Nasrallah Trump.jpeg

Hizbullah tek bir kurşun atmadan savaşı kazandı

Hizbullah'ın tek bir kurşun atmadan zaferle çıktığı önleyici savaş. Dün kanlarıyla kurtardıklarını, bugün sabırla koruyacaklar. Hizbullah, Lübnan'ı ne çöküşü ne de patlaması için kaderine terk edecek. Kimsenin Lübnan'ı alıkoyması ya da başka bir yakaya taşımasına izin vermeyecek. Kindar, öfkeli ve ülkeyi sarmak isteyen uç kesime rağmen Lübnan, Direnişin kalesi olarak kalmaya devam edecektir.

23 Ekim 2019 Çarşamba

İNTİZAR - Dün kanlarıyla kurtardıklarını, bugün sabırla koruyacaklar. Hizbullah, Lübnan'ı ne çöküşü ne de patlaması için kaderine terk edecek. Kimsenin Lübnan'ı alıkoyması ya da başka bir yakaya taşımasına izin vermeyecek. Kindar, öfkeli ve ülkeyi sarmak isteyen uç kesime rağmen Lübnan, Direnişin kalesi olarak kalmaya devam edecektir.

1- Almanya'da yayınlanan “Welt am Sonntag” gazetesi, dün internet sitesinde yayınladığı bir haberde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Suriye'nin kuzeydoğusundaki savaşı tek bir atış yapmadan kazandığını yazdı. Haberde, Amerikan güçlerinin bölgeden çekilmesi ve Putin'in müttefiki olan Suriye Ordusunun burada konuşlanmasına dikkat çekildi.

Siyonistlerin Almanya'daki medya ayağı olarak bilinen bu gazete, Direniş Ekseni'nin Lübnan'da girdiği ve aynı şekilde tek bir kurşun bile atmadan zaferle çıktığı bu önleyici savaşı hakkında kasıtlı olarak tek bir haber bile yapmadı.

2- Önleyici savaş diyoruz, çünkü Siyo-Amerikan birliği, Suriye sahasında aldığı yenilgiye misilleme olarak Lübnan sahasını patlatmayı planlıyordu. Bu bağlamda, Suudi Arabistan tarafından finanse edilen ve Lübnanlı bilinen aracıları kullanarak bir kaos dalgası yaymaya çalıştılar.

Komplo planlayıcılarının kullandığı aracılara gelince, onlar ise yoksulluk, kamu hizmetlerinin eksikliği ve Lübnan halkının önünün tıkanmasından kaynaklanan halk galeyanından yararlanarak protestolar ve geniş çaplı gösterilerin fitilini ateşlediler. Suudi parası ile kiralanan bazı aracılar, şiddet eylemleri düzenleyerek devlet malları ile özel mülkleri ateşe verdi. Bu şiddet eylemleri, iki taraflı fitne ateşini yakmak için aynı zamanda hem güvenlik güçlerine hem de protestoculara karşı silah kullanmaya kadar uzandı. Daha sonra, Hizbullah ve müttefiklerine suçlama yöneltilirken, yerel komplocu taraflara verilen mali ve askeri destek tırmandırıldı.

3- Hizbullah liderlerinin, Lübnan için kaos ve yıkım planının ayrıntıları hakkında elde ettiği bilgiler ışığında, Hizbullah liderliği Lübnanlı müttefikleri ile birkaç toplantı yaptı. Bu toplantılarda, komploları ortadan kaldıracak önleyici bir saldırıya hazırlık ve pozisyonlar incelendi.

Seyyid Hasan Nasrallah'ın, Özgür Yurtsever Hareketi Başkanı Cibran Basil ve Marada Hareketi Başkanı Süleyman Franjiye ile görüşmesi, komplolarla savaşmak için bir plan üzerine anlaşıldığını ifade ediyor. Bu görüşmelerde, Direniş ittifakının destekçisi olan sivil hareketleri devreye sokarak düşmanca planları başarısızlığa uğratacak şekilde olumlu yönlendirmeler yapıldı.

Bilindiği gibi, hareketin olumlu bir şekilde yönlendirilmesi, Hizbullah'ın birkaç ay önce duyurduğu yolsuzluk ile mücadele programları tekrar edilerek değil, her şeyden önce halkın meşru istekleri dikkate alınarak gerçekleştirildi. Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrallah geçtiğimiz hafta yaptığı konuşmasında şu sözleriyle bu durumu doğrulamıştı: “Kriz yeni doğmamıştır. 30 yıl içerisinde yolsuzluk ve kamu malı ihlali olaylarına karıştığı kanıtlanan herkes suçundan dolayı yargılanmalı ve hesap vermelidir.”

4- Bu nedenle, halk gösterilerini harekete geçiren etkenler ve bunun sonucunda ortaya çıkan hızlı siyasi ve ekonomik etkiler göz önüne alındığında, Lübnan Başbakanı Sad el-Hariri'nin ilan ettiği reform kararının yaklaştığı görülüyor. Bu, Avrupalı üst düzey diplomatik kaynaklara göre, işlerin Seyyid Hasan Nasrallah'ın istediği gibi gittiği anlamına geliyor. Diğer bir deyişle, ABD ve İsrail'in Lübnanlı komploculara vaat ettiklerinin hiçbir değeri yoktur ve siyasi arenada hiçbir kıymet görmemiştir. Çünkü Direniş ittifakının zaferi ayrılmaz bir bütündür. Bu ittifakın zaferi, Tahran'dan Sana'ya, Bağdat'a, Şam'a, Beyrut'a ve işgal altındaki Kudüs'e kadar uzanıyor. Direniş ittifakı güçleri Allah'ın izni ile en kısa sürede destekçilerini bağrına basmak için bekliyor.

Muhammed Sadık El-Huseyni
Kaynak: Al-Binaa
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler