xtrump-smirk.jpg.pagespeed.ic.4rSYdJ4oEB.jpg

Amerika'ya karşı küresel bir öfke devrimi yakındır

Amerika'ya karşı küresel bir öfke devrimi yakındır. Bu devrimin şiddetli fırtınalarının bir araya toplandığını görüyoruz. Kimse bu durumun sonuçlarının ne olacağını kestiremiyor. Belki de Türkiye, İran ve Rusya'dan önce ABD'nin rejimi değişir.

14 Ağustos 2018 Salı

İNTİZAR - ABD'nin uyguladığı dünyada bir çok ülkenin saygınlığını hiçe sayan yaptırım fırtınası en nihayetinde dönüp kendisinin başına dolanacak gibi görünüyor. Tercümesini Merve Soydaş'ın yaptığı Abdulbari Atvan'ın Ray El-Yevm'de yer alan yazısı bu minvalde çokça kayda değer tespitler içeriyor...

Trump'ın fitilini ateşlediği ekonomik savaşlar

Dayattığı ablukalarda aşırıya giden ve aynı zamanda birden fazla cepheye ekonomik savaş açan Amerika Başkanı Donald Trump, düşmanlarına büyük hizmetler sağlarken, müttefikleri için ise boğucu krizler yaratıyor. Amerika, bu gibi politikaları sürdürmeye devam ederse dünyada İsrail ve Suudi Arabistan dışında kendisine müttefik bulamayacaktır.

Başkan Trump, Türkiye'ye ekonomik yaptırım, İran'a karşı da boğucu bir abluka dayattı. Rus Rublesi ile işlem görmeyi yasaklayan ABD Başkanı, Kuzey Kore'ye uygulanan yaptırımları da sıkılaştırırken, Çin'den ülkesine yapılacak ihracat için önümüzdeki aylarda 400 milyar dolara ulaşabilecek gümrük vergilerini hazırlıyor.

Tüm bu kuşatmaların arkasında, elbette ABD Başkanının üzerinde en büyük etki sahibi olan İsrail yer alıyor. İsrailli üst düzey kaynaklar, bu yaptırımların ayrıntılarının İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ve ABD Başkanının damadı ve baş danışmanı olan Jared Kushner'in belirlediğini ortaya attı. İsrailli güvenlik kaynaklarına yakınlığıyla bilinen İsrailli yazar Ben Caspit, Ortadoğu ile ilgili olan “Kaynak” dergisinde yayınlanan bir makalede bunu vurguladı.

Başkan Trump, Soçi zirvesini düzenleyen üç ülke olan Rusya, Türkiye ve İran'a karşı ekonomik savaşa girdiğinde, Amerika'nın bu yaptırımlarına bağlı kalmadıklarını açıklayan Çin, Pakistan ve Hinditsan da bu gruba eklendi.

Kendisine karşı Ortadoğu'daki en güçlü ve en önemli iki İslam ülkesinin birleşmesini sağlayan Trump, Şii ile Sünni mezheplerine bağlı olan Müslümanları da, Amerika yönetimine karşı düşmanlık ve nefret şemsiyesi altında buluşturdu. Burada elbette İran ve Türkiye'den bahsediyoruz. Bu durum, mezhepçilik temelleri üzerine inşa edilen Sünni-Arap NATO'sunun kurulması planlarını etkileyecektir.

Pakistan'ın yeni Başkanı İmran Han'ın döneminde, müttefiki Amerika'ya itaat sopasının kırıldığı dikkat çekti. Bu bağlamda Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Muhammed Faysal, Amerika'nın İran karşıtı yaptırımlarına ülkesinin bağlı kalmayacağını ve ticari ilişkilerine aynı şekilde devam edeceklerini açıkladı. Faysal, Pakistan'ın dışarıdan gelen dikteler yoluyla değil, kendi çıkarları doğrultusunda politikasını sürdüren bağımsız bir ülke olduğunu vurguladı.

Pakistan'ın bu sürpriz pozisyonu, ülkenin Suudi-Körfez kampından çıktığı ve ABD Başkanı Trump ve yönetimi karşısında İran'ın yanında durmaya karar verdiği anlamına geliyor. Askeri İslam ittifakından çekilen Malezya'da Pakistan'ı takip etti. İlk adımı Yemen'deki güçlerini geri çekmek olan Malezya, Suudi Arabistan'ın Kuala Lumpur'da kurduğu terörle mücadele merkezini kapatarak daha da ileri gitti. Bu merkezin açılış törenine geçen yıl Kral Selman bin Abdulaziz katılmıştı. Endonezya da aynı adımı atarsa şaşırmayacağız.

İran-Pakistan yakınlaşması, ABD'nin Pakistan'da istikrarı güçlendirme ve şiddetli bir gerilla savaşı yürüten Taliban'ı ortadan kaldırma projesine olumsuz yansıyacaktır. 2011 yılında gerçekleşen askeri müdahaleden bu güne kadar ABD ve müttefiklerine iki bin ölü ve iki trilyon dolarlara mal olan bu projenin çökmesi ile sonuçlanacaktır.

Ablukalar İran'a diz çöktüremez ve bölgede var olan birçok ülkedeki güçlü askeri kollarını kesemez. Yeni ve değiştirilmiş bir nükleer anlaşmaya varılması, Tahran yönetiminin istikrarını sarsacak bir devrimi tetiklemeyecek veya yönetimin değişmesine yol açmayacaktır. Belki de bu şekilde rejimlerin değiştirilmesi, tarihin tozlu sayfalarına gömülmüştür. 7 yıl süren, 70 milyar dolar harcanan, 300 binden fazla savaşçı eğitilip silahlandırılarak gönderilen ve 70 ülkenin seferber olduğu kanlı askeri müdahaleden sonra Suriye'nin dayanıklılığı bu bağlamda bir başlangıç ve delildir. Libya, Irak, Yermen ve Afganistan'da alınan acı derslerin tekrarı yaşanmayacaktır.

Amerika, tek başına dünyaya hükmeden bir süper güç değildir. Çin ve Rusya'nın yanı sıra, Kuzey Kore, Pakistan ve Hindistan gibi diğer nükleer ülkeleri, bu Amerikan kibrinin karşısında durmaktadırlar. Bu ülkeler, ABD'nin ambargolarına karşı isyan ettiklerini alenen duyuruyorlar. Belki de Avrupa da yakında aynı yolu izleyebilir.

Rusya, İran, Türkiye üçlüsü ABD'nin kendilerine uyguladığı abluka karşısında tek bir cephede birleştiyse, muhakkak bu ülkeler başarılı olacak ve ABD'nin projelerini ve büyük dünya gücü olarak prestijini sefil bir şekilde yerle bir edecektirler. Dünya, ABD doları ve Cocacola pazarı olmadan da dönebilir. Bu ablukalar, küresel bir uyanış ve ABD Dolarının dışında bir para birimine dayanan yeni ve bağımsız bir ekonomik sistemin başlangıcı olabilir.

Bazıları çok hayalperest ve iyimser olduğumuzu düşünebilir. Bu yerinde bir düşünce değildir. Çünkü Amerika ve kendisi gibi budalalarla işbirliği yapan pervasız başkanı, sadece Ortadoğu ve İslam dünyasının değil, aynı zamanda kendi ayaklarına da sıkıyor. Tıpkı seksenler ve doksanlarda olduğu gibi, ABD yine kendine karşı nefret biriktiriyor.

Geçmişte ABD nefreti, Filistin topraklarını işgal eden Siyonist varlığa desteğine ve Irak ile Afganistan savaşlarına dayanıyordu. Bugün ise, ambargolar ve en yakın müttefiklerine dahi zarar veren ekonomik savaşlar ile bu nefretin sebepleri katlanarak çoğalıyor.

Amerika'ya karşı küresel bir öfke devrimi yakındır. Bu devrimin şiddetli fırtınalarının bir araya toplandığını görüyoruz. Kimse bu durumun sonuçlarının ne olacağını kestiremiyor. Belki de Türkiye, İran ve Rusya'dan önce ABD'nin rejimi değişir.

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler