8d242593-96e8-4d23-8e71-4a806c7e430b.jpg
  • Anasayfa» 
  • Analiz»
  •  İsrail'in Direniş Ekseni'nin tehdidi karşısında yaşama şansı kalmadı

İsrail'in Direniş Ekseni'nin tehdidi karşısında yaşama şansı kalmadı

Bugün gelinen noktada İmam Humeyni'nin projesi, Amerika tarafından yönetilen Batılı ülkelerin veledi zina Siyonist varlığına karşı başarılı oldu. Bu varlığın artık Direniş Ekseni'nin tehdidi altında yaşamaya sabrı kalmadı. Trump, körfez ülkelerinin de sağladığı destekle birlikte Filistin sayfasını kalıcı olarak kapatmak için sürdürdükleri acil ve yoğun çabalarının da artık sabrı tükendi.

4 Haziran 2018 Pazartesi

İran politikasında Filistin davası ve Kudüs'ün yeri

İNTİZAR - Filistin davası, artık daha fazla belirginleştirmeye ihtiyaç duymayacak derecede şeffaf bir durumdadır. Direnişçi cihad eylemleri, sadece İran sahasında değil, Filistin'deki Direniş Ekseni, Suriye, Lübnan ve Irak'ta da sürdürülmektedir. Bu ülkelere çok yakında zaferiyle Yemen'de eklenecektir.

Abartıdan uzak bir şekilde ve tüm hakikatiyle gerçek, karanlık bir gecede parlayan bir ay parçası gibi ortadadır. Filistin davasının, Arap rejimlerinin gökyüzündeki yıldızının söndüğü artık yadsınmaz bir gerçektir. Arap liderler tarafından birbiri ardınca tekrarlanan, Siyonist varlığın tanınmaması, müzakere masasına oturulmaması ve Siyonistler ile barışa karşı olan bilindik pozisyonları artık tarih oldu. Filistin davasına ait ilkelerinden geriye kalan birkaç güzelleme ve solgun ifadeler dışında, anlaşmalar döneminden geriye hiçbir şey kalmadı.

Ne var ki, iman ve coşku duygularımızı heyecanlandıran sloganlar, bu davaya asla bırakmamak üzere sımsıkı sarılan avuçların arasındaki Filisin davasının yerini aldı. Siyonist varlık ile ilişkileri normalleştirmek, Arap ülkelerinde kamuoyundan saklanacağı yerde, son yıllarda halklardan korkmadan ve saklamadan anlaşma ve karşılıklı değişim seviyesine ulaştı.

Arap baharı, hiçbir zaman Filistin davasının sıkıntılarını gündeme taşımadı. Müslüman halklar olarak birbirimizin duygularını hissetmemiz gereken Ramazan ayında, bu gününe kadar hiç birimiz Filistin davasına dokunmadık. Bu günler elimizden geldiğince bu kader davasına bağlılığımız ve Filistin halkı ile dayanışma içinde olmamız gereken günlerdir. Bu ay, cihad, fedakârlık, işbirliği ve kurban verme ayıdır. Gel gelelim ki kalpler ile politikalarda yer edinen bu gizli dostluk bağı kesilmedikçe, bu fedakârlık ve cihada ulaşmak ne kadar uzak!

Arap baharının bizi, diktatör rejimlerden geniş özgürlükler meydanına çıkarmayı garantilemiş olduğunu zannediyorduk. Ancak zaman geçtikçe gördük ki, Arap baharı Filistin davasına sarılan, Siyonist rejim karşısında istikrarlı bir yol izlemeyi kendisine ilke edinen ve imkânları dâhilinde Filistin'deki kardeşlerimizi destekleyen Arap halkalarının iradesinin aksine, kelimenin tam anlamıyla bir Yahudi baharı oldu.

Bu rejimler, Arap baharı yerine Filistin davasından vazgeçmiş gibi görünüyor. Mısır yönetimi, hala Siyonist varlık ile birlikte Gazze ablukasına ortak olmayı sürdürüyor. Bu iki ülke, sanki arsız bir kadından dünyaya gelmiş, utanmaz ikiz kardeşler gibi birbirlerinin suçuna ortak oluyor.

Ne yazık ki, kendimi Arapların kapısına dayanarak Filistin davasını haber vermeye mecbur kalmış bir durumda buldum. Ancak bu davanın hala hayatta olduğuna dair hiçbir belirti göremedim. Adeta isimsiz bir mezara gömülmüş gibiydi. Amerikan şeytanı Trump'ın ilan ettiği yüzyılın anlaşmasının imzalanması, kuşkusuz Filistin halkı ile kendi çıkarları arasında bir seçim yaparak, kendi çıkarlarını tercih eden Arapların kalitesiz siyasetleri için yolun sonu olacaktır.

Elbette, tüm bu Arap rejimlerine karşı bir istisna olarak gurur duyduğumuz ve iftihar kaynağımız olan, halkımızın öncülerini hala birbirine bağlayan sağlam bir bağ vardır. Filistin davasına hala sımsıkı tutunan siyasi hareketleri ve Direniş grupları, bu davayı canlı tutabilmek için bıkmadan yorulmadan çalışmaya devam ediyor. İslam ümmeti adına taşıdığı umut, bu bağı İslami bir sistem olarak kalmaya daha çok istek oluşturuyor. Davasından vazgeçmeyeceği üzerine kendine verdiği sözden bugüne kadar hiç taviz vermeyerek, tam anlamıyla bağlı kaldı. Bu rejim, Filistinli ve Lübnanlı Direniş guruplarına hayati destek sağlayan İran İslam Cumhuriyetidir. Siyonist düşmana karşı Direnişin yöntemlerini geliştirmek için, hiçbir imkânını ve çabasını sakınmayan İran, aksine Irak ve Suriye'de tekfirci terörist grupları parçalayan savaşta başrol oynadı. Direniş Ekseni'ni yok etmeyi hedefleyen Batı'nın tehlikeli planlarını ise bir biri ardına başarısızlığa uğrattı.

İran ekonomisinin kanayan yaraları geçti. Amerika'nın çeşitli yaptırımlar uygulayarak kullandığı prangaları, İran'ı Filistin'in kurtuluşuna bağlı kalacağı andından vazgeçiremedi. Dünyanın sessizliğine karşı, İmam Humeyni'nin yüksek sesle haykırdığı “Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur! İsrail, bölgeden söküp atılması gereken habis bir kanserdir” sözlerinin işitildiği günden beri; İran Filistin davasını hiç yalnız bırakmadı. İmam Humeyni, Müslüman halklar ile dayanışma içine girdi ancak, irade sahibi olmayan ve kendinden kaynaklı hiçbir siyasi karar alamayan rejimleri, yönetmeye kalkmadı. Tecrübelerimize bakılırsa, bu ülkeler hala Batı ve Amerika'nın hegemonyası altında yaşamaya devam ediyor. Bundan dolayı, İran Müslümanlara tüm mevcut yöntemlerle düşmana karşı Direniş yoluna girme çağrısında bulunuyor.

Bugün gelinen noktada, Siyonist rejime karşı tehdit oluşturması açısından İran ve Direnişi sona erdirmek üzere Amerika ve Batılı ülkelerin sarf ettikleri çaba, İmam Humeyni'nin projesinin başarılı olduğunu gösteriyor.Bu varlığın artık Direniş Ekseni'nin tehdidi altında yaşamaya sabrı kalmadı. Trump, ABD Başkanlığına geldiğinden bu yana, körfez ülkelerinin de sağladığı destekle Filistin sayfasını kalıcı olarak kapatmak için sürdürdükleri acil ve yoğun çabalarının da artık sabrı tükendi. İşte vakit, bu eşkıyaların dinlerini şeytana satmalarını sağlamak için Amerika'nın vaktidir.

Filistin davası, artık daha fazla belirginleştirmeye ihtiyaç duymayacak derecede şeffaf bir durumdadır. Direnişçi cihad eylemleri, sadece İran sahasında değil, Filistin'deki Direniş Ekseni, Suriye, Lübnan ve Irak'ta da sürdürülmektedir. Bu ülkelere çok yakında zaferiyle Yemen'de eklenecektir. Hedef, Siyonist – Amerikan güçlerine galip gelen İslam ümmetini oluşturmaktır. Tüm dünyanın çağın şeytanı Amerika'nın Siyonist ve Vahhabi boynuzları ile birlikte çöküşünü görmesi, İlahi vaadin gerçekleştirilmesi umuduna bağlıdır.

Kaynak: El Meyadin
Muhammed er-Rasafi el-Mikdad / Tunuslu yazar
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler