8333029014e6854b5ec47d112c5019d6.jpg

İran konusunda ateşle oynamayın!

İran'a karşı savaş ise, herkes için yıkıcı olmaktan başka hiçbir kârı olmayan bir savaştır. Yönünü İran'a doğrultan her güç, siyasi ve askeri düzeyde hesaba katmadığı gerçeklerle çatışmak zorunda kalır. İran, ablukadan bölgenin en güçlü ülkesi olarak çıkmayı başardı. İran önümüzdeki beş yıl içerisinde İslam dünyasına öncülük edecektir. İran Orta Doğu'da Amerika'ya doğru askeri olarak ilerliyor.

2 Aralık 2019 Pazartesi

İNTİZAR - İsrail'in baskısı altında Amerika'nın tutuşturduğu hiçbir savaş, George Bush'un Irak ve Afganistan'ı harap etmek için yönettiği “çöl fırtınası” gibi olmayacaktır.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Amerika ile Çin'in Birinci Dünya Savaşından daha kötü olabilecek bir soğuk savaşın kıyısında olduğunu söylüyor. İran'a karşı savaş ise, herkes için yıkıcı olmaktan başka hiçbir kârı olmayan bir savaştır.

İran coğrafyası, tarihi ve birbiriyle uyumlu olan toplumunun dokusuyla, kendine karşı dayatılan bir savaş için askeri ve siyasi açıdan adeta karmaşık bir düğüm gibidir. Yönünü İran'a doğrultan her güç, siyasi ve askeri düzeyde hesaba katmadığı gerçeklerle çatışmak zorunda kalır.

İran, ablukadan bölgenin en güçlü ülkesi olarak çıkmayı başardı. Bu durum, Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından da doğrulanmıştır. Araştırmacı uzmanlardan biri konu hakkında, “İran Ortadoğu'da Amerika'ya doğru askeri olarak ilerliyor” ifadesini kullandı. ABD Savunma İstihbarat Örgütü DIA tarafından hazırlanan bir diğer çalışma da aşağıdakileri doğrulamakladır:

1- İran'ın deniz yetenekleri, erişimi engelleme mantığını önleme stratejisi üzerine çalışıyor.

2- İran'ın balistik füzeleri stratejik caydırıcılığı için esas bileşenleri oluşturuyor.

3- Tahran siber operasyonlara, bilgi toplamak ve tehditlere karşı misilleme yapmak için en güvenli ve düşük maliyetli yöntem olarak bakıyor.

Dolayısıyla, İran Suudi Arabistan'ı askeri ve siyasi olarak geride bıraktı. Bana kalırsa İran önümüzdeki beş yıl içerisinde İslam dünyasına öncülük edecektir.

Suudi Arabistan'ın hanedan yönetimine gelirsek, Vahhabilik kanalıyla din kisvesi altında eritilmeye başlandıktan sonra giderek aşınmaktadır. Amerika ise, artık Suudi Arabistan için koruma sağlamıyor. Başkan Trump, ancak para karşılığında askeri güvenlik sağlıyor. Bu durum, ABD içerisindeki yasama kurumu ve üst düzey karar mekanizmaları tarafından kabul edilmiyor, çünkü bu durum ABD ordusunu paralı ordular listesinde yer almasına yol açıyor.

İsrail'in baskısı altında Amerika'nın tutuşturduğu hiçbir savaş, George Bush'un Irak ve Afganistan'ı harap etmek için yönettiği ve çocukların cesetleri ve sütleriyle yeniden ülkeyi onarmaya çalıştığı “çöl fırtınası” gibi olmayacaktır.

Amerikan yönetimi, Çin nehrinde kaçırdığı fırsatı Rusya, Çin ve İranlılar karşısında arıyor. Ancak Rusya, Çin ve İran ile stratejik ittifakını sürdürdükçe, Amerika'nın bu fırsatı soğuk ya da sıcak bir savaş ile yakalaması mümkün değildir.

Bana kalırsa burada insanlık tarihinde benzeri görülmemiş yeni bir insani bilinç vardır. Bu bilinç sadece İsrail, Amerika ve Suudi Arabistan'a karşı değil, aynı zamanda insani yakıt olarak bilinen ruhsal ve ulusal diğer yönleri de içerisine alıyor. Bu bilince sahip olanlar, insanın en önemli yönü olan insanlığı programlı bir şekilde yok etmeye dayanan vahşi kapitalizme de karşıdır.

Burada akıllara takılar bir soru var. Tüm değerleri yitirdikten sonra kimin gerçekleri karartmaya ve daha sonra kabul etmeye hakkı vardır?

Suudi Arabistan, İran'ı mezhepçiliği alevlendirmek ve bütün dünyayı kışkırtmakla suçlarken, Amerikalı araştırmacı Fred Zackia ise, “Donald Trump yönetimi, tek kutupluluk ve izole etme politikasını ikiye katladı. Bu, Amerikan liderliğinden ve istikrarlı bir dünyadan vazgeçmeyi güçlendiren bir bileşendir” yorumunda bulundu.

Gerçekler, Vahhabi mezhepçiliğinin İslam'ı ve Müslümanları yıkıma götüren asıl karanlık taraf olduğunu gösteriyor. Yemen'de mezhepçiler tarafından yürütülen soykırım bunun en net örneğidir. Bu nedenle Suudi Arabistan'da iç içe girmiş bir pozisyon ile karşılaşıyoruz. Bu, Körfez İşbirliği Konseyi'ni devre dışı bıraktıktan ve İslam dünyasındaki politikasını reddettikten sonra kendisini dar bir köşeye sıkıştıran Suudi Arabistan'ı daha çok yalnızlaşmıştır. Diğer yandan Suudi Arabistan, Yemen savaşı ve Cemal Kaşıkçı cinayetinden dolayı ABD Kongresi tarafından cezalandırılmakla tehdit ediliyor.

Bu çelişkilerin ortasında, ben herhangi bir savaşa girilmeyeceğini düşünsem de, İran kendisine karşı girilecek her türlü savaşı, yüksek hazırlık seviyesinde olan askeri gücü ile kazanmaya odaklanmıştır.

Amerikalı gazeteci Taylor, İran ile savaş fikrinin Amerikalı milletvekilleri tarafından desteklenmediğini, bazılarının ise konu hakkındaki bilgi eksikliği nedeniyle öfkelerini dile getirdiğini belirtti.

İgor Subotin de bu konu hakkında şu satırları kaleme aldı: “Amerikalılar, İran'ın savunma alanında modern savaş yetenekleri kazanmasından korkuyorlar. Güvenlik Konseyi'nin İran'a dayattığı silah yasağı, 2020'nin Ekim ayında sona eriyor. Pentagon'un istihbarat raporuna göre, İran, Rusya ve Çin'den gelişmiş silahlar satın almaya çalışacak.”

İsrail'in penceresinden baksak bile, Trump'ın siyaseti İran'a yönelmiş gibi değil de, askeri ufukta en önemli kimliğini kaybetmiş bir politika olarak görünüyor. Bu ufuk, bölgedeki varlığını Amerikan karşıtı bir askeri stratejiye göre güçlendiren İran'ın lehinedir.

Rusya ile Çin'in pozisyonları, Körfez ülkeleri ve İsrail gibi bölgedeki tehlikelerin farkında olmayan tarafların gireceği her türlü savaşı doğal olarak reddediyor. Bölge bir yıkıma giderse, ortaçağa geri dönecektir. Rusya'nın bunu savunmadığı ancak buna karşı koymaya hazır olduğu doğrudur. Çünkü bu yıkım sınırlarında gerçekleşecektir. Rusya henüz süper güç değil, ancak önemli bağımsız bir oyuncudur.

Muhammed Lawati
Kaynak: Al-Mayadeen
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler