tunus-meclisinde-siyonist-israil-bayragi-yirtildi.png

İşgal ordusu, “Direniş korkusu” ile İsrailli sivilleri koruyor!

Direniş askeri liderlerinden aktarılan sahadaki veriler, İsrail Ordusunun askeri mevkileri ve kışlalarının büyük kısmını, kuzey bölgesinde sivillere çok yakın bölgelerde konumlandırdığına işaret ediyor. Dolayısıyla, orduları bu bölgede yaşayan halkı otomatik olarak hedef haline getirmiştir.

29 Mart 2019 Cuma
İNTİZAR - Lübnan ile bir savaşın patlak vermesi durumunda, İsrailli yerleşimcilerin özellikle kuzey bölgelerinde Direniş'ten kaçma şansı artık çok zayıfladı. İsrail'in tatbikatlarının sonucunda elde edilen verilere göre, yerleşimcilerin saldırı anında sığınaklara kaçma fırsatı bir dakika ile sıfır saniye arasında değişiyor. Coğrafi gerçekler, İsrail Ordusunun kuzeydeki mevkilerinin koordinatlarının, sivillerin bulunduğu koordinatlar ile çok yakınlaştırdığını gösteriyor. Bu durum, askerler ile sivilleri tek bir hedef haline getirdiği için işgal altındaki topraklarda gerginliğe neden oluyor.
 
İsrailli siviller, Lübnan ile gelecek savaşta ordularının sivilleri “savunma” adı altında askeri bir geçit törenine benzer bir duruma sokacağını biliyorlar mı? İsrailli siviller, tatbikatların yapısından ve kâğıt üzerindeki planlamalar ile teorilerden uzaklaşarak, bulundukları bölgenin yakınlarına ilk füze düştüğünde nasıl bir tepki vereceklerini kendilerine soruyorlar mı? O zaman ne yapacaklar, gerçekten kaçma imkânları olursa nereye kaçacaklar? Özellikle el-Celile bölgesindeki İsrailli siviller, orduya ait kışlalar ve askeri üslerin ortasında yaşıyorlar. Burası doğal olarak savaşın ilk hedeflerdendir. Dolayısıyla, orduları bu bölgede yaşayan halkı otomatik olarak hedef haline getirmiştir.
 
Direniş askeri liderlerinden aktarılan sahadaki veriler, İsrail Ordusunun askeri sahaları ve kışlalarının büyük kısmını, kuzey bölgesinde sivillere çok yakın bölgelerde konumlandırdığına işaret ediyor. Kuzey'deki bu askeri sahalar; 63 özel askeri saha, 6 hava savunma sahası,12 zırhlı araç sahası ve 94 piyade sahası şeklinde dağılmış durumdadır. Bu askeri sahalar, yerleşimcilerin yaşadığı bölgelerden sadece yüzlerce metre uzaklıkta yer alıyor. Bahsi geçen askeri sahaların yerleşim bölgesine en yakı olanına örnek verecek olursak, “Rahip askeri sahası” ile “Shtula” yerleşim bölgesi arasındaki mesafe 700 metreyi geçmiyor. Kuzey bölgesinin en büyük yerleşim bölgelerinden biri olan Kiryat Shmona yerleşim bölgesinin merkezindeki Geober kışlası ise sıfır mesafededir. Bu durum, Direniş'in bu bölgeleri hassas olmayan kısa menzilli füzelerle bile vurması durumunda, İsrailli sivillerin de askerler ile birlikte hedef noktasında yer alacağı anlamına geliyor.
 
Geçmişe dayanan bu gerçeği, İsrail liderliğinin iyi bilmesi gerekiyor. Gel gelelim ki, bu askeri sahaların yer değiştirme ve yerleşim bölgelerinden uzaklaşma olasılığını göz ardı edersek, Kuzey Bölge Komutanlığı bu krizin çözümüne ulaşamadı. Aksine son zamanlarda Hizbullah'ın sivillerin yakınına roket yerleştirmesi suçlamalarını, uluslararası boyuta taşımakla meşgul oldu. Dolayısıyla Filistin'de şehir merkezlerinde yaşam alanlarını bombalayan İsrail, Hizbullah'ı kendi yaptığı şeyle suçluyor. Elbette tek bir fark var, işgal edilmiş topraklarda halk direnişi değil klasik bir ordu savaşıyor.
 
Gazze planları değiştirdi
İsrail'in daha önceki savaşlarda karşılaşmadığı, yeni veriler mevcut. İç cephede yoğunlaştırılan tatbikatların neticesinde şu sonuca varıldı: Herkes askeri mevkileri ile hayati tesisleri hedefleyen ve nüfus bölgelerine gelme olasılığı yüksek olan günlük binden fazla füzeye hazırlıklı olmalıdır.
 
Geleneksel plan, özellikle Güney Lübnan'a yakın yerleşim bölgelerinde yerleşimcilerin kendi bölgelerinde bulunan sağlam barınaklara ve toplu sığınaklara inmesi, ya da savaşın sonuna kadar barınacakları, yakınlardaki yerleşim bölgelerine kaçmasıdır. Alışılmış olan eski plan buydu, ne var ki 2011 yılında yerleşimcileri toplu olarak “güvenli bölgelere” taşıma hazırlıkları başladığında geleneksel plan da değişti. Bu değişiklik, Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrallah'ın, işgal ordusunun Lübnan'a saldırması durumunda El-Celile'yi kontrol altına alma tehdidinden sonra gerçekleştirildi.
 
Direniş'e bağlı kaynaklara göre, Tel Aviv, karşı tarafın saldırı yeteneğini dikkate almadan, kuzey bölgesinde ve özellikle El-Celile'de askeri konuşlanma konusunda savunma misyonu ile uyumlu olan taktiksel boyutlara odaklandı. Bu yüzden, askeri koordinatlar sivillerin yer aldığı koordinatlar ile çakıştı.
 
İsraillilerin hâlihazırdaki askeri ve sivil pozisyonunun hedefinin, Hizbullah'a bağlı askeri grupların askeri ya da sivil herhangi bir birimde savaş bayrağı yükseltmekten mahrum bırakmak olduğu açıkça görünüyor. İsrail Ordusu Eski Genelkurmay başkanı Gadi Eizenkot, son konuşmalarından birinde, Hizbullah'ın stratejik bir adım olarak El-Celile'yi kontrol altına alma amacı ile 5 bin ila 6 bin askerini İsrail'e sızdırma planı olduğundan bahsetti.
 
Savaşın patlak vermesi durumunda düşman İsrail'in kullanacağı ikmal yolları nedir? Elimizdeki verilere göre, ilk ve alternatif tahliye planında “sivilleri” aktaracak otobüslerin kullanacağı yollar, şu anda sivillerin kullandığı mevcut yollardır. Yani Güney Lübnan ile sınır yolları hariç, bunun için tahsis edilmiş askeri yollar bulunmuyor. Tüm bunlar, savaş sırasında siviller için başka bir alternatif çözüm olmadığı, bu nedenle düşmanın iki ateşin ortasında kalacağını gösteriyor: Buna göre düşman ordusu ya sahaya düzenlenecek bir saldırı olasılığı ile birlikte sivilleri füzelerin altında alıkoyacak, ya da füzeler ve topçu ateşlerinin saldırılarının altında sivilleri tahliye edecek. İkinci seçenek, sivilleri tamamen ordu askerleri gibi açık hedef haline getirecektir.
 
Alternatif acil durum planı nedir?
Düşman, bahsi geçen çıkmaz karşısında, yerleşimcilerin toplanma anından sığınaklara ulaşım anına kadar başından sonuna en fazla 72 saat süren hızlı bir alternatif plan hazırlamış gibi görünüyor. Bu planın uygulama mekanizmasında, tüm mevcut yerleşimcilerin Lübnan sınırından dört kilometre uzaklıktaki bölgelere tahliye edilmesi için, siviller ve askerlerin birlikte seferber olması gerekiyor. Buna göre, 64 yerleşim bölgesi olduğu ve burada bir kilometre aralığındaki bir alan içerisinde 80 bin yerleşimci olduğu göz önüne alındığında, bunların ilk füze saldırısından kaçmak için sadece “sıfır saniye”si bulunuyor.
 
Askeri inancın çöküşü
İsrail Ordusu, Siyonist rejimin varlığını, barışını, egemenliğini ve vatandaşlarının güvenliğini sağlamayı ve yaşantısını bozmaya yönelik tüm çabaları engellemeyi amaçlıyor. Bu bağlamda ordu, temel ilkeleri içeren saldırı taktikleri olan savunma stratejisine dayalı bir savaş inancı benimsiyor. Bu ilkelerden en önemlileri: Uzak ve yakın tehditler ile savaşmak, klasik ordulara ve çetelere karşı uygun cevaplar vermek, bunun yanı sıra nitelikli bir istihbarata dayanan yüksek manevra kabiliyeti ve yüksek hassasiyetli ateş gücüdür.
 
Bugün, İsrail'in askeri üslerini yerleşim bölgelerindeki sivillerin arasında konuşlandırması ve gelecek savaşta sivilleri füzeler ve diğer silahlar için açık bir hedef haline getirilmesi ile birlikte, söz konusu askeri inanç sadece sözlerden ibaret olarak kaldı. Zira artık sivillerin korunmasına gereken önem verilmiyor. Aksine askeri güçleri ve kurumlarının konuşlandırılması için siviller güvelik kalkanı olarak kullanılıyor.
 
Hadi Ahmed
Kaynak: El-Ahbar
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler