201742921327917132a.jpg

İsraillilerin füze kâbusu gerçeğe dönüşüyor

İsrailli uzman: “İran, nükleer silahlara ihtiyaç duymuyor. Yüksek hassasiyeti bulunan 2 bin kilometrelik füzeleriyle, İsrail gibi bir devleti felce uğratabilir. Elektrik santralleri gibi noktaları hedef olarak seçerlerse, işte o zaman nükleer silah olmadan, ülkeyi bozguna uğratabilir.”

7 Şubat 2019 Perşembe

İNTİZAR - İran İslam Cumhuriyetinde aktif radarlar, topoğrafik haritalama sistemleri ve elbette optik jiroskoplar, uzun yıllardır etkin olmakla birlikte, azami hassasiyet ile profesyonel bir şekilde kullanılıyor. Bu sistemlerin ürettiği kombinasyon, İran füzelerinin hedefi neredeyse sıfıra yakın hata ile vurmasını sağlıyor. Bu durum, İran'ın dostları ve düşmanları için büyük önem taşıyor.

Tasarım ve üretim aşamalarının tamamı, İran Savunma Bakanlığı Havacılık ve Uzay Sanayi Kurumu bilim adamları ve uzmanlar tarafından başarıyla tamamlanan bu füze, İran İslam Cumhuriyeti'nde, hedefe yüksek hassasiyetle ulaşarak tamamen yok edilmesine olanak sağlayan yönlendirme ve kontrol imkanı olan ilk uzak menzilli füze olarak kabul ediliyor.

Balistik füzelerin hassasiyeti konusu, İran için daima en önemli önceliklerden biri olmuştur. Çok sayıda İranlı yetkili, İran'ın füze hassasiyetini arttırma zaruretini defalarca çeşitli platformlarda vurgulamıştır.

Bugün, dünya çapında genellikle güdümlü bombalar, balistik füzeler ve Cruise füzelerinin yanı sıra, GPS, GLONASS ya da BeiDou gibi uydu navigasyon sistemlerinin hassasiyeti arttırılmış durumda. Buna örnek verecek olursak İran yakınındaki ülkeler olan Hindistan ve Pakistan, füze hassasiyetini arttırmak için uydu navigasyon sistemleri kullanıyor ve füze alanında en aktif ülkeler arasında kabul ediliyor.

Hindistanlılar, uydu takip sistemleri ve iletişim sistemlerini geliştirmeye çalışıyorlar. Diğer yandan Pakistanlılar ise, Çin'in BeiDou füze sistemlerine ulaşma olanağına sahiptir.

Aynı şekilde Çin, BeiDou sistemlerine sahipken, Rusya ve Amerika da gerekli hassasiyeti gerçekleştirebilmek için kendilerine ait bağımsız sistemlere sahiptir. Elbette bu ülkelerin çoğunluğunda, balistik füzeler nükleer savaş başlıklarının ana taşıyıcıları olarak kabul görüyor. Ancak, hassasiyet ve doğru isabet konusu aynı önceliğe sahip değildir.

İran: Balistik füzeler ile farklı bir hikâye

İran'da balistik füzelerin hikâyesi, Saddam Hüseyin'e İran'a karşı savaşında kullanması için Batı tarafından verilen füzeler gibi korku saçan füzelerin etkisinin başlangıcından biraz farklı gelişmiştir. Şehid Hasan Tahrani tarafından geliştirilen füze programının başlatılması, diğer ülkelerin aksine İran'da çok uzun zaman almadı.

İran'da savaşın sona ermesinden bu yana kullanılan savaş başlıklı geleneksel füzeleri, Ortadoğu bölgesinde barış ve caydırıcılığı korumak konusunda daima etkili bir rol üstlendi. Batı'nın bu konudaki mantık ve delil yoksunu iddiaları, şimdiye kadar hiçbir sonuca ulaşamadı.

Elbette İran'ın balistik ailesinin üyeleri, Kuzey Irak'tan Suriye'nin doğusu ve Pakistan'ın batısına kadar, teröristlere karşı ağır bir darbe indirmek zorunda kaldı.

İranlıların, ülkenin sınırlarını ve güvenliğini korumak için füze savunmasına verdikleri önem dikkate alındığında, Batı daima bunu İran'ın nükleer programına bağlamaya ve dünyanın barışı ile güvenliği için tehlikeli bir plan olarak pazarlamaya çalıştı. Bundan dolayı İran'ın neredeyse tüm füze denemelerinden sonra Batılılar nükleer savaş başlığı taşıma hikayesini tekrarlıyor. Ancak bu mantık dışı seslerin arasında, İran'ın balistik füzelerinin hassasiyetinin, İran İslam Cumhuriyeti'ni caydırıcı bir güç haline getirdiğine dair açıklama yapan İsrailli bir uzmanın sözleri geniş yankı buldu.

İsrail'in füze savunma programının eski yöneticisi Joseph Rubin'in, İran'ın füze savunması konusunda Siyonist rejim içerisindeki en donanımlı kişilerden biri olduğunu söyleyebiliriz. 2015 yılında, Amerika'da gerçekleşen bir konferans sırasında, Rubin tarafından kullanılan şu ifadeler dikkat çekti:

“İranlıların, balistik füzeler üzerine küçük kanatlar monte edebildiklerini, füzelerini hassas bir şekilde ayarlayabilmek için bu yeteneklerini kullandıklarını ve hassas saldırı gücüne sahip olan 2 bin kilometre menzilli füzeleri olduğunu düşünüyorum.”

İsrailli yetkili, şu sözlerle devam etti: “İran, nükleer silahlara ihtiyaç duymuyor. Yüksek hassasiyeti bulunan 2 bin kilometrelik füzeleriyle, İsrail gibi bir devleti felce uğratabilir. Elektrik santralleri gibi noktaları hedef olarak seçerlerse, işte o zaman nükleer silah olmadan, ülkeyi bozguna uğratabilir.”

Amerikan Pershing'inden, İran'ın İmad'ına… Küçük kanatların hikâyesi

Berlin duvarının iki tarafında, soğuk savaş döneminde iki büyük güç tarafından geliştirilen sistemlerin yanı sıra, kısa ve orta menzilli balistik füzeler, kısa ve orta menzilli sistemlerin geliştirilmesine yol açmıştır. Özellikle 1980'li yıllarda ve soğuk savaşın son zamanlarında, Avrupa'daki çatışmanın Doğu ve Batı'yı yakınlaştırması, nükleer enerji anlaşmasının imzalanmasına yol açtı. Ve sonunda, bu ülkeler sözleşme gereğince Cruise füzeleri ve kısa – orta menzilli balistik füzelerden kurtuldular.

Amerika'da orta menzilli balistik füze modelleri olan Pershing 1 ve 2 füzeleri, 1980'li yıllarda Doğu ve Batı arasında tartışmalara yol açtı.

Pershing, katı yakıtla çalışan, orta menzilli ve iki aşamalı balistik füze ailesindendir. Füzenin hızı, ses hızının sekiz katına ulaşırken, yaklaşık 80 ton ağırlığında nükleer başlık taşıyabilme kapasitesine sahiptir.

1960 yılında ilk denemesinden geçen Pershing sistemlerinin kullanımı, üretildikten sonra 30 yıldan fazla sürerek 1991 yılında sona erdi. Amerikan Ordusu Füze Komutanlığı tarafından yönetilen sistemler, topçu birlikleri tarafından konuşlandırıldı.

Sovyetler Birliği, bu füzelere karşı koymak için büyük kampanyalar başlattı. INF anlaşmasının imzalanmasına sebep olan müzakerelerde, Moskova'nın ana taleplerinden biri, bu füzelerin yok edilmesiydi.

Pershing füzelerinin, uydu takip sistemlerinin olmayışına rağmen, topoğrafik haritalardan iki boyutlu haritalama sistemleri ile son aşamada aktif radarların kombinasyonunun yer alması dikkat çekmektedir. Bu füzelerin hata oranı, yaklaşık 30 metre olarak görülüyordu ki bu durum o dönem için olağan dışı bir şeydi.

Pershing hakkındaki bir diğer önemli nokta ise, füze başlığında küçük kanatların yer almasıdır. Bu kanatlar, uçuşun son aşamasında manevra kabiliyeti veriyor ve füzenin hassasiyetini arttırıyor. Diğer yandan bu “küçük kanatlar”, birkaç yıl önce İran füzelerinde de görülmüştür.

İran füzelerinin hassasiyeti hakkında yeni bir açıklama

İran Savunma Bakanı Amir Hatemi, İslam Cumhuriyeti'nde gerçekleştirilen son füze denemeleri kapsamında yaptığı açıklamada, İran'ın yeni nesil füzelerinden bahsederek, dikkat çekici açıklamalarda bulundu: “Uzun menzilli bir füze Amerikalıların çığlıklarını ve öfkesini ortaya çıkardı. Menzili 2 bin kilometreyi bulan bu füze, iki bin kilometre mesafede test edilerek düşürüldü.”

Savunma Bakanlığı'nın daima füzelerin hassasiyeti üzerine çalışmalarını sürdürdüğüne işaret eden Hatemi, bugün tüm füzelerin yüksek derecede hassasiyeti olduğuna dikkat çekti.

Bu bağlamda, Siyonist uzmanın 2015 yılındaki açıklamasında yer alan kehanetleri ve kâbusunun, pratikte gerçek ile net bir şekilde bağlantılı olduğu söylenebilir. İran füzelerinin kat ettiği mesafeye bakıldığında, bu füzeler düşmanın hava üsleri ve altyapıları dâhil olmak üzere ana tesislerini hedef alan hassas vuruşlu sistemler olarak kabul görmektedir. Peki, Silahlı Kuvvetler, özel uydu sistemlerine sahip olmadan bu hassasiyet seviyesine nasıl ulaştı?

Farklı ülkelerin silahlı kuvvetlerinin sahip olduğu ve açıkladığı cephaneliklerini inceleyerek, İran'ın orta menzilli balistik füzelerini, dünyada uydu yönlendirmesi olmayan en hassas füzeler olarak kabul edebiliriz.

Kaynak: Al-Waght
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler