77366-cats.jpg
  • Anasayfa» 
  • Analiz»
  •  Kaşıkçı davası ve ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi bölgeyi ne şekilde etkiler?

Kaşıkçı davası ve ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi bölgeyi ne şekilde etkiler?

...Cemal Kaşıkçı'nın İstanbul'da Suudi Arabistan tarafından öldürülmesi ve Amerika'nın Moskova ile nükleer anlaşmadan çekilmesi, bahsi geçen olayların başında geliyor. Bu iki meselenin genel anlamda bölgeye ve özelde ise sıcak dosyalara etkileri ne olacak?

24 Ekim 2018 Çarşamba

İNTİZAR - Son günlerde yaşanan birtakım uluslararası olay ve çatışmaların yankılarının, sadece olay mahallini ya da çatışan tarafları etkilemekle sınırlı kalmayacağını belirterek söze başlamak istiyorum. Çünkü uluslararası arenayı etkileyen bu olaylar, failler ve doğrudan ilgili taraflardan çok daha geniş bir kesimi etkilemektedir. Bildiğiniz üzere, Cemal Kaşıkçı'nın İstanbul'da Suudi Arabistan tarafından öldürülmesi ve Amerika'nın Moskova ile nükleer anlaşmadan çekilmesi, bahsi geçen olayların başında geliyor. Bu iki meselenin genel anlamda bölgeye ve özelde ise sıcak dosyalara etkileri ne olacak?

Birinci olayda, söz konusu cinayetin Suudi Arabistan Krallığının en üst düzey yetkililerinin kararı ile işlendiği biliniyor. Suudi Arabistan'ın benimsediği birbiri ile çelişkili pozisyonlar ve açıklamaların tamamı, uluslararası kamuoyunun gündemi haline gelen bu cinayetteki Suudi liderlerin sorumluluğunu gizlemeyi başaramadı. Zaten kim olursa olsun artık bu suçtan kaçınması veya ört bas etmesi mümkün değildir. Aynı şekilde Suudi devletindeki önemli siyasi ve güvenlik sorumlularının feda edilmesi de, gerçek sorumluların bu işin sorumluluğundan kurtaramayacaktır.

Bu suçun sorumluluğu, muhtemelen yargısal değil, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın pozisyonuna dokunacak politik bir sonuç doğurabilir. Bu durum, Suudi Arabistan'ın bölgedeki, özellikle de bin Selman'ın aktif bir oyuncu ve ortak olduğu dosyalarını doğrudan etkileyecektir. Elbette bizler burada, Batı'nın Suudi Arabistan hesaplarının, onunla birlikte kırılma noktasına ulaştığını söyleyerek durumu abartmaya çalışanlara katılmıyoruz. Çünkü Batı'nın Suudi Arabistan'daki çıkarları, bir Suudi gazetecinin hayatı ya da insani dosyalardan çok daha büyüktür.

Amerika'nın nükleer füze anlaşmasından çekilmesi ile gündeme düşen ikinci olaya gelince, bu olay doğrudan ve hızlı etkileri olan uygulamalar kabilinden olmasa da, stratejik bir boyuta sahip eylemler arasında yer almaktadır. Bu hamle, ilk olarak tarafların eylem ve stratejilerini, ardından güvenlik ve askeri çıkarlarının bu durumdan etkileneceğini düşünen tarafların davranışlarını yönetecektir. Çin ve Avrupa bu ülkelerin başında gelmektedir.

Amerika'nın anlaşmadan çekilmesinin etkilerden bahsetmeden önce, 1987 yılında Sovyetler Birliği Başkanı Mihail Gorbaçov ile ABD Başkanı Ronald Reagan arasında imzalanan nükleer anlaşmanın ana hatlarına değinmek doğru olacaktır. Anlaşmayla 500 ila 5000 km arasında değişen orta menzilli nükleer füzelerin üretimi ve dağıtımını askıya alma kararı verildi. Bu durum, anlaşmaya taraf olmasalar da Çin ve Avrupa'nın yakın çevresinde koruma sağlamıştır. Aynı zamanda anlaşmayı imzalayan iki kutup arasındaki nükleer silahlanma yarışını durdurmayı ve Rus ile Amerikan devleri arasında bir nükleer savaş tehlikesini uzaklaştırmayı hedefliyordu.

Amerika'nın bu anlaşmadan çekilmesi ile birlikte, Rusya'nın bu anlaşmanın yükümlülüklerini terk etmesi beklenmektedir. Bu, pratikte anlaşmanın düşmesi ve iki kutup arasındaki hararetli yarışın geri dönmesi anlamına geliyor. Moskova, bu yarışta Amerika'nın stratejik nükleer enerjiyi kontrol altına almasını önlemek için çalışıyor. Çünkü böyle bir kontrol, Amerika'nın tek kutuplu bir küresel sistem kurmak konusundaki başarısızlığını tazmin edebilir. Son on yılda elde ettiği uluslararası kazanımları bulmak, Rusya için kolay olmadı. Bize kalırsa Rusya'nın cevabı iki yönde olacaktır: İlki dış dosyalar, ikinci cevap ise nükleer silahlanma politikası yoluyla verilecektir.

Silahlanma ve nükleer cephanelik düzeyinde, Rusya Amerika ile olan stratejik nükleer dengeyi korumak için, daha önce anlaşmanın yasakladığı üretim ve dağıtım alanına geri dönmek zorunda kalacaktır. Aynı şekilde, yakın ve orta menzilli nükleer füzeler için güvenli ve koruma bölgesi oluşturmasını sağlayacak koalisyon ilişkilerini netleştirmek için, en azından Rusya ile komşu olan ülkelerle uluslararası ilişkilerini harekete geçirmesi gerekiyor. Bu durum, Rusya Federasyonunu, sınırları civarındaki bölgesel dosyaların yönetimini sıkılaştırmaya götürecektir. Elbette bu dosyaların başında Ortadoğu ve Suriye geliyor. Özellikle de Suriye dosyasında Rusya'nın daha önce görülmemiş seviyede yönetimi sıkılaştırması bekleniyor.

Kaşıkçı meselesine gelirsek, kuşkusuz bu dava Suudi Arabistan'ın uluslararası ve bölgesel pozisyonunun daha çok zayıflamasına sebep oldu. Bu noktada, bölgenin ABD ve Avrupa'nın tam kapsamı altındaki Suudi Arabistan'ın saldırgan stratejisi altında olduğunu söylemek doğaldır. Suudi Arabistan'ı geçici olarak savunma stratejisine başvurmak zorunda bırakan baskı, ABD ve Avrupa, Suudi Arabistan'a bölgede olmayan güç ve destek kaynaklarını sağlıyor. Bunun ilk amacı, hem kral, hem de önümüzdeki aylarda kralın tahtını devralmayı planlayan veliaht prensin iktidardaki pozisyonunu savunmaktır.

Öyleyse iki olayın etkilerini bir araya getirir ve bölgedeki en önemli dosyalar ile bu etkiyi birleştirirsek, özellikle de, şartları ve fırsatları iyi değerlendirerek sömüren Amerika ve Suudi Arabistan'ın dostlarını ve düşmanlarını iyi biliyorsak, bölgede son derece önemli değişiklikler ve etkiler bekleyebiliriz. Bu doğrultuda, saldırı kampının, kendi aracılarını haklı çıkaran her zamanki politikaları gereği, yüksek düzeyde ahmakça, vahşi ve ahlaksız eylemlerine başvurma olasılığını göz ardı etmeden, birkaç olasılığı değerlendirdik:

1- Suriye'de: Bölgede meydana gelen değişkenler, Suriye'yi savunma kampının, ya da diğer bir deyişle, Direniş Ekseni ve Rusya'dan oluşan terörle mücadele ekseninin yararına olacaktır. Aynı zamanda, bu değişiklikler, Suriye'ye saldıranların çoğunluğunun alıkoyduğu fırsattan, savunma güçlerinin yararlanmasını sağlayacaktır. Kaşıkçı davası, çözüm arayışı içinde kafası karışan bu saldırı kampının unsurları arasında çekişmelere neden oldu. Bu endişeden faydalanarak, İdlib'i kurtarma operasyonunun başlatılması girişimi, Suriye'nin savunmasının yararına olacaktır. Bu durum, saldırı kampının ciddi bir şekilde korku beslediği ve bu korkusundan dolayı, geçen ay Soçi anlaşmasının ardından engellenen kimyasal dosyasını tekrar canlandırmaya geri götüren sebeptir. Bu noktada, Suriye sahasında savunma alanında meydana gelen değişiklikleri, hava savunmasını güçlendirmek, silahlı grupları dağıtmak- sahadan çıkarmak ya da İdlib operasyonu için hazırlanan kara gücünün büyütülmesi için kullanmalıyız. İdlib'i kurtarma operasyonu, geçtiğimiz aya göre bugün çok daha iyi bir durumdadır.

2- Yemen'de: Bugün gelinen aşama, Suudi Arabistan'ın yükünü hafifletmesi, Yemen'e düzenlenen saldırıları durdurmak için tek taraflı bir karar alması ve Yemenlilerin BM himayesinde siyasi çözüm arama girişimlerini kolaylaştırmak için bir fırsat olabilir. Ancak burada bazı basiretsiz radikaller, tam aksi yönünde görüş bildirmektedirler. Bu dar görüşlü Suudiler, Yemen'de elde edilecek bir zaferi Kaşıkçı'nın öldürülmesi olayının etkilerini azaltacak olumlu bir gelişme olarak yorumluyor. Elbette bu görüş, -eğer uygulanırsa- Suudi Arabistan'da yıllardır süregelen stratejik aptallığının somutlaşmış hali olacaktır. Zira böyle bir zamanda, Trump dâhil olmak üzere dünya üzerindeki hiç kimse Suudi Arabistan'a destek veremez. Dolayısıyla, Yemen'de bir aşırılık, saldırı güçlerine olumsuz bir şekilde geri dönecektir.

3- Irak ve Lübnan'da: Kaşıkçı davasından dolayı Suudi Arabistan ve Batı'nın içinde bulunduğu durumu ve Rusya'nın uluslararası bir stratejik denge kurma çabalarından iki ülke de istifade etmelidir. Irak eğer Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Amerika'nın kısıtlamalarından kurtulduysa, şimdi hükümetin kurulmasında da ABD'nin kısıtlamalarından kurtulmalı ve özgürlük sürecini tamamlamalıdır. Lübnan'a gelince, geçtiğimiz 5 ay içerisinde hükümet oluşturma konusunda Sudi engeline takılan Lübnan'ın, parlamento seçimlerinin sonuçlarını yansıtan bir hükümet kurması için fırsat kapısı aralandı.

Emin Muhammed Huteyt
Stratejik araştırmacı
Kaynak: Al-Binaa
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler