fft99_mf1948983.Jpeg
  • Anasayfa» 
  • Analiz»
  •  2019’da Suriye: Yeni bir Ortadoğu’ya doğru öncelikler çatışması

2019’da Suriye: Yeni bir Ortadoğu’ya doğru öncelikler çatışması

Amerika'nın kibirli baskıları bugünlerde bu güçler, hükümetler ve ülkelerin stratejilerini engelleyebilecek gibi görünmüyor. Buna karşın, Suriye topraklarında elde edilen sonuçlarla yaşayamayacak bir taraf var ki; o da İsrail'dir.

9 Şubat 2019 Cumartesi

İNTİZAR - Kapsamlı bir savaş olsa dahi, kendilerine karşı büyük bir caydırıcı gücün oluşturulmasına engel olmak, Washington ve Tel Aviv'in, öncelikler listesinin ilk sırasında yer alıyor. İran ve Hizbullah'ın önceliği ise: Direnişin yeteneklerini kararlı ve belirleyici bir savaş için güçlendirmektir.

Suriye'nin geçtiğimiz yıllar boyunca maruz kaldığı askeri ve güvenlik çatışmaları sırasında, devlet ve ordu, yeteneklerini çok fazla düzeyde etkileyen ciddi yaralar aldı. Ancak hava savunma sistemleri ve füze gücü gibi önemli yetenekleri, bu savaştan çok fazla etkilenmedi. Çünkü Suriye Ordusunun silahlı gruplara karşı girdiği savaşın niteliği, bu gücünü kullanmasını gerektirmiyordu. Düşman İsrail, Direniş Ekseni'nde yer alan Şam ve müttefiklerini vurmak için, Suriye'nin içinde bulunduğu durumu kullanarak sert darbeler vursa da, Suriye'de uzun zamandır sürdürülen stratejik yapıyı tehdit edemedi. Suriye'nin askeri liderliği iyi bir askeri deneyim kazandığı 2006 saldırısı sonrasında gücünü pekiştirerek, ordunun askeri yapısında değişikliklere gitmek için Lübnan'da Direniş liderleri ile işbirliği yaptı. Düşmanın hava üstünlüğü karşısında, olağanüstü bir füze gücüne dayanan bu işbirliği, herhangi bir savaşta düşman İsrail'in en güçlü askeri kolunu vurmak için hava savunmasını güçlendirdi.

Ne Şam'ın, ne de Beşar Esad rejiminin muhalifleri, Suriye yönetiminin gerçek “savaş iradesi” hakkında konuşmaktan hoşlanıyorlar. Bunlar uzun zamandan bu yana, Suriye'nin Lübnan, Filistin ve Irak'ta siyasi kazanç sağlamak için Direniş'ten faydalandığı söylemlerine dayanarak hareket ediyorlardı. Şam yönetiminin Direniş güçlerine verdiği desteğin yanı sıra, düşman İsrail ile barış anlaşması imzalamayı reddetmesi ve 2003 yılındaki Irak işgalinden bu yana ABD'nin politikalarına sert bir şekilde karşı çıkmasından dolayı büyük bedeller ödediğini, mantık dışı bir irade ve büyük bir kinle kabul etmemekte ısrar ediyorlar. Suriye'de krizin patlak vermesi ile birlikte baskılar daha önce görülmemiş seviyelere ulaştı. Tüm dünya ülkeleri, rejimin düşmesi için birleşti. Suriye'de savaşın zirveye ulaştığı zamanlar da dâhil olmak üzere, tüm bu süreç boyunca Suriye liderliğinin savaş iradesi hiçbir zaman zayıflamamıştır. Direniş Ekseni müttefiklerinin sahadaki girişimleri, Suriye'nin kararlılığını güçlendirerek zaferler kazanmasına destek oldu. Bu destek, yedi senenin ardından ülke topraklarını tam anlamıyla geri kazanmadan önce, Suriye yönetiminin derin bir nefes almasını sağladı.

Bugün, silahlı güçler ve muhalifler sahada bir birbiri ardına düşüyor. Elbette gelinen noktada hiç kimse Suriye halkının tamamının rejimin yanında olmasını beklemiyor. Ancak hayal kırıklıkları ve yenilgiler, rejimin muhaliflerinden ezici bir çoğunluğu yolundan geri döndürdü. Devlet tarafından uygulanan tüm reform politikaları, Suriye sokaklarındaki yabancı etkileri kaybettirecektir. Bu da, Suriyelilerin kanları ile oynayan güçler, cepheler ve hükümetlerin hareketlerine açık bir şekilde yansıyor. Bu güçler bugün harekete geçmek için Batı'dan işaret beklemiyor, aksine Şam yönetimiyle ilişkileri geri döndürebilmek için uygun bir yol arıyorlar. Amerika'nın kibirli baskıları bugünlerde bu güçler, hükümetler ve ülkelerin stratejilerini engelleyebilecek gibi görünmüyor.

Buna karşın, Suriye topraklarında elde edilen sonuçlarla yaşayamayacak bir taraf var ki; o da İsrail'dir. Düşman, ulusal güvenliğinin sağlanmasının, Suriye savaşının asıl amacı olduğunu çok iyi biliyor. İsrail, sadece Suriye'de değil, Lübnan ve Filistin'de de bu savaştan elde edeceği hasada güveniyordu. Batı ve destekçilerinin bölgede aldığı yenilgilerin doğasını çok iyi bilen Tel Aviv, bugün Suriye sahasındaki durumun tam anlamıyla farkındadır. Bundan dolayı, tüm planların başarısızlığının, bu yenilginin bölgede ve dünyada farklı bölgelere taşınmasını engellemek için, hızlı davranması gerektiğinin bilinciyle hareket ediyor. İsrail'in hedefi bugün son derece net bir şekilde görülüyor: Suriye'nin güçlü bir şekilde geri dönüşünü engellemek.

Ancak öte taraftan, düşman şartların daha zor hale geldiğini ve kurulan dengenin artık eskisi gibi olmadığını da gayet iyi biliyor. Hatta “İsrail” hakkında Direniş Ekseni'nin düşüncelerini benimsemeyen Rusya bile, Tel Aviv'e istediği kadar yardım edemez. Aksine, Suriye'nin gücünü geri kazanması, Moskova'ya silahlı gruplara karşı girilen askeri çarpışma sırasında olduğundan daha fazla koruma sağlamayı dayatıyor. Bu da başlı başlına düşmanın endişe unsurudur. İsrail'deki askeri, güvenlik ve politik stratejistler, terör savaşında müttefiklerine geniş bir sınır veren Suriye liderliğinin karar komuta sahibi olduğu ve işlerin elinden kayıp gitmesine izin vermediğini çok iyi biliyor.

Rusya'nın öncelikleri: Suriye devletini korumak ve İsrail'in ulusal güvenlik tehdidine engel olmak

Pratikte, düşmanı Suriye'ye karşı yıkıcı bir savaşa girmek için iten motivasyonun seviyesinden bahsetmeye gerek yok, çünkü en üst seviyededir. Aynı şekilde düşmanın Suriye ya da Lübnan'da bir savaşa girmesi halinde kullanacağı yıkıcılık yeteneğinden de bahse gerek yok, çünkü bu büyük bir yetenektir. Yine bu savaşa girmek için düşmanın ihtiyacı olan bahanelerden söz ederek vakit kaybetmeyelim, çünkü onda bahane bol. Buna karşın, düşman İsrail'in bu gibi adımların sonucunu öngörebilmek için büyük çaba sarf etmesi gerektiğini söylemeliyiz. Zira İsrail'in bugün temel sorunu, savaş durumunda Direniş Ekseni'nin neler yapabileceği konusunda artan “belirsizliğin” altında yatmaktadır. Asıl mesele budur.

El-Meyadin televizyon kanalına son verdiği demeçte, düşman ve bizden çok sayıda kişi, Seyyid Hasan Nasrallah'ın tünelleri konusuna odaklanmasını bekliyordu. Bu beklenti, dostları ve düşmanlarının çoğunluğunun, Direniş'in düşünce sistemi hakkında fikir sahibi olmadığını göstermektedir. Konuşmanın temel noktası, Suriye'deki gelişmeler hakkında düşmanı hesaba katmaya dayalıydı. Bu noktada olayın aslı ve gerçek savaşın merkezi, bölgenin tamamını etkisi altına almaktadır. Bu, elbette Lübnan cephesinin önemli olmadığı anlamına gelmez, ancak düşmanın kuşatmaya çalıştığı cephe burası değildir.

Bugün düşmanın önceliği, Suriye'de Direniş için sağlam bir zemin oluşturulmasını engellemektir. Bu, Lübnan Cephesinden daha büyük bir tehdit unsuru oluşturduğu için değil, yeni bir Arap-İsrail çatışmasına ufuk açtığı içindir.

Bundan dolayı, Suriye sahasındaki stratejik gelişmelerin rejim ve müttefiklerinin lehine dönüşünden bu yana, Tel Aviv'de yaşanan tehlikenin seviyesinin yükselişini anlamak zor değil. İsrail'in siyasi, askeri ve güvenlik alanındaki liderleri, Direniş Ekseni'nin zafere doğru yönelmesinin, İsrail'in saldırılarına cevap vermek konusundaki zincirleri kıracağını çok iyi biliyor. Bu endişeler, Suriye'nin saldırılara verdiği cevapların artması ve 2018 yılı Şubat ayında bir F-16 uçağını düşürmesinden sonra daha da artmıştır.

Dolayısıyla, düşmanın önündeki en önemli sıkıntı, Suriye'nin askeri yeteneklerini yeniden yapılandırmasını ve İran'ın Suriye'de konuşlanmasını engellemek için düzenlediği baskınlarının zayıf sonuçlarından kaynaklanmaktadır. İsrail bugün özellikle İran olmak üzere Direniş'in Suriye'de füze yeteneği oluşturmasını ve geliştirmesini engellemeyi başaramadığını itiraf ediyor. İran'ın Suriye'den çıkarılamaması, İsraillilerin bilincinde en üst seviyeden kendine yer edinmiş durumda.

Ne var ki, İsrail'in saldırılarına karşı koyma politikasının tırmanması ve bu politikanın önümüzdeki günlerde üst düzeyde ve farklı şekillerde karşılarına çıkacağına dair göstergeler güçlenmektedir.

Öyle görünüyor ki İsrail, Şam'a düzenlediği son saldırı gibi saldırılarının seviyesini yükselterek yeni denklemler dayatmak ve karşıt mesajlar göndermek istiyor. Bu bağlamda, Seyyid Nasrallah'ın Netanyahu'ya uyarıları bir hata değildi, çünkü bunun bedeli geniş bir savaşa doğru gitmek olacaktı. İsrail'in bu savaştan kaçmak istediği, şimdiye kadar birçok deneyim ile kanıtlandı.

Tüm bunlara rağmen, Suriye'nin yeteneklerinin büyümesi ile birlikte İsrail politik, ekonomik ve askeri açıdan tarafsız kalamayacağı gibi, Şam'ın müttefiklerinin Suriye'de yeteneklerini geliştirmesine karşı da tarafsız davranamaz. Düşman Suriye'deki asıl mevkiinin Direniş'in merkezinde olduğunu çok iyi biliyor. Bu noktada, Seyyid Hasan Nasrallah'ın el-Meyadin röportajında, Direniş Ekseni hakkında verdiği güvenli bilginin üzerinde durmak gerekiyor: “Direniş en iyi durumuna geldi. Bu, Netanyahu ve dostlarının çok dikkat etmesi gereken bir değişimdir. Bu, çok büyük ve önemli bir değişimdir. Suriye'de, psikolojik, manevi, lojistik, saha ve potansiyel açıdan durumun 2016 ve 2017 şöyle dursun, 2018 yılından bile çok farklı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.”

Sonuç olarak, özellikle de “belirsizlik” alanın genişlemesi ışığında, İsrail'in önündeki senaryoları öngörmek için büyük bir beyin fırtınası yapmaya gerek yok. Düşmanın karşı karşıya kalacağı iki olası seçenek vardır: Ya, büyük bedeller ödeyeceği geniş bir savaşa gidecek, ya da Moskova'nın Suriye ve Lübnan'da İran'ın varlığını göz önüne alması ile birlikte, Rusya aracılığıyla bir denklem arayışına girecek. Bu iki seçeneğin arasında İsrail, saldırılarını sürdürmesine izin veren mevcut denklemi pekiştirmek için çözüm yolları arayabilir. Ancak bu girişim, birinci senaryoya sebep olacak bir tırmanmaya doğru giden risklerle çevrilidir. Üstelik bu seçeneğin şimdiye dek İsrail'i hedeflerine ulaştıramadığı da kuşku götürmez bir gerçektir.

İbrahim el-Emin
Kaynak: el-Ahbar
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler