konusunda sürekli hürmet edip boyun eğdiği multi milyarder kumarhaneler kralı Sheldon Adelson'u seferber edip kullanmış.
 
Bannon, Wolff'a demiş ki “Daha ilk günden Amerikan büyükelçiliğini Kudüs'e taşıyoruz” ve belki daha da açığa vuran bir şekilde “Bırakın Ürdün Batı Şeria'yı, Mısır da Gazze'yi alsın. Bırakın anlaşsınlar veya bununla cebelleşirken batsınlar”. Mevcut haliyle Mısır'ın Gazze'de ana güç olma şansı göz ardı edilemez.
 
 
Ortadoğu'nun kilit oyuncuları
 
Nisan 2017'de Suriye'de Han Şeyhun'a yönelik kimyasal silahlı saldırı, başkanlığının daha onuncu haftasında Trump'ı ilk büyük uluslararası imtihandan geçirdi. Yeni başkanın ne yapacağını dünyanın çoğu gibi Beyaz Saray çevresi de kestirmeye çalışıyormuş.
 
Bannon, Suriye'ye askeri bir mukabeleye karşı olan tek kişiymiş, bu türden standart cevapların Ortadoğu'da çözüme değil kördüğüme yol açtığına inanıyormuş. Trump da işadamı yönüne seslenen “benim bu işten çıkarım ne” güdüsüyle onunla kısmen de olsa mutabıkmış. 
 
Bu konuda Bannon'un kaybetmesi, büyük ölçüde, Trump'ı sıkan detaylı bir brifing yerine ölen çocukların çarpıcı görüntülerini gösteren [kızı] Ivanka sayesinde gerçekleşmiş.
 
Kushner, Bannon'un sadece aşırı tecritçi/izolasyoncu değil, üstelik bir de “Dünya yanıyor, bırak yanmaya devam etsin” tarzı apokaliptik dünya görüşü yüzünden telaş içindeymiş. Tabii ki bu kararda kilit bir unsur da Trump'ın düşünme sürecinin diğer bir özelliğiyle alakalı: Selefi hem Obama'nın hem de [Bush dönemi] Neoconların yaptığının tam aksini yapmak.
 
Zamanla Trump, Ortadoğu'da dört kilit oyuncu olduğu kanaatine varmış: İlk üçü sonuncuya karşı birleştirilmesi gereken İsrail, Mısır, Suudi Arabistan ve İran. İran'ın bütün kötülüklerin anası olduğu fikrine Trump'ı getiren General Michael Flynn olmuş.
 
Bu görüşler o denli sabitleşmiş ki İran'a karşı duran herkes dolayısıyla iyi demekmiş.
 
Suudi Arabistan ve yeni Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Jared Kushner'le hayati bir ilişki kurdu. Trump'ın seçim kampanyasındaki Suudi karşıtı söylemini (…) yumuşatmasında, aşırıcılığa karşı herhangi bir savaştan çok daha önemli olan faktör milyarlarca dolarlık silah satışı oldu.
 
Trump'ın Beyaz Saray'ı, Wolff'un anlatımıyla, son derece işlevsiz ve bu Trump'ın dış politikasına da yansıyor. Kararların nasıl alındığını çözmek neredeyse imkânsız; zira ortada ne bir sistem var ne de politika üretme veya tartışma süreci.
 
İçeride ve dışarıda birbiriyle rekabet eden taraflar, uzmanlığı kötüleyen ve kendi içgüdülerinin herhangi bir profesyonel tavsiyeden daha üstte olduğuna inanan, olgulara dirençli bir adamın dikkatini çekmek için itişip kapışıyorlar.
 
(…) Belki de Trump yönetimi Ortadoğu'da ne kadar az iş yaparsa o kadar herkesin hayrına olur.
 
 
Siyonist lobilerin, büyük sermaye gruplarının oluşturduğu hegemonyanın etkisi altında olan Amerika'daki Trump yönetiminin bu ilişki biçiminin bölgesel iktidarlara yansıması "sen benim iktidarımı ayakta tut, ben de senin bölgeki siyasi emellerini -tabi dolayısı ile Siyonistlerin siyasi emellerini- temin edeyim" şeklinde formule edililebilir. 
 
Bu anlamda yine Zahide Tuba Kor tarafından tercüme edilen, David Hearst (Middle East Eye internet sitesi baş editörü; İngiliz Guardian gazetesi eski dış politika başyazarı) imzasi ile Middle East Eye'de yayınlanan "Mısır'ın Sisi'si niçin İsrail'in tercihi?" başlıklı yazısının İsrail'in Sisi'yi tercihini yalın bir şekilde ortaya koyan kısmı kayda değer tespitler içeriyor... 
 
  
 
Arap kamuoyunu yumuşatma
 
Despot Sisi, –seçildiğinde ille de Mısır kamuoyuna yakın olacağı anlamına gelmeyen Şefik'in (Sisi'nin siyasi rakibi) veya Anan'ın (Sisi'nin diğer siyasi rakibi) veyahut ordudan yerini alabilecek herhangi bir başka kişinin yapamayacağı şekilde– İsrail, ABD ve Suudi Arabistan adına hala daha şöyle bir rol icra edebilir durumda: Doğu Kudüs'ü İsrail'e teslim etme lehine Arap sokağının görüşünü yumuşatma rolü.
 
Eğer ki Doğu Kudüs'ü İsrail'e teslim etme politikası büyük bir engelle karşılaşırsa bu, modern Arap devletleri elitlerinden değil Arap sokaklarından gelecektir.
 
The New York Times'a sızdırılan, Mısırlı bir askerî istihbaratçıyla televizyonda ünlüleri ağırlayan bir program yapımcısı arasındaki konuşmanın hülasası işte tam da buydu. Bu aynı zamanda Mısırlı romancı ve akademisyen Yusuf Zeydan gibi [Mısır rejiminden] imtiyazlı seslerin de bir konusu.
 
Zeydan'ın tezine göre, Müslümanların üç kutsal mekânından kelime manası itibarıyla da “en uzağı” olan Mescid-i Aksa, aslında Kudüs'ün Harem-i Şerif bölgesinde bulunmuyor ve Kudüs kutsal bir Müslüman şehri de değil.
 
Kahire'deki İsrail büyükelçiliği Zeydan'a bu görüşlerinden dolayı teşekkür etti. Bu tür görüşlerin şu an Mısır televizyonlarında dillendirilmesi ve yayınlanması da bir tesadüf değil. Diğer herkes gibi o da efendisinin buyruğunu yerine getiriyor.
 
Bunların hiçbiri işe yaramayacak. Mısır'ın şu an içinde bulunduğu ölüm girdabından kurtulmasının tek yolu kendi liderliğini, egemenliğini, ekonomisini, meclisini ve nihayet demokrasisini düzeltmesinden geçiyor.
 
Mevcut gidişat nihai zayıflamaya ve en sonunda Arap dünyasının en kalabalık devletinin parçalanmasına yol açacak.
 
Bir defasında Sisi demişti ki “Biz sahici bir devlet değiliz. Görünüşte/sözde bir devletiz.” Bu söz, onun kendi kendisini gerçekleştiren kehanetlerinden bir diğeri olabilir.
 
Bölgedeki halkların bu şekilde çalınan iradeleri hızlıca yakınlaşmakta olan bir gelecekte kontrolsüz bir şekilde bu irade hırsızı iktidarların oluşturduğu setleri yıkıp, gerçek anlamda tecelli edebileceği bir zeminin oluşmakta olduğunu yukarıdaki tespitlerin ortaya koyduğu pespayelikten çıkarmak mümkün. Hem mevcut Amerikan yönetimi ve hem de bu bölgesel yönetimlerin aslında ne denli özensiz siyasi süreçlerin neticesi olan kararları sahaya yansıttıkları ortada. Bu durumun sürdürülemez olduğunu görmek için çok beklemek gerekmeyecek...   
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler