TRNic6124477.jpg

Hizbullah’ın sadık sözünün sırrı

Hizbullah'ın vaatlerine sadık kalması, dostun ve düşmanın bildiği bir sırdır. Düşman bunu kabul ediyor, itiraf ediyor, hakkında konuşuyor ve bunu açıkça ilan ediyor. Bunu görmek isteyenlerin, Siyonist televizyonlarında Hizbullah hakkında yayınlanan programları izlemesi ve gazetelerinde yazılanları okuması yeterli olacaktır.

5 Ekim 2018 Cuma
İNTİZAR - Hizbullah, tüm vaatlerini yerine getiren, girdiği her savaşı kazanan ve ahlaki – medeni değerleri en iyi şekilde temsil edebilen tek kuruluştur. Ümmetin uzun zamandan beri düşmüş olan başını kaldıran Hizbullah, aynı zamanda Arapların kibirden bir saray inşa ettikleri Siyonist varlığı da hak ettiği şekilde zelil bir duruma düşürdü.
 
Bu nedenle, her düşünürün Hizbullah'ın gücünün, dürüstlüğünün ve kulak ardına atmadığı vaatlerini her durumda yerine getirmesinin sırrını öğrenmeye hakkı vardır.
 
Füzeleri ve silah mühimmatlarını göz önünde bulundurarak, askeri teçhizatın bu gücün ve dürüstlüğün sırrı olduğunu söylemek, yeterli bir cevap değildir. Başta Körfez ülkeleri olmak üzere Arap ülkeleri Hizbullah'ın elindeki cephanelik ile kıyaslanmayacak derecede çok sayıda, gelişmiş silahlara ve savaş ekipmanlarına sahiptir. Ne var ki, buna rağmen yenilgiler içinde kıvranıyorlar.
 
Bundan dolayı, diğer sırları bulmak isteyenler için, Hizbullah'ın vaatlerine sadık kalması, dostun ve düşmanın bildiği bir sırdır. Düşman bunu kabul ediyor, itiraf ediyor, hakkında konuşuyor ve bunu açıkça ilan ediyor. Bunu görmek isteyenlerin, Siyonist televizyonlarında Hizbullah hakkında yayınlanan programları izlemesi ve gazetelerinde yazılanları okuması yeterli olacaktır.
 
Dosta, ya da dost olması gerekenlere gelirsek, işte onlar Araplardır. Gel gelelim ki Araplar, Hizbullah'ın sırrını reddetmeyi tercih ediyorlar. Lübnan halkı tarafından seçilen ve büyük bir siyasi güce sahip olması açısından Hizbullah'ın siyasi varlığını kabul etmekle birlikte, bölgesel bir güç haline gelen Hizbullah'ı “milisler” olarak adlandırarak gücünü gölgede bırakmaya çalışıyorlar. Araplar, Hizbullah'ın zaferlerini kabul etmeyi reddediyorlar, çünkü İsrail onlar için yenilmez bir varlıktır. Hizbullah tarafından yenilgiye uğratılan teröristleri ise, devrimci ve mücahidler olarak kabul ediyorlar.
 
Tüm bunları bir kenara bırakıp, objektif ve tarafsız bir şekilde hakikat arayışına girdiğimizde, tüm bu zaferlerin sebebi olan beş büyük sır karşımıza çıkıyor. Allah, sadece bu sebepleri sağlayanlara zafer verir:
 
Bu sebeplerden birincisi, isabetli görüş sahibi reşit bir liderdir. Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, bu feraset sahibi liderliği temsil ediyor. Hizbullah lideri Seyyid Nasrallah, liderlik için gerekli olan tüm vasıfları bulunduruyor. Güç, izzet ve cesaret sahibi olan Hizbullah lideri, aynı zamanda askerlerine karşı merhamet, sevgi ve yumuşak bir üsluba sahiptir… Derin bir iman ve maneviyat sahibi olan bu lider, aynı zamanda ilham verici bir stratejik düşünce yapısına ve muazzam bir akla sahiptir. İşte bu, Hizbullah'ın zaferlerin en temel unsurudur. Sadece Hizbullah'ı değil, yüksek değerlere sahip olan ümmeti en güzel şekilde temsil etmektedir.
 
İsrail'in sadece heybetini kırmakla yetinmeyerek, Siyonist rejimi örümcek yuvasına döndürebilecek olan bu lider, tüm Arap dünyasına lider olabilecek durumdayken, ne yazık ki Arapların kini bunu kabul etmelerine izin vermiyor. Zira Arap liderler, Nasrallah'ın Arap halklarına uzanması halinde, kendi egemenlik projelerinin kaçınılmaz bir sona doğru gideceğini çok iyi biliyorlar.
 
İkincisi, tüm savaşlarda cesurca hayatlarını ortaya koyarak fedakârlık yapan kahraman Hizbullah askerlerdir. Her biri, birer yüksek madalyayı hak eden bu askerler, liderleri kendilerine “insanların en şereflileri” adını verdiği gün, madalyaların en büyüğünü almış oldular. Alçak gönüllülük, dürüstlük ve samimiyet ile dolu olan bu askerler, halkları tarafından kendilerine karşı beslenen sevgiyi sadece şehit olduktan sonra görmezler.
 
Üçüncü sebep, Hizbullah'ın her konuda destek vererek yanında duran onurlu çevresidir. Bu, başka bir yerde benzerini bulabileceğimiz bir çevre değildir. Bu dostlar, adeta tek yavrusunu savaşa gönderen bir anne ve baba gibi Hizbullah'ın savaşlarına asker göndermek istiyorlar. Bu talepleri reddedildiğinde ise, şehit olarak geri döneceklerini bilseler bile askerlerinin savaşa kabul edilmesi için ısrar ediyorlar.
 
Dördüncüsü, Siyonist varlığa karşı gücü, mücadelesi ve hiçbir şekilde haklarından vazgeçmemesi ile birlikte, Hizbullah'ın liderliği, askerleri ve halkıyla birlikte sergilediği yüksek ahlaktır. Aynı zamanda ülkesinin halkına karşı yumuşak huylu ve hoşgörülü olan Hizbullah lideri, onlarla karşı sakin bir ses tonu ile konuşur ve zaferleri karşılığında onlardan herhangi bir ödüllendirme beklemez. Aksine kendine yöneltilen tüm hakaretler karşısında sessiz kalarak vakarlı bir duruş sergiler.
 
Beşinci sebep ise, ilkeleri ve taşıdığı değerlere olan büyük imanıdır. Hizbullah, pragmatist bir düşünce yapısından çok uzaktır. Kazandığı büyük itibardan sonra, teröristler ile yeni bir savaşa girmemek için bunu gerçekleştirme imkânına sahip olan Hizbullah, bunu yapmadı. Çünkü İsrail ile savaşmaya çağıran ilkeleri, aynı zamanda İsrail'in araçları ile savaşma çağrısında da bulunuyor.
 
Hizbullah aynı zamanda Yemen'de işlenen suçlara karşı da sessiz kalabilirdi, ancak bunu yapmadı. Zorbalık ve zulüm karşısında sonuna kadar sesini yükseltti. Öyle ki, en güçlü sesi çıkaran Hizbullah oldu. Düşmanları onu susturmak için her yolu denedi, ancak başarılı olamadılar. Çünkü Hizbullah, çıkar değil ilke sahibi bir kuruluştur.
 
Bu anlattıklarımız, Hizbullah'ın gücünün perde arkasındaki sırların yalnızca bir kısmıdır. En büyük sır ise liderleri, askeri ve onları kucaklayan dostlarının sahip olduğu akidedir. Bu ise, sırların en derinidir.
 
Nureddin Ebu Lahya
Kaynak: el-Meyadin
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler