Havaalanı.jpg

Bir kalkış ve iniş arası havalimanı savaşı

Bu savaş, bir havaalanından daha büyük, geniş ve kapsamlıdır. Bu savaş, bir havaalanı savaşı değil, kafirler karşısında Müminlerin savaşıdır. Muaviye'nin çizgisinin karşısında Ali'nin çizgisidir. Amerika ve Hizbuşşeytan hattının karşısında Hizbullah'ın hattıdır.

23 Haziran 2018 Cumartesi

İNTİZAR - Hudeyde Havalimanı'na tam anlamıyla yıkıcı bir saldırı düzenleyen Koalisyon güçleri tarafından eşi görülmemiş bir seferberliğe şahit olduğumuz bu dönemde, gerçek dışı bir zafer elde etmek için yürütülen korkunç bir medya aldatmacası saldırılara eşlik ediyor. Düşman güçlerinin hayal kırıklığına, hüsranına, yenilgiye boğulmasına ve başarısızlığına rağmen, siyasi arenada bu ay Yemen için müzakere dosyalarının birçok defa açılmasına ve BM elçisinin Yemen'e ziyaretine tanık olduk. Saldırı güçlerinin iddiasına göre bu hamle, Yemen Ordusu ve Halk Komitelerinin Hudeyde şehrinden çekilmesini ve kötüleşen insani koşullardan siviller korumak için şehirdeki askeri operasyonların durdurulmasını sağlamak üzere bir uygulama planı geliştirmeyi hedefliyor.

Başarısızlıkları ve yetersizliklerini kamufle etmeye çalışan saldırı güçleri, askeri operasyonla elde edemdekileri kazanımı diplomatik yollarla elde edecekleri basit bir zafer için, Yemen Ordusu ve Halk Komitelerinin Hudeyde Havaalanı'ndan kısa bir mesafe olsa bile geri çekilmesini veya Batı kıyısındaki askeri operasyonların durdurulması ile ellerindekini korumayı hayal ediyorlardı. Çünkü askeri operasyonların sürdürülmesi, Hudeyde'ye karşı tezgâhladıkları kampanyalarının heder olması ve kaydettikleri ilerlemeden kati surette gerilemeleri anlamına geliyor.

Bu son derece açık ve solgun bir harekettir. Büyük Yemen halkı her şeyin çok iyi farkındadır. Birleşmiş Milletlerin müzakereleri hareketlendirmesinin, müttefiklerini karşı karşıya olduğu çıkmazdan kurtarmayı ve az da olsa kazanç sağlamayı amaçladığı, Yemen halkı tarafından çok iyi biliniyor. Ne var ki, düşman ve onun adına müzakere yürütenler bunu iyi bilmelidir ki, hedefleri Allah'ın izni ile gerçekleşmeyecektir. Tüm bunlar düşmanın havaalanını ele geçirdiğini her duyurduğunda, ne kadar zayıf, telaşlı, çelişkili ve sarsak olduğunu bir kez daha doğruluyor. Zira düşman güçleri, sanki sadece havaalanını işgal etmek için gelmiş ve sanki havaalanını işgal edince tüm Hudeyde'yi kontrol altına almış, büyük, ezici ve kapsamlı bir zafer kazanmış gibi, günlerce ve birçok defa bu havaalanını kontrol altına aldığını duyurdu.

Havaalanını kontrol altına aldıklarını varsaymış olsak dahi, birkaç saat orada kalmalarını kim garantiliyor?

Aksine bu, Ordu ve Komiteleri için modern avlama yöntemleri ile avlamak üzere iyi bir bataklık olacaktır.

Cizran'daki onlarca köy, düşmanın elindeydi, şu an hakimiyetleri Ordu ve Komitelerin elindedir.

Necran'da onlarca mevki düşmanın elindeydi, şimdi ise Ordu ve Komitelerin elindedir.

Asir'de onlarca bölge, düşmanın elindeydi ve şu an Ordu ve Komitelerin kontrolü altındadır.

Havaalanı, savaşın tamamı değil, düşmanın işgal etmeye çalıştığı özgür Yemen'in geri kalan kısmının sadece basit bir parçasıdır.

İşgalciler zaferlerine zafer katmak için değil de, macerayı ve ihlallerini sürdürmek için havaalanına ulaşsa bile, Allah'ın izni ile ölüm, başarısızlık ve yenilgi onların kaçınılmaz kaderi olacaktır.

Ne havaalanı, ne el-Jah, ne el-Dureyhami, ne de Hudeyde'de herhangi bir toprak parçası, Suudi saldırı güçlerini iyi karşılayacak ya da onların sömürgesi olacaktır. Bilakis bu bölgeler Yemen'e saldıran düşman güçlerinin askerleri subayları ve mekanizmaları için birer mezar olacaktır.

Bu savaş, bir havaalanı savaşı değil, kafirler karşısında Müminlerin savaşıdır. Muaviye'nin çizgisinin karşısında Ali'nin çizgisidir. Amerika ve Hizbuşşeytan hattının karşısında Hizbullah'ın hattıdır.

Bu savaş, bir havaalanından daha büyük, geniş ve kapsamlıdır. Havaalanının işgali, düşmanın istediği gibi bu savaşı belirli bir bölge ile sınırlandırmayacaktır. Çünkü bu savaşın boyutu daha büyük ve hedefleri çok daha geniştir. Dünyadaki tüm savaşlar, genişletilebilir de küçültülebilir de. Bu sebepten dolayı, düşman havaalanının etrafında biraz gürültü kopardı diye bize boyun eğdireceğini zannediyorsa yanılıyor. Nitekim Havaalanına ulaşmaları onlar için bir zafer, bizim için ise bir yenilgi olarak tasvir edilemez.

Allah (c.c) için savaşan erlere güç veren ve düşmana, ablukasına ve eziyetlerine karşı Allah'ın erlerini kuvvetlendiren Yüce Allah'ın (c.c), ulaştıkları her coğrafyada onlara tekrar daha fazla zafer vereceğine güveniyoruz.

Bu yüce halkın evlatlarının cesareti, sertliği ve büyüklüğü karşısında İşgalcilerin kaderi, kaçınılmaz olarak yenilgi ve başarısızlık olacaktır. Bu insanlar iman silahını, Allah'ın maiyetini ve davalarının adaletini taşıyorlar. Suç ülkeleri ve rejimleri, insanlık dünyası için bozgunculuk ve yıkımı hedefleyen silahlarını taşırken, devam eden binlerce tonluk hava bombardımanı altındaki Yemen halkı ise, Amerika, İngiltere ve Fransa dâhil olmak üzere 20 ülke ile savaşmak için ateş ve demir silahını taşıyorlar. Bilindiği üzerine Yemen halkı üzerine düzenlenen bu saldırılar “F-15” , “F-16” ve Apachi gibi hava araçlarının taşıdığı binlerce ton bomba, füze ve çeşitli patlayıcıların hava bombardımanı, gelişmiş insansız keşif ve saldırı uçakları, uydular ve yerel paralı askerlerin katılımı ile gerçekleştiriliyor.

Sömürgeci ülkeler, ülkeyi işgal etmek üzere geliştirdikleri projeleri ile planlarını yürütebilmek, halkın servetini yağmalamak ve Yemenlileri köleleştirmek için, vatanını satan binlerce paralı askeri, çeşitli siyasi grupların üyelerini, savaşçıları, bazı alimleri, medyacıları ve toplumun önde gelen isimlerini ucuz ve bayağı birer araç olarak satın alabilirler. Ancak, Batılılar hakkı batıla, karanlıklarını aydınlığa çeviremeyecekler. Batılın gücü hiçbir zaman Allah'ın nurunu söndürmeye yetmez. Ne kadar yoğun ve yayılmış olursa olsun, dünyanın tüm karanlıkları bir araya gelse, ufukları ve dünyanın dört bir yanını da doldursa, tek bir ışığı söndürmeye gücü yetmez; bu Allah'ın sünnetinin ışığıdır. Kuşkusuz Allah'ın yolu değişmez ve dönüştürülemez bir yoldur.

Fakat bu konuda dikkat çeken bir diğer husus, düşmana teslim olmayı aklayan, barışı öven, düşmana boyun eğme çağrısında bulunan ve bu ülkenin toprakları ile insanının yeteneklerini ve kaynaklarını yok etmek isteyenlere ödün vermeyi kabul eden siyaset dinozorları ile sözde entelektüellerin büyük kısmının sahip olduğu “yenilmişlik ruhu”dur. Bu siyasilerden birinin sözleri şöyle: “Politikada, tarihte ele geçen fırsatları dikkatlice okuyanlar ve derinliklerini bilenler dışında, yakalanması kimse için iyi olmayan bazı fırsatlar vardır. Bu fırsatlar sizi geleceğin denklemlerine de götürebilir, şiddetli rüzgarlı bir günde savrulan küller haline de getirebilir.”

Düşman güçlerine boyun eğmeyi kabullenenlerin şu sözleri, yanılgılarını ortaya koyuyor: “Bu gibi anlarda, gidilecek rotayı ve hedefi belirlemekte “aldatmak” belirleyici bir faktördür. Eğer oranı yüksek ise, seni helak olmaya götürür. Eğer gerçekçi olursa, geleceğin denklemlerinde etkili olmak için fırsatları yakalamanı sağlar.”

Bunlardan birinin gazeteye verdiği demeçte şu sözler yer alıyor: “Husilerin destekçileri, BM Elçisinin yaptıklarını boş versin. Esenlik durumu, beladan iyidir. Gemiler yaklaşıyor, canları ve malları kurtarmak için, geri çekilmek gerekiyor.”

Vah bu akıl gözeri kör olan aydınların haline..

Bunlar hangi kültürü taşıyorlar?

Hangi akılla düşünüyorlar?

Ey aydınlar, İlahi sünnet ve Kur'an kültürü, sizin düşündüklerinizden tamamen farklıdır. Allah'ın emirleri, sizin mantığınızla asla uyuşmuyor. Zira, Kur'an mantığı diyor ki:

“Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; hani üzerinize ordular geldi de, biz, rüzgârı ve görmediğiniz orduları onlara karşı gönderdik. Allah, yaptıklarınızı görüyordu. / Hani yukarınızdan ve aşağı yanınızdan size doğru gelmişlerdi. Gözler kaymış, yürekler ağızlara gelmişti ve siz Allah hakkında nice zanlar ediyordunuz. / İşte orada müminler imtihana tâbi tutuldular ve büyük bir sarsıntıya uğradılar.” (Ahzab 9-10-11)

Kur'an-ı Kerîm, mağlubiyet kültürünü taşıyanlara, boyun eğme ve teslim olma çağrısında bulunanlara şöyle işaret ediyor:

“O zaman, münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, "Allah ve Resulü bize aldatmadan başka bir şey vadetmedi." diyorlardı. / Hani onlardan bir topluluk, "Ey Yesrib halkı! Artık burası sizin için duracak yer değil, geri dönün." diyordu. İçlerinden bir kesimi de, Peygamber'den izin isteyerek, "Evimiz korumasızdır." diyorlardı. Oysa evleri korumasız değildi. Onlar, sadece kaçmak istiyorlardı.” (Ahzab 12-13)

Yüce Allah-u Teâla, onların ihtiraslarını ve ruhsal durumlarını şöyle izah ediyor:

“Eğer şehrin etrafından onlara saldırılsaydı ve sonra kendilerinden fitne çıkarmaları istenseydi, kuşkusuz hemen ona giderlerdi ve bu iş için ancak az bir beklemeleri olurdu.” (Ahzab-14) Yüce Allah, şu ayet-i kerimeler ile onların geçmişteki konumlarını hatırlatıyor: “Hâlbuki önceden (düşmanın karşısından) kaçmayacaklarına dair Allah'a söz vermişlerdi. Allah'ın ahdi ise sorulur. / De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmanız size bir yarar sağlamaz. Kaçsanız bile ancak kısa bir süre yaşarsınız.” / De ki: "Eğer Allah size bir sıkıntı veya rahmet isterse, Allah'a karşı sizi kim koruyabilir. Onlar, Allah dışında kendileri için ne bir dost ve koruyucu ne de bir yardımcı bulamazlar." (Ahzab 15-15-17)

Allah (c.c) onların hakikatini ve düşmanlarının sahteciliğini, azmi kırmak ve fitneyi hedefleyen sözlerini şöyle açıklıyor:

“Allah, içinizden (savaştan) alıkoyanları ve kardeşlerine, "Bize katılın." diyenleri biliyor. Zaten bunlar, pek az savaşa katılırlar. / Size karşı hasistirler. Savaş korkusu gelip çattı mı, ölüm baygınlığı üzerine çökmüş birisi gibi, gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince, ganimet malına düşkünlük göstererek acı dillerle sizi incitirler. Bunlar, iman etmemişlerdir. Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır. Bu, Allah için kolaydır. / Düşman ordularının gitmediğini sanırlar. Düşman orduları gelecek olsa, çölde bedevilerin içinde bulunmayı ve sizinle ilgili haberleri sormayı arzu ederlerdi. Sizin aranızda bulunsalardı da pek az savaşırlardı.”(Ahzab 18-19-20)

Evet, onların amacı ve ruhsal durumları tam olarak budur. Allah'ın erleri ve Yemen'in Ordu ve Komitelerindeki Mümin kahramanlarına gelince, işte onların konumları, mantıkları ve durumları şöyledir:

“Müminler, düşman ordularını görünce, "İşte bu, Allah ve Peygamberi'nin bize vadettiğidir. Allah ve Peygamberi doğru söylemiştir." dediler. Bu, onların ancak iman ve teslimiyetlerini artırdı.” (Ahzab 22) Çünkü onlar, Allah'ın kendilerini desteklediğine inanıyorlar. Çünkü onlar, Allah'ın ayet-i kerimede tanımladığı Müminler arasında yer alıyorlar: “Müminlerin içinde Allah'a verdikleri sözde doğrulukla duran erler vardır. Kimi nezrini (adağını) yerine getirdi -şehit düştü-, kimi de beklemektedir. Sözlerinde hiçbir değiştirme yapmadılar.” (Ahzab 23) Çünkü onlar, inanıyorlar ve doğru sözlüdürler: “Çünkü Allah, doğruları doğrulukları ile mükâfatlandırır ve münafıkları dilerse azap eder veya tövbelerini kabul eder. Kuşkusuz, Allah bağışlayandır, merhamet edendir.” (Ahzab 24)

Bu durum, onların pozisyonlarının neticesidir:

“Allah, kâfirleri bir hayır elde etmeden öfkeleriyle geri çevirdi ve Allah savaş işinde müminlere yetti (savaşı müminlerin lehine sonuçlandırdı). Allah, güçlüdür ve üstündür. / Kitap ehlinden onlara destek olanları kalelerinden indirdi ve kalplerine korku saldı; onların bir kesimini öldürüyor ve bir kesimini de esir alıyordunuz. / Onların yerlerini, yurtlarını ve mallarını ve ayak basmadığınız yerleri size miras verdi. Allah'ın her şeye gücü yeter.” (Ahzab 25-26-27)

Bu onlara uygun olan adil karşılık, ecir ve tabii bir cezadır. Bu, Kur'an-ı Kerim'de birden fazla defa tekrarlanan şeydir. Büyük Bedir savaşı hakkında, Allah'ın dostlarını nasıl desteklediği ve düşmanlarının kaderi şu ayette açıklanıyor:

” Hani yalvararak Rabbinizden yardım istiyordunuz ve O, "Kuşkusuz, sırayla gelen bin melekle sizi destekleyeceğim." diye duanızı kabul etti. / Allah bunu (size) ancak bir müjde kıldı ve kalplerinizin güvene erişmesi için (böyle) yaptı. Zafer, sadece Allah'ın katındandır. Kuşkusuz Allah üstündür ve hikmet sahibidir. / Hani (Allah) kendi tarafından bir güvence olarak sizi bir uyuklamaya daldırıyordu; sizi arındırmak, şeytanın vesvese ve pisliğini sizden gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve adımlarınızı sağlamlaştırmak için gökten size su indiriyordu. / Hani Rabbin meleklere, "Ben sizinleyim; iman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım.” (Enfal 9-10-11-12)

Daha sonra, tüm bunların ardından, Allah (c.c) onların önderlerinin yapması geren şeyin, boyun eğmek ve teslim olmak ve geri dönerek yenilgiye uğramak olmadığını belirtiyor ve ardından onların ne yapması gerektiğini açıklıyor. İşte o zaman Allah (c.c) onların konumunu güçlendiriyor, onlara zafer vaat ediyor ve onlara destek ile dayanıklılık veriyor. Allah-u Teâla bunu şu ayet ile açıklıyor:

“Artık boyunlarının yukarısını (başlarını) vurun ve parmaklarını doğrayın." diye vahyetti” (Enfal 12) Çünkü bu, hak ettikleri ilahi adaletin bu dünyadaki Müminlerin eli ile verilmesidir: “Bu, onların Allah ve Resulü'ne karşı gelmelerindendir. Kim Allah ve Resulü'ne karşı gelirse, (bilsin ki) Allah'ın azabı çetindir. / İşte bunu tadın! Ve (bilin ki) kâfirlere cehennem azabı vardır.” (Enfal 13-14)

Böyle bir savaşın en önemli yanlarından biri, Allah'a olan güvenin artması, maneviyatın yükselmesi ve ruhsal durumun düşmemesidir. Çünkü motivasyonun çöküşü, zayıflığın, korkaklığın ve boyun eğmenin göstergesidir.

Boyun eğerek zelil olanlar, Allah'ın dostları değildir. Allah'ın dostları, cesur ve kahramandırlar.

Orada veya burada herhangi bir bölgenin düşmesi veya şehitler verilmesi ile motivasyonu ve ruhsal durumu çökenler, Rabbiyyun (kendini Allah'a adayanlar) sınıfında değildir. Allah (c.c) onlar hakkında şöyle söylemiştir:

“Nice peygamberler var ki, nice kendilerini Allah'a adamış kişiler onlarla birlikte savaştılar. Onlar, Allah yolunda uğradıkları sıkıntılar yüzünden ne gevşeklik gösterdiler, ne de (düşmana) boyun eğdiler. Allah, sabredenleri (direnenleri) sever. / Onların sözleri sadece şöyle demek oldu: "Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı sabit kıl (direncimizi çoğalt) ve bizi kâfirler topluluğuna karşı muzaffer eyle!" (Âl-i İmrân 146-147) Kendini Allah'a adayanların kalplerine ümitsizlik düşmez. Zayıflık ve gevşeklik, onların ruhuna ulaşamaz. Savaş meydanında onların ancak sabrı artar ve Allah'a itimatları ile Allah'ın zaferine ve desteğine olan güvenleri artar. Onların kalpleri ve dilleri daima şöyle söyler. “"Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı sabit kıl (direncimizi çoğalt) ve bizi kâfirler topluluğuna karşı muzaffer eyle!"” (Âl-i İmrân 147)

Çünkü onlar:

“Bu yüzden Allah onlara hem dünya mükâfatını, hem de ahiretin güzel mükâfatını verdi. Allah iyileri sever.” (Âl-i İmrân 148)

ayeti ile müjdelenenlerdir. Bu onların kazandığı kaçınılmaz sonudur. Allah (c.c) onlara bunu verir, çünkü onlar Allah'ın sünneti ve ayetlerinin tam olarak bilincindedirler. Onların çağrısına tüm Müslümanların kulak vermesi gerekir:

“Ey İman edenler! Kâfir olanlara boyun eğerseniz, sizi (inancınızdan) geriye çevirirler de ziyan edersiniz. / Oysa sizin dostunuz ve yardımcınız Allah'tır. O, yardımcıların en iyisidir.” (Âl-i İmrân 149-150)

Allah, zafer verenlerin en hayırlısıdır:

“Allah'ın, hakkında bir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koştukları için, kâfir olanların kalplerine yakında korku salacağız. Onların barınağı ateştir. Zalimlerin barınağı ne de kötüdür! / Gerçekten Allah, izniyle onları (düşmanları) öldürüp yok ettiğiniz zaman size vaadini gerçekleştirdi. Nihayet gevşeklik gösterdiniz, savaş konusunda birbirinizle tartıştınız ve sevdiğiniz şeyi (ganimetleri) size gösterdikten sonra itaatsizlik ettiniz. İçinizden bazısı dünyayı istiyordu ve bazısı da ahireti istiyordu. Sonra Allah), sizi sınamak için, sizi onlardan (onlarla savaşmaktan) vazgeçirdi. Gerçekten Allah, sizi affetti. Allah, müminlere karşı lütufkârdır. / Hani savaş meydanından kaçarak uzaklaşıyordunuz ve dönüp kimseye bakmıyordunuz, Peygamber de arkanızdan sizi çağırıyordu. Bunun üzerine Allah, elinizden çıkana ve uğradığınız yenilgiye üzülmeyesiniz diye üzüntünüze üzüntü katarak karşılık verdi. Allah, yaptıklarınızı iyice bilmektedir. / Üzüntüden sonra, içinizden bir grubu saran hafif bir uyuklama şeklinde size bir güven indirdi. (Âl-i İmrân 151-152-153-154)

Allah'ın sünnetine uymayan ve bundan gafil olanlar için Allah şu ayet-i kerimeyi yönlendiriyor:

“Bir topluluk ise, kendi canları için endişeye kapılmışlar, Allah hakkında haksız ve cahilce zanlarda bulunuyorlardı ve, "Bu işte bizim elimizde olan bir şey var mı?" diyorlardı. De ki: "Her iş Allah'ın elindedir." Onlar sana açmadıkları şeyi gönüllerinde gizliyorlar; "Bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik." diyorlar. De ki: "Evlerinizde olsaydınız bile, kendilerine ölüm yazılmış olanlar, ölüm yerlerine doğru çıkarlardı." Bunlar, sizin gönüllerinizde olanı sınamak ve kalplerinizde olanı arıtmak içindir. Allah gönüllerde olanı bilir.“ (Âl-i İmrân 154)

Muhammed el-Şumeyri
Kaynak: El- Mesire
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler