2019717115820381.jpg
  • Anasayfa» 
  • Analiz»
  •  Suudilerin başarısızlığı, İsrail’in başarısızlığının doğal uzantısıdır

Suudilerin başarısızlığı, İsrail’in başarısızlığının doğal uzantısıdır

Siyonist rejim büyük bir caydırıcılık denklemi kurmayı başaran Hizbullah ile 36 yıllık savaş deneyiminde başarısız oldu. Bugün bu fiyaskonun göstergelerine Yemen'de tekrar şahit oluyoruz. Yemen'deki savaş bittikten sonra bölge asla eskisi gibi olmayacaktır. Özetle, Suudi Arabistan'ın başarısızlığı bugün İsrail ve müttefiki Amerika'nın başarısızlığının doğal bir uzantısıdır. Kazanan, Direniştir.

25 Temmuz 2019 Perşembe

İNTİZAR - Bölgesel gelişmeler, yeni denklemler için gölgesini Ortadoğu'nun üzerine salmaya devam ediyor. Söz konusu yeni denklemler, Osmanlı döneminden bu yana geçerli olan, İngiltere ve Fransa'nın işgallerinden geçerek Amerikan hegemonyasına ulaşan gerçeğin değiştiğini fısıldıyor.

İsrailli oryantalist Dr. Yaron Friedman, bu yeni denklemleri ele aldı. Yemen savaşının İsrail'den uzak bir kriz gibi göründüğünü ve İsrail ile bağlantısı olmadığının zannedildiğini belirten oryantalist, birçok sebepten dolayı bu savaşın büyük öneme sahip olması gerektiğini belirtti. Friderman'a göre, Washington'un bölgedeki iki ana müttefiki olan İsrail ve Suudi Arabistan, İran'ın iki kolu olan Hizbullah ve Husiler ile bir bir karşılaşıyorlar. İran tarafından finanse edilen, eğitilen ve silahlandırılan bu gruplara karşı mücadele uzun zamandır devam ediyor. Fakat bu direnişi tek bir darbe ile bitirmek mümkün değil. Nitekim 36 yıldır Hizbullah'a karşı savaşan İsrail, hiçbir yerde Hizbullah'ın sonunu göremedi. Bu durumda Siyonist rejimin başaramadığını Suudi Arabistan başarabilir mi?

İsrailli oryantalist, Yemen'in İran üssüne dönüşmesinin sadece Suudi Arabistan'ı değil, Aden ve Bab El-Mendeb'den geçerek Kızıldeniz'e yönelen tüm petrol ticaret yolunu tehdit ettiğini iddia etti. Friedman şu sözleri ekledi: “Yemendeki savaş Suudi Arabistan'da kronik bir problem haline geldi. Suudi Arabistan'ın her bombardımanı onlarca kısa menzilli ve uzun menzilli balistik füze ile cevap gördü. Özellikle de Necran ve Cizan'ın güney bölgelerinde bu cevaplar şiddetliydi. Husilerin füzeleri Suudi Arabistan'da büyük endişe kaynağı olmaya başladı."

Siyonist yazar buna karşın Hizbullah'ın ikinci Lübnan savaşındaki dayanıklılığının bir zafer mesabesinde olduğunu belirterek şöyle devam etti: “Çünkü İsrail Hizbullah'ı yenemedi. Savaşın devam etmesi ile birlikte İsrail sivillerin maruz kaldığı bir hata ve felakete sebep oldu. Tüm bunlar Husilerin dünyanın gözü önünde kurban edilmesine yardımcı oldu. Sonuç olarak, Suudi Arabistan'ın problemi, İsrail'in sorunudur.”

İsrailli oryantalistin, Suudi Arabistan'ın sorununun bugün silahsız bir halka saldırmak açısından Siyonist rejimin sorunu olduğuna dair görüşüne biz de katılıyoruz.

Ancak Suudiler ile olan büyük siyasi anlaşmazlığımıza rağmen, Siyonist rejim ile arasında bir kıyaslama yapmayı uygun görmüyoruz. Zira Suudi Arabistan, Arap ve Müslüman bir ülkedir. Bizim bugün Suudiler ile olan sorunumuz, Prens Muhammed Bin Selman'ın liderliğe geldiği günden bu yana benimsediği politika yöntemdir. Siyonist varlık ise hiçbir meşruiyeti olmayan gasıp bir işgalci rejimdir. Arap ve Müslüman halkalara karşı katliam işleyen gasıp İsrail rejimi, bu yaptıkları ile kanserli bir tümör haline gelmiştir. Burada İsrailli oryantalistin değerlendirmesi hakkında birkaç noktaya işaret etmeliyiz:

Birincisi: İsrailli oryantalist, Yemen'de Suudilerin yetersizliğine odaklanmaya ve bir halkın tamamına saldıran bu ülkeyi (Suudi Arabistan) mazlum taraf olarak göstermeye çalıştı. Bu odaklanmanın sebebi, zayıflık yaşayan Suudi Arabistan'a yakınlaşma girişimidir. Dolayısıyla İsrail rejiminin bu durumdan kaynaklı olarak aynı acıyı çektiğini ve saldırıya uğradığını onların Suudilerin bilinçaltına yerleştirmek için onları bu şıkka inandırmak istiyor.

Bu bağlamda İsrailli oryantalistin sözlerini normalleşme çalışmalarından ayrı tutamayız. Öyle görünüyor ki Siyonist yazar bu durumu kullanarak İsrail ile normalleşme yolunu güçlendirmek istiyor.

İkincisi: Doğru yol, Direniş seçeneğinin halk için en uygun seçenek olduğunu söylüyor. Hizbullah deneyimi, İsrail'in saldırılarını başarılı bir şekilde bertaraf etti ve 1967 – 1973 yılları arasındaki savaşlar sırasında tüm Arap ülkelerinin kurmayı başaramadığı yeni caydırıcı denklemleri elde edebildi.

Öte yandan bölgesel ve uluslararası tüm yardımlara rağmen Suudilerin saldırıları karşısında Yemen halkı başarılı oldu.

Üçüncüsü: İsrailli oryantalist, Suudi Arabistan ve Siyonist rejimin Washington'un bölgedeki en güçlü müttefikleri olduğunu söylüyor. Bu doğrudur ve Amerika'nın bölgesel araçları ile bölge halkının kontrolünü sağlamak istediği gerçeğini kanıtlamaktadır.

Amerika bölgesel araçları ile kendi çıkarlarını güvence altına almak istiyor. Irak deneyimi doğrudan bir savaşa girmesi durumda Washington'un ödeyeceği fahiş bedelin boyutunu gösteriyor. Bundan dolayı Washington yönetimi bugün çıkarlarını bu araçları ile sağlamaya çalışıyor.

Dördüncüsü: Direniş Ekseni, İran'dan destek adlığını gizlemiyor. Bu nedenle Suudi Arabistan ve Siyonist rejim “İran fobisi” yoluyla Direniş hareketini şeytanlaştırmaya çalışıyor. Peki, İran kurulduğu günden bu yana Arap olan ya da olmayan bir ülkeye karşı saldırı düzenledi mi? Saddam'ın Amerika ve Suudi Arabistan'ın desteği ile İran'a dayattığı savaşın yükünü taşımadı mı?

Evet, Siyonist rejim büyük bir caydırıcılık denklemi kurmayı başaran Hizbullah ile 36 yıllık savaş deneyiminde başarısız oldu. Bugün bu fiyaskonun göstergelerine Yemen'de tekrar şahit oluyoruz.

Yemen'deki savaş bittikten sonra bölge asla eskisi gibi olmayacaktır. Özetle, Suudi Arabistan'ın başarısızlığı bugün İsrail ve müttefiki Amerika'nın başarısızlığının doğal bir uzantısıdır. Kazanan, direniş halkıdır.

Kaynak: Al-Waght
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler