iran-hizbullah-hamas-ucgeni-408071-5.jpg

Hamas, Suriye ve Hizbullah ile ilişkileri düzeltirken, Gazze ve Batı Şeria'da silahlı direniş güçleniyor

Hamas Hareketi Siyasi Büro Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Sorumlusu Salih el-Aruri'nin, Hamas ve Suriye arasında iletişim kurma çalışmaları ve İran ile Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani'ye yakınlığı, Direniş'in işgal altındaki topraklarda İsrail işgaline karşı ciddi ve yeni bir aşamaya girdiği anlamına geliyor.

21 Mart 2019 Perşembe
İNTİZAR - Filistin Direnişi, son günlerde Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde İsrail işgaline karşı gerçekleştirdiği operasyonları sayesinde, bölgedeki istikrar ve güvenlik denkleminde hala zorlayıcı bir unsur olduğunu kanıtladı. İşgal devletinin ihlalleri, ablukası ve yerleşim politikasını sürdürerek Araplar ve Müslümanlar için hala en büyük tehlike olmaya devam ettiğini gösteren Filistin'deki operasyonlar, bu tehlikeyi görmezden gelen Varşova normalleşme konferansının yanı sıra, Amerika'nın Golan Tepeleri, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nin işgal statüsünden kaldırılması ve bu konuda İsrail hükümetine yeşil ışık yakmasına yönelik kararlarına doğrudan verilen güçlü bir cevap oldu.
 
İşgal edilmiş topraklardaki Batı Şeria ve Gazze Şeridi sahalarında, son günlerde iki önemli gelişme yaşandı. Bunlardan ilki, geçtiğimiz pazar günü Nablus'un güneybatısında Filistinliler tarafından gerçekleştirildi. İsrail askerlerine karşı düzenlenen bıçaklı saldırı, iki İsrail askerinin öldürülmesine ve dört yerleşimcinin ağır yara almasına yol açtı. İkinci gelişme ise, geçtiğimiz perşembe günü Gazze Şeridi'nden işgal altındaki topraklara fırlatılan füzeler ile meydana geldi. Tel Aviv yakınlarındaki stratejik bir noktaya düşen iki adet füze, “Demir Kubbe” tarafından engellenemedi.
 
Hamas'ın “kahramanca” olarak tanımladığı bu operasyonları yürütenler hakkında övgü ile bahsederek cesaretlendirmesine rağmen, bahsi geçen iki operasyonun arkasında kimin yer aldığının hala bilinmemesi ve eylemlerin hiçbir Filistin Direnişi hareketi tarafından üstlenilmemesi dikkat çekti. Hamas Hareketi tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, bu operasyonların İsrail'in Mescid-i Aksa gibi kutsallara karşı düzenlediği saldırılarına misilleme olarak geldiği belirtilerek, "Direniş'in cevabı daha ciddi ve etkili olacaktır" sözleri vurgulandı.
 
Bu önemli gelişmelerin aynı zamanda İsrail seçimlerinden üç hafta önce, Filistin davasını yeniden manşetlere taşıması da dikkat çeken bir diğer mesele oldu. Lübnan'daki İslami Direniş'in lideri Seyyid Hasan Nasrallah'ın doğrudan koruması altındaki "Hamas" Hareketi ile Suriye'nin yakınlaşma haberlerinin gündemde olduğu bir dönemde gerçekleşen bu gelişmeler, bir sonraki aşamaya hazırlık için yeni bir sayfa açtı.
 
Hamas Hareketi Siyasi Büro Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Sorumlusu Salih el-Aruri'nin, Hamas ve Suriye arasında iletişim kurma çalışmaları ve İran ile Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani'ye yakınlığı, Direniş'in işgal altındaki topraklarda İsrail işgaline karşı ciddi ve yeni bir aşamaya girdiği anlamına geliyor. Nablus'un güneybatısında son gerçekleşen bu operasyonlar da buz dağının sadece görünen kısmı olabilir.
 
Filistinli genç şehid Muhmmed Ebu Hudayr'ın diri diri yakılarak şehit edilmesine misilleme olarak üç İsrailli yerleşimcinin kaçırılıp öldürüldüğü operasyonun, Seyyid Aruri tarafından planlandığını hatırlatmakta fayda var. İsrail Ordusunu 2014 yılında Gazze savaşına sürükleyen bu süreç, düşmanın büyük bir yenilgi alması ile sonuçlanmıştı. Batı Şeria'daki askeri operasyonların sorumlusu olan Aruri'nin, İran ve Hizbullah ile güçlü bağları bulunmaktadır.
 
 
İsrail'in girdiği en kısa savaş olarak tarihe geçen ve Mısır liderliğinden acilen yardım istemek zorunda kaldığı 48 saatlik son Gazze saldırısının ardından, Netanyahu'nun korkuları giderek büyüyor. İsrail'in önde gelen gazeterinden "Walla" haber sitesinin aktardığı İsrailli askeri analistlerin açıklamalarına göre, Hamas'ın yer altına binlerce hassas füze gömdüğüne dair haberlerin yayınlamasının ardından Netanyahu'nun bu korkusu zirveye ulaşmış gibi görünüyor.
 
Netanyahu, Filistin halkını ablukalar ve açlık ile terbiye edebileceğini zannediyor. Geçtiğimiz perşembe günü Gazze'den fırlatınlan füzelere verdiği "dramatik" cevap sırasında Netanyahu bu düşüncesinin ne kadar yersiz olduğunu anlamış olmalı.
 
Arapların İsrail ile normalleşmesini destekleyen Amerika ile İsrail'in açlık politikalarının altında yaşam mücadelesi veren Filistin halkı, bağımsız bir ülkede meşru taleplerinin gerçekleşeceği adil bir barış hayallerinin de çöküşüyle birlikte, artık kaybedecek çok fazla şeye sahip değil.
 
Filistinliler yüz kızartıcı Oslo anlaşmasının kıskacından hızla çıkıyor, kusurlu bir güvenlik koordinasyonuna meydan okuyor ve Arapların itaatkarlığı ile Filistin otoritesinin gölgesinde başka bir alternatif olmadığını vurgulayarak Direnişe ve silahlarına sarılıyor.
 
Kaynak: Ray el-Yevm
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler