thumbs_b_c_ce33a97c8fe4efbd4495519a5fa05232.jpg

Yüzyılın Anlaşması çöküşe doğru gidiyor

Bu sahne ve zincirleme devam eden adımlar, bazılarını yüzyılın anlaşmasının mutlak başarıya varmak üzere güvenli bir yolda ilerlediği konusunda ikna etti. Peki, bu zan ya da inanış yerinde midir? Amerika'nın, Filistin davasının tasfiyesi ve yüzyılın anlaşmasının yürütülmesi hakkındaki kararının başarılı olduğunu söyleyebilmek için, bu unsurlara güvenilebilir mi?

13 Haziran 2019 Perşembe
İNTİZAR - Özellikle Amerika'nın iradesi ve kararlarının reddedilmeyecek kadar önemli olduğuna inanan ve buna göre hareket edenler, Amerika'nın “Yüzyılın Anlaşması” yoluyla Filistin'i tasfiye kararının, kesin bir sona geldiği ve bununla savaşmanın nafile olacağını düşünüyor. Bu kesimler, eğer isterse halkın iradesinin her şeyden üstün en güçlü irade olduğu gerçeğini unutmuş gibiler. Bu kişiler, geçtiğimiz 70 yıl boyunca Filistin'i gasp etme suçunun başarıya ulaşamaması için harcanan tüm çabaları da unutmuş görünüyorlar. Bu çaba sayesinde, Filistin davası Arap ve İslam ümmetinin yanı sıra, Filistinlilere gönülden bağlı, tasfiye edilmelerine karşı çıkan ve haklarının geri verilmesi için çabalayan tüm özgürlük yanlılarının gündeminin ilk sırasında yer aldı. Bazı resmi rejimlerin bu davaya ihaneti ve düşman İsrail ile Amerika'ya bağlılıkları, gerçeği değiştiremez.
 
Donald Trump, Amerika Birleşik Devletleri'nde Başkanlık koltuğuna oturduğu günden bu yana, Filistin davası ve yüzyılın anlaşması adı altında Filistin'in tasfiyesi hakkında tırmandırıcı konuşmalar yapıyor. Bu konuşmalar, Filistin'in tamamının İsrail'e verilmesini, buranın Yahudiler için ulusal bir ülke olarak kabul edilmesini, topraklarından göç ederek özellikle Sina, Ürdün ve Lübnan'da mülteci konumunda yaşayan Filistinlilerin bu bölgelere yerleştirilmesini ve vatandaşlık verilmesini amaçlıyor. Aynı zamanda, İsrail liderliğinde ve ABD koruması altında siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında kompleks bir yapıya sahip bölgesel bir sistemin kurulması hedefleniyor.
 
Uygulamada ise, aşamalı bir şekilde kemirme ve lokma lokma yutma politikası benimsendi. Amerika'nın Kudüs'ü Siyonist rejimin başkenti olarak ilan etmesi, İsrail'in işgali altındaki tüm toprakların işgal statüsünden düşürülmesi, Golan'ı İsrail'in bir parçası olarak kabul etmesi, Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı UNRWA'nın tasfiye edilerek kısıtlanması ve Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkını engellemek için vatandaşlık verilmesi, Amerika'nın Kudüs meselesi hakkındaki pozisyonunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu trenin son uğradığı durak ise, yüzyılın anlaşmasının finanse edilmesi için uluslararası bir sistem kurmak oldu. Bunun için, “Bahreyn Konferansı” çağrısı yapıldı. “Barış ve kalkınma” sloganıyla yola çıkan konferans, İsrail'in barışı ve kalkınmasını amaçlıyordu.
 
Bu sahne ve zincirleme devam eden adımlar, daha önce de dile getirdiğim gibi bazılarını yüzyılın anlaşmasının mutlak başarıya varmak üzere güvenli bir yolda ilerlediği konusunda ikna etti. Peki, bu zan ya da inanış yerinde midir? Amerika'nın, Filistin davasının tasfiyesi ve "Yüzyılın Anlaşması"nın yürütülmesi hakkındaki kararının başarılı olduğunu söyleyebilmek için, bu unsurlara güvenilebilir mi?
 
Diğer yandan, unsurları bir araya getirip analiz ettiğimizde, bu ileri boyuttaki güvenden farklı bir sonuç karşımıza çıkıyor. Bu sonuca bakarak, Amerika'nın İsrail ve bazı Arap rejimleri ile birlikte tasfiye için çalıştığını, ancak bu anlaşmaya karşı büyük bir direniş kitlesi olduğunu söyleyebiliriz. Bu direniş kitlesi, yüzyılın anlaşmasının ilk olarak uygulanmasını engelleyecek ve ikinci aşamada ise düşürebilecek yetenek, konum ve özelliklere sahiptir. Bu direniş kitlesi, yüzyılın anlaşmasının düşmesi için ortam hazırlıklarının tüm hızıyla devam ettiği ve bu anlaşmanın çöküşüne başarılı olmasından çok daha fazla inandıklarını gösteren pozisyonlar almaya başladı. Amerika'nın planlarının mutlak başarısızlığına dair inanç, aşağıdaki unsurlar ile gerekçelendirilebilir:
 
1-  Filistin'de, tüm yönleriyle ulusal haklarından feragat etmeye karşı çıkmak konusunda tam ve kapsamlı bir fikir birliği vardır. Geri dönüş hakkı, kendi kaderini seçme hakkı ve tam bağımsız bir Filistin devleti kurma hakkı Filistinliler tarafından taviz verilmeyen hakların başında yer alıyor. Bu karşı çıkma, basitçe şu anlama geliyor: Gelin, ya da damat reddederse, düğün olmaz. Filistinliler, anlaşmanın birinci ve asıl tarafıdır. Çünkü onlar, tasfiyesi ve silinmesi amaçlanan hakların asıl sahipleridir.
 
2- İki devletli çözüm için sunulan geçmiş kararlar ve girişimler ile birlikte, "Yüzyılın Anlaşması"nın uluslararası ve bölgesel düzeyde veto edilmesi, Amerika'nın planlarına ket vuracaktır. Amerika'nın BM ve Güvenlik Konseyinin kararlarını kontrol etmesine rağmen, bunun karşısında Rusya ile Çin'in etkili vetosu ile birlikte Güvenlik Konseyi'nin bu kontrolden bir şekilde kurtulmasını sağlayan uluslararası değişiklikler meydana gelmiştir. Rusya ve Çin, Filistin meselesinin uluslararası meşruiyetten çıkmasını reddetti. Bu, "Yüzyılın Anlaşması"nın ilerleyememesi anlamına geliyor. Aynı durum, bu meşruiyeti onaylayan ve Filistinlilerin uluslararası haklarından vazgeçmesine karşı çıkan İslam İşbirliği Teşkilatı'nda da yaşandı. Daha sonra, Avrupa da dâhil olmak üzere uluslararası pozisyonların çoğunluğu, devletin meşruiyetine saygı gösterilmesi gerektiğini savundu. Yani başka bir deyişle, “Filistinlilerin reddettiği şeyleri kabul etmiyoruz” dediler. Bu ifade, "Yüzyılın Anlaşması"nın önünde büyük bir uluslararası engel olduğunu söylemek için yeterlidir.
 
3- "Yüzyılın Anlaşması"nı hayata geçirmeye çalışan tarafların giderek kötüleşen zayıflık ve yorgunluk hali: Trump, Netanyahu ve Bin Selam'ın, anlaşmanın üç ayağı olduğunu herkes iyi biliyor. Bu üçlü bugün git gide kötüye giden bir zayıflık ve yorgunluk hali yaşıyor. Bu yorgunluk, Yüzyılın Anlaşması gibi büyük bir stratejik projeyi yürütmek için güvenli bir şekilde harekete geçmelerine engel oluyor.  Öyle ki, görev süresinin son yılında olan ve seçimlere hazırlık yapan Trump'ın koltuğu, görevden alınması için demokrasinin kılıcının bilenmesi ve kınından çıkması ile birlikte sarsılıyor. Hükümet oluşturmak konusunda tökezleyen Netanyahu da, sonuçları garantilenemeyen bir erken seçime gitmek zorunda kaldı. Anlaşmanın son ayağı olan Bin Selman ise Yemen'de boğuluyor. Cizan'daki askeri konumunu kaybederken, petrol tesisler de ciddi tehditlere maruz kalıyor.
 
4- Suriye'ye karşı saldırı güçleri, verilen kayıpları kontrol altına almayı ve Suriye'yi Arapların temel bölgesel kaygıları konusunda tarafsızlaştırmayı başaramadı. Zira Suriye, kendini savunmak için girdiği savaşta kazandığı büyük başarıların ardından, son zamanlarda kendisine karşı yürütülen yıpratma savaşlarını da başarısız hale getirdi ve idlib'in kurtuluşu savaşında net bir tutarlık kazandı. Bu savaş, Amerika'nın çatışmanın süresini uzatma stratejisini düşürürken, Suriye'nin genel olarak ümmetin ve özelde Filistin'in haklarının korunmasındaki bölgesel stratejik rolüne geri dönmesini hızlandırdı. Geçmiş deneyimler, bölgede Suriye'nin imzası olmazsa ne çözüm ne barış ne de sakinlik olacağını kanıtlıyor. Ve Suriye, "Yüzyılın Anlaşması"nı açık ve net bir şekilde reddediyor.
 
5- Direniş Ekseni içerisinde kenetlenmenin artışı ve Direnişin askeri – siyasi yeteneklerini geliştirmesi, iki olayın kaydedilmesine sebep oldu. Birincisi yapısaldır ve eksenin dışında yanlış yol seçen Filistinli gruplardan bir kısmının geri dönüşünü içerir. İkincisi, Direniş Ekseni'nin coğrafi ve askeri yeteneklerinin yanı sıra, düşmanın durduramayacağı kapsamlı bir savaş yürütme yeteneğinin genişlemesidir. Direniş Ekseni, "Yüzyılın Anlaşması"nın reddedilmesi üzerine Filistinlilerin sağladığı fikir birliğinin ışığında, anlaşmanın yürütülmesini engellemek için hizmetkâr olacaktır.
 
6- Mısır ve Ürdün'ün, anlaşmanın gerektirdiği uygulamalara kolaylık sağlamaktan kaçınması da Amerika'nın başarısızlığına yol açacaktır. Bilindiği üzere, bu iki ülkenin anlaşmanın başarısı için yapması gereken yükümlülükleri vardır. Mısır, Sina'dan toprak vermek zorunda, Ürdün ise iki milyon Filistinliye vatandaşlık vermek zorundadır. Her iki durum da, görüşe göre taraflarca reddediliyor.
 
Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, Ortadoğu sahnesinin Amerika ve dostları için karmaşık bir hal aldığını söyleyebiliriz. Yüzyılın Anlaşmasının başarısının garanti altında olduğunu söylemek hiçbir şeyi değiştirmez, aksine sahneye baktığımızda neredeyse anlaşmanın başarısızlığı yüzünden düşeceğini söyleyebiliriz. Ayrıca proje sahibinin vaktinin çok daraldığını da söyleyebiliriz. Trump, gelecek sonbaharda gerçekleşecek başkanlık seçimleri için hazırlanıyor. Netanyahu da Eylül ayında erken seçime girmek zorunda kaldı. O da anlaşma için beyhude bir şekilde çalışacak çabaya ve yeteneğe sahip değil. Bu nedenle önümüzdeki günlerde anlaşmanın başarısız olacağını düşünüyoruz. Bu başarısızlık nedeniyle meydana gelmesi öngörülen yankılar şöyle sıralanabilir:
 
a- Ürdün, iç ve dış politikaları ile pozisyonlarının çoğunluğunu tekrar gözden geçirmek zorunda kalacaktır. Ürdün'ün varlığı ve çıkarları pahasına anlaşmayı destekleyen Körfez ülkelerine daha az bağımlı olacaktır.
 
b- Lübnan, anlaşmanın başarısız olmasıyla açlık ile boyun eğdirme politikasının yeniden gözden geçirilmesine neden olacaktır. Kemer sıkma politikaları uygulayan bütçe, "Yüzyılın Anlaşması"nın başarısızlığının kurbanı olabilir.
 
c- Anlaşmanın başarısızlığı, Amerika'nın Suriye'de savaşı uzatarak bölmeye çalışma planlarını tekrar gündeme getirmesine sebep olacaktır. Eğer bu durum yukarıda bahsettiğimiz diğer konular ile birlikte seyrederse, Suriye krizine son verme çalışmalarının hızlandırılması mantıklı olacaktır.
 
d- Filistin, bu konunun temeli ve en önemli maddesidir. Batı Şeria'nın ilhakının engellenmesi ve Filistinlilerin göç ettirilmesi planlarının çöküşü ile birlikte, Filistinli taraflar arasındaki iç ilişkilerde soğuma yaşanacaktır.   
 
Emin Muhammed Hutayt
Kaynak: Al-Binaa
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler