46452.jpg
  • Anasayfa» 
  • Analiz»
  •  İsrail’in Suriye’ye karşı saldırıları ne zamana kadar devam edecek?

İsrail’in Suriye’ye karşı saldırıları ne zamana kadar devam edecek?

İsrail'in Suriye'deki hedefler üzerine düzenlediği toplam 200 saldırının, Suriye rejimini düşürmediği, Suriye Arap Ordusunun azmi ile maneviyatını eksiltmediği, zafere ulaşması ve Suriye topraklarında egemenliği geri kazanmasına engel olamadığı ve aynı zamanda İranlı askeri güçler ve danışmanları Suriye'den çıkaramadığını çok iyi biliyoruz. Aksine Suriye'deki İranlıların güçleri ve sayıları arttı.

2 Nisan 2019 Salı
İNTİZAR - İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun Beyaz Saray'da ABD Başkanı Donald Trump'ın ev sahipliğinde, Suriye'nin Golan Tepelerinin işgalinin meşrulaştırılması ve Yahudi topraklarına ilhak edilmesini kutlamasından birkaç gün sonra, İsrail uçakları Suriye'ye karşı yeni bir saldırı başlattı. Gelen haberlere göre Halep'in kuzeydoğusuna düzenlenen saldırıda, İran kuvvetlerine ait mühimmat depoları hedeflendi.
 
İsrail Dışişleri Bakanı Yardımcısı Yisrael Katz, işgal hükümetinin bu saldırının arkasında yer aldığını kabul ederek, İsrail uçaklarının düzenlediği bu operasyonu, Gazze Şeridi'nde düzenlenen benzer saldırılara kıyasla karmaşık bir operasyon olarak tanımladı.
 
Bakan Katz, İsrail'in Gazze Şeridi'ne karşı saldırılarının, her daim doğrudan ve hızlı misillemeler ile cevaplandığını, Tel Aviv'e patlayıcı başlıklı füzelerin fırlatıldığını, binaların yıkıldığını, üç milyon İsraillinin sığınaklara gönderildiğini ve Netanyahu'nun ateşkes için Mısır'a koştuğunu görmezden gelirken, İsrail Suriye'ye karşı herhangi bir cevap vermediğini söyledi.
 
***
 
Suriye'deki silah depolarını ya da Suriye ile İran'a ait askeri üsleri hedef alan bu İsrail saldırılarının, iki ülkeden de cevap almalıdır. Özellikle de Halep'te can kayıplarının verildiği ve şehri tamamıyla karanlığa boğan bu son saldırıların ardından, saldırı esnasında füzelere karşı koymak ve bir kısmını düşürmek, cevap için asla yeterli değildir.
 
İsrail'in Suriye'deki hedefler üzerine düzenlediği toplam 200 saldırının, Suriye rejimini düşürmediği, Suriye Arap Ordusunun azmi ile maneviyatını eksiltmediği, zafere ulaşması ve Suriye topraklarında egemenliği geri kazanmasına engel olamadığı ve aynı zamanda İranlı askeri güçler ve danışmanları Suriye'den çıkaramadığını çok iyi biliyoruz. Aksine Suriye'deki İranlıların güçleri ve sayıları arttı. Direniş Ekseni'nin siyasi ve askeri iki liderinin belki de daha önemli öncelikleri vardır. İsrailliler ile onların istediği bir zaman diliminde savaşa sürüklenmek istemiyorlar. Fakat bizler artık bardağın taştığını ve güçlü caydırıcı bir cevap vermenin gerekliliğini çok iyi biliyoruz.
 
Netanyahu, Gazze'de Direniş'in füzelerinden korkuyor ve bununla baş edebilmek için binlerce hesap yapıyor, bu füzelere karşı verilecek askeri cevabın simülasyonunu yapıyor, yani uçak füzeleri ile boş alanları bombalıyorken, Güney Lübnan'da Hizbullah'tan ya da Suriye'den fırlatılan 500 kilodan fazla patlayıcı başlık taşıyan gelişmiş füzelerle karşılaştığında ne yapacak?
 
Rusya liderinin İsrail'in bu kışkırtıcı saldırılarına karşı niçin sessiz kaldığını ve Suriye ile İranlı müttefiklerinin, tüm ilahi kanunlarda meşru olan “kendilerini savunmak hakkı” için “S-300” ya da “S-400” füzeleri ile cevap vermesini neden yasakladığını bilmiyoruz.
 
Rusya, Venezuela Devlet Başkanı Nikolas Maduro'nun, Amerika'nın herhangi bir askeri müdahalesine karşı koyabilmesi için başkent Karakas'ta “S-300” füze sistemlerini kullanmasına izin verdi. Peki, aynı meşru hakkı Suriye liderliğine niçin tanımıyor? Suriye Ordusu'nun, Rus danışmanların gözetimi altında nasıl kullanılacağı konusunda eğitimi tamamladıkları “S-300” füzeleri, niçin göstermelik bir heykel gibi duruyor da, bu küçük düşürücü saldırılara cevap vermek için kullanılmıyor?
 
***
 
İşler olasılık dairesinden çıkarak, bu sarsıcı saldırıları durdurmak için cevap vermek kaçınılmaz bir hale geldi. Rus müttefikin, İsrail'i daha fazla cesaretlendiren bu pozisyonundan dolayı çok sayıda eleştiri aldığını ve bölgede çoğu ülkenin nefret ettiği Amerika ile konumunu eşitlediğini anlaması gerekiyor.
 
Özetle, hakaretler bardağı taşırdı. Direniş Ekseni'nin, isminin hakkını vermek ve diğer Arap ülkelerinin uyguladığı normalleşme, işbirliği ve yüzüstü bırakma politikalarına alternatif olduğunu kanıtlamak için bu hakaretlere cevap vermesi gerekiyor.
 
Abdulbari Atvan
Kaynak: Ray el-Yevm
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler