59643-20170706-034252_U3792_M298151_d320.jpg

İran’a karşı savaş tehdidi blöften ibaret

Sonuç olarak Batı ve Suud'un İran’a karşı savaş tehditleri blöften öteye geçmeyecektir. Hatta Yemen direniş güçlerinin S. Arabistan ve BAE, Yemen'e saldırıları durdurmamaları halinde bu tür saldırılara devam edecekleri tehdidi ile birlikte Ensarullah'ın benzer saldırılar gerçekleştirmeye devam etmesi durumunda bile bunların İran'a yönelik direkt savaşa girme olasılığı blöften öteye geçmeyecektir.

27 Eylül 2019 Cuma
Amerika'nın iran'a karşı iki seçeneği
 
Son bir haftadır Batı ve S. Arabistan menşeli basında Amerika, İngiltere ve S. Arabistan'a ait askeri hava araçlarının Fars Körfezi'nin semalarında gözlemlendiği ve bu ülkelerin büyük hareketlilik içerisinde olduğunu manşetlerine taşıması ve bununla birlikte bu ülkelerin başkanlarının dolaylı tehditvari beyanatlarını medyalarında gündem etmelerinin arkasında yatan asıl amaç nedir? Eğer bu haberler doğruysa bu askeri hareketlilikten ne amaçlanıyor? Bundan bir savaş olacağı sonucu çıkar mı? Dört yıldır Yemen Ensarullahı ile baş edemeyen ve Yemen direnişinden darbe üstüne darbe yiyen S. Arabistan, İran gibi güçlü bir ülke ile savaşa girmeye hazır mıdır?
 
Yemen direniş güçlerinin Suudi petrol şirketi ARAMCO'ya düzenlediği saldırıdan bir hafta sonra yaptıkları açıklamalarda, şartlı olarak saldırıları durdurduklarını ve eğer S. Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen'e yönelik saldırıları durdurmazlarsa bu tür saldırıları arttırarak devam edecekleri tehdidinde bulundular. Ensarullah'ın benzer saldırıları gerçekleştirmesi mümkün mü? Amerika, İngiltere ve S. Arabistan'ın, İran'a yakın bölgelerde büyük askeri hareketlilik haberleri doğruysa,  o zaman hedef büyük ihtimalle İran'dır. Peki, bu mümkün mü?
 
Şu bir gerçek ki, meydan okuma, gözdağı vermek ayrı bir şey, savaşın kendisi apayrı bir şeydir. Birleşmiş milletler toplantısından önce siyo-emperyalist medyanın bunu aşırı gündem etmesi, Trump'tan çelişkili açıklamaların gelmesi gösteriyor ki bu psikolojik bir savaş girişimidir. Peki, kime karşı? İran'a karşı mı? Amerika'nın bölge güvenliği doktrinine baktığımızda İran'dan daha çok, Suudi veliaht Muhammed Bin Salman'a yönelik olduğunu görüyoruz. Nedir Amerika'nın bölge güvenliği doktrini? Bu doktrin Arap ülkelerini ve gerici krallıkların güvenliğini para karşılığında sağlamaktır. Bu gerici krallıklar, veraset yoluyla babadan oğula geçme yöntemiyle iş başına gelmişlerdir. Bunların seçiminde halkın iradesi söz konusu değildir. Bu diktatör rejimlere sesini yükselten her birey, insan haklarına riayet edilmeksizin ya zindana atılır ya da infaz edilir. BM, Avrupa insan hakları kurumları dahil bir çok kurum, bu insan hakları ihlalini gündem edip, her hangi bir yaptırım kararı almaz, alsa dahi Amerika uygulamasına müsaade etmez. 
 
Olası bir halk ayaklanmasına veya dış ülkelerin tehdit ve saldırılarına karşı, Amerika, bu krallıkların güvenliğini para karşılığında taahhüt etmiştir. Arap olmayan bazı ülkeler için de aşağı yukarı buna benzer uygulamaları vardır. Örneğin; Kuzey Kore'nin tehditlerine karşı Japonya ve Güney Kore'nin güvenliği karşılığından bu ülkelerden para almaktadır. Hakeza Rusya'ya karşı, bazı Doğu Avrupa ülkelerinin güvenliğini taahhüt ederek bunlardan da para almaktadır. Bu Amerika için ciddi bir gelir kaynağıdır. Bunun için hiçbir zaman iki Kore'nin barışmasını istemez veya Ortadoğu'da İran'ı sürekli bir tehdit olarak gündemde tutar ve İran'ın bölge ülkeleriyle diyalog kurmasını hiçbir zaman istemez.
 
Hatırlayın 2018'de Trump: “Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz'i, ABD'nin askeri desteği olmazsa iki haftada iktidarını kaybedebileceğini, bunun bedelini ödemesi gerektiği konusunda kendisini uyardım” demişti. Hemen akabinde, S. Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman, Amerika'ya gitmiş ve veliahtlığını desteklemesi için bir tek kalemde Trump'la 490 Milyar dolar silah antlaşması yapmıştı. Suudi Arabistan Veliaht Prensi "Her şeyi onlardan (Amerika'dan) parayla satın aldık" sözleri, her şeyleriyle Amerika'ya bağımlı olduklarının kanıtıdır.
 
Veliaht Bin Selman'ın büyük bütçeler harcayarak McKinsey firmasına hazırlatılan “Vizyon 2030” projesinin duyurulmasının üzerinden neredeyse dört yıl geçmesine rağmen, Suudi yönetimi ülke ekonomisinde hedeflenen dinamizmi yakalamaktan epey uzak kaldı. “Vizyon 2030” Muhammed Bin Selman için her şey demek, “Vizyon 2030”un en büyük finansmanı ise Suudilerin petrol şirketi ARAMCO'nun hisse senetlerinin dünya borsanda elde ettiği kardır. Yemen Ensarullahının ARAMCO'ya düzenlediği saldırıdan sonra, şirketin borsada bir gecede 500 milyar dolar değer kaybını da göz önüne alırsak, başlangıçta 20 milyar dolar olması planlanan Yemen savaşının maliyetinin trilyon doları geçmesi, Suudi yönetimini ekonomik olarak ciddi bir krizin içine sokmuştur. Ekonomik sorunların baş gösterdiğinin diğer bir kanıtı da, Suudi petrol şirketinin (ARAMCO) hisselerinin yüzde 5'inin halka arzını en kısa sürede yapılacağı mesajını vermesidir. Suudi yönetiminin dış politikada yaşadığı kayıpları ekonomik reformlarla telafi etme çabası, beyhude bir çaba olarak gözüküyor. Dolayısıyla Suudi Arabistan ve diğer gerici Arap krallıkları, kendi taç, koltuk ve güvenlikleri için Amerika'ya sırtlarını dayamaları ve dört gözle Amerikalıların tepki vermesini beklemeleri ve Amerika'nın da bu saldırıları ”İran tehlikesi doktrini” gereği İran'a mal etmesi gayet doğaldır.
 
Peki, bundan sonra Amerika ve güvenliğini taahhüt ettiği müttefikleri ne yapacaklar? Birincisi İran ile savaşa girme seçeneğidir. Önümüzdeki Amerika seçimlerini göz önünede bulundurursak bu seçenek Trump'un rakiplerinin elini güçlendiren bir seçenektir. Şimdiden demokrat senatörlerin Trump için soruşturma talep etmeleri, demokrat adayların, Arap kralların güvenliği için askerlerimizin canını tehlikeye atamazsın seslerini yükseltmeleri, Trump'ı epey zora sokacaktır. Ayrıca Pentagon yetkililerinin, bölgedeki 70 bin Amerikan askerinin can güvenliği tehlikeye gireceğini itiraf etmeleri, İran'ın sır küpü askeri gücü ve müttefiklerinin (Suriye, Hizbullah, Haşdi Şabi, Hamas ve diğer grupların) aktif olarak böyle bir savaşta yer almaları, Amerika ve müttefikleri için çok pahalıya mal olacaktır. Her şeye rağmen Trump iyi bir tüccardır ve bunun hesabını iyi yapmıştır. Olası bir savaşın tüm bölgeyi saracağı gerçekliğini de göz önüne alırsak, savaş seçeneği çok zayıf bir ihtimal gibi duruyor.
 
Diğer bir seçenek ise şudur ki; tüccar Trump, ARAMCO saldırısını Suudileri sağmak için iyi bir fırsat olarak değerlendirebilir! Zira tüccar adam, her fırsatı kâra çevirmesini bilen adamdır. Hesap kitabını yaptığını açıklamalarından anlıyoruz. “ARAMCO saldırısını araştırmak için Suudi Arabistan'a uzman bir ekip ve güvenliği sağlamak içinde ek askeri birlik ve teçhizat göndereceğini, ancak Suudilerin bunun için masrafları ödemesi gerektiğini” dile getirmişti. Ayrıca Trump, gerek silah satarak gerekse haraç olarak aldığı paraları hak ettiğine bu ahmakları inandırmak ve sattığı Patriotların başarısızlığının üstünü örtmek için, İran'a karşı blöflerine devam edecektir. Örneğin; İran'a daha fazla yaptırım uygulaması seçeneğini kullanabilir. Daha önce 2012'de İran Merkez Bankası'na ambargo uygulanmasına rağmen saldırıdan bir kaç gün sonra tekrardan İran Merkez Bankası'na yaptırım uyguladığını açıklaması veya Abraham Lincoln savaş gemisini körfeze gönderme blöfü gibi birkaç blöfle bunlara, sizden aldığım paralar karşılığında boş oturmuyoruz mesajını vermek.
 
Sonuç olarak Batı ve Suudi medyasının ve yetkililerinin İran'a karşı savaş tehditleri blöften öteye geçmeyecektir. Hatta Yemen direniş güçlerinin Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen'e yönelik saldırıları durdurmadıkları taktirde bu tür saldırılara artarak devam edecekleri tehdidinde bulunmaları ve buna binaen Ensarullah'ın benzer saldırılar gerçekleştirmeye devam etmesi durumunda bile bunların İran'a yönelik direkt savaşa girme olasılığı blöften öteye geçmeyecektir.
 
Muhammed Bakır
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler