81f0a116-bad7-4a1b-9a43-47abe056c664.jpg

Toprak günü

Toprak günün, Arap zirvesi denen toplantı ile aynı zamana denk gelmesi ve Filistinlilerin kanı bu topraklara dökülürken, başlıca görevleri bu kanı koruyacak önlemler almak üzere bu zirvede yer almak olan Arapların, olan biteni görmezden gelmesi son derece ilginçtir.

3 Nisan 2019 Çarşamba
İNTİZAR - Geçtiğimiz Cumartesi günü meydana gelen “Toprak günü” olaylarını takip etmek isteyen bir gözlemci, küçük yaştan beri inandığı düşünceleri, hesapları ve değerlendirmelerinin çoğunu yeniden gözden geçirmelidir. Çünkü diğer Arap ülkelerinin çoğunluğu, sadece verdiği kayıpları arttıracak uluslararası kavramlar ve şantajların baskısı altında ezilirken, silahsız Filistinliler tüm dünyaya “bu topraklar bizim, biz bu yoldan vazgeçmeyeceğiz” demek için meydanlara çıkıyor, çocukları ise ölüme meydan okuyor.
 
Karar alma mekanizmaları, pahalı koltuklarına oturup halklarına sundukları kıymetli hizmetlerini göstermek için kırmızı halı üzerinde yürürken, azılı düşman İsrail ile normalleşirken ve Filistinli kardeşlerimize karşı kibirlenenleri desteklerken, Filistin'de çocuklar, kadınlar, erkekler ve yaşlılar aziz topraklarını evlatlarına miras bırakabilmek için kanları ile bedel ödüyorlar. Arap liderler ise, Araplar ve Müslümanların en şiddetli düşmanının, Golan ve Şam diyarında tarihi ve coğrafyayı bir kalemde değiştirebileceğine inanıyorlar.
 
Bu olayları takip eden aklıselim gözlemciler, bu konu hakkında en büyük hatanın nerede olduğu, tüm bu çöküşe sebep olan toprak kaymasının ne olduğu, tarihin neresinde olduğu ve niçin o zaman ya da daha sonra bu toprak kaymasına önlem alınmadığı sorularının cevabını araştırmaya başlıyor.
 
Tunus'ta gerçekleşen Arap zirvesinin Golan ya da Filistin hakkında aldığı kararlar ne olursa olsun, kuşkusuz bu kararlar, tıpkı öncekiler gibi kâğıt üzerinde kalacak ve perde arkasındaki gerçek pozisyonlarını değil, dillerindeki sahte konumlarını ifade edecektir. Bu gerçeği en iyi bilen ise, tüm bu açıklamalar ve kararların hiç birini umursamayan Siyonist düşmanın kendisidir. Siyonist düşman yalnızca, Filistin ve Golan halkı ile yeniden doğan Direniş ruhundan korkuyor. Çünkü bu ruhun varlıklarını, yerleşimlerini ve mukaddes toprakları sömürgeleştirme politikalarını tehdit ettiğini çok iyi biliyorlar. Bundan dolayı İsrail ne Arap birliğine, ne de açıklamalarına bir gün bile karşı çıkmaz. Tek bildiği şey Filistin bayrağını yükselten silahsız bir çocuğun, yaralıları kurtaran bir hemşirenin ya da bebeğini emziren onurlu bir annenin kanını akıtmak ve Müslümanlara ait toprakları yavaş yavaş kemirmeye devam etmektir.
 
Kendilerini yönetici olarak tanıtanların sözde tehditleri ve konuşmalarının, gerçekte halkın gözünü boyamak için sarf edilen sözcükler olduğundan, başta Siyonistler olmak üzere herkes emindir. Bu yetkililer, ümmetin davasını taşımayı hak ettikleri algısı yaratmaya çalışırken, halkaların meseleleri ve kaderi aslında onları hiç ilgilendirmiyor. Aksine, onlar bir yandan efendilerini memnun ederken, diğer yandan üzerlerine düşen sorumluluğu üstlendikleri ve daha iyi bir gelecek için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarına dair halklarını inandırmaya çalışırlar.
 
Toprak günün, Arap zirvesi denen toplantı ile aynı zamana denk gelmesi ve Filistinlilerin kanı bu topraklara dökülürken, başlıca görevleri bu kanı koruyacak önlemler almak üzere bu zirvede yer almak olan Arapların, olan biteni görmezden gelmesi son derece ilginçtir. Tüm savunma araçlarına sahip olan Arap zirvesi liderleri, İsrail cezaevlerinde bağlı olan elleri ve Filistin topraklarında çıplak göğüsleri ile düşmana meydan okusunlar diye, davaları için hayatlarını ortaya koyan çocuklar, gençler ve ailelerine bu sorumluluğu yüklüyor.
 
Öyleyse bu kırmızı halıları sözde zirvelerde koltuk kaplayan, ancak halklarının vicdanları ile davalarının özüne hiç dokunmayan ve onurlarını yakından uzaktan korumayan Arap liderler yerine, topraklarına tutunarak kor ateşleri avuçlayan bu halkın ayaklarının altına niçin sermiyoruz?
 
Dünya üzerinde neredeyse türünün tek örneği olan bu denklemin en büyük hatası nerede? Bu halkı kendini korumak ile sorumlu insanlara ve halka yönelik yasal, kanuni ve ahlaki zorunlulukların sorumluluğunu üstlenen kişilere dönüştüren bu denklem nedir? Bu bir liderlik krizi midir, mekanizma krizi mi, yoksa yanlış yöne doğru sapan ve kimsenin yönünü, gidişatını ve geleceğini düzeltemediği bir tarih krizi midir?
 
Bir gün -o dönem batı Almanya- Dışişleri Bakanı olan Joschka Fischer ile bir iş yemeğinde bir araya geldim. Onunla Filistinlilerin hakları ve Filistinlileri endişelendiren Almanya - İsrail ilişkileri hakkında konuştum. Kendisine; “Bilindiği üzere Filistinlilerin, Nazilerin Yahudilere karşı işlediği suç ile hiçbir ilgisi yoktur. Öyleyse niçin hiçbir alakaları olmayan bu tarihi suçun bedelini onlar ödüyorlar?” diye sordum. Aldığım cevap beni çok şaşırttı: “Almanya'nın İsrail'e karşı yaptıkları veya dünyanın herhangi bir ülkesinin yaptıkları ne olursa olsun ben size şunu söylemek istiyorum, Filistinlilerin Nelson Mandela gibi bir lideri olsaydı, istedikleri devleti uzun zaman önce elde ederlerdi.”
 
Yani, Joschka Fischer bana, “başkalarını suçlamayı bırakın, çünkü Filistin davası bir liderlik krizidir” demek istedi.
 
Bunu Arap arenasındaki krizler ile karşılaştırdığımızda, meydanlarındaki krizlerin çoğunluğunun liderlik krizi olup olmadığı sorusu aklıma takılıyor. İşte tam olarak bundan dolayı, Arap bakanlar toplantılar ve zirvelere katılırken, bunun karşılığında işgal altındaki Golan tepeleri çiğneniyor, Filistinlilerin kanları dökülüyor, Suriye topraklarını işgal etmek isteyenler ve teröristler ise destekleniyor.
 
Durum aslında bunun da ötesindedir. Sorumluluk sahibi yetkililer davaya sahip çıkmaktan vazgeçerek, tehditler ile şantajlara boyun eğen korkak yöneticilere dönüştü. Güç ve destek alabilmek ve aziz topraklarını özgür ve bağımsız bir kararla savunabilmek için topraklarına, çocukluk hayallerine, gençliklerinin başlangıç yerine dönmek yerine, şantajcılara itaat ediyorlar.
 
Lüks koltuklarda oturup kırmızı halılar üzerinde yürüyenler, halklarının davası, topraklarının özgürlüğü ve ülkelerinin onuru hakkında sözlü ve fiili olarak dava sahibi olmak için ne zaman geri dönecekler?
 
Buseyna Şaban
Kaynak: El-Meyadin
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler