Iran_US_Chessboard-800x600.jpg

İran İslam Devrimi’nin Washington’un stratejisi üzerindeki etkisi

Amerika'nın bölgedeki İran İslam Devrimi'ne karşı takıntılı stratejileri, bu noktadan hareketle oluşturuldu. Kendi ve Siyonist varlığın çıkarları için, başta Ortadoğu bölgesi olmak üzere bu devrimi olumsuz etkileyecek olan her yerde savaşlar ve krizler yaratmak, ABD'nin bu kapsamdaki en tehlikeli stratejisidir.

14 Şubat 2019 Perşembe

İNTİZAR - Amerika Başkanı Donald Trump, gelmiş geçmiş ABD başkanları arasında, ülke yönetiminin ajandası ve planlarını ifşa eden en açık sözlü ve net ABD lideri olabilir. Belki de Trump'tan önce ABD yönetimine gelen liderlerin çoğunluğu, mevcut başkanın politikalarından çok uzak değildi. Ancak bu liderler, en azından ülkelerinin ulusal ve stratejik hedeflerinin gerçek yüzünü gizlemek için birtakım hile ve manevralara başvuruyorlardı.

Başkan Trump, bu ayrıcalıklı özelliğini tamamlayabilmek için ulusal güvenlik danışmanı John Bolton'ı sağına yerleştirdi. Bilinen diplomatik yöntemler hakkında hiçbir şey bilmeyen Bolton, bu açık sözlülüğü ve kabalığı konusunda da Trump'tan geri kalmıyor.

Bu açık sözlü ABD Başkanı, son günlerde yaptığı bir açıklamada ağzını doldurarak: ”İran'ı izlemek için Irak'ta kalacağız” dedi. Bu kısa cümle, basit ifadelerle ABD'nin Ortadoğu'daki politikalarının doğasını ve krizler, savaşlar ve trajedilerle dolu bir stratejiyi özetlemektedir. Böylelikle, 1979 yılında ABD yönetiminin stratejik müttefiki Şah Rıza Pehlevi'nin devrilmesi ve İmam Humeyni liderliğindeki İran İslam Devrimi zaferinin ilan edilmesinden bu yana, Amerika'nın İran, Irak ve özellikle bu iki ülkenin etrafındaki ülkelerin çoğunluğunu etkileyen dosyalarını kısa bir cümlecik ile özetlemiş oldu.

İran İslam Devrimi'nden sonra, Amerikalılar devrilen Şah ile birlikte, Arap ve Müslümanları bölmek, zengin Arap ve körfez ülkelerinin çoğunluğunu parçalamak, zayıflatmak ve dağıtmak için bölgedeki ana dayanak noktasını kaybetti. Çünkü eğer Müslümanlar bölünürse, ABD İslam ve Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerde kilit bir rol oynayabilirdi. Zira eğer Araplar ilk olarak Arapların ve Müslümanların tarihi düşmanı olan Siyonist rejim karşısında birleşir, ikinci olarak da, güçlü bir cephenin oluşturulması için bir araya gelerek el ele verirse, ülkelerine ve servetlerine göz diken Batılılar karşısında, politik ve ekonomik olarak kendi denklemlerini dayatabilirlerdi.

Amerika'nın bölgedeki İran İslam Devrimi'ne karşı takıntılı stratejileri, bu noktadan hareketle oluşturuldu. Kendi ve Siyonist varlığın çıkarları için, başta Ortadoğu bölgesi olmak üzere bu devrimi olumsuz etkileyecek olan her yerde savaşlar ve krizler yaratmak, ABD'nin bu kapsamdaki en tehlikeli stratejisidir. Bu stratejinin değişmez ve daimi hedefi, diğerlerini zayıflatmak ve güç unsurları ile etkinliğini parçalamaktır. ABD'nin söz konusu stratejisinin hedeflerini gerçekleştirmek için yürütülen aşamalar şöyledir:

İran – Irak savaşı

İran'da İslam Devrimi zaferinin neredeyse hemen ardından, eski Irak lideri Saddam Hüseyin'in aniden ortaya attığı bahaneler ile Basra Körfezi savaşı başladı. İran ve Irak arasında, Şattularab üzerindeki egemenlik ve Basra Körfezi üzerindeki ortak deniz kıyısı ile ilgili sınır anlaşmazlıklarını düzenlemek için imzalanan anlaşma ihlal edildi. ABD bu anlaşmazlığı kızdırmak ve ardından taraflar arasında kanlı bir çatışmanın başlaması için önemli bir rol oynadı. Bu şekilde, iki taraf için de büyük can kayıplarının yanı sıra, yaklaşık dört milyar dolar maddi kayıp verilen 8 yıllık savaş başladı.

Irak – Kuveyt savaşı

İran ile Irak arasında gerçekleşen savaşın sona ermesinin üzerinden henüz iki yıl geçmemiş, iki ülke de savaşın verdiği büyük kayıplar ve yıkımı düşe kalka toparlamaya başlamışken, Saddam Hüseyin yeni bir savaş başlattı. Hukuki, tarihi ya da siyasi içeriği olmayan ve Amerikalıların habis planları dışında hiçbir anlam taşımayan sudan bahaneler yaratarak, tüm uluslararası yasalar, normlar ve ilkeleri göz göre göre çiğneyen Irak, Kuveyt'e saldırdı. Yıkım, göç, felaket ve kayıplar, ardı ardına gerçekleşti. Bunlardan daha da önemlisi Saddam, Amerikalıların uzun süredir beklediği bahaneyi yaratarak Irak'ta geniş bir savaş başlattı. Bu savaş, hala tüm acıları ile tam bir işgal olarak Irak topraklarında varlığını hissettiren Amerikan - Batı askeri müdahalesinin anahtarı niteliğindeydi.

Terör ve IŞİD'in ortaya çıkışı

ABD işgalinin üzerindeki iç baskıların artması ve Direniş operasyonlarının tırmanması ile birlikte, Amerika askeri birliklerinin çekilmesi için, bir yandan çıkarlarını koruyacak diğer yandan Direnişin yıkıcı operasyonlarına karşı bu birimlerin güvenliğini sağlayacak, uygun bir çıkış yolu bulmak zorunda kaldı. Bu birimlere ait binlerce askerin operasyonlarda hayatını kaybetmesi de, Amerika'nın Irak'taki varlığına karşı büyüyen iç baskıları körükledi. Irak yönetiminden askeri güvenlik anlaşmasının imzasını kopardıktan sonra, çekilmek zorunda kaldılar.

Irak devleti ile varılan anlaşmayla sınırlandırılan Amerika'nın bu askeri varlığı, Bağdat'ın iç siyasetine müdahale edebilmek ve Irak – İran krizi ışığında Araplar ile Müslümanları bölerek parçalamaya yönelik hedeflerine yönelmek için yeterli olmadı. İki yönetimin, yeniden iletişim ve yakınlık kurabileceği ve bu ilişkinin ümmetin çıkarlarını genişletmeye doğru ilerleyebileceğini gören Amerikalılar, bu kez de IŞİD'in temsil ettiği terörizmi piyasaya sürdüler.

Bu teröristler, Irak'ın Ordusu, güvenlik organları ve ülke genelindeki devlet kurumlarına saldırması için ABD tarafından gizli ve açık bir şekilde desteklendi. Amerika, Körfez ülkelerinin parası ve ahtapot medyası tarafından yönlendirilerek çalışan bu teröristlerin, mezhep bölünmesi iklimi oluşturması için zemin oluşturuldu. Bu şekilde, IŞİD'in yayılması ve konuşlanması felaketi ile birlikte, Irak'ın zayıflaması ve parçalanması, İran'ın güvenliği ile ekonomisinin tehdit edilmesi ve enerjisinin büyük kısmını bu tehlikeli terör örgütünü yok etmek ile harcaması hedeflendi.

Daha sonra, İran İslam Cumhuriyeti liderliğindeki Direniş Ekseni'nin, Irak, Suriye ve Lübnan'ı hedef alan bu terör savaşları karşısındaki dayanıklılığının yanı sıra güvenlik, ekonomi ve siyasi dengelerin Direniş ülkelerin lehine geri dönmesinin ardından, ABD Başkanı Trump, İran ile nükleer anlaşmadan çekildiğini açıkladı. Bu bağlamda, ilgili ülkelerin çoğunluğunun ve istihbarat servislerinin görüşünün aksine, ABD bugün peş peşe dayattığı haksız ve sert ekonomik yaptırım paketleri ile İran İslam Devrimi'ne boyun eğdirmek ve bölgedeki etkisini yok etmek istiyor.

Bundan dolayı, Amerikalıların nükleer anlaşmadan çekilerek attıkları son adımlarının, İran İslam Cumhuriyeti'ni kuşatmak ve etkisini yok etmeyi başaramadığı su götürmez bir gerçektir. Bu ve diğer sebeplerden ötürü, İran'ı gözlemlemek ve etkisini sınırlamak için Irak'ta kalmaya yönelik son denklemlerini ortaya attılar. Trump liderliğindeki Amerikalılar, Irak'tan takip ederek İran'ı hedefleyen bu aşamada, 1979 yılında İslam Devrimi zaferinin ardından başlayan stratejilerini taçlandırmaya çalışıyorlar.

Charles Abi Nader
Kaynak: El-Ahad
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler